
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne özel olarak sekiz oyunu ücretsiz olarak sahneleyecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Hamlet, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Bir Halk Düşmanı, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde Cadı Kazanı, Ümraniye Sahnesi’nde Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Ay, Carmela!, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Ben Medea Değilim, Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde Yatak Odası Komedisi, Müze Gazhane Meydan Sahne’de Zehir oyunlarını 27 Mart Çarşamba günü ücretsiz olarak tiyatroseverlerle buluşturacak.
Oyunlar hakkında detaylı bilgiye ve oyunların biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Artweeks İstanbul’un 9. edisyonu, Bilgili Holding ev sahipliğinde, 20-28 Nisan tarihleri arasında The Ritz Carlton Residences, İstanbul B Blok’ta sanatseverlerle buluşacak.
Bilgili Sanat ve Sabiha Kurtulmuş organizasyonu ile düzenlenen etkinlik, sanatın evrensel dilini yansıtan eserlerle sanatseverler ve sanatçılar arasında bağlantı kurmayı hedefliyor. Uzun yıllardır Akaretler Sıraevler’de düzenlenen Artweeks, şehrin dinamiğini yansıtan yapısıyla bu sefer farklı bir lokasyonda gerçekleşecek. Artweeks İstanbul’a ev sahipliği yaparak, katılımcılara benzersiz bir deneyim sunacak olan The Ritz Carlton Residences, İstanbul B Blok’ta Türkiye’nin önde gelen galeri ve sanatçılarının eserleri görülebilecek. Etkinlikte, tüm sergiler ve söyleşiler sanatseverlere açık ve giriş ücretsiz olacak.
Su bilimleri mühendisi Ecem Kodak’ın çocuklara Türkiye’nin deniz biyoçeşitliliğini ve iklim krizinin su yaşamına etkisini anlattığı, Serhat Gürpınar’ın resimlediği Deniz Dinozorunun Sırrı adlı kitap Altın Kitaplar’dan çıktı.
Deniz Dinozorunun Sırrı’nda bir yandan göç etmeye hazırlanırken diğer yandan müsilaja çözüm arayan iki lüferin hikâyesi anlatılıyor. Bu yolculuk onları Mersin balığından orfoz ve deniz çayırlarına dek nesli koruma altındaki pek çok deniz canlısına götürüyor. Hikâyenin kahramanları, Türkiye’nin deniz biyoçeşitliliğini öğrenirken iklim krizi, yasak avcılık ve istilacı türlerle de mücadele ediyor.
“Deniz gözlüklerinizi takın. Türkiye’nin denizlerini keşfe çıkıyoruz!
Kaybolmaktan korkmayın sakın çünkü yolculuk boyunca su altında yaşayan dostlarımız bize eşlik edecek.”
Ecem Kodak'ın fotoğrafı Muhsin Akgün tarafından çekilmiştir.
Borusan Contemporary’nin güncel sergileri paralelinde düzenlediği “Yarınları Duymak” başlıklı konuşma serisi 23 Mart’ta başlıyor.
Borusan Contemporary 2023-2024 sezonu sergileri, “Mat Collishaw: Aritmi” ve “Dijital Mitolojiler” paralelinde yeni bir konuşma serisini sanatseverlerle buluşturacak. “Yarınları Duymak” başlıklı konuşma serisinde, Mat Collishaw’un yakın dönem işlerini izleyicilere sunan “Aritmi”nin çok disiplinli bir yaklaşımla tartışmaya açılacağı iki panel ve bir sanatçı söyleşisinin yanı sıra Borusan Çağdaş Sanat Koleskiyonu’ndan bir seçki sunan “Dijital Mitolojiler”in ele alınacağı bir konuşma ve 8-10 yaş aralığındaki çocuklar için hazırlanan bir performatif sohbet etkinliği de yer alıyor. 23 Mart tarihinde başlayacak konuşma serisi, Perili Köşk’te gerçekleşecek ve sezon sonuna kadar her ay farklı tarihlerde sanatseverlerle buluşacak. “Yarınları Duymak” konuşma serisi hakkında detaylı bilgiye buradan, biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
“Yarınları Duymak” Konuşma Serisi Programı:
Aritmi sergi konuşmaları I
Tarih: 23 Mart 2024
Saat: 14.00-16.00
Moderatör: Sinan Eren Erk
Konuşmacılar: Doç. Dr. Ebru Yetişkin, Ekmel Ertan
Aritmi sergi konuşmaları II
Tarih: 27 Nisan 2024
Saat: 14.00-16.00
Moderatör: Çelenk Bafra
Konuşmacı: Mat Collishaw (çevrimiçi katılım)
Not: Etkinlik dili İngilizcedir. Türkçeye simultane çeviri yapılacaktır.
Dijital Mitolojiler sergi konuşması
Tarih: 4 Mayıs 2024
Saat: 14.00-16.00
Konuşmacılar: Dr. Necmi Sönmez, Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün
Aritmi sergi konuşmaları III: Deniz Dinazorunun Sırrı
Tarih: 18 Mayıs Cumartesi
Saat: 14:00-14:45
Yürütücü: Ecem Kodak
Aritmi sergi konuşmaları IV
Tarih: 1 Haziran 2024
Saat: 14.00-16.00
Moderatör: Alice Sharp
Konuşmacılar: Prof. Dr. Muharrem Balcı, Güneşin Aydemir
Not: Etkinlik dili İngilizcedir. Türkçeye simultane çeviri yapılacaktır.
Gate 27 ve ORTA ANADOLU iş birliğinde hazırlanan ORTA Bluesky programının ilk konuğu olan sanatçı Damla Yalçın, denim kumaşı üretimi için yeni malzemelerin kullanımına odaklanan sürdürülebilirlik temelli disiplinler arası projesi “Yaşayan Mekânlar” üzerine çalıştı.
Uluslararası Konuk Sanatçı Programı Gate 27, Türkiye'nin önde gelen denim kumaş üreticisi ORTA’nın sponsorluğunda ağırladığı sanatçı Damla Yalçın’ın “Yaşayan Mekânlar” projesine ev sahipliği yaptı. Sanatçının, “Bakteri ve Mayanın Simbiyotik Kolonisi” anlamına gelen, “Symbiotic Colony of Bacteria and Yeast” ifadesinin baş harflerinden oluşan ve kombu çayı fermente etmek için kullanılan SCOBY isimli biyomalzeme ve denim kumaşı kullanarak ürettiği disiplinler arası çalışması, Gate 27 x ORTA Bluesky programı kapsamında sanatseverlerle buluştu. Bu etkinlik, Gate 27 Direktörü Burak Mert Çiloğlugil ev sahipliğinde, Gate 27 Kurucusu Melisa Sabancı Tapan, ORTA Anadolu Pazarlama ve Sürdürülebilirlik Müdürü Sebla Önder’in katılımı ve sanatçı Damla Yalçın eşliğinde bir sohbet ve açık atölye deneyimi olarak gerçekleştirildi. Sanatçı, bu yıl Sabancı Üniversitesi’nin Gate 27’ye sunduğu destek sayesinde Nur Mustafaoğlu yönetimindeki biyoloji laboratuvarında araştırma ve deneyler gerçekleştirdi.
1-31 Ekim 2023 tarihleri arasında Gate 27’nin internet sitesi üzerinden gerçekleştirilen başvuru sürecinde programa katılım için toplam 25 başvuru toplandı. Küratörler Ulya Soley ve Xenia Kalpaktsoglou ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi profesörü Sezer Cihaner Keser’den oluşan bağımsız jüriye, Gate 27 ve ORTA’dan birer temsilci de katılarak tüm başvuruları değerlendirdi. Değerlendirme sonucunda en yüksek puanı alan Damla Yalçın’ın projesi programa davet edildi ve sanatçı, Mart 2024’te altı hafta süresince Gate 27’nin İstanbul’daki yerleşkesinde ağırlandı.
Künye:
1-2. Fotoğraf: Emre Şişman
3. Soldan Sağa: Damla Yalçın (Gate 27 konuğu sanatçı), Burak Mert Çiloğlugil (Gate 27 Direktörü), Sebla Önder (Orta Anadolu Pazarlama ve Sürdürülebilirlik Müdürü), Melisa Sabancı Tapan (Gate 27 Kurucusu) Fotoğraf: Emre Şişman
Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe’nin çalışmalarından oluşan “1.5 Derece” başlıklı sergi, 14 Nisan tarihine kadar Decollage Art Space’de sanatseverlerle buluşacak.
İklim krizine kolektif bir bakış niteliği taşıyan “1.5 Derece” sergisinin küratörlüğünü Serap Atala üstleniyor. Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe, yapıtları ile günümüzün başat sorunlarına karşı ortak bir iddiada bulunuyor. Sanatçılar, ismini yaşamın sürdürülebilirliği için konan küresel ısınma hedefi 1,5℃’den alan ortaklaşa ürettikleri çalışmalarında, bu hedefe ancak kolektif bir düşünce yapısını benimseyerek ulaşılabileceğini vurguluyor. Onları sanatın görünenin ardında yatan farklı an ve durumları yakalama gücü ve sanatçının kolektif olana duyduğu sorumluluk duygusu bir araya getiriyor.
Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe, beraber ürettikleri çalışmalarda “bağımsız” olmaya özen gösterirken, yoğun bir etkileşime de olanak tanıyan bir yaklaşımı benimsiyor. Sanatçıların kendi dil ve pratiklerini korumalarıyla ortaya çıkan eserler, genellikle salt bireysel bir çabaya indirgenen sanat üretiminde kolektif bir pratiğin olanaklarını arıyor. “1.5 Derece” eleştirel düşünce ve düşüncelerin kolektif olarak hayata geçirilmesi için bir çağrı niteliği taşıyor.
Serap Atala sergi ile ilgili şunları söyledi: “Dünyamızda yaşam tüm canlılar için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Doğanın yıkımı insanın yıkımını da beraberinde getiriyor. Yeşil gri tarafından bu kadar boğulmamıştı. Kaynaklar bu kadar hızlı tüketilmemişti. Üstelik artık sınırlar yok. Hiç görmediğimiz yerlere, hiç tanımadığımız insanlara hiç bu kadar yakın olmamıştık. Tüm gezegenimizden sorumlu olduğumuzu bu kadar yakın hiç hissetmemiştik.”
Künye:
1. Ayşenur Köksal, “Kentte Kaos 1”, 110x140 cm, Tuval Üzerine Yağlı Boya, Ayşenur Köksal, 2021
2. Işıl Güleçyüz, “All Life is Interrelated”, 80x70 cm, Tuval Üzerine Yağlı Boya, Işıl Güleçyüz, 2022
Sanatçı İpek Duben’in 1980’lerden günümüze erkek şiddeti, toplumsal cinsiyet, yerinden edilme, göç ve tüketim alışkanlıklarına odaklanan pratiğini kapsamlı olarak ele alan İpek Duben: Ten, Beden, Ben başlıklı çalışma Salt tarafından yayımlandı.
Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni basılı yayını Vasıf Kortun tarafından yayıma hazırladı, tasarımını Esen Karol üstlendi. Sanat yazarı ve sanat tarihçisi konumundan bağımsız olarak Duben’in sanat pratiğine odaklanan, Türkçe ve İngilizce dillerinde ayrı hazırlanan yayın, adını 2021-2022’de Salt Beyoğlu’nda düzenlenen sergiden aldı. Yayın ile eş zamanlı olarak İpek Duben’in arşivi de archives.saltresearch.org’da erişime açıldı. Salt Araştırma’daki sanatçı arşivleri arasına eklenen koleksiyon, 1980’lerden günümüze Duben’in üretimine dair belge ve fotoğrafları bir araya getiriyor.
Siyaset bilimi öğreniminden sanat ve sanat tarihi eğitimine geçişini, Türkiye ile ABD arasında resimle başlayan ve enstalasyon, sanatçı kitabı, video gibi farklı türlere evrilen üretimini detaylandırıyor. Yayın, Kortun’un 2020-2021’de sanatçı ile gerçekleştirdiği “Benim Hikâyem” başlıklı söyleşinin yanı sıra Kaelen Wilson-Goldie, Marianne Hirsch ve Işın Önol'un yazıları ile Duben’in 1991’de Maçka Sanat Galerisi’ndeki sergisi sırasında düzenlenen “Modernizm ve 1980’lerde Sanat” başlıklı panelin dökümünü bir araya getiriyor. 1980’lerden günümüze sanatçının üretimini odağına alan “Benim Hikâyem”, Duben ile Kortun’un söz konusu dönemde Türkiye sanat ortamına dair görüşlerini de içeriyor. Kaelen Wilson-Goldie, Duben’in pratiğinin yerel ve Batılı kanonlardan kopan yönlerini ele alırken Marianne Hirsch, sanatçının işlerinde sıklıkla kullandığı beden imgesinden hareketle kadın bedeninin temsiliyetine dair açılımlar sunuyor. Işın Önol ise Duben’in yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği Türkiye ile ABD’nin sosyoekonomik, politik ve sanatsal bağlamları arasındaki “arada kalma” durumunu gündeme getiriyor. Beral Madra’nın moderatörlüğünde, Gülsün Karamustafa, Vasıf Kortun, Jale Parla, Yalçın Sadak, Deniz Şengel, Sezer Tansuğ ile Canan Tolon’un katılımı ve katkılarıyla gerçekleştirilen panelin dökümü ise 1980’lerde Türkiye’de resim sanatını tarihsel bağlamda değerlendirerek tartışmaya açıyor.
Kitabı Salt Beyoğlu ve Salt Galata'da yer alan Robinson Crusoe 389 Kitabevi'nden satın alabilirsiniz.
İpek Duben: Ten, Beden, Ben yayını kapsamında 26 Mart Salı günü saat 19.00’da Salt Galata’da bir söyleşi gerçekleştirilecek. Kitabın tasarımcısı Esen Karol ve çevirmeni Çağla Özbek ile Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın bir araya geleceği söyleşide, yayının oluşum sürecinin yanı sıra Duben’in işlerinde sıklıkla değindiği göç ve kimlik kavramları üzerinden sanatsal yaratıcılık ve ifade özgürlüğü ele alınacak. Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsiz olacak.
Görsel:
1. İpek Duben: Ten, Beden, Ben, Salt, 2024 [ön kapak] Tasarım: Esen Karol
2. İpek Duben, Manuscript 1994 sergisinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Taksim Sanat Galerisi (İstanbul), 1994
Salt Araştırma, İpek Duben Arşivi
25 Mart-4 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek 20. Akbank Kısa Film Festivali, bu sene 41 ülkeden 96 kısa ve 2 uzun metraj filmi sinemaseverlerle buluşturacak.
74 ülkeden toplam 2.2421 kısa filmin başvurduğu Akbank Kısa Film Festivali, Festival Kısaları, Dünyadan Kısalar, Genç Bakışlar, Kısadan Uzuna, Deneyimler, Belgesel Sinema, Perspektif, Özel Gösterim ve Forum başlıklı 9 farklı bölümden oluşuyor. Akbank Kısa Film Festivali, dünya festivallerinde gösterilen birçok filmin yanı sıra, Türkiye prömiyeri yapacak yeni filmleri izleyicilerle buluşturacak.
Festivalin 20. yıl özel konuğu ise yönetmen Nuri Bilge Ceylan olacak. Son olarak 76. Cannes Film Festivali’nde Merve Dizdar’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran Kuru Otlar Üstüne filmine imza atan yönetmen, 20. Akbank Kısa Film Festivali kapsamında genç sinemacılarla ve sinemaseverlerle bir araya gelecek. Buluşmada Ceylan’ın ilk kısa filmi Koza gösterilecek ve ardından filme ve sinemasal yolculuğuna dair deneyimlerini aktaracağı bir söyleşi gerçekleşecek.
İran sinemasının önemli isimlerinden usta yönetmen Ali Asgari’nin Sessizlik, Tanık ve Benim Hakkımda adlı kısa filmleri festival programında yer alıyor. Ayrıca yönetmen gerçekleştireceği söyleşide bilgi birikimlerini festival katılımcıları ile paylaşacak. Belgesel Sinema bölümüne, Lübnanlı yönetmen Sarah Francis konuk olacak. Yönetmenin çok sayıda ödüllü belgeseli Birds of September filmi festivalde gösterilecek. Francis’in yapacağı söyleşide belgesel film deneyimlerini festival takipçileriyle paylaşacak. Kısadan Uzuna’da bu yıl uluslararası alanda başarılı yapımlara imza atan yönetmen Ozan Açıktan yer alacak. Yönetmenin deneyimlerini aktardığı bir söyleşi ve uzun metraj filmi Silsile ve ödüllü kısa filmi Marlis festival programında sahne alacak.
Atölye söyleşi programında bu yıl; Gökçe Bahadır, Deniz Akçay, Erkan Kolçak Köstendil, Engin Cebiroğlu, Furkan Olgun, Seben Ayşe Dayı, Zeynep Şölen Yıldız gibi çok sayıda sanatçı, atölye ve söyleşiler kapsamında kendi alanlarındaki deneyimlerini sinemaseverlerle paylaşacak. Forum bölümünde ise kısa filmlerin fikir aşamasından itibaren desteklenmesi amacıyla düzenlenen Kısa Film Senaryo Yarışması yer alıyor. Bu yıl 587 senaryonun başvurduğu yarışmada finale kalan 8 senaristin senaryosu arasından en iyi senaryo, festival jürisi değerlendirmeleriyle belirlenecek. Bu yıl festivalin Özel Gösterim bölümü ise Sürdürülebilirlik temalı filmlere ve Erişilebilir Her Şey girişimi ile düzenlenen, erişilebilir formatta hazırlanmış kısa filmler bulunuyor.
20. Akbank Kısa Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek gösterimler bu yıl İstanbul’un iki yakasında da düzenlenecek. Filmler, Akbank Sanat binasında ve Moda Sahnesi’nde sinemaseverlerle buluşacak. Aynı zamanda festival programında yer alan filmler çevrim içi olarak da izleyicilere sunulacak. Festivalin çevrim içi gösterimleri, filmonline.akbanksanat.com internet adresi üzerinden izlenebilecek. 20. Akbank Kısa Film Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.
LÜTFÜ, Özge Akdeniz, Ufuk Aydın ve Emre Tura’nın eserlerinden oluşan “Tekil İhtimaller” başlıklı grup sergisi, 20 Nisan’a kadar Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşuyor.
“Tekil İhtimaller” sergisi, bilinçdışı ve sınırların oluşturduğu katmanların belirsiz olan tekillik hâlini görsel ifade biçimleri üzerinden değerlendiriyor. Bu olasılık katmanlarında kesişen eserler bireysel bilinç akışının durakladığı anların toplumsal bilinçle ilişki kurduğu öznel bir bakış açısında birleşiyor. Sergide, tekil olanı nesne bazında ele alan çalışmalarla beraber bireysellik kavramını bağlantılı formlar üzerinden yorumlayan eserler yer alıyor. Hafızanın farklı ifade biçimleri sınırları belirsiz olan temsillerde birleşiyor; doluluk ve boşluk arasında tanımlanmamış bir alan ihtimaline odaklanıyor.
Çalışmalarında sınıf, nesne ve bellek kavramlarına yoğunlaşan LÜTFÜ, günlük hayatta kullanılan nesnelere farklı bakış açılarıyla yaklaşıp, olduğundan daha geniş bir açıyla sunarak, seyirciye yeni alanlar açmayı hedefliyor. Sergideki çalışmaları günlük hayatta sık kullanılan ve çoğu zaman fark edilmeyen sarı mutfak bezi nesnesi üzerinden doluluk ve boşluk ilişkisini araştırıyor. İşlerinde ele aldığı konuyu çözümlemek için zihnin anlam oluşturma süreciyle ilgilenen; algılamanın, tanımlamanın ve ilişkilenme biçimlerinin dönüşüm olanaklarını araştıran Özge Akdeniz, imgeyle kurduğu diyaloğa göre üretim mecrasını belirlemekle beraber, ağırlıklı olarak resim yapıyor. Üretim sürecine, kendi pratiğinin yanı sıra; sosyoloji, edebiyat ve sinema disiplinleri eşlik ediyor. Sergide yer alan Aksamalar adlı serisi, düzen içerisinde gerçekleşen aksama anlarına odaklanıyor. Ufuk Aydın’ın çalışmaları, gündelik hayatta karşılaştığı nesnelerin barındırdığı imgeler üzerinden bir araya geliyor. Sergide yer alan heykelleri günümüz hayatında bireysellik ve topluluk kavramlarını ele alıyor. Geometrik formlar, kent yaşamının günlük görsel imgelerinden olan binalar, gökdelenler, gökyüzünün boşluğunda yer kaplayıp aşina olduğumuz siluetlerden yola çıkıyor. Çalışmalarında insanı, onun büyük yalnızlığını yapılar arasındaki tek bir insanın organik yapısı ile dile getiren Emre Tura, detaylardan arınmış mekânlar, zamansızlık ve sonsuzluk gibi kavramları çağrıştırıyor. Böylece daimî bir oluş hâlini gösteriyor ve izleyiciyi uzak bir evrene davet ediyor.
Künye:
1. Emre Tura
2. LÜTFÜ
3. Özge Akdeniz
21 Mart Dünya Şiir Günü’nde şairler ve şiirseverler Robinson Crusoe Kitabevi’nde bir araya geliyor.
“Duygular oldukça varlıktan, varlık oldukça şiirden bahsedeceğiz” diyen şairler 16.30 – 18.30 saatleri arasında Robinson Crusoe Kitabevi’nde bir dizi etkinlikle 21 Mart Dünya Şiir Günü’nü kutlayacaklar.
Moderatör Asuman Gül Biçen’in açılış konuşmasıyla başlayacak etkinlikte şair ve eleştirmen Baki Ayhan T. bildiri sunumunu okuyacak. Ardından etkinlik Lale Müldür, Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, Adnan Özer, Metin Kaygalak, Oktay Taftalı, Zeynep Köylü, Baki Ayhan T. , Cenk Gündoğdu, Ercan Yılmaz, Mehmet Sait Aydın, Claire Lajus, Ahmad Zekaria şiir okumalarıyla devam edecek.
Kurum ve kuruluşlardan bağımsız gerçekleşecek etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsiz olacak.
Baki Ayhan T.’nin hazırladığı 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisi:
“DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK, KIRILDIĞI YERDEN DİKLENECEK
Şiirin doğuşu güneşin doğuşu gibi yavaş yavaş olmadı. Bir meyvenin olgunlaşması gibi süreci içine çeke çeke kendini bulmadı şiir. Çığlık gibi birdenbire doğdu. Bütün coğrafyalarda, bütün dillerde şiirin sarsılmaz bir dirençle daima özgürlükten yana olması bunun delilidir. Verilen değil alınan, kendini sıkıştırılmışlık içinden yaratan bir şeydir şiir de özgürlük gibi. Sözün de kalbin de özgürleşmesidir.
Şiir hem kendi içinde hem de insanla birlikte evrilir. Dili dönüştürürken dille birlikte dönüşür. Daima saflığa doğrudur onun gidişi. En karmaşık, mecazi, örtülü/metaforik göründüğü yerde bile çıplaktır. İnsanın söz’ünden çok öz’üne bağlı olmasından kaynaklanır bu. Öz, fazla karmaşaya gelmez; dağıtır, yitirir kendini. Şiir de…
Şiir, saf olmasına saftır ama arınmışlıkla var olan bir rutinin içinde yer alamaz, almış gibi göründüğünde o artık şiir değildir, piyasanın malzemesidir, onun değerini piyasa ölçer. Biz, daima şiirden yana konuşuruz; bu demektir ki piyasaya yakın durmayız. Şiirin saflığında anlaşılmaz bir derinlik vardır, anlaşılmaz ve belki de anlaşılmaması gereken… Bu ancak piyasa dışı kalmakla korunabilir.
Hasımları, beş benzemezi, ikili karşıtlığı içinde taşır şiir. Onlarla hayat bulur, onlara hayat verir. Düelloyu durduracak gücü vardır iki tarafla da barış çubuğu tüttürerek. Sana ve bana değil, bize ve onlara dönüktür yüzü. Bağlanmaz, yosun tutmaz, muhasara edilemez. Hiçbir inanç ve düşünceyle sınırlanamaz.
Keşifçidir şiir. İnsanın henüz keşfedilmemiş dehşetli duyuşlarını onda bulursunuz yalnız. Bir kargadan onlarca serçe havalanabilir şiirin olduğu yerde. Bozarak düzeltir dünyayı. Bozarak düzen katar dile. Sarsıp bozarak yüceltir duygu ve duyarlığı. Yapıp çatmak değil bozmaktır onun işi. Suyun yolunu kesen, en çok şiirden korkar; şiirin deliliğinden, söz dinlemezliğinden, özgürlük aşkından.
Söz, şiiri boğmaya çalıştı yüzyıllar boyu. Şimdi de görsellik ve imaj bunu yapmaya, amansız bir düşman gibi gördüğü şiiri dijital verilerle sıkıştırmaya çabalıyor. Her şeye “post” serenler, postpoetika diye haykırarak ortalığa çıkmadan, şiirin ön ya da son eklerle dokunulmazlığını ilan etmek durumundayız. Onu her şeyden arındırmak gerekir ilk saflığına döndürmek için. Sonra, gerekirse, yeteneksiz binlerin elinde kirlenmesini seyredebiliriz hep beraber. Düştüğü yerden kalkacak, kırıldığı yerden diklenecek, kirlendiği yerden saflaşacaktır. Güvenebiliriz…
Şiir yazmak kolay, şiir üzerine konuşmak zor çünkü bunu yaparken şiirin yerine de konuşmak durumunda kalıyoruz. Oysa onun yerine ancak kendisi koyulabilir, konuşabilir; bir benzeri bile değil. Ondan ki her şeyden fazla, şiiri özgür bırakmak gerekir. Şiirin kafesi açılmalıdır sonuna dek. Göklerin ve yerlerin sınırsızlığını bize o gösterdi, biz de ona bunu yeniden armağan edebiliriz. Böylece bir kez daha birlikte var olabiliriz.”