
Viet Thanh Nguyen’in Pulitzer ödüllü aynı adlı romanından uyarlanan Park Chan-Wook imzalı The Sympathizer’den yeni fragman yayımlandı. Robert Downey Jr. ve Hoa Xuande’nın başrolünde yer aldığı dizi, yakında BluTV’de gösterime girecek.
HBO yapımı The Sympathizer, Vietnam Savaşı’nın son günlerinde yarı Fransız, yarı Vietnamlı bir komünist casusun mücadelesini anlatıyor. Güney Vietnamlı mültecilerden oluşan bir toplulukta yaşarken, topluluk hakkında gizlice casusluk yapmaya ve sadakati ile yeni hayatı arasında kalan bir adamın mücadelesini konu alan dizi casusluk gerilimi ve kültürlerarası bir hiciv olarak tanımlanıyor.
Park Chan-wook ve Don McKellar’ın yapımcılığını üstlendiği The Sympathizer’ın oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr., Hoa Xuande, Fred Nguyen Khan, Toan Le, Phanxine, Vy Le, Ky Duyen, Kieu Chinh, Duy Nguyen, Alan Trong, Sandra Oh yer alıyor. Yedi bölümden oluşan dizide Robert Downey Jr. birden fazla karaktere hayat veriyor.
The Sympathizer dizisinin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=L6QmY_fYVUQ
İhsan Oturmak’ın “Çift Başlı” başlıklı kişisel sergisi 30 Mart tarihleri arasında Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
İhsan Oturmak’ın beş yıl aradan sonraki ilk kişisel sergisi “Çift Başlı”, sanatçının üretiminin temellerini oluşturan konuların yeni açılımlarını sunuyor. Sanatçının dilinin en belirleyici özelliği olan kendisine has kara mizahı hem resim serilerinde hem yerleştirme hem de video eserlerinde aynı güçlü vurguyla görülebiliyor. Sergiye de adını veren Çift Başlı serisi, Oturmak’ın araçlar ve özellikle özel hizmete mahsus devlet araçlarına dair sorgulamalarındaki yeni bir aşamayı gösteriyor. Aynı zamanda birer iktidar nesnesi olan bu araçlar; telaş arz eden anlarda ne yapacağını bilemeyen, kararsız ve biçare varoluşu görselleştiriyor. Serinin ana parçası olan Otonom Taksi isimli yerleştirme ise, bu stresli ve verimsiz varoluşu unutulmayacak denli abartılı bir yorumlama ile izleyiciye sunuyor.
Sanatçının araçlara dair ilgisi ve onların iktidarlarının verimsizliğine yönelik eleştirisi, daha önce Çanakkale Bienali’nde gösterilmiş olan Patinaj isimli video eserde de görülüyor. Patinaj’da son model simsiyah bir makam aracı Silvan Barajı’nın inşasının sürdüğü alanda, geleneksel olarak kurak tarımın yapılageldiği bir mevkide, çamura saplanıyor. Araç çamurdan kurtulmak için ileri geri hareket ettikçe daha da batağa gömülüyor; böylece hem araç hem de çevresi çamur içinde kalıyor. Oturmak’ın sergideki bir diğer video eseri İstif ise, sanatçının neredeyse amaçsızca bir araya gelen insan gruplarını ele aldığı resimlerinin bir uzantısını oluşturuyor. Oturmak, özellikle büyük ebatlı pek çok resminde, bir sahnedeymişçesine boş arazilerde, yıkıntı şehirlerde, çıplak damlarda sıkı sıkı bir arada durup izleyiciye bakan insan kitleleri resmediyor. İstif ‘te ise sanatçı izleyiciye bir güvenlik kamerasının gözünden, bir ev içine itiş kakış doluşan onlarca kişiyi dikizletiyor ve ev sahibi, misafir, yerli, göçmen kavramlarını sorgulatıyor.
Sergide yer alan diğer iki resim serisi, Arzunun Koordinatları ve İsimsiz ise, sanatçının yapıtında yeni episotları haber veriyor. Ayrıca sergide, sanatçının büyük ebatlı iki resmi de izlenebiliyor. Dörtyol’da Oturmak, artık tamamen işlemez olmuş bir cadde kesişimindeki sıkışıklığı resmediliyor. Senkron Kayması ise izleyicileri 90’lı yıllardan alışkın olduğumuz bir ana haber bülteni sahnesi ile karşılaştırıyor.
Künye: İhsan Oturmak, Dörtyol / Intersection, 2023, Öktem Aykut Photography Fotoğraf: Barış Özçetin
Edebiyat eleştirmeni Leo Bersani ve sinema eleştirmeni Ulysse Dutoit’nın Samuel Beckett, Mark Rothko, Alain Resnais’nin çalışmalarından yola çıkarak hazırladıkları modern sanatı anlamak için bir kılavuz niteliğindeki disiplinlerarası çalışması Fakir Sanat, Suat Kemal Angı’nın çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
Edebiyat, resim ve sinemadan Samuel Beckett, Mark Rothko, Alain Resnais’yi yan yana getiren Fakir Sanat, yeni bir sanat hareketini tasvir eder. İncelenen yapıtlar esasında direniş eylemleridir; sanatın ahlaki ve epistemolojik otoritesini desteklemekten yana olan bir kültürün kendinden hoşnut tavrına hizmet etmeyi reddederler. Okur sanki okunmak istemeyen bir yazar, anlaşılmak istemeyen bir ressam ve bizi kımıldayamaz duruma getirmek için hareketi tasarlayan bir yönetmenle karşı karşıyadır.
“Sana söyleyecek çok az şeyim var (belki de hiçbir şeyim yok);
sana gösterecek çok az şeyim var (belki de hiçbir şeyim yok).
Yapıtımın otoritesi yok.
Ondan hiçbir şey öğrenemeyeceksin; ondan hiçbir ahlaki kazanç sağlayamayacaksın; hatta, sanatçının sana sağlama yükümlülüğü olduğuna inandırıldığın sevinçle ya da üstün zevkle yaşamının değerini artıramayacaksın.”
Orkestra şefi Nisan Ak’ın müzik analizlerini, sade ve eğlenceli bir dille aktaracağı on bölümlük “Konuş Maestra” serisinin ilk bölümü 17 Şubat’ta Kutsal Motor’un Youtube kanalında yayımlanacak.
Orkestra şefliği ve klasik müziğe dair merak edilenleri yanıtlayarak başlayan seri, Türkçe 90’lar pop’a dair müzik analizlerinden, ünlü film müziklerine uzanan bir skalada müziğin bambaşka formlarına ayna tutuyor. Kutsal Motor tarafından hazırlanan proje, klasik müziğe dair önyargıları yıkarak eğlenceli ve multidisipliner bir anlatı sunuyor. Serinin ilk bölümünde; “Orkestra şefleri tam olarak ne iş yapar? Şeflikte laubaliliğe yer var mı? Şefler ciddi olmak zorunda mı? Hayatlarını da iyi yönetebilir mi?” gibi sorulara yanıt arıyor. Seri “klasik müzik sıkıcıdır”, “klasik müziği anlamak güçtür” gibi önyargıların onunla olan ilişkimizde yarattığı buzları kırmayı hedefliyor. Seride ele alınan konular arasında; müzik dünyasında intihaller, ünlü müzisyenlerin aşkları, John Williams’tan Max Ritcher’a ünlü film müziği bestecileri ve hatta Mahalle’nin Muhtarları’ndan Ezel’e yerli dizi müziklerinin analizi bulunuyor. Klasik müzik dinleme alışkanlığı edinmek isteyenler için, Nisan Ak tarafından seçilen ve Beethoven’dan Dvořák’a uzanan on bestecinin eserlerinin analizini içeren bir bölüm de seride izleyicilerle buluşuyor. “Konuş Maestra”da Amy Beach ve Vivaldi nasıl inceleniyorsa, Tarkan ve Sezen Aksu da aynı şekilde yer alıyor. Bu proje vesilesiyle farklı müzik disiplinleri arasındaki uçurumlar daraltılmış ve müziğin her türünün herkes için erişilebilir olduğu vurgulanıyor.
Bridgepeer Dijital Medya katkılarıyla ve orkestra şefi Nisan Ak’ın sunumlarıyla gerçekleşen video serisinin ilk bölümü 17 Şubat tarihinde Kutsal Motor’un Youtube kanalında yayımlanacak.
Gizem Akkoyunoğlu’nun “Kudretin Silüetleri” başlıklı kişisel sergisi 23 Şubat-6 Nisan tarihleri arasında SANATORIUM’da sanatseverlerle buluşacak.
Gizem Akkoyunoğlu sergide, gerçeklik ve fantezi arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran mekânlar ve olaylar kurgulayarak tekinsizlik ve olağanüstünün sınırları gibi temalara odaklanıyor. “Kudretin Silüetleri”, sanatçının geçmişin mitlerini tekrar kurgulayarak örtülü anlatılar aracılığıyla gösterdiği kâğıt üzerine füzen işlerinden oluşuyor. Akkoyunoğlu’nun sergi sürecinde araştırdığı cadılık konusu, gerçeklik ve mit arasında kalan sembolik göstergeleriyle işlerinde kendini gösteriyor. Sergide yer alan sanatsal unsurlar, cadı sembollerini kullanarak tarih boyunca toplumsal beklentilerin simyasal dönüşümünün metaforları hâline gelirken, atmosferik manzaralar da zaman zaman kadın kimliğini tanımlamaya ve sınırlamaya çalışan bir dünyanın karmaşık navigasyonunu sembolize ediyor.
“Kudretin Silüetleri” sergisi, kadınlığı çevreleyen geleneksel anlatılar ve kolektif bilincimizi şekillendiren esrarengiz kudretli güçler üzerine düşünmeye sevk ediyor. Tekinsizlik, gerçeklik anlayışımıza incelikle meydan okuyan sessiz bir rehber görevi görüyor. Çalışmaların içinde bedensel olarak yer almayan cadı imgesi, farklı göstergeler ile kadim bilgeliğin bir örneği olarak ele alınıyor. Dile getirilmemiş mücadeleleri yansıtan esrarengiz sembolleri ve gücün silüetlerini ele alan sergi, sanatçının simya, tekinsizlik ve mitler üzerine çalışmalarını izleyicilere sunuyor.
Künye: Gizem Akkoyunoğlu, Witch - Kings of The Carrion Sky, 2023, Kagit uzerine fuzen Charcoal on paper, 108 cm x 201,5 cm
Celal Nuri İleri’nin 1916’da yazdığı, iktidar mefhumunu fantastik eksenle ele aldığı, nitelik olarak Türk edebiyatının ilk fantastik novellası olan Perviz, Karakarga Yayınları’nın “Kayıp Kitaplar Kütüphanesi” serisinde yayımlandı.
Günümüzde ulaşılması zor kütüphanelerde yer alan, neredeyse bir tarihi belge niteliğinde Osmanlıca kaleme alınmış Perviz, Merve Köken’in araştırmaları ve çabalarıyla Türkçeye çevrildi.
1916 senesinde siyasi yönüyle tanınan Celal Nuri İleri’nin içinde metaforlarla süslediği bu edebiyat eserinde aslında dönemin iktidarına ve siyasetine dair birçok ipucu gizli. Perviz, modernleşme sürecindeki edebiyatımızda o zamana kadar kullanılmamış olan temaların ilk kez kullanılmasıyla dikkat çeken bir eser.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Uluslararası Bodrum Bale Festivali, bu yıl İş Bankası’nın katkılarıyla 3-21 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Türkiye’nin ilk ve tek bale festivali olan Uluslararası Bodrum Bale Festivali, ülkemizden ve dünyadan bale ve modern dans topluluklarını sanatseverlerle bir araya getiriyor. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni Bedri Tan Sağtürk’ün katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, bu yıl 21. kez düzenlenecek Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nin detaylar aktarıldı. Festivalde sahnelenecek 6 eserin 11 temsili ile Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nin en zengin programının bu sene sanatseverlerle olacağını belirten Bedri Tan Sağtürk, festival programında ilk kez sahnelenecek Kuğu Gölü balesinde sanatseverlerin dünyaca ünlü yıldızların danslarını yakından izleme fırsatı bulacaklarını söyledi.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, toplantıda şunları söyledi: “Bizim için çok özel olan bu yılda birçok proje gerçekleştiriyor; spordan bilime, eğitimden çevreye ve kültür-sanata farklı alanlarda ülkemize, topluma katkı sunmak üzere çalışmaya devam ediyoruz. 100. yılımızı coşkuyla kutlayacağımız, ikinci yüzyılımıza doğru adım atma heyecanını yaşayacağımız ağustos ayında sanatseverlerle buluşacak Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nin 21.’sine destek vermek bizim için çok anlamlı ve kıymetli… Festivalde sahne alacak tüm bale ve dans topluluklarının, yüksek performanslarıyla izleyicilere unutulmaz anlar yaşatacağına inanıyorum.”
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni Bedri Tan Sağtürk de toplantıda şunları dile getirdi: “Brezilya’dan Bodrum Bale Festivali’ne ilk kez konuk olmaları için görüşmelerini sürdürdüğümüz Ricardo Amarante ve Dans Topluluğunun tango adımlarını bale adımları ile birleştirerek nefis bir repertuvarla festivalde yer almasını planlıyoruz. Ülkemizde ve dünya sahnelerinde birçok kez sanatseverlerle buluşturulan ve bu yıl sahnelenişinin 25. yılını kutlayacağımız, tasavvuf ile çağdaş temaların örgüsüyle yolculuk kavramının anlatıldığı Güldestan modern dans eseri de Ankara ve İstanbul müdürlüklerimizin ortak çalışmasıyla muhteşem bir görsel şöleni Bodrumlu sanatseverlerle buluşturacaklar. Bodrum Bale Festivali’nde kostüm, dekor, dans ve müzikleri ile dikkat çekecek önemli bir eser ise bu yıl Türkiye prömiyerini yaptığımız Muhteşem Gatsby eseri olacak. Festivalde bütün temsilleri kapalı gişe sahnelenen Carmen ve Zorba eserleri de sanatseverlerin beğenisine sunulacak.”
Alman heavy metal grubu Accept, Nisan 2024’te yayımlayacağı yeni albümü Humanoid’in turnesi kapsamında, Yüzdeyüz Metal katkılarıyla ve Epifoni organizasyonuyla 17 Ekim’de KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.
1976 yılında Almanya Solingen’de kurulduğundan bu yana heavy metalin temel taşlarından biri olarak görülen Accept, zaman içinde hit parçalara imza attı. “Metal Heart” ve “Restless & Wild” gibi klasik metal marşlarından oluşan katalogları, bugüne dek internet üzerinden bir milyardan fazla dinlendi. 2010 yılında ülkemizde Sonisphere festivali kapsamında sahne alan, solistleri Mark Tornillo’nun enerjisi ve performansıyla dikkat çeken Accept, yeniden İstanbul’da dinleyicilerle buluşacak.
17 Ekim’de KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek %100 Metal Sunar: Accept konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern’in güncel teknolojiler ve dijital kültürün, sanatçıların düşünce ve üretim biçimlerine nasıl yön verdiğine odaklanan “Zamansız Meraklar” başlıklı yeni sergisi, 11 Ağustos’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Dijital kültüre odaklanan “Zamansız Meraklar” sergisi, çalışmalarında özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiriyor. Yaşamlarımıza etki eden dijital dönüşümü, bu sürece tanıklık eden sanatçıların bakış açılarıyla yansıtan sergide 16 sanatçı, sanatçı ikilisi ve sanatçı kolektifinin çalışmaları izleyici sunuluyor. Ümit Mesci ve Nilay Dursun’un küratörlüğünü üstlendiği sergide, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay’ın fiziksel ve dijital anlatım araçlarını kullanan çalışmaları yer alıyor. Mağara resimlerinden bu yana sanatın ağırlık verdiği konuları dijitalleşmenin etkisiyle ele alan yapıtlar, sanat tarihini bugünden geleceğe taşıyacak üretimler olarak inceleniyor. “Zamansız Meraklar” çoğunlukla çevrimiçi kanallarda ve dijital uygulamalarda görmeye alıştığımız üretim biçimleriyle birlikte çeşitli imge ve ifadeleri, onları farklı yöntemlerle ele alan sanatçıların yapıtlarıyla müze içinde fiziksel olarak sunuyor.
İstanbul Modern’in koleksiyonundaki ana başlıklarla ilişki kuran sergideki yapıtlar, aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getiriliyor. İzleyiciye aşina oldukları konuları farklı bakış açılarıyla yeniden değerlendirme fırsatı sunan sergideki ilk bölüm, dijitalleşmenin olanak sağladığı yeni anlatım olasılıklarından yola çıkıyor. Dil ve ifade üzerine yoğunlaşan bölüm, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor. Sergideki ikinci başlık, dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceliyor. Bu yönelimle bir araya gelen yapıtları üreten sanatçılar, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları incelerken yapay zekâ ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor. Sergideki son alan ise mimarlık ve kent zemininde anlam kazanıyor. İstanbul’a ait duyusal manzaralar ile kent topografyasını oluşturan ve kimi zaman görmezden gelinen bileşenler, dijital araçlar yardımıyla çözümleniyor. Bu kapsamda özel olarak müzeye ve yakın çevresine odaklanan yapıtların da yer aldığı sergi, izleyiciye farklı deneyimler sunuyor.
Nescafé’nin sergi sponsorluğunu üstlendiği “Zamansız Meraklar” sergisini 15 Şubat-11 Ağustos 2024 tarihleri arasında İstanbul Modern’de ziyaret edebilirsiniz.
Analog fotoğrafçı Aylin Güngör’ün farklı dönemlerde çektiği fotoğraflardan tematik bir seçki sunan “POP – BAR – YAZ” başlıklı yeni sergisi 23 Şubat’ta Bant Mag. Havuz / Bina’da ziyarete açılacak.
İnsanların etraflarına saçtıkları, artlarında bıraktıkları estetik tuhaflıklara, kırıklıklara yer verdiği önceki sergisi “This Magical Depression”dan sonra bu sefer odağına bizzat insanları alıyor sanatçı. İnsanların yalnız ve güruh hâllerini deniz kenarlarından binaların aralarına, yazdan kışa takip ediyor.
Güngör, farklı zamanlarda çektiği bu fotoğraflarıyla izleyicisine Japonya’dan Portekiz’e bir dünya turu sunuyor. “POP – BAR – YAZ” seçkisiyle insan yığınlarının istemsiz koreografilerini, yalnızların günlük rutin içerisindeki çabasız hâllerini bir araya topluyor. Serginin alt başlığını Crowded House’un Weather With You şarkısından bir alıntıyla, “Always Take The Weather With You” olarak atan Aylin Güngör, aslında insanların farkında olmadan yanlarında sürükledikleri ortak bir hissin izini de sürüyor.
“POP – BAR – YAZ” sergisini, 23 Şubat – 23 Mart tarihleri arasında Bant Mag. Havuz / Bina’da ziyaret edebilirsiniz.