
Kültür kuramcısı Byung-Chul Han’ın hikâye anlatıcılığının kapitalizmle yaşadığı dönüşümü ele aldığı kitabı Anlatının Krizi, Murat Erşen’in çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
Anlatılar bizi birbirimize kenetleyen bağları üretir; topluluk oluşturur, olumsallığı ortadan kaldırır ve bizi varlığa demirler. Ancak her şeyin keyfi ve gelişigüzel hale geldiği çağdaş enformasyon toplumunda, hikâye anlatıcılığı hikâye satıcılığına dönüşmekte ve anlatılar bağlayıcı güçlerini yitirmektedir. Hikâye anlatıcılığı, anlatı ortaklıklarının aksine, sadece geçici bir topluluk ortaya çıkarır, bu da olsa olsa tüketiciler topluluğudur. Hikâye anlatıcılığı yoluyla kapitalizm anlatıya el koyar: Hikâyeleri satar. Böylece anlatılar paylaşılan bir deneyim olmaktan çıkıp çağımızın patolojik bir fenomenine dönüşürler.
“Bugün herkesin ağzında bir ‘anlatı’ lafıdır gidiyor. Oysa anlatı enflasyonu paradoksal olarak bir anlatı krizine işaret ediyor. Tüm bu storytelling yaygarasının ortasında, kendini anlam ve istikamet eksikliğiyle açığa vuran bir anlatı boşluğu hüküm sürüyor.”
Armageddon Turk 2021 yılında yayımlandığı Anadolu Lo-fi albümünün devamı niteliğindeki Anadolu Lo-fi 2 albümünden “Köprüden Geçti Gelin” isimli yeni teklisini Garaj Müzik etiketiyle yayımladı.
Orkun Tunç ve Zag Erlat’tan oluşan prodüktör ikili, Anadolu Lo-fi 2 albümünde genç müzisyenlerin katkılarıyla, Anadolu türküleri ve anonim eserleri kendine özgü bir şekilde, “lo-fi hiphop”, “chillbeat” sound’larda yorumluyor. Armageddon Turk, Anadolu’nun yüzyıllardır varoluş arayışlarına, başlangıçlara, inançlara, farklılıklara ev sahipliği yapmış olmasından, kalabalığı ve farklılıklarla birlikte ortaya çıkan zenginliğinden ilham alıyor. Grup bu albümü tüm dünyada doğal afetlerle, savaşlarla yitirdiğimiz çocuklara adıyor.
Albümün kapağındaki “saz çalan kız figürü”, Anadolu’nun doğusunda yitirilen genç hayatlar için enstrümanını çalıyor. Kapak, ilk albümde olduğu gibi Beril İrman imzası taşıyor. Albümden yayımlanan dokuzuncu çalışma olan “Köprüden Geçti Gelin”e elektrik gitar ile Dilara Çivici eşlik ediyor. İllüstrasyon ve animasyon videolar ise Ankara’dan genç sanatçı Aslıhan Coşkun’a ait.
Armageddon Turk’ün “Köprüden Geçti Gelin” isimli yeni teklisini buradan dinleyebilir, klibini ise buradan izleyebilirsiniz.
Gill Eatherley’nin küratörlüğünü üstlendiği, Jackie Matisse’in “Uçurtma Zamanı” başlıklı sergisi, 15 Aralık’a kadar sanatseverlerle buluşacak.
İmzası hâline gelen uçurtmalarını, 1976 yılında çıktığı bir seyahat esnasında İstanbul’da uçuran Jackie Matisse, “Uçurtma Zamanı” sergisiyle izleyicilerin karşısına çıkıyor. Bugün canlı renkleriyle Arter binasının ön cephesinde beliren Gökkuşağı [Arc-en-Ciel, 1983] uçurtmalarının, yoldan geçenleri sergiye davet ediyor.
“Uçurtma Zamanı”, Jackie Matisse’in uçurtmalarını tüm göz alıcılıklarıyla Arter’in yüksek ve alçak tavanlı, aydınlık ve karanlık farklı alanlarında ilk kez boylu boyunca sergileyerek onlara iç mekânda bütünlüklü bir bakış sunuyor. Gökkuşağı [Arc-en-Ciel] uçurtmaları, kare başlarıyla Arter’in ön cephesinden sergileniyor. Dolaşmış Uçurtma Kuyrukları’nın (1977) rengârenk desenleriyle tezat oluşturan Siyah Beyaz Uçurtmalar (1989), aşağı süzülerek atriumun derinliklerine uzanıyorlar. Bunlara hemen yanı başlarında, saf ipekten gövdeleriyle asılı duran Ahmedabad İpekleri [Ahmedabad Soie, 1981] eşlik ediyor. Çarpıcı renklerdeki bu kumaş şeritlerin tam karşısında, aydınlık bir duvarın bembeyaz boşluğunda, Jackie Matisse’in David Tudor ile gerçekleştirdiği 9 Dizi ve Yansımalar (1986) adlı işini oluşturan alüminyum formlar yer alıyor.
Galeri -1’in giriş koridorunun sonundaki duvara asılı bir makine, kâğıttan bir uçurtma kuyruğunu tavandan yere uzanan sonsuz bir renk döngüsüyle, hafif gıcırtı ve hışırtılar eşliğinde hareket ettiriyor. Hemen yanındaki raflara yerleştirilen Şişelenmiş Düşler [Rêves en Bouteille, 1981], buluntu malzemelerle üretilmiş ve suyla dolu farklı boyutlarda şişeler içinde yüzen uçurtma parçalarından oluşuyor. Loş galeri alanına adım atan ziyaretçileri, Deniz Kuyrukları (1983) adlı video karşılıyor. Yapıt, Jackie Matisse’in uçurtmalarının Molly Davies tarafından çekilen sualtı görüntülerini, David Tudor’ın okyanusun derinliklerinde kaydettiği seslerle bir araya getiriyor. Videodaki uçurtmalar, âdeta sudan çıkıp gelmişçesine sergi mekânının tavanında izleyici karşısına çıkıyor. “Uçurtma Zamanı”, ziyaretçileri -3. kata inerken bakışlarını bir kez daha yukarı çevirmeye davet ediyor. Dev bir mozaik izlenimi yaratan Gökyüzü Pireleri Sirki [Poux du Ciel, 1979], yelken kumaşından üretilerek bir ağ üzerine sabitlenmiş çok sayıda küçük uçurtmayı keşfe açıyor.
“Köklü bir sanatsal mirasa sahip bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Jackie Matisse, büyükbabası Henri Matisse’in, 1950 yılında, 80. doğum gününü kutladığı Fransa’nın Nice kentindeki evinin tavanına resimlerini çizerken torunlarına verdiği “Elinizden başka herhangi bir iş geliyorsa sanatçı olmayın. Sanat, fevkalade meşakkatli bir yoldur,” nasihatine kulak asmaz. Jackie Matisse’in sanat pratiği, 1962 yılında edindiği bir uçurtmayı ormanda ağaçlar arasında kaybetmesiyle başlar. Bu tesadüfi olay, sanatçının kendi yolculuğuna yön vermesinde etkili olur.
1959–1968 yılları arasında, taşınabilir minyatür monografisi Valizdeki Kutu’nun [Boîte-en-valise] yapımında Marcel Duchamp’a yardımcı olurken edindiği becerilerden de yararlanan Jackie Matisse, boya kalemleri ve fırçalarıyla, bulutların arasında, sualtında, kâğıt, ahşap ve kumaş yüzeylerde gezinen, farklı mecraları ve kıtaları kateden yaratıcı bir serüvene çıkar. Jackie Matisse, sanatı dünyanın dört bir yanında harekete geçiren dinamik bir form olarak gördüğü uçurtmalarını kesmek, yapıştırmak, düğümlemek, katlamak, dikmek, birbirine eklemek, baskı yoluyla çoğaltmak, bağlamak, çizmek, ayırmak, toplamak, lehimlemek ve nihayet uçurmaktan yaşamı boyunca asla vazgeçmez.”
Künye:
1-3. Jackie Matisse: Uçurtma Zamanı Sergiden görünüm Küratör: Gill Eatherley Arter, 2024 Fotoğraf: flufoto (Barış Aras & Elif Çakırlar)
4. Gökyüzü Pireleri Sirki [Poux du Ciel], 1979 Yelken kumaşından üretilmiş altıgen formda 128 adet uçurtma, bambu çıtalar, ağ Yerleştirme: 12 x 5 m Uçurtmalar: 75 x 54 cm (her biri)
5. Şişelenmiş Düşler [Rêves en Bouteille], 1981 20 adet cam şişe, su, yelken kumaşı, elyaf tabanlı kâğıt, boya, balmumu ve cam tıpalar, çeşitli nesneler Değişken boyutlar
Borusan Kocabıyık Vakfı’nın düzenlediği “Cumhuriyetin Yüzü” sergisinin Uzun Cumartesi etkinliklerinden olan konuşma serisi Sergi Sohbetlerinin son buluşmasında ölümünün 61. yılında Nâzım Hikmet anılacak.
1 Haziran Cumartesi günü gerçekleşecek buluşmada serginin proje danışmanı Prof. Dr. Haluk Oral ile deneyimli gazeteci ve yazar İhsan Yılmaz, şair ve yazar Nâzım Hikmet’in hayatını ve sanat yolculuğunu konuşacaklar. Söyleşide Haluk Oral’ın, koleksiyonunda yer alan belge, yayın, fotoğraf ve resimler ışığında hazırladığı Nâzım Hikmet’in Yolculuğu kitabı merkeze alınacak.
Söyleşi 1 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’te, Galataport İstanbul O2 Blok’taki “Cumhuriyetin Yüzü” sergisinde gerçekleşecek. Ücretsiz olarak gerçekleşecek etkinliğin son buluşmasına kayıt yaptırmak için iletisim@bkv.org.tr adresine, katılmak istenilen sohbeti de belirten bir e-posta gönderebilirsiniz.
Borusan Kocabıyık Vakfı’nın, erken Cumhuriyet dönemindeki çok boyutlu toplumsal dönüşümün kültüre, sanata ve sosyal yaşama izdüşümlerine odaklanan “Cumhuriyetin Yüzü” sergisi de 2 Haziran’da ziyarete kapanacak.
Afşin Kum, Adil Sadak ve Soner Doğanca’dan oluşan Kaplumbaz grubunun ilk albümü Zamanlama Manidar müzikseverlerle buluştu.
Zamanlama Manidar albümü, sözleri ve müzikleri Afşin Kum’a ait beş şarkıdan oluşuyor. Yumuşak lirik pasajlarla sert rock riffleri arasında gidip gelen çok katmanlı kompozisyonlara sahip albüm, progresif rock ve Anadolu rock tarzlarından izler taşıyor. Kaplumbaz’ın müziğinde, aksak ölçüler ve makam müziğinden esintiler taşıyan melodiler yer alıyor. Gerçeküstü imgeler ve metaforik bir anlatımın hâkim olduğu şarkı sözlerinde zaman ve döngüsellik temaları öne çıkıyor.
Sıcak Kafa, Kübra ve Kırk Üçteki Korkunç Traktör Yağmuru kitaplarıyla tanınan yazar Afşin Kum’un gitar ve vokalde yer aldığı albümün mix ve mastering’ini üstlenen, aynı zamanda gitar ve bas gitar çalan Adil Sadak; ağırlıklı olarak doğaçlama ve deneysel müzik üzerine çalışmakla birlikte dönemin rock gruplarının pek çoğuyla sahne ve stüdyo çalışmaları yaptı, jam session'lara katıldı. 2012-2017 yılları arasında kendi stüdyosunda pek çok genç grup ve müzisyenin albüm ve demo kayıtlarının yanında özgün reklam ve belgesel müzikleri yaptı. Kaplumbaz’ın davulcusu Soner Doğanca ise Kaplumbaz’ın yanı sıra Acil Servis, Batu Mutlugil Band, Göksenin ve Demirhan Baylan Trio ile sahne ve kayıt çalışmalarını sürdürüyor ve kendi stüdyosunda davul dersleri veriyor. Albümün kapak tasarımı ise Tahir Berk Yılmaz’a ait.
Kaplumbaz grubunun ilk albümü Zamanlama Manidar’ı buradan dinleyebilirsiniz.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin “Ağırlık ve Ölçü Sanatı” sergisi kapsamında “Tohumlar ve Metaforlar” temalı turu, 31 Mayıs’ta gerçekleşecek.
Vakfın Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan yola çıkarak hazırlanan “Ağırlık ve Ölçü Sanatı” sergisi çerçevesinde, koleksiyon sorumlusu Yavuz Selim Güler rehberliğinde düzenlenen turda, Anadolu’nun 4.000 yıllık sosyal ve ekonomik tarihi, ağırlık ve ölçü kavramları etrafında şekillenen metaforlar aracılığıyla aktarılacak. Tarih boyunca uygarlıkların sosyal yaşamında önemli yer tutan ölçü ve ağırlıklara dair ilginç bilgilerin paylaşılacağı turda, katılımcılar, sergide bulunmayan eserleri de görme imkânına sahip olacak.
“Eski Yakındoğu’da tartmak ne kadar basit bir eylemse, ölçmek için birimler üretmeye çalışmak bir o kadar kavramsal ve karmaşıktı. Gündelik pratiklerden yola çıkan Mezopotamya uygarlıkları arpa tanesine dayanan ağırlık birimlerinin temellerini atmış; Mısırlılar ise yaşamın sınırlarını aşıp, ölümden sonraki hayatı anlamlandırmak için ölenlerin ruhlarını tartma metaforunu kullanmıştı. Ölçemediğini anlamak binlerce yıl önce de zor bir işti…”
Kontenjanı sınırlı olan rehberli tura resepsiyon@peramuzesi.org.tr adresine mail atarak ücretsiz olarak katılabilirsiniz.
İtalyan edebiyatının dünyaca ünlü yazarı Elena Ferrante’nin okumak ve yazmak üzerine dört metnini bir araya getiren kitabı Sayfa Sınırları İçinde -Yazmanın ve Okumanın Zevki Üzerine Sohbetler, Eren Yücesan Cendey’in çevirisiyle Everest Yayınları’ndan çıktı.
Kitaptaki metinlerin ilk üçü Ferrante’nin Bologna Üniversitesi Umberto Eco Konferansları kapsamında üç ders için kaleme aldığı; dördüncüsü ise İtalyanistler Kongresi’nin kapanışında okunmak üzere yazdığı, büyük ozan Dante hakkında bir makalesi.
Ferrante, bu metinlerde sayfanın kenar boşluklarının arasında kalan yerde yazınsal bir hayatın inşası üzerine kendi deneyimini merkezde tutarak düşünüyor: Okunmuş kitapların, edebiyat kanonunun dikte ettiklerinin ve daimi bir yazar adayının yerle bir ettiklerinin sonucunda bir dilin keşfedilişine ortak ediyor okuru. Bu aynı zamanda kadın gerçekliklerine yabancı bir dilin karşısında bir yenisinin yaratılması anlamına geliyor; “sınırların dışına taşıp rüzgâra kapılan sözcükleri” derlemeyi öğrenmek, “hiçbir satırı rüzgârda kaybolmayacak” eserlere doğru hep ilerlemek için.
Piyanonun yaşayan efsanesi Maria João Pires, Festival Strings Lucerne eşliğinde 52. İstanbul Müzik Festivali kapsamında 31 Mayıs’ta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda müzikseverlerle buluşacak. Festivalde ayrıca 1 Haziran’da Khatia Buniatishvili, 2 Haziran’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Macar Ulusal Korosu, 3 Haziran’da ise Budapeşte Festival Orkestrası ve Francesco Piemontesi sahne alacak.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 52. İstanbul Müzik Festivali, çağımızın en önemli piyanistlerinden Maria João Pires’i dinleyicilerle bir araya getirecek. Sekiz yıl aradan sonra bir kez daha festivalin konuğu olacak Pires’e Beethoven’ın piyano konçertosunda Festival Strings Lucerne eşlik edecek. Konserde ayrıca bestecinin Pastoral Senfoni’si ile Honegger’in Yaz Pastorali seslendirilecek. Konser Türkiye İş Bankası’nın gösteri sponsorluğunda, 31 Mayıs saat 20.00’de Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek. 1 Haziran’da Khatia Buniatishvili İş Kuleleri Salonu’nda, 2 Haziran’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Macar Ulusal Korosu ve 3 Haziran’da ise Budapeşte Festival Orkestrası ve Francesco Piemontesi Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak.
52. İstanbul Müzik Festivali’nin programına buradan, biletlerine Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.
Amerikalı sanatçı David Salle’nin “Refakatsiz Çocuklar” başlıklı Türkiye’deki ilk solo sergisi 29 Mayıs-25 Temmuz tarihleri arasında Sevil Dolmacı İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Refakatsiz Çocuklar” sergisi, Salle’nin bu yıl, New York’taki stüdyosunda, İstanbul için farklı medyalarla, farklı boyutlarla ürettiği 21 yeni resimden oluşuyor. Sergi, sanatçının Hayat Ağacı serisi ile yeni çalıştığı Pencereler serisine ait işleri izleyiciye sunuyor.
Salle’nin resimleri, pop art, sürrealizm ve soyut ekspresyonizmden etkileniyor. Büyük boyutları ve anlaşılması zor kompozisyonları, birbiriyle kontrast yaratan stilleri ve ruh hâllerini yan yana getiren sanatçı, eserlerinde popüler kültür, 50'lerin ve 60'ların çizgi film imgeleri, grafiti ve aynı zamanda sanat tarihine göndermeler yapan imgeler kullanıyor. Dil ve şiirde olduğu gibi, resim sanatı da zıt unsurların dengelenmesi gerektiğini vurgulayan sanatçının resimleri, ilk bakışta rastgele yapılmış kompozisyonlar gibi algılansa da kasıtlı olarak düzensiz bir biçimde üst üste konmuş heterojen bir imge topluluğundan oluşuyor. Salle tarafından seçilen imgeler asla tesadüfi değil; aksine, birbirleriyle karmaşık yollarla ilişkilendirilmiyor. Salle, medyanın hâkim olduğu dünyada gün içinde sürekli maruz kaldığımız imgelerin ve fikirlerin kolektif bilincimiz ve benlik algımızı üzerindeki etkisi ile ilgileniyor. Sanatçının resimlerindeki kompozisyonlar, izleyicileri duygusal, zihinsel ve psikolojik bir düzeyde etkileşime geçmeye teşvik ediyor. Salle’nin yaratıcı süreci genelde fotoğraflarla başlıyor. Zamanında hem çok tartışmalı hem de örneği olmayan yenilikçi bir yaklaşım olan resim referansı olarak canlı modelleri fotoğraflamayı günümüzde hâlâ sürdüren sanatçı, bu yaklaşımı ile iki sanatsal disiplini birleştirmeye devam ediyor. 2020-21 yıllarında pandemi sırasında Salle, Âdem ve Havva ile cennet bahçesinden etkilendiği Hayat Ağacı serisini yaratmıştı. Seri, aynı zamanda The New Yorker karikatüristi Peter Arno’ya (1904- 1968) atıfta bulunuyor. Bu seride tuvaller, siyah ve beyaz bir palet ile çok renkli palet arasındaki kontrastı gösteriyor.
Teoman’ın 46 yaşında neredeyse mizantrop bir rock yıldızı olan Timur’un hikâyesini anlattığı ilk romanı Sayın Bay Rock Yıldızı, Doğan Kitap’tan çıktı.
Hem çok aşina hem çok yabancısı olduğumuz bir kahramanı, hem çok acıklı hem çok eğlenceli hem de komik bir hayatı anlatıyor Teoman.
Timur; alkolle, hayatla, depresyonla, manasızlık hisleriyle, orta yaş ve yaratıcılık krizleriyle savaşırken, bir yandan da dört yaşındaki kızına baba, annesine oğul olmaya çalışıyor. En çok zorlandığı konuysa kendine katlanmak. Yalnız, sürekli başka bir kişi olmaya zorlandığını düşünen, kim olduğunu artık bilemeyen, yaşadığı çağa ayak uyduramayan bir rock yıldızı. O sırada, kendini ikna etmekte zorlandığı bir gönül ilişkisini de yürütmeye çalışıyor. Tabii, yapabildiği kadar. Daha doğrusu yapamadığı kadar.
“İnsanın geçmişe ihtiyacı var. Kim olduğumuzu hatırlamak için. Daha doğrusu eskiden olduğumuz kişiyi hatırlamak için. Bir an içimde bir ağlama duygusu oluşuyor. Hıçkırarak. O yüzden şaka yapmaya başlıyorum. Berbat şakalar. Melankolimi yalnızlığıma saklayayım. Eve gidince yaşayayım.”