GÜNDEM
  • 09-10-2023

    Fulya Çetin’in “Ölüm Yokmuş” başlıklı kişisel sergisi 13 Ekim - 14 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yer alan den art’ta sanatseverlerle buluşacak.

    “Budak, oryngham.

    Kutsal ot, toprak ananın saçlarıdır ve bu otları örmek, onun esenliğine duyduğumuz yakın ilgiyi gösteren bir gelenektir. Üç şeride ayrılıp örülen otlar, iyilik ve minnetin simgesi olarak hediye edilir.

    Robin Wall Kimmerer

    Göçmen bir kadının teknede ağırlık yapmasın diye kestiği saçlarının fotoğrafını gördükten sonra hiç tanımadığı bir kadının saçını örüyormuş Fulya Çetin, her iki taraf için de dinginleştirici, meditatif bir tür ilişkiye dönüşüyormuş örme. Örme pratiğini iki yıl boyunca çizdiği 517 kurşunkalem desene ve bir dakikalık bir videoya yayıyormuş sonra, örmenin (85 dakika), çizmenin (2 yıl), seyrin (1 dakika 2 saniye) ömürlerini örüyormuş birbirine. Saçların uzama zamanı, saçları örme zamanı, saçları çizme zamanı, saçları kesme zamanı, videoyu kesme zamanı: yıllarla dakikalar süperpozeymiş, üst üsteymiş bir imgede: yaşamda kalmak için saçlarını kesen kadın, yaşamda tutmak, yaşama bağlanmak için kurşunkalemle çizilmiş saçları kesen video, güncelliğini ve çağdaşlığını, kesme sayesinde kazanan imge, zamanların beraberliği anlamına gelen çağdaşlık. Con/tempus, con/temporary, yaşam uğruna yaşamdan kesilen, kesitlenen, saklanan, belleğe davet, hatıraya armağan edilen faz kaymalarını ve zamanları barındıran, Japonların kesme-uzay-zamanı dedikleri kesmeye benzeyen bir şeyin, yaşama ağırlık yapmasın, yaşam canlansın diye yaşamdan kesilen canlılığın diliymiş: kire...

    Yaşama bağlamak için budanmış bitkilerin ve dalların kâğıtta bıraktığı izlerin ortasına aynı saç örgüsünü çizermiş bir başka sergisinde sanatçı, Karabağ halılarının göbeğindeki madalyona dönüşürmüş örgü, kuraklığa dayanıklı karabiber yapraklarının izine dolanırmış. Budanmış ağaçlar, dallar, kurumadan önce alınan karabiber yaprakları izleriymiş bunlar, yapraklar canlılıklarını kaybetmekteyken, henüz kaybetmeden izin alınması gerekir, eylemsiz bir eylemde bulunurmuş Fulya, ortasında açıklık bıraktığı kâğıdın üstüne koyduğu dalların üstüne özel karışımlar, sprey boyalar, çözen sıvılar akıtır ve sıkar, madde (dal) kendini maddeye (kâğıt) aktarır, dalları kaldırınca geriye dalların bıraktığı boşluk kalırmış. Saç örgüsü bu dalların ortasında, kendisi de ağacın izi olan kâğıdın üstünde kalır, dalların zamanı kâğıdın üstüne akar, saça karışırmış. Zamana muhalefet eder, zamansallığa meydan okurmuş yaşam, zamana meydan okumak, yaşamda kalmaya direnmek, yaşama meydan okumak demekmiş oysa, Fulya dalından kopmuş/ koparılmış cansızları (mimoza, erik, katırtırnağı, gülhatmi, hayıt, zakkum) yeniden canlılığa bağlarmış, yaptığı bir tür ikebana’ymış: açan çiçeğin dalından koparılması, ağacın kökünden kesilmesi, canlılık uğruna yaşamdan, zamana karşı direnmekten kesilmesi anlamına gelirmiş kire. Başka, uzak bir ülkenin dilinde olan bir sözcükmüş kire, Uzadıkça Daha Yakın'mış bundan önceki sergisinin ismi. Kire sayesinde yaşam içinde gizlenen zamansallığı yakalarmış ikebana, artık olmayışın iziymiş bu, canlılığa artık olmayış dahilmiş. Ölüm yokmuş.”

    Zeynep Sayın’ın yazdığı sergi metninden alıntı.

    Künye:
    1. ‘Karabiber’ 2021 125x241cm Kağıt üzeri karışık teknik
    2. ‘Karabiber ve Saç’ 2021 93x124cm Kağıt üzeri karışık teknik
    3. ‘İsimsiz’ Kağıt üzeri akrilik, sulu boya, 21x29cm 2006
    4. ‘Erik’ 2021 125x230cm Kağıt üzeri karışık teknik
    5. ‘Gülhatmi’ 2023 305x150cm Kağıt üzeri karışık teknik

    0
    0
    2337
  • 09-10-2023

    Aslı Solakoğlu’nun iki genç kadının, aşkın, çoğalmanın, çabanın hikâyesini anlattığı romanı On Bin Varlık, NotaBene Yayınları’ndan çıktı.

    Solakoğlu, okurları ipliklerle dikilerek ciltlenmiş el yazısı defterlerde, mühürlü mektuplarda, nakışlarda, şarkılarda yaşayan kadınlarla tanıştırıyor. Düşünceyi, hayatı düzenleyen bir araç olarak dil. Kadınların kendiliklerini yeniden kurdukları bir alan olarak dostluk ve aşk. Bir’den çoğalıp devinen, On Bin Varlık’a can veren Dao’nun evreninde kadınların neşesine engel olarak baba. On Bin Varlık; Çin’in güneyinde, Jiangyong’da kadınların yarattığı ve kullandığı, dünyada kadınlara ait tek yazı sistemi olan Nüshu aracılığı ile mektuplaşan, kız kardeşlik bağı ile mühürlenmiş arkadaşlıklarından güç alarak birbirlerini hayata katan iki genç kadının hikâyesini anlatıyor.

    “Çünkü neşe estetik bir güçtür.”
    Baba,
    Aramayı yola sordum, buz kesti.
    Dağ geçidi, meteor kuyusu.
    Eriyor. Buzdağının görünmeyeni, dipte saçaklanır.
    Aramayı şiire sordum, hırkanı yaktı.
    Birazdan gün doğacak, çiğ düşecek.
    Serin ve sıcak, ikisi çok. Bildiğin dil değil bu.
    Sen uyu artık.
    Ya da.”

    0
    0
    1693
  • 08-10-2023

    Başak Doğan’ın yönetimindeki Chromas, sezonun ilk konserini 12 Ekim Perşembe saat 21.00’de DasDas’ta verecek.

    “İyi Gün Dostlarım” ve “Fix You” gibi sevilen şarkıları kendi üsluplarında seslendiren Chromas, konserde yaz aylarında yayımlanan, Başak Doğan bestesi “Oyun”u da dinleyicilerle buluşturacak. Konserde Duygu Soylu ve Evrencan Gündüz konuk olarak sahne alacak. Konseri izlemeye gelen dinleyiciler, Türkiye’de sadece Başak Doğan tarafından uygulanan Vocal Painting (VoPa) tekniğiyle doğaçlama müzik yapımına tanık olup, deneyimin bir parçası olma şansı bulacaklar.

    Chromas, farklı janralarda üretimler yapan sanatçılarla bir araya geldiği projelerle ve kendine özgü mekânlarda verdikleri konserlerle bu sezon da dinleyicilerle buluşmaya devam edecek.

    12 Ekim Perşembe saat 21.00’de DasDas’ta gerçekleşecek Chromas konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    220
  • 08-10-2023

    Canan Dağdelen’in “lâ mekân” başlıklı kişisel sergisi 28 Ekim’e kadar Art On İstanbul’un Piyalepaşa’daki galerisinde sanatseverlerle buluşuyor.

    ​İşlerinin odak noktasında mimarinin yer aldığı Canan Dağdelen, kendi kökenlerinin kültür unsurlarıyla yakından ilişki kurarak temel yaşam kavramlarını -kendi bilincinin keşfi sürecinde- mimari üzerinden tanımlıyor. Öncelikle mekânla çalışan sanatçı, mekânı yalın, minimalist bir dilde, iç-dış, yoğunluk-incelik, hareket ve durağanlık gibi pek çok zıtlıklar eksenlerinde kurguluyor. “lâ mekân” olarak adlandırdığı sergisini “mekân ve mekânsızlığın eş zamanlılığını vurgulayarak, var olan ve olmayanın eşit denkleminin peşi sıra” kurmaya çalıştığını söyleyen Dağdelen, farklı biçim, içerik ve yöntemler arasında hassas bağlantılar, geçişler yaratarak yeni bilgi biçimlerinin izleyici tarafından algılanmasını sağlıyor. Sanatçının, soyut ve somut dünyanın kesişiminde ortaya çıkan çalışmaları, güncel bir gerçeklik durumunun varlığını simgelerken kadim uygarlıkların yankısını da içeriyor. Ayrıca Derya Yücel’in kaleme aldığı kapsamlı metni içeren “lâ mekân” kataloğu da sergiye eşlik ediyor

    0
    0
    1668
  • 08-10-2023

    2020 yılında çevrim içi ortamda yayın hayatına başlayan güncel sanat yayını Argonotlar’ın yıl boyunca yayımladıkları eleştiri, söyleşi ve güncel sanat tartışmalarını bir araya getirdikleri ilk basılı yayınları Argonotlar Almanak 2022 okurla buluştu.

    Argonotlar Almanak 2022’nin içeriği 2022 yılı boyunca internet sitelerinde yayımlanan 29 eleştiri yazısı, 18 söyleşi, 15 gündem ve tartışma yazısı ile 17. İstanbul Bienali kapsamında hazırladıkları 10 özel içerikten oluşuyor. Ayrıca yer verilen, Argonotlar Ajanda üyesi galeri ve kurumların 2022 yılı boyunca gerçekleştirdiği sergilerin listesiyle de yılın güncel sanat ortamına dair bir özet sunmayı hedefliyor.

    1000 adet basılan 335 sayfalık Argonotlar Almanak 2022’yi edinmek isteyenler Türkiye’de regl yoksunluğuyla mücadele eden Konuşmamız Gerek Derneğine bağış yaparak edinebilirler. İş birliğinin detaylarına bu formdan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Argonotlar’ın Telif Kumbarası kampanyasının detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1274
  • 07-10-2023

    Beats By Girlz Türkiye’nin genç kadın müzisyenlere yönelik düzenlediği ve British Council’ın “Kültürde Kadın Gücü Destek Programı” kapsamında gerçekleştirilecek atölye ve mentorluk programı “Benim Şehrim, Benim Sesim” için başvurular 23 Ekim’e kadar devam ediyor.

    Beats By Girlz Türkiye ve British Council’ın, WOW – Dünya Kadınlar Festivali İstanbul’un bir parçası olarak ilk kez 2021 yılında düzenlediği “Benim Şehrim, Benim Sesim” projesi, geçen yıl ikinci edisyonunda İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Diyarbakır’dan 15 kadın müzisyenin katılımıyla gerçekleşmişti. Kariyerlerinin başındaki kadın müzisyenler için bir sanatçı gelişim projesi olan “Benim Şehrim, Benim Sesim”in üçüncü edisyonu bu sene düzenlenecek. Programın rotasına bu yıl, Türkiye’den Ankara ve Balkanlar’dan Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan da ekleniyor.

    Proje, genç kadın müzisyenlerin yaşadıkları şehirlerin seslerinden ilham alarak kendi müziklerini yaratmalarını hedefliyor. Bu program kapsamında üretilen her bir şarkı, bireysel bir hikâyeden yola çıksa da o şehrin günlük ve kolektif yaşantısından da birer kesit sunuyor. Proje kapsamında şehirler, müzisyenlerin ilham aldığı sesler eşliğinde şarkılara dönüşüyor. Ayrıca tüm bu üretim süreci de bir belgesel hâline getiriyor. Bu sayede hem işitsel hem görsel farklı platformlara yayılan bir anlatı ortaya çıkıyor.

    ​Kasım 2023’ten Mart 2024’e kadar uzanan 5 aylık bir program olan “Benim Şehrim, Benim Sesim”e, Türkiye’de Ankara’dan ve Balkanlar’da Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’dan henüz kariyerinin başındaki ses tasarımcısı, enstrüman çalan ya da vokalist tüm genç kadınlar 23 Ekim’e kadar başvuru yapabilecek. “Benim Şehrim, Benim Sesim” hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1647
  • 07-10-2023

    Bi Nevi’ Galeri ve SZ Art Services iş birliğiyle düzenlenen “Figür*” başlıklı grup sergisi 13 Ekim’e kadar Bi Nevi’ Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Cansu Kahraman, Ayşe Kapusuz, Oğulcan Yiğit Özdemir, Sefa Çatuk, Tünay Tunç, Şeyma Barut, Elif Ko’nun eserlerinin bir araya geldiği “Figür*” sergisi, figüratif eğilimlerin çağdaş sanatsal ifade alanında yeniden canlanışını kutluyor ve sanat tarihinin gidişatını şekillendirmedeki öneminin altını çiziyor. Sergi izleyicileri, sanatçıların insan figürünü canlandırarak hayata geçirdiği ilgi çekici anlatıları, farklı teknikleri ve düşündürücü bakış açılarını keşfetmeye davet ediyor. Çağdaş sanatın sürekli gelişen ortamında, figürün yeniden dirilişi; insan formunun hikâye anlatımı, gözlem ve sosyal yorum aracı olarak kalıcı gücüne tanıklık ediyor.

    ‘Figür*’ sergisi kapsamında eserler; tarih, kültür ve deneyimle diyaloga giriyor: İnsan bedeninin hâlen sanatçıların duygularını, gözlemlerini ve çevrelerindeki dünyaya yönelik eleştirilerini kanalize ettikleri sonsuz derecede çok yönlü bir konu olmaya devam ettiğini hatırlatıyor.

    Figürün sanat tarihindeki önemi yadsınamaz. Rönesans ustalarının anatomiye ilk hakimiyetinden Barok dönemin duygusal ifadelerine kadar insan figürü, sanatsal keşiflerin temel taşı olmuştur. Modernizmin gelişiyle birlikte ise figürler, psikolojik durumları ve toplumsal değişimleri araştırmak için araçlar hâline gelmiştir. Çağdaş figüratif eğilimler, bu köklü mirasın üzerine inşa edilerek kimlik ve cinsiyetten teknolojinin insan bağlantıları üzerindeki etkisine kadar çeşitli konuları ele almak için dinamik bir platform sunuyor.

    Bu yeniden dirilişin altında, modern sanatsal araçların ve estetiğin gelişmesine rağmen bireyin evrensel olarak ilişkilendirilebilir bir sembol olarak kaldığının kabul edilmesi yatıyor. Bu sergide yer alan sanatçılar bizi kendi dünyalarına bakmaya davet ediyor; her çalışma, ortak insan deneyimimizle rezonansa giren hikâyelere hayat veriyor.

    ‘Figür*’, figüratif eğilimlerin sürekli genişleyen sanatsal yaratım evreninde nasıl hem bir köprü hem de bir pusula görevi gördüğünü vurgulayarak sizi gelenek ve yeniliğin yakınlaşmasına tanık olmaya davet ediyor. Bu sergi, insan formunun kalıcı gücünün ve onun büyüleme, kışkırtma ve ilham verme konusundaki ebedi yeteneğini doğruluyor.”

    Adres: Bi Nevi’ Galeri: Teşvikiye, Muradiye Bayırı Sokağı Bingül apt No:45 D:2, 34357 Şişli/İstanbul

    Künye:
    1. Şeyma Barut
    2. Ayşe Kapusuz
    3. Cansu Kahraman
    4. Elif Ko
    ​5. Oğulcan Yiğit Özdemir

    0
    0
    1246
  • 07-10-2023

    İspanya'nın Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Cervantes Enstitüsü, Latin Amerika Büyükelçilikleri iş birliğiyle İspanyol ve Latin Amerika edebiyatı üzerine konuşmak için 10-12 Ekim 2023 tarihleri arasında Barceló İstanbul’da bir etkinlik serisi düzenleyecek.

    Aralarında Leonardo Padura, Natalia García Freire gibi eserleri Türkçeye çevrilmiş yazarların da bulunacağı etkinliğe Cervantes Enstitüsü’nün Genel Müdürü, İspanyol şair, edebiyat eleştirmeni ve deneme yazarı Luis García Montero katılım gösterecek. İstanbul’da edebiyat severler ile bir araya gelecek yazarlar, anlatı yaratma süreçleri, yazdıkları ve yayımladıkları bağlam; İspanyolca edebiyatının günümüz ve pandemi sonrası küresel bağlamda ilişkili olduklarını düşündükleri referans, ilham ve gelenekler; edebiyatın estetik ve teknik alanlarına kadar çok çeşitli konular hakkında söyleşebilme fırsatı bulacak.

    ​10-12 Ekim tarihlerinde Barceló Istanbul’da ücretsiz gerçeleşecek etkinliklerin dili İspanyolca olacak. Program detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1503
  • 06-10-2023

    Öktem Aykut, Can Altay’ın “Su Kuşlarının Yumağı” başlıklı sergisini 10 Ekim-11 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Can Altay’ın son dönem işlerinde kurgusal bir topluluğun özellikle su, sonra yağmur ve kuşlar gibi gökten gelen diğer varlıklar ile ilişki kurma biçimleri; resim, heykel ve yerleştirme olarak izleyici karşısına çıkıyor. Seremoni nesnelerinden alternatif teknoloji gereçlerine uzanan bir referans ağına dokunan heykeller ile çizimler, bu topluluğun beceriksizce arayışları ile tesadüfen ustalaştığı alanları bir arada sunan bir tarihçe ve bir çeşit gelecek tahayyülü sunuyor. Altay’ın, “yaşadığımız dünyayı hemen şimdi değiştiremeyeceğimiz hissi, başka bir dünya hayal etmemizi engellememeli” sözleriyle de çerçevelenebilecek bu yeni üretimi, su ve diğer kaynaklarla kurduğumuz ilişki kadar, döngüler ve dalgalanmalar gibi varoluşsal kavramlara da ilişki kuruyor.

    Altay’ın sanatsal üretiminde sıkça kullandığı ancak geçmişte çok sergilenmemiş olan çizgi dili, yeni resimlerinde işlerinin temsili olmaktan öteye geçerek, anlatı fragmanları hâlini alıyor. En yaşamsal ihtiyacımız olan su ile suyun biriktirilmesi, paylaşılması, tüketilmesi ve üstünlük işaretine dönüşmesinin ele alınışı, daralan kaynaklar ve gezegenle girdiğimiz ilişki biçimlerini tartışmaya açıyor. Sanatçı yeni resimlerini kurgularken, geçmişte de sıkça başvurduğu günlük gazete yüzeylerini, bu sefer önce örterek, sonra da sgraffito tekniği ile kazıyarak birer arka plan olarak kullanıyor. Böylece güncel olgusallık ile zamansız kurmaca birbirine giriyor. Bu, sergideki heykel ve yerleştirmelerde de gözlenebilen bir nitelik olarak izleyici karşısına çıkıyor. Çeşme, sebil, huni gibi formlar sanatçının müdahaleleriyle heykelleşerek yeni anlamlar kazanıyor. Altay’ın resimsel öyküleme tarzındaki muzır enigmatik arayışlar, form tercihlerinde de görülebiliyor. Bu iki ayrı ifade alanındaki oyunbaz kurgular Altay’ın sanatını tanımlayan muzip ve şairane bir eleştirellik sunuyor.

    Adres: Meşrutiyet Caddesi 99, Beyoğlu 34430 İstanbul

    ​Künye: Can Altay, Su Kuşlarının Yumağı serisinden / From the series A Skein of Waterfowl, 2023 Dura-Lar üzeri gazete üzeri gesso üzeri sgraffito / Sgraffito on gesso on newspaper on Dura-Lar 81 x 50,5 cm

    0
    0
    2079
  • 06-10-2023

    Fransız Yeni Dalga akımının önde gelen temsilcilerinden Jean-Luc Godard’ın filmlerinin kamera arkası fotoğraflarından oluşan “Georges Pierre’in gözünden Godard” başlıklı sergi 9 Aralık’a kadar Sinematek/Sinema Evi ve Institut français İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.

    Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi, Filmekimi’ne ev sahipliği yapmasının hemen ardından, 24 Ekim 2023-21 Ocak 2024 tarihleri arasında, Jean-Luc Godard’ın 1960’larda çektiği başlıca filmlerini izleyicilerle bir araya getirecek. “60’larda Godard” seçkisine paralel olarak yönetmenin filmlerinden kamera arkası fotoğrafları BluTV, 212 Photography İstanbul ve İsviçre İstanbul Başkonsolosluğu destekleri ile Sinematek/Sinema Evi’nde sergileniyor. Serginin diğer ayağı ise Avrupa Yakası’nda Institut français İstanbul sergi salonunda izleyicilerle buluşuyor.

    Fransız Yeni Dalga akımının önde gelen tanıklarından, bu filmlerin kamera arkasını en özgün ve en doğal hâliyle yakalayan isimlerden biri olan usta fotoğrafçı Georges Pierre’in fotoğrafları, Jean-Luc Godard’ın eserlerine ve onun, sinemanın geleneksel kurallarına nasıl karşı çıktığına ışık tutuyor.

    Sergi aynı zamanda set fotoğrafçılarının rolünü de vurguluyor. Film sahnelerinin dışında çekilmelerine rağmen bu fotoğraflar, filmin ruhunu tek bir karede aktarmayı başarıyor. Dijital teknolojinin olmadığı bir dönemde set fotoğrafçıları, sadece çekimleri belgelemekle kalmayıp filmin tanıtımı için de görüntüler üretiyordu.

    ​“Georges Pierre’in gözünden Godard” sergisi 9 Aralık tarihine kadar Institut français İstanbul’da saat 10.00-18.00 saatleri arasında, Sinematek/Sinema Evi’nde ise Pazartesi hariç hafta içi 10.00-20.00 ve hafta sonu 10.00-18.30 saatleri arasında görülebilir.

    0
    0
    1865
DAHA FAZLA
Geldanlage