
Thrash metal akımının en ünlü gruplarından Testament, Epifoni organizasyonuyla 19 Kasım’da Jolly Joker Arena Ataşehir’de müzikseverlerle buluşacak.
40 yılı aşan kariyerleri boyunca Testament, thrash metalin özgün yönlerini dinleyiciye aktararak, keskin ve büyüleyici sesler geliştirdi. 2020 yılında yayımladığı son albümü Titans of Creations’tan bu yana hala muazzam ve durdurulamaz bir enerjiyle dolu olan grup, tarzlarını bir üst seviyeye taşıyarak geleneksel thrash metalin köklerine sadık kalırken aynı zamanda yenilikçi üretimlerde bulunmaya devam ediyor.
19 Kasım’da Jolly Joker Arena Ataşehir’de gerçekleşecek Testament konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Artİstanbul Feshane’de sanatseverlerle buluşan, Türk grafik sanatının duayenlerinden, hattat ve cilt sanatçısı Prof. Emin Barın’ın eserlerini bir araya getiren “Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam” başlıklı sergi 31 Mayıs’a kadar uzatıldı.
Zafer Yıldırım’ın katkılarıyla; Z. Yıldırım Aile Koleksiyonu ve Barın Han aile arşivinden bir seçkiyle hazırlanan, İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam” sergisi Emin Barın’ın geleneğin ötesine geçerek modernle buluşan özgün yaklaşımıyla ürettiği eserleri izleyiciye sunuyor. Küratörlüğünü Ali Kayaalp’in üstlendiği sergi, Barın’ın Türk grafik sanatındaki ustalığını, hattatlık ve cilt restorasyonundaki bilgisini yansıtan yaklaşık 230 eserinden oluşuyor.
İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Almanya’da aldığı eğitimlerin ardından uzun süre kendini grafiker olarak tanımlayan Emin Barın, 1940’lı yıllarda Latin harfli yazılar üzerine çalışmalar yürüttü. 1960’ların başlarında, uzun süredir ilgi duyduğu hat sanatı ve Arap alfabesi üzerine çalışmalar yapmaya başlayan Barın’ın Arap harfli yazı çalışmaları, birbiriyle yakın bağlantı içinde icra ettiği üç alanda belirginleşiyor: Celî Divanî yazıları, Kûfi yazıları ve kendisinin “Serbest Yorumlar” olarak adlandırdığı, Batı’daysa daha sonradan Kaligrafik Modernizm olarak adlandırılan ifade biçimi. Usta sanatçının bu üç alanda icra ettiği, hem klasik hat estetiğini gelenekten fazla uzaklaştırmadan ürettiği hem de bahsedilen estetiğin dışına çıkarak geometrik formların evrimiyle grafik bir anlam kazandırdığı eserlerinden oluşan geniş bir seçki, Emin Barın: “Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam” sergisiyle izleyiciye sunuluyor.
Künye:
1-5. ArtIstanbul Feshane - Emin Barın: “Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam”
6. Ali (Alti defa)-Emin Barin (Zafer Yildirim Aile Koleksiyonu)
7. Ataturk-Emin Barin (Zafer Yildirim Aile Koleksiyonu)
8. Ya Ali (Dort defa)-Emin Barin (Zafer Yildirim Aile Koleksiyonu)
Fotoğrafçı Rızacan Kumaş’ın motosikletiyle Route 66’da bir ay süren yolculuğundan kareleri Mehmet Turgut’un küratörlüğünde bir araya getiren “The Mother Road” sergisi 7 Haziran’a kadar Contemporary Istanbul Vakfı Cocoon’da sanatseverlerle buluşuyor.
Contemporary Istanbul Vakfı’nın ev sahipliği yaptığı ve Borusan Otomotiv’in Türkiye temsilcisi olduğu BMW Motorrad’ın iş birliğinde “The Mother Road” sergisi, Rızacan Kumaş’ın BMW R 18 B ile yaptığı ABD’nin sembolik rotası Route 66 yolculuğunun fotoğraflarını izleyiciye sunuyor. Kumaş’ın gözünden Route 66’nın ikonik manzaralarını ve kültürel çeşitliliğini yansıtan sergi, izleyiciyi Santa Monica'nın ışıltılı kıyılarından, Chicago’nun hareketli kalbine kadar uzanan Route 66 üzerinde bir serüvene çıkarıyor. Sanatçı, bu yolculuk sırasında, karşılaştığı her otel, bar ve tamirhaneyi, her bir noktayı titizlikle belgeleyerek, motosiklet ve fotoğraf sanatını bir araya getirdi.
Rızacan Kumaş’ın BMW R 18 B motosikletiyle Route 66’yı baştan başa kat ederken çektiği fotoğraflardan oluşan sergi, 360 Derece VR deneyimi ile sanatseverleri Route 66’da motosiklet sürme fırsatı da sunuyor.
Mehmet Turgut sergi hakkında şunları söylüyor: “Sergi, motor kültürünü ve sanatsal ifadeyi bir araya getirme vizyonunu güçlendiren bir dokümantasyon niteliğinde sanatseverler ile bir araya geliyor. ‘The Mother Road’ sergisi, motosiklet tutkunu sanatçının, motosiklet kültürüne olan derin saygısını ve bu kültürün fotoğraf sanatıyla nasıl iç içe geçebileceğini gösteriyor. Sergi alanının seçimi, motor sahiplerinin ve sanatseverlerin eserleri rahatça gezebilmesi için büyük önem taşıyor. Rızacan’ın bu sergide sunduğu eserler, yolculuğunun her adımında biriktirdiği tecrübeleri ve izlenimleri yansıtıyor. Özellikle neon ışıklı görseller üzerinde gerçek neon kullanımı, koleksiyonerler ve sanat tutkunları için yeni bir nefes. Bu sergi, Amerikan motosiklet kültürünü; bir Alman motosiklet olan BMW ile harmanlayarak sunuyor ve bu sayede global bir bakış açısıyla yerel bir dokuyu birleştiriyor. Serginin hem Türk fotoğrafçılığına katkı sağlayacak hem de gelecekteki genç sanatçılara ilham olacak bir değer yaratacaktır.”
Henri Clément’in çocuklara doğa bilinci kazandırmayı amaçlayan “Gezegenimizi Koruyalım!” serisinin sürdürülebilir çevre için “arı farkındalığı” yaratmayı hedeflediği kitabı Görevimiz Arıları Korumak, Marion Puech’in resimleri ve Gözde Koca’nın çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Görevimiz Arıları Korumak; arıların gezegenimiz ve canlılar üzerindeki hayati önemine vurgu yaparken geleceğe çok daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek adına arıların ve arıcıların durumunun iyileştirilmesi gerektiğini savunuyor. Kitap, eğlenceli oyunlar ve resimler eşliğinde tozlaşma, bal oluşumu, arıların günlük yaşamı gibi temel bilgileri basit şekilde aktararak, onları ve dolayısıyla dünyamızı korumanın yollarını ele alıyor.
“Şehirli arılarla balkonda kendi kovanını yapmaya, yahut evdeki boş bir saksıya böceklerin faydalanabileceği çiçekler ekmeye ne dersin? İşleri yoluna koymak için hâlâ çok geç değil!”
Pera Film, Uluslararası Müzeler Günü kapsamında dünyanın önde gelen film mirası kuruluşlarından DFF - Deutsches Filminstitut & Filmmuseum iş birliğiyle “her şey film” seçkisini 15 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda sinemaseverlerle buluşturacak.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film), film kültürünü koruma ve dünyayla paylaşma misyonuyla, Almanya’dan DFF - Deutsches Filminstitut & Filmmuseum ile Uluslararası Müzeler Günü’ne özel bir iş birliği gerçekleştiriyor. DFF’in “Everything is film, and film is everything” (her şey film ve film her şey) mottosundan ismini alan programda, enstitü küratörleri tarafından seçilen ve Alman sinemasının farklı dönemlerine ışık tutan dört film bulunuyor. Program kapsamında, Almanya sinemasının klasik ve çağdaş örneklerinin yanı sıra dünya sinemasının önemli eserlerine, sinema tarihine ışık tutan belgesellere, deneysel filmlere uzanan geniş bir koleksiyona sahip olan DFF koleksiyonundan O (1966), Mädchen in Uniform (1931), Opera Binasında Yangın (1930) ve Zayıf Nokta (1975) filmleri izleyicilerle buluşacak.
“her şey film” başlıklı program hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Gösterim Programı:
O (88’)
15 Mayıs Çarşamba, 19.00
25 Mayıs Cumartesi, 15.00
Zayıf Nokta (111’)
17 Mayıs Cuma, 19.00
26 Mayıs Pazar, 15.00
Mädchen in Uniform (85’)
18 Mayıs Cumartesi, 15.00
29 Mayıs Çarşamba, 19.00
Opera Binasında Yangın (87’)
24 Mayıs Cuma, 19.00
1 Haziran Cumartesi, 15.00
Kezban Arca Batıbeki’nin “On The Road” başlıklı kişisel sergisi 10 Haziran’a kadar Londra’da yer alan FAAR Gallery Mayfair’da sanatseverlerle buluşuyor.
Burcu Ölmez’in küratörlüğünü üstlendiği “On The Road” sergisinde, Batıbeki, son dönemde dünyada yaşanan pandemi sürecinde ele aldığı ve kişisel hafıza arkeolojisi içinde ortaya çıkardığı fotoğraflarında, deneyimin kendisini bir görme/bakma biçimine çeviriyor. Yıllar içinde çıktığı yolculuklarda biriktirdiği anları kendine özgü yöntemiyle manipüle ederek dijital-kolaj sinematografik fotoğraflar olarak ortaya çıkaran sanatçı, New York’tan Bologna’ya, St. Petersburg’dan Paris’e, Edirne’den Matera’ya uzanan sayısız yolculuğunda çektiği fotoğrafların her birini birer hafıza andacı olarak işliyor.
Kezban Arca Batıbeki, sanatsal pratiğinde koleksiyoncu gibi davranıyor. Kendi iç dünyasını ve düşünsel atmosferini, biriktirdiği nesneleri kullanarak sanat eserlerine dönüştürüyor. Binlerce obje, onun sanat evini ve atölyesini, 16. yy. nadir kabinelerinde olduğu gibi anlamlı semiyotik bir hazineye çeviriyor. Nesnelerin ve imgelerin kullanımı, sadece görsel bir anlamla sınırlı kalmıyor, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve kişisel bir derinlik taşıyor. Sanatçının çalışmaları toplumsal söylemde dolaşsa da her zaman kendi öznelliğini, hatta mahremiyetini temsil ediyor. Nesneler, izleyiciye semboller ve alegoriler sahnesi sunarken, sanatının hafızasını canlı tutan büyük bir mizansen oluşturuyor. Eserler, modernitenin hafıza ve kimlikle ilgili yarattığı boşluğa dokunurken, post-modernist bir bakış açısıyla çağdaş toplumsal ve kültürel meseleleri ele alıyor.
Pop-art estetiğini kullanarak tüketim toplumunun imgelerini kendi özgün anlatısına entegre etmesi, Batıbeki’nin sanatının geniş bir toplumsal anlam kazanmasını sağlıyor. Bu yaklaşım, yüksek ve popüler kültür arasındaki ayrımın bulanıklaştığı, gündelik yaşamın ayırımlarının silindiği bir çağda, sanatın toplumsal söylemde önemli bir rol oynamasına izin veriyor. Batıbeki’nin sanatı, kişisel mitolojisiyle toplumsal ve kültürel deneyimleri arasında köprüler kurarak, izleyicilere derin düşünme ve duygusal bağ kurma fırsatı sunuyor. Her bir eser, izleyiciyi zaman ve mekânın sınırlarını aşan bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolda ikame eden imgeler, zamansal formlar olarak kendini gösteriyor. Her bir görüntü, zamanın kokusunu keşfetmeye yönelik bir patika açıyor ve izleyiciyi içinde dolaşmaya davet ediyor.
Künye:
1. HURRICANE 100x200 cm Photographic Collage, printed on metallic paper and mounted on 5mm Forex
2. STAIRS / Hotels Series 100 cm. x 180 cm. Photographic Collage, printed on metallic paper and mounted on 5mm. Forex
Roland Barthes’ın bireysel bir serüvenin anlatısını, annesinin ölümü ile fotoğrafın özü arasındaki bağı, fotoğrafın, “olup bitmiş”in apaçık gerçekliğini nasıl yansıttığını yazıya döktüğü kitabı Aydınlık Oda – Fotoğraf Üstüne Not, Mehmet Rifat ve Sema Rifat’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
“Fotoğrafın gerçekleştirilmesi ve “okunması”na ilişkin olarak Operator, Spectator, Spectrum, Studium, Punctum, Noema, vb. kavramları kullanırken her fotoğrafın, bir serüvenin (“başa gelenin”), bir sevincin, bir üzüntünün (bir “yara”nın) ortamı olduğunu belirtir. Bu anlatısal serüvende Barthes, kişilerin yüzlerini, bakışlarındaki “hava”yı, kısacası Spectator’u (fotoğrafı okuyan kişiyi) “yaralayan”, onu “delip geçen” noktaları (Punctum) ortaya çıkarır.
İkinci Bölüm ağırlıklı olarak, Yitirilmiş Anne’nin çocukluk fotoğrafı üzerinden gelişir. Hayatı boyunca birlikte yaşadığı annesinin gerçek yüzünü, davranış özelliklerini, sevecenliğini, nezaketini bir tek onun çocukluk fotoğrafında (Kış Bahçesi Fotoğrafı) yakalar Barthes.”
Bu sene 26. kez verilecek Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin adayları ve özel ödül sahipleri Yapı Kredi Kültür Sanat’ta düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.
Basın toplantısı Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri İcra Kurulu Başkanı Salih Başağa, Jüri Başkanı Prof. Dr. Merih Tangün ve Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri Sanat Danışmanı, duayen sanatçı Haldun Dormen’in ev sahipliğinde gerçekleşti. Tiyatro tarihine geçen ustalara takdim edilen Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’nü Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, oyun yazarlarına adanan Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü ise Çarpışma isimli oyunuyla Müge Oskay aldı. Komedi ya da müzikal dalındaki oyunlara verilen Haldun Dormen Özel Ödülü’nü Mutlu Aile Tablosu isimli oyunuyla Duru Tiyatro kazanırken, Yapı Kredi Özel Ödülü’nün sahibi ise Murat Ovalı oldu. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, bu yıl 11 Haziran’da Haliç Kongre Merkezi’nde Özge Borak ve Mert Fırat’ın sunuculuğunda gerçekleştirilecek törenle sahiplerini bulacak.
Prof. Dr. Merih Tangün basın toplantısında şunları söyledi: “Her zaman olduğu gibi birbirinden kıymetli eserlerin sergilendiği, tiyatronun aşıklarıyla buluştuğu çok özel bir sezon yaşadık. Sanatçılarımızın ortaya koyduğu muhteşem eserler tiyatromuzu var ediyor. Bu doğrultuda Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri de tam 26 yıldır Türk tiyatrosuna değer katmak için çabalıyor. Tiyatroya gönül veren herkese büyük bir ilham ve cesaret kaynağı olan sevgili Afife Jale’nin ismi Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri ile yaşamaya devam ediyor. Kurulduğu günden bu yana kültür sanatın bankası unvanını hakkıyla taşıyan ve bu yıl 80. yılını kutlayan Yapı Kredi’nin daha nice yıllar toplumumuza değer katmasını dilerim.”
Prof. Dr. Merih Tangün ise şunları söyledi: “Ödül başvuru sistemimizde hayata geçirdiğimiz değişiklik ile bu yıl oyun künyesi girişleri doğrudan tiyatrolardan geldi. Her zaman olduğu gibi adaylarımız, online sistem üzerinden, son derece şeffaf bir şekilde yürüttüğümüz oylama süreci sonunda belirlendi. Noter eşliğinde jüri üyeleri tarafından yapılacak kapalı zarf usulü oylamayla belirlenecek kazanan adayları, düzenleyeceğimiz muhteşem ödül töreninde hep beraber öğreneceğiz.”
26. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri Adayları:
Yılın En Başarılı Oyunu
39 Buçuk Basamak – Tiyatroadam
Büyük Zarifi Apartmanı – İstos Yapım
Çirkin – Dolkun Production
Otomatik Portakal – Tatbikat Sahnesi
Yaşamak mı Ölmek mi – Kocaeli Şehir Tiyatroları
Yılın En Başarılı Yönetmeni
Güray Dinçkol – Çirkin
İlham Yazar – Yaşamak mı Ölmek mi
İlyas Özçakır – Büyük Zarifi Apartmanı
Oğuz Utku Güneş – 39 Buçuk Basamak
Şahika Tekand – On Adımda Unutmak
Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Gülçin Kültür Şahin – Canavar
Nihan Doğa – Disko Topu
Pelin Abay – 39 Buçuk Basamak
Senan Kara – Sivrisinekler
Zuhal Olcay – Kel Diva
Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Berk Yaygın – 39 Buçuk Basamak
Can Atak – Çarpışma
Onur Berk Arslanoğlu – Çirkin
Onur Ünsal – Dıkşın: Büyük Şans
Yiğit Sertdemir – Öteki Venedik Taciri
Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Çağdaş Ekin Şişman – Büyük Zarifi Apartmanı
Defne Koldaş – Terörizm
Duygu Dalyanoğlu – Sevgi Sosyal Yaşamakta Israr Ediyor
Gözde Kırgız – Kel Diva
Pınar Fidan – Büyük Zarifi Apartmanı
Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Erkan Baylav – Şakşakçılar
Kıvanç Kılınç – Kel Diva
Meriç Rakalar – Yan Dünya
Murat Akkoyunlu – 39 Buçuk Basamak
Tuğra Can Bıçak – Öteki Venedik Taciri
Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı
Barış Dinçel – Otomatik Portakal
Kerem Çetinel – Kel Diva
Makbule Mercan – 39 Buçuk Basamak
Murat Gülmez – Yaşamak mı Ölmek mi
Xtopia & Veli Kahraman – Çirkin
Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı
Candan Seda Balaban – Çirkin
Çevren Sarayoğlu – Yaşamak mı Ölmek mi
Eylül Gürcan – Otomatik Portakal
Makbule Mercan – Kel Diva
Makbule Mercan – 39 Buçuk Basamak
Didem Yağcı’nın özgün teknik ve renk seçimiyle yarattığı optik illüzyon ve geometrik formlar ile oluşturduğu katmanlı eserleriyle kurguladığı “Düşleme Sanatı” sergisi İBB Kültür ve İBB Miras katkılarıyla 7 Temmuz tarihine kadar Bebek Sarnıcı’nda sanatseverlerle buluşuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilerek 2021 yılının Eylül ayında sanatseverlerle buluşan tarihi Bebek Sarnıcı yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Düşleme Sanatı” başlıklı yeni sergisinde, 2009 yılında okuduğu Stephano D’anna’nın Tanrılar Okulu adlı kitabından aldığı ilhamla yola çıkan Didem Yağcı, yıllardır felsefi ve sanatsal boyutta ele aldığı düş ve gerçeklik kavramlarının arasındaki ince çizgiye dikkat çekiyor ve kendi deneyimleri, gözlemleriyle hayali bir gerçeklik kuruyor. Yağcı, düş̧ kurmanın kişiyi aslında gerçek varoluşsal özgürlüğe ulaştırdığının altını çiziyor. Sanatçı, bu sergi kapsamında Bebek Meydanı’na yerleştirilecek Mucize adlı dış mekân heykeli ile düşte ustalaşma sanatına farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Nick Trend’in sanat tarihindeki devrim niteliğindeki 30 eserin analizini sunup ortaya çıkış nedenlerinin ve etkilerinin dünyaya nasıl yayıldığının izini sürdüğü Sanat Tarihinde İlkler adlı kitap Ayşegül Gürsel’in çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.
İlk feminist eserden en pahalı tabloya kadar dünyanın en önemli resimlerinin yer aldığı “30 Öncü Eserde Sanatın Öyküsü” alt başlığını taşıyan kitap, en tartışmalı ve en yaratıcı hâliyle sanatın öyküsünü anlatıyor.
“İlk gülümsemeyi kim resmetti? Sanatın ilk öpücüğü ne zamandı? Çocukları gündelik oyunlarında resmetmek ilk kimin aklına gelmişti?”