
Yaz aylarında sinemanın büyüsünü Adalar’a taşıyan “Sinemada”, bu yıl 4. Sinemada Film Festivali adıyla 12-21 Temmuz tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
4. Sinemada Film Festivali, son yılların öne çıkan yerli ve yabancı yapımların gösterimlerine ev sahipliği yapacak. Büyükada Atatürk Meydanı, Büyükada Taş Mektep ve Heybeliada Pazar Meydanı’nda gerçekleşecek gösterimlerde Bildiğin Gibi Değil, Mucize Aynalar, Sanki Her Şey Biraz Felaket, Oyuncaklar Firarda, 80 Günde Devri Âlem, Karganın Uykusu, Aniden, Tavuri, Faruk, Ainbo: Amazon’da Büyük Macera, 8x8, Cam Perde, Öğretmenler Odası, İlgi Alanı, Rodakis’i Ararken, Ölümsüz Olan Sadece Sevgidir, Sanatoryum, Sararmış Yapraklar, Tereddüt ve Umudunu Kaybetme filmleri izleyicilerle buluşacak. Gösterimlerin ardından gerçekleşecek söyleşilerde ise izleyiciler, film ekibine sorularını yöneltme imkânı bulacaklar. Festival kapsamında Yeşim Ustaoğlu, Mert Fırat moderatörlüğünde bir masterclass düzenlerken, Prof. Dr. Nevzat Kaya’nın “Topografyalar veya Film ve Mitos” başlıklı söyleşisi ve yönetmen Kerem Soyyılmaz’ın Şükrü Alaçam moderatörlüğünde gerçekleştireceği söyleşi de katılımcılarla buluşacak.
Yönetmen Hüseyin Karabey’in 18-25 yaş arasındaki gençler için düzenlediği üç günlük atölye çalışması, 16, 17 ve 18 Temmuz’da saat 11.00’de Büyükada Taş Mektep’te gerçekleşecek. Gençlerin, seyretmenin ötesine geçerek sinema yapma şansı yakalayacağı atölyede Karabey ilk olarak sinemanın temel ilkelerini anlatacak. Katılımcılar, kurgu, yönetmenlik, senaryo, yapım ve oyunculuk süreçlerine dair teorik dersin ardından kendi yazacakları senaryoları eğitmenlerinin gözetiminde ve ada sınırları içerisinde çekecek, kurgulayacak ve gösterimini yapacaklar. Çay Saati söyleşileri, 16, 17 ve 18 Temmuz’da üç gün boyunca sinemacılarla seyircileri saat 18.00’de Büyükada Taş Mektep’te buluşturacak. Söyleşilere her gün kamera arkası veya önünden bir kişi konuk olacak.
İstanbul Şehir Hatları, 4. Sinemada Film Festivali kapsamında Adalar’a özel sefer düzenleyecek. Sinemaseverler, 12-21 Temmuz tarihleri arasında saat 23.15’te Büyükada-Heybeliada seferini yapacak olan vapuru kullanabilecek.
4. Sinemada Film Festivali’nin programı hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
The Circle, Masa Sergileri kapsamında, Ahmet Topbaş’ın “Bir Mühendisin İstikrarlı Hayalleri” başlıklı kişisel sergisini 4 Ağustos’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Bir Mühendisin İstikrarlı Hayalleri” sergisi, izleyiciyi Ahmet Topbaş’ın mühendislik pratiği içinde gerçekleştirdiği bütünsel ve sürdürülebilir tasarımlarını, yapısal mühendisliğinin gramerini oluşturan dört malzeme ve buna bağlı teknik-teknolojiler üzerinden birlikte yeniden okumaya davet ediyor. Sergi, görünmeyeni görünür kılma çabasıyla “Nasıl oluyor?” sorusu ile Venedik Bienali’nden Odunpazarı Modern Müze’ye, Arter’den Kalyon Karapınar’a, hamamdan okula, Palanga 1888’den moloz betona uzanan projelerle malzeme ve yapısal tasarım ilişkisini masaya seriyor.
Sergi, strüktür mühendisi ve buluşçu olan Ahmet Topbaş’ın yolunu aydınlatan ve ilham veren çeşitli ögeler, öğretiler, sanatçılar, yaratıcılık ve tekniğin aynı kap içinde eriyebileceğini söyleyen tüm okumalar, diğer yaratıcı yapı mühendisleri, formun en zarif biçiminin mukavemetten geldiğini gösteren hocalar ve ilham aldığı farklı kanalları izleyiciye sunuyor. Topbaş yalınlık, dürüstlük, ekonomi, kalkınma, tektonik, off-site üretim, karbon minimalizasyonu, sahte-kaplama üretimden kaçış, tekniğin estetiği gibi kavramları “Mühendislik = Mimari = Bütünsellik = Sürdürülebilirlik” formülü ile özetliyor. Bir yapının inşası bittikten sonra görünmez hâle gelen “oluş süreci”ndeki detayları içeren bu sergi ile hem bu özet formülün izini sürmek hem de arkasındaki akıl ve yaratılan değerin emeğini görünür kılmak için izleyiciye bir “tersten perspektif” sunuyor.
Masa Sergileri’nin üçüncüsü olan “Bir Mühendisin İstikrarlı Hayalleri” sergisini, 4 Ağustos’a kadar her gün 11.00-19.00 saatleri arasında The Circle’da ziyaret edebilirsiniz.
Seyhan Livaneli’nin anısını yaşatmak için Eksik Parça Yayınları’yla birlikte bu yıl altıncısı düzenlenen Seyhan Livaneli Öykü Yarışması’na başvurular başladı.
Yarışmanın seçici kurulunda bu yıl Zülfü Livaneli (Jüri Başkanı), Hakan Akdoğan, Jale Sancak, Gaye Boralıoğlu, Menekşe Toprak, Barış İnce, Zafer Köse yer alıyor. Adaylar bu yıl “Yüzleşmeler” temalı, elektronik ortamda veya kâğıt baskı olarak yayımlanmamış, başka bir yarışmadan ödül almamış öykülerini 15 Ekim 2023 tarihine kadar seyhanlivanelioykuyarismasi@eksikparca.com e-posta adresine göndererek başvurularını yapabilecekler.
Seyhan Livaneli Öykü Yarışması’nın kazananı 22 Ocak 2025’te açıklanacak; ödül töreni Nisan 2025’te düzenlenecek.
Katılım Koşulları
• Ödül, öykü türünde kitabı yayımlanmamış 18 yaş üzeri yazar ve yazar adaylarına açıktır. (Diğer türlerde kitabı yayımlanmış olmak, başvurmaya engel değildir.)
• Ödüle, iki öyküyle başvurulur. Öyküler elektronik ortamda veya kâğıt baskı olarak yayımlanmamış, başka bir yarışmadan ödül almamış olmalı ve yarışmanın sonucu açıklanana kadar yayımlanmamalıdır.
• Her biri en fazla 1500 sözcük uzunluğunda iki öykü tek Word dosyası içinde gönderilmelidir.
• Başvuru, adayın kendisi tarafından, seyhanlivanelioykuyarismasi@eksikparca.com e-posta adresine, 15 Ekim 2024, saat 24.00’e kadar gönderilmelidir.
• Başvuru için gönderilen e-posta, iki Word dosyasından oluşmalıdır.
Dosyaların her ikisi de, belirlenmiş olan rumuz adıyla kaydedilmiş olmalıdır; “rumuz-1” ve “rumuz-2” biçiminde.
Düzenleme kurulu, jüri üyelerine, ön elemeden geçen adayların dosyalarını isimsiz iletecektir.
• Düzenleme kurulu, adayların dosyalarını yönetmeliğe uygunluk, özensizlik, belirgin anlatım sorunu, yazım hatası gibi yönlerden inceleyecektir. Yarışmayı düzenleyen kurum ön seçici kurul oluşturma yetkisine sahiptir.
• Ödüle gönderilen öykülerin hukukî sorumluluğu yazarına aittir. İntihal veya üçüncü kişilerin telif hakkı gibi durumlarda, sorumluluk yazara aittir.
• Seçici kurul üyelerinin birinci derece yakınları, önceki senelerde ödülümüzü alan ve finale kalan yazarlar ödüle başvuramayacaktır.
• Ödülü kazanan yazarın öykü dosyası, Eksik Parça Yayınları tarafından kitaplaştırılacaktır. Ayrıca yarışma sonucu açıklanana kadar katılımcılar başka yayıneviyle kitap anlaşması yapamaz. Ödülü alan katılımcının ilk kitabı Eksik Parça Yayınları tarafından yayımlanacaktır.
Rock sahnesinin önemli gruplarından Jethro Tull, 23 Kasım’da Kod Müzik organizasyonu ve Pozitif deneyimiyle Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak.
55 yıllı aşkın kariyeri boyunca progresif rock, folk rock ve hard rock türlerinde çığır açan Jethro Tull, 60 milyondan fazla albüm satışına imza attı. Grup, Grammy ödüllü müziğiyle dünya çapında milyonlarca dinleyiciye ulaştı. 40’tan fazla ülkede 3000’den fazla konser veren ve buna her yıl dünya çapında 100 yeni konser ekleyen grup, İstanbul’daki hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.
Jethro Tull, flütü rock müziğe tanıtan adam olarak tarihe geçen solistleri Ian Anderson liderliğinde, ilk albümleri This Was’dan son albümleri RökFlöte’e uzanan repertuvarını, Volkswagen Arena’da seslendirecek. Flüt, vokal ve akustik gitar ile hayranlarının karşısına çıkacak Ian Anderson’a gitar ve vokalde Jack Clark, davulda Scott Hammond, klavye ve vokalde John O’Hara, bas gitar ve vokalde ise David Goodier eşlik edecek.
Jethro Tull’un 23 Kasım Cumartesi akşamı Volkswagen Arena’da gerçekleştireceği konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Antonio Cosentino’nun yeni üretimlerinden oluşan “Öğleden Sonra” başlıklı kişisel sergisi, İMALAT-HANE’de sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Antonio Cosentino, bir üçleme olarak görülebilecek “cigara viski kolileri denizlerde, ferâre sevgilim” (2016), “Yaz Güzel Bir Gündü” (2018) ve “JPEG Takımadaları” (2020) adlı kişisel sergilerinin ardından “Öğleden Sonra” ile yeni bir panorama sunuyor. Cosentino’nun “kent” kavramı etrafında şekillenen sanatsal pratiği, sanatçının eserlerini bir nevi görsel şehir envanterine dönüştürüyor. Sanatçı, sokak manzaralarının rastlantısal günlüğünü tutan bir kent gezgini gibi, çalışma sürecinde de sergisini bir maceraya dönüştüren çağrışımlara ve anlık etkilere izin veren açık bir yol izliyor. Sanatçı, sergilerindeki görsel anlatıya eşlik eden hikâye yazma geleneğini bu sergisinde de sürdürüyor.
Antonio Cosentino, “Öğleden Sonra” sergisi için yazdığı bu metinde çalışma pratiğini şu sözlerle anlatıyor: “Önemli bulduğum hafıza parçacıklarını, temaları, iç içe geçtiğim nesneleri, kişileri, üsluplar arası, anti sistematik bir sezi ile bir arada tutmaya çalışıyorum. İşlerle aramda kurup tasarlamış olduğum ve anlamına inandığım duyusal bir bağ olmalı. Bazen melodram denebilecek sahneler, alegoriler, odaklandığım nesneler, durumlar üzerine bir sezi ile yaklaşırım, ne tür anlamların oluştuğunu iş meydana geldikten sonra düşünürüm. Öngörülemezlik, belirsizlik temel çıkış noktam. Sergi oluşurken bir lahzada oluşan durumlar arzu ettiğim düzeneğe iyi geliyorlar, daha doğrusu tek ve büyük hayalim öngöremediğim durumların ışıması, izleyici her zaman ışıyan durumu dikkatlice fark ediyor. Işıyan yapıt kendi hikâyesini ve gerçekliğini oluşturuyor.”
Fotoğraf: Barış Özçetin
Cesare Pavese’nin 6 Ekim 1935’te sürgün günlerinde başlayıp ölümünden dokuz gün öncesine, 18 Ağustos 1950’ye kadar süren günlüklerinden oluşan Yaşama Uğraşı kitabı Nevin Yeni’nin çevirisiyle Alfa Yayınları’ndan çıktı.
1950’de İtalya’nın en büyük edebiyat ödülünü kazandıktan kısa bir süre sonra intihar eden Pavese bu günlükleriye okura entelektüel ve ahlaki titizlikle yürütülen hayat, değişen yaşamlar, rüyalar, anılar, aşk ve sanat üzerine bir seçki sunuyor. Bir şairin duyarlılığıyla, erişilmesi güç bir duygusal olgunluğu arayan bir adamın yaşadığı eziyet okunuyor günlüklerinde. Hayatı boyunca intihar fikrinin kederli örtüsünün altında gizlenen Pavese, olağanüstü zekâsına, hayal kırıklıklarına rağmen “mükemmel aşkı” arar.
“Benim halihazırdaki intiharlık yaşamım ancak böyle izah edilir. Her buhran ya da her acı karşısında intiharı düşünmeye sonsuza kadar mahkûm olduğumu biliyorum. Benim ilkem asla tamamına ermeyen ve benim asla tamamına erdiremeyeceğim ama hassasiyeti sırtımı sıvazlayan bir intihardır; budur beni ürküten.”
OMM - Odunpazarı Modern Müze’nin Erol Tabanca Koleksiyonu’ndan bir seçkiyi Aslı Seven’in küratörlüğünde izleyiciye sunduğu sergisi “İki Güneş Altında” 21 Temmuz’a kadar devam ediyor.
Gökyüzünde iki güneş olasılığının açtığı mitolojik ve spekülatif ufuklardan, dünyadaki varoluşumuzun Güneş’le olan derin bağlantılarına uzanan bir keşif yolculuğu sunan “İki Güneş Altında” sergisi; resim, heykel ve videoya kadar uzanan çeşitli disiplinlerde üretilmiş eserlerle güneş ışığı, gölgeler ve atmosferik kırılmalar etrafında şekillenerek optik, termal, metamorfik ve duygusal olgulara dair bir duyarlılık paylaşıyor. 45 yerli ve yabancı sanatçının yapıtlarının yer aldığı sergi, iki güneş fikriyle hayali bir varsayım sunarak, güneşle değişen ilişkimizi farklı perspektifler aracılığıyla ele alıyor. Gezegenimizin ve bedenlerimizin Güneş etrafındaki döngülerine bağlı olan bu eserler, OMM’un Kengo Kuma and Associates imzalı mimarisinden ilham alırken, müzenin güneş ışığı ve çevre ile kurduğu kademeli, geçirgen ilişkiyi üçlü bir kurguyla takip ediyor. “İki Güneş Altında” sergisini 21 Temmuz’a kadar ziyaret edebilirsiniz.
OMM - Odunpazarı Modern Müze, çağdaş eserleri ve fantastik tasarımları bir araya getiren yeni sergisi “Ehlikeyif” ile 8 Eylül’de kapılarını yeniden açacak. Müze, İdil Tabanca’nın küratörlüğünü üstlendiği sergi ile 5. yılını kutlayacak. Sergi, form ve işlev arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlarken, sanat ve tasarım arasındaki geleneksel sınırların ötesindeki yaratıcılıklarıyla tanınan uluslararası sanatçı ve tasarımcıların eserlerini bir araya getiriyor. Sergide; Audrey Large, Barbora Zilinskaite, Batten & Kamp, Bertrand Fompeyrine, Charlotte Kingsnorth, Chris Wolston, Elissa Lacoste, Faye Hadfield, Gaetano Pesce, Guido Casaretto, Guillermo Santoma, Karl Monies, Linde Freya Tangelder, Max Lamb, Mesut Öztürk, Odd Mater, Schimmel & Schweikle, Serban Ionescu, Sigve Knutson, Studio EO, Studio Yellowdot, SuperNormal, Thomas Barger, Willem Van Hoff ve Slavs and Tatars dahil olmak üzere doğanın unsurları ve bedenden aldıkları ilhamla gündelik nesnelere tasarımlarıyla ruh katan farklı kuşaklardan sanatçı ve tasarımcıların çalışmaları yer alıyor.
OMM, 22 Temmuz-7 Eylül tarihleri arasında ziyarete kapalı olacak. 8 Eylül Pazar günü ise “Ehlikeyif” sergisiyle birlikte yeniden kapılarını açacak.
1-2. İki Güneş Altında - Under Two Suns, Odunpazarı Modern Müze, Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz, 2023
3. “Ehlikeyif” sergisi, Mamali Shafahi Sandalye, 2021 Epoksi ve reçine 210 × 160 × 170 cm Mamali Shafani ve Everyday Gallery’nin izniyle Fotoğraf Seppe Elewaut-Michaël Smits
4. Andrea Branzi Animali Domestici Bank, 1985 Huş ağacı ve ahşap lake 83 × 140 × 65 cm 9 Edisyon İdil Tabanca Koleksiyonu Fotoğraf Kayhan Kaygusuz
5. Misha Kahn Yok Olmadan Önce, 2021 Plastik ve araba boyası 80 × 315 × 114 cm İdil Tabanca Koleksiyonu Sanatçı ve Friedman Benda'nın izniyle Fotoğraf Sean Davidson
Feridun Düzağaç ve Hey! Douglas’ın birlikte seslendirdiği “Kalbin Yok Mu” şarkısı müzikseverlerle buluştu.
Fecri Ebcioğlu’nun sözlerini yazdığı ve Marc Aryan’ın bestelediği “Kalbin Yok Mu” şarkısı, iki sanatçının özgün tarzlarını bir araya getirerek dinleyicilere farklı bir müzikal deneyim sunuyor. Feridun Düzağaç’ın derin ve duygusal vokali ile Hey! Douglas’ın özgün elektronik altyapılarını harmanlayan şarkı, güçlü lirikleri ve sürükleyici melodisiyle dinleyicilerle buluşuyor.
Güçlü vokali ve duygusal şarkı sözleriyle geniş bir hayran kitlesine sahip olan Feridun Düzağaç, müzik kariyerinde sayısız hit şarkıya imza attı. Modern ve retro sesleri harmanlayarak oluşturduğu parçalarla dikkat çeken Hey! Douglas, enerjik sahne performansları ve yenilikçi prodüksiyonlarıyla tanınıyor. Düzağaç ve Hey! Douglas, bu iş birliği ile dinleyicilerine yeni ve taze bir tat sunuyor.
Feridun Düzağaç ve Hey! Douglas imzalı “Kalbin Yok Mu” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Arkas Sanat’ın Çeşme Belediyesi desteğiyle hayata geçirdiği Arkas Sanat Alaçatı, iki farklı sergiyle 13 Temmuz Cumartesi günü kapılarını açacak.
Arkas Sanat, beşinci sanat merkezini İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı’da ziyarete açıyor. Açılışını kalıcı ve süreli olmak üzere iki farklı sergiyle gerçekleştirecek Arkas Sanat Alaçatı, yıl boyunca bu sergilere paralel tasarlanan sanatçı konuşmaları, seminer, atölye gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak.
1976’da Aix-En-Provence’da kurulan Foundation Vasarely ile Arkas Sanat arasındaki iş birliğinin bir sonucu olarak Alsancak’taki Arkas Sanat Merkezi, 2017’de Op Art akımının önemli temsilcilerinden Vasarely’nin retrospektif sergisine ev sahipliği yaptı. Sergi, sanatçının ressam, tasarımcı, teorisyen, mimar kimliklerini bütüncül bir biçimde tartışmaya açtı. 2018’de sanatçının Arkas Sanat Koleksiyonu’na girmiş eserlerinden bir seçki, Fondation Vasarely’de Lucien Arkas’ın ismini taşıyan bir sergi salonunda sergilenmeye başladı. Arkas Sanat Alaçatı’nın Lucien Arkas Sergi Salonu’nda kalıcı olarak izleyicilerle buluşacak Arkas Koleksiyonu’nda Victor Vasarely (1906-1997) sergisi de bir kez daha sanatçının form ve çizgilerin algılar yoluyla kavranıp izleyicide “hareket” olgusuna nasıl dönüştüğünü gündeme getiriyor.
Arkas Sanat Alaçatı’nın “Yeni Topraklar/New Lands” başlıklı ilk süreli sergisi Dr. Necmi Sönmez küratörlüğünde sanatseverlerle buluşacak. Sergi, Türkiye, Yunanistan ve Fransa’daki özel koleksiyonlardan derlenmiş uluslararası çağdaş sanat seçkisinden oluşuyor. Resim, heykel, desen, fotoğraf, video ve yerleştirme gibi tekniklerle üretilen eserlerin yer aldığı sergide 40 yaş altındaki 154 genç sanatçı, farklı eğilimlerle zenginleştirdikleri güncel anlatım dillerini ortak paydada buluşturuyor. Çin’den Güney Afrika’ya, Azerbaycan’dan Çek Cumhuriyeti’ne dek oldukça farklı coğrafyalarda, kendi dünyalarına ait gerçeklerden yola çıkarak çalışan sanatçıların Arkas Sanat Alaçatı’da bir araya gelen çalışmaları, küresel etkilerin sınır ve durak tanımadan bireyleri nasıl şekillendirdiğine gönderme yapıyor. David Shrigley ve Alice Guittard çalışmalarının Türkiye’de ilk kez gösterileceği sergide, Paris’teki Antoine de Galbert Koleksiyonu seçkiye özel katkılarıyla yer alıyor.
Künye:
1. Arkas Sanat Alaçatı
2. Alper Aydın, 560.000 Yıl, 2019, Türkan Özilhan Koleksiyonu
3. Victor Vasarely, 1985, Jonglör, Tuval üzerine akrilik, 137.5 cm x 80.5 cm
Alman yazar ve senarist Patrick Süskind’in yaşlı bir satranç oyuncusuyla amatör bir gencin satranç mücadelesini anlattığı, Fransız çizer Sempé’nin çizimleriyle eşlik ettiği kitabı Bir Çatışma, İlknur Özdemir’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Süskind, 1979’da yayımlanan ilk romanı Koku’yla uluslararası üne erişti. Bir Çatışma, yazarın Üç Buçuk Öykü kitabındaki öykülerden biri.
Paris’teki Lüksemburg Bahçeleri’nde usta yaşlı satranç oyuncusuyla kimsenin tanımadığı amatör genç oyuncunun girdiği heyecan ve gerilim dolu müsabaka giderek “bir çatışma”ya dönüşür. Oyunu kazanmak için kıran kırana mücadele eden oyunculardan hangisinin şahının düşeceği merak konusudur. Kimse dillendirmese de aslında herkesin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı “bir savaştır” bu… Hangi öldürücü hamlenin zaferi getireceği ise kitabın sonunda saklıdır…