GÜNDEM
  • 10-10-2024

    Hikmet Hükümenoğlu’nun coşkulu bir polisiye hikâyenin peşinden gittiği yeni romanı Sonra Gözler Görür, Can Yayınları’ndan çıktı.

    Yenikent, haritada belirsiz bir nokta. Ezgi Sezgin, çocukluğunun geçtiği kente yıllar sonra dönen meşhur bir gazetecidir. Bir anda kendisini karmaşık bir cinayet ve ilişkiler ağının içerisinde bulan Mert, Orhan, Mercan, Cüneyt ve diğerleri. Romanda; Ezgi Sezgin’in bir yandan kendi hayatını yoluna koyma çabası, diğer yandan çözmek zorunda kaldığı karanlık bir cinayet onu zamanla bambaşka arayışlara itiyor ve olaylar gelişiyor.

    “Doğup büyüdüğü ve gençliğinde daralıp arkasına bakmadan kaçtığı Yenikent, yokluğunda neredeyse hiç değişmemişti. Bu ufacık şehirde zaman İstanbul’a kıyasla hâlâ yavaş akıyordu. Atmosferi oluşturan moleküller normalden daha ağırdı sanki ya da yerçekimi daha güçlüydü ve gözle görünmeyen bir kütle insanın sırtına çöküp hareketlerini yavaşlatıyordu.”

    0
    0
    2001
  • 09-10-2024

    İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği Carmina Burana, ekim, kasım ve aralık ayındaki temsilleri ile Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.

    Geçtiğimiz sezon prömiyer yapan Carmina Burana; solistleri, orkestrası, korosu, bale sanatçıları, çocuk korosu ve balesi, Modern Dans İstanbul sanatçıları ve özel tasarım ekiplerinin oluşturduğu yaklaşık 250 kişilik kadrosu ile “koreografik sahne kantatı” olarak sahneleniyor. AKM Türk Telekom Opera Salonu sahnesinin tüm teknik imkanlarının kullanıldığı eserde izleyiciler, döner sahne, sağ ve sol ön ve arka vagonların geçişleri, sofito borularının (sahnede dekorların hareket etmesini sağlamak için yapılmış parmaklıklı tavan) her birine bir zaman kodu verilerek adeta hepsinin birden dans ettiğine şahit oluyor.

    Eserin rejisini Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Volkan Ersoy ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Bale Başkoreografı Ayşem Sunal Savaşkurt üstleniyor. Carmina Burana’da yer alan 24 parça, Volkan Ersoy’un yanı sıra Deniz Özaydın, Berk Sarıbay, Özgür Adam İnanç, Alper Marangoz ve Ferhat Güneş koreografileri ile sergilenirken MDT İstanbul sanatçıları ve İstanbul DOB Bale sanatçılarının bu eserde ilk kez bir araya geliyor. Eserde İstanbul Devlet Opera ve Balesi solistleri; soprano Nazlı Deniz Süren ve Evren Işık Yasemin, tenor Caner Akın ve Ufuk Toker, bariton Burak Kul ve Kevork Tavityan sezon boyunca dönüşümlü olarak İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu ile sahne alacak.

    “Beuern Şarkıları” olarak da bilinen Carmina Burana, Münih’teki Bayern Kütüphanesi’nde bulunan, 11., 12. ve 13. yüzyıldan kalan 254 şiir ve dramatik metinden oluşuyor. Müzisyen kökenli bir aileden gelen Alman Carl Orff tarafından bu metinlerden seçilmiş şiirler üzerine sahne kantatı olarak 1936 yılında bestelendi ve ilk kez 8 Haziran 1937’de Frankfurt Operası’nda sahnelendi. Carmina Burana, Carl Orff'un Tironfi (Zaferler) üçlemesinin ilk eseri. Doğayı ve aşkı dile getiren metinlere dayanan eserin çoğu bölümleri Orta Çağ Latincesi ve bazı bölümleri Orta Çağ Almancası kullanılarak yazıldı. Eser ritmik ve metrik yapıya sahip olan şarkılardan oluşuyor.

    Carmina Burana, 9-10 Ekim, 21-23 Kasım, 4 Aralık tarihlerinde AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak. Etkinliklerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    Carmina Burana
    Koreografik Sahne Kantatı / 1 Perde
    Orijinal Metin: Johann Andreas Schmeller
    Libretto: Carl Orff / Michel Hofmann
    Orkestra Şefi: Tolga Atalay Ün / Zdravko Lazarov
    Reji: Volkan Ersoy/ Ayşem Sunal Savaşkurt
    Koreografi: Volkan Ersoy, Deniz Özaydın, Berk Sarıbay, Özgür Adam İnanç, Alper Marangoz, Ferhat Güneş
    Dekor Tasarımı: Ferhat Karakaya
    Kostüm Tasarımı: Olcay Engin Kaymaz
    Işık Konsept: Burhan Sezer
    Koro Şefi: Paolo Villa
    Mekatronik Tasarımı: İbrahim ERDEM
    ​Ses Efekt: Rahman Altın

    0
    0
    1622
  • 09-10-2024

    Türkiye’nin dört bir yanından yeni mezun sanatçıların yapıtlarını sanatseverlerle bir araya getiren BASE’in 8. edisyonu 27 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında The Ritz-Carlton Residences, Istanbul B Blok’ta gerçekleşecek.

    Bilgili Sanat iş birliği ve The Ritz-Carlton Residences ev sahipliğinde, Trendyol Sanat ana sponsorluğunda; Jumbo, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), Norm Sanat ve TEB Özel Bankacılık co-sponsorluğunda düzenlenen BASE 2024’te 33 şehirde 40 üniversiteden yeni mezun 132 sanatçıyı sanatseverlerle buluşturacak. Yeni mezun sanatçıların yaratıcılıklarını ve üretme motivasyonlarını desteklemek, onların sanat profesyonelleri ve sanat izleyicileri ile diyaloglarını geliştirmek misyonuyla 8 yıldır düzenlenen BASE, bu yıl 2024 mezunu olan sanatçıların resim, fotoğraf, seramik, cam, heykel, video, yeni medya, grafik tasarım, geleneksel Türk Sanatları gibi farklı disiplinlerde üretilmiş yaklaşık 150 eserini izleyicilerle bir araya getirecek.

    BASE’in 2024 seçici kurulunda; Ari Meşulam, Bahar Kızgut, Coşar Kulaksız, Daryo Beskinazi, Derya Yücel, Ergin Çavuşoğlu, Esra Aliçavuşoğlu, Gülay Semercioğlu, Nermin Er, Oya Delahaye, Serkan Özkaya, Sinan Demirtaş, Yaşam Şaşmazer ve Yekhan Pınarlıgil yer aldı.

    BASE’in küratörü Derya Yücel, bu yılın küratöryel başlığını şu sözlerle açıklıyor: “Sanat sonsuz mudur? Evrensel midir? Sanat iyileştirir mi? Umudu besler mi? Öğretir ya da hatırlatır mı? Rahatsız mı eder, zevk mi verir? Gerçek midir düşsel mi? Sanat güzel midir faydalı mı?... 8 yıldır, bireyleri, düşünceleri, tavırları ve formları sanatın ortak grameri ile birbirine bağlayan BASE bu yıl ‘Sanat ne yapar?’ diye soruyor. Çok katmanlı fikirlere kapı açabilecek bu soru, bize yalnızca sanatla ilişkili değil genç sanatçıların yaşama, dünyaya, insanlara, doğaya, geleceğe nasıl baktıklarıyla ilişkili de bir veri sunuyor. Bu soru, genç sanatçıların duyarlığını, belleğini, deneyimlerini, gerçeğe verdikleri düzeni, gerilimlerini ve heyecanlarını çok sesli bir diyaloğa dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu soru, kesin yanıtlar aramak yerine ortak ve geçici bir çerçeve kurarken, sanatçı, yapıt ve izleyiciye ait etkileşimsel bir platform yaratma amacını taşıyor. ‘Sanat Ne Yapar’ sorusu, herhangi bir şeyin sanat olabileceği ya da şeyleri sanat eseri kılanın o değerin değişkenliği ile günümüzde üretilen sanatı anlamak konusunda bize yardımcı olabilir. Bugün sanatın anlamı, işlevi, gerekliliği ve insan üzerinde yarattığı etkilerin farklı tanımları mümkün. Belki de sanat, yalnızca ne yapıyorsa odur.

    BASE, 8 yıldır yeni mezun sanatçılarla sanat alanında faaliyet gösteren farklı aktörler, uzmanlar ve kurumlar arasındaki ilişkileri güçlendirmek, iletişimi, diyaloğu ve ortak çalışma pratiğini teşvik ederek özgün bireysellik ile toplumsal karşılaşma için ortak bir alan yaratıyor. Her yıl olduğu gibi BASE bu yıl da yeni mezun sanatçı adaylarının dünyaya ve sanata yönelik geliştirdikleri bakış açılarını, yaratıcılık kanallarının zenginliği ya da sınırlarını, sanat üretiminde ele alınan güncel kavram ve içerikleri, kullandıkları form, mecra ve araçların olanaklarını, ne tür sorunlarla uğraştıkları ya da uğraşmadıkları ve Türkiye’deki akademik eğitimin niteliğini de gözler önüne serecek. BASE, 2024 yılında mezun olan genç sanatçıların, olguları, ilişkileri, yaşam biçimleri ve bireysel deneyimleri nasıl aktardıklarını ve üretim araçlarının çeşitliliğini bize yeniden gösterecek.”

    0
    0
    1576
  • 09-10-2024

    İspanyol edebiyatının yeni seslerinden biri olan Andrea Abreu’nun arkadaşlık ile aşkın sınırlarını bulandıran, yaşama uğraşını çocuk oyununa, çocuk oyununu şiddete ve kalp kırıklığına bağladığı ilk romanı Yaz Köpekleri, Seda Ersavcı’nın çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.

    Yayımlandığından beri pek çok dile çevrilen bu roman kısa ve güçlü metninde sarsıcı bir büyüme ve bağlanma hikâyesi anlatıyor. Ayrıca kullandığı şiirsel dille gizil, örtülü ve güçlü dürtülerin, bastırılmış duyguların izini sürüyor. Roman yarattığı etkiyle Kanarya Adaları’nı çağdaş edebiyat haritasına yerleştirmeyi başarıyor.

    Yaz Köpekleri’nin temelini batıl inançlar, sınıfsal yoksunluklar ve cinsiyet ayrımcılığının türlü yansıması ile kuşatılmış, tatilcilere hizmet eden bir yörenin çeperine sıkışmış, deniz kenarında deniz hayalleri kuran iki kızın hikâyesi oluşturuyor. 

    0
    0
    1349
  • 09-10-2024

    Thirty Seconds to Mars, Seasons World Tour 2024 kapsamında 27 Ekim’de İstanbul Ülker Sports Arena’da müzikseverlerle buluşacak.

    Jared Leto ve kardeşi Shannon Leto tarafından kurulan, çok sayıda multi-platinum ödülünün sahibi olan Thirty Seconds to Mars, Concord Records’tan çıkan altıncı stüdyo albümü It’s the End of the World but It’s a Beautiful Day ile geçtiğimiz yıl büyük bir geri dönüş yaptı. Dünyanın en ünlü gruplarından biri olan Thirty Seconds to Mars, Avrupa, Latin ve Kuzey Amerika'yı kapsayan büyük dünya turu kapsamında Türkiye’deki hayranlarıyla buluşacak. Grup, It’s the End of the World but It’s a Beautiful Day’i ve eski hit parçalarını konserde seslendirecek.

    ​27 Ekim Pazar akşamı saat 21.00’de İstanbul Ülker Sports Arena’da gerçekleşecek Thirty Seconds to Mars konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    2051
  • 09-10-2024

    Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM), Akbank’ın desteğiyle sanatseverlerle buluşan “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi kapsamında, Prof. Dr. Halil Berktay’ın “Baselitz'in Doğduğu Çöl: Nazizm ve Yıkıntıları” başlıklı seminer dizisi 12 Ekim’de başlayacak.

    Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Georg Baselitz’in son dönem eserlerini kapsayan ve sanatçının anıtsal boyuttaki resim ve heykelleriyle SSM’nin tüm galeri alanlarını ve bahçesini dolduran sergiye paralel olarak düzenlenecek “Baselitz'in Doğduğu Çöl: Nazizm ve Yıkıntıları” seminerleri, Prof. Dr. Berktay’ın sunacağı perspektiflerle izleyicilere sanat ve tarih arasındaki derin bağları keşfetme fırsatı sunacak. Prof. Dr. Halil Berktay’ın dört oturumluk seminer dizisi, eserlerinde İkinci Dünya Savaşı’nın travma ve trajedisine tepki olarak geliştirdiği kendine özgü sanatsal üslubuyla tanınan Georg Baselitz’in sanatsal gelişiminde büyük etkisi olan, 20. yüzyılın en karanlık dönemlerinden biri olan Nazizm’in tarihsel arka planını irdeleyerek sanatçının doğduğu ve büyüdüğü ortamı ziyaretçilere anlatmayı amaçlıyor. 

    12 Ekim Cumartesi günü yapılacak ilk seminerde, Faşizm ve Alman varyantı olarak Nazizm konusuna genel bir giriş yapılacak. Konuşmada faşizmin ideolojik kökenleri ve Nazizm’in diğer siyasi akımlardan farkları irdelenecek. 19 Ekim Cumartesi günü, İtalya’da Kara Gömlekliler, Almanya’da ise Kahverengi Gömlekliler olarak bilinen paramiliter şiddet örgütlerinin, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı travmayı yaşayan milyonlarca gencin yıkıcı enerjisini kendilerine nasıl çekebildiği konusu işlenecek. SS’lerden, toplama kamplarından ve Holokost’tan sorumlu Heinrich Himmler’in “mutlaka kadınları ve çocukları da öldürmeliyiz” fikriyatının masaya yatırılacağı üçüncü seminer ise 26 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek. Seminer dizisi, 2 Kasım Cumartesi günü “Ölümün Evi” olarak bilinen Auschwitz ve orada yaşanan insanlık trajedisi üzerine yapılacak sunumla sona erecek.

    ​“Baselitz'in Doğduğu Çöl: Nazizm ve Yıkıntıları” seminer dizisi SSM Konferans Salonu’nda 11.00-13.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Seminerlerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1223
  • 09-10-2024

    Kütüphanedeki Aslan’ın yaratıcıları yazar Michelle Knudsen ile sanatçı Kevin Hawkes’ı yıllar sonra bir araya getiren, başkası gibi davranmanın yersizliğine vurgu yapan Kedi Olmak İsteyen Örümcek Mario adlı kitap Ümit Mutlu’nun çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.

    Kedi Olmak İsteyen Örümcek Mario, ikili ilişkilerde koşulsuz sevgi ve kabulün önemine değinirken, bizi biz olduğumuz için seven insanlarla bir ömür boyu nasıl mutlu yaşayabileceğimizi de gösteriyor. Kitap ayrıca olduğu gibi davranmaktan çekinenlere cesaret aşılarken ilham verici hikâyesinin ardında çocukların örümcek korkusunu yenmelerine de önayak oluyor.

    ​Tüylü mü tüylü, büyük mü büyük bir örümcek olan Mario, karanlık kuytu köşelerinde huzurla saklanabileceği yeni yuvasının keyfini sürmeye hazırlanırken olmadık hayallere kapılır. Göz açıp kapayıncaya kadar “evcilleşen” Mario'nun gerçeklik algısı kısa sürede altüst olur. Sekiz bacaklı minik dostumuz, kedi olmadığına emin olsa da ev sahibesi Bayan Betti'nin küçük oyununa ağ atarak çareyi kedi gibi davranmakta bulur. İşin fenası, az daha çabalarsa kedi olduğuna neredeyse kendisi bile inanacaktır...

    0
    0
    1643
  • 08-10-2024

    KAIROS, Gurur Birsin’in “Çocukluğun Arka Bahçesi” başlıklı kişisel sergisini 26 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturacak.

    Gurur Birsin’in “Çocukluğun Arka Bahçesi” sergisi, çocukluktan erginliğe geçiş sürecinde hayata dair birtakım tanıklıkların kişilik üzerinde yarattığı travmatik etkilere odaklanıyor. Aile - çocuk, baba - oğul, abi / abla - kardeş arasındaki rekabet, merhamet, çatışma, terbiye anlayışı gibi veriler üzerinden kişiliği tayin etme durumu ve bunun getirdiği açmazları, yani insanın kendini seçme /oluşturma serüvenini insan figürünü doğrudan göstermeden, bunları sembolize eden nesneler, mekânlar ve hayvan figürleri ile ifade etmeyi seçen sanatçı, süregelen pratiğinden uzaklaşıp daha çeşitli ve zengin bir dil oluşturmaya çalışıyor. Sergi izleyiciye kendi iç dünyasına daha derinden bakma, kendiyle yeniden tanışma ve karşılaşma imkânı veriyor.

    “Andolsun ki gördüm; yaşam denilen tanrı zehirli bir tarantulaydı. Her şeyi birbirine sarıp sarmalayan o bitmez tükenmez ağ, benliğin kadim bahçesine tozlu bir tortu hâlinde usul usul çöktü, gördüm. Kendi içime bakıp bakıp, daha küçücüktüm, yedi kat yerle yedi kat gök tir tir titredi uğultuyla, kimsesiz bir yağmur boşandı ardından, yıkık dökük, kemerli bir kapıdan geçtim pas revan ve gördüm. Bahçede geceydi, gece hep bahçedeydi, taç yapraklar tısladı, tomruk tomruk çiçeklerin tepeciklerinde kan rengi ağılardan içen yarı ölü yarı diri kuşlar vardı, yaktıkları ağıtları gördüm. Orada ne ateş ateşti ne de şarkı şarkı, hepsi aç zihnin kıvrımlarındaydı, susuz kalbin atışlarında hem vardı hem yoktu ve her şey araftaydı, gördüm.”

    Özge Lena

    Gurur Birsin’in “Çocukluğun Arka Bahçesi” sergisini salıdan cumartesiye 12.00-19.00 saatleri arasında KAIROS’ta ziyaret edebilirsiniz.

    Künye:
    1. Gurur Birsin Abraham and His Visitors, 2023 İbrahim ve Konukları 56 x 56 cm Oil on Canvas
    2. Gurur Birsin Leyla’nın Son Arzusu / Leyla’s Last Wish, 2023-24 63 x 52 cm Tuval Üzerine Yağlı Boya / Oil on Canvas​

    0
    0
    1422
  • 08-10-2024

    OlasılıksızEmpati ve OZ adlı romanlarıyla dünyada çapında geniş bir okur kitlesine sahip olan Adam Fawer’ın Zaman'a meydan okuduğu yeni romanı Mobius, Algan Sezgintüredi çevirisiyle 10 Ekim’de April Yayıncılık’tan çıkacak. Fawer aynı zamanda 15 Ekim - 4 Kasım tarihleri arasında Türkiye’deki okurlarıyla bir araya gelecek.

    İlk romanı Olasılıksız’da kuantumun peşine düşmüştü Fawer. İkinci romanı Empati’de özgür irade üzerinden görkemli bir evren inşa etmiş ve unutulmaz karakterlerle dolu bir maceraya imza atmıştı. Üçüncü romanı OZ’da paralel dünyalar ve yaşamları konu edinen yazar bu sefer Zaman'ın izinde. Gelecekten mesajlar gönderen bir makine eşliğinde start-up dünyası, bilim, felsefe, para, aşk, başarı, dostluk, aile...

    Fawer, Mobius özelinde edebiyat evrenini anlatmak, milyonlarca okura ulaştığı Türkiye'deki okurlarıyla bir araya gelmek üzere 15 Ekim - 4 Kasım tarihleri arasında İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa’da imza ve etkinliklere katılacak. Detaylar April Yayıncılık sosyal medya hesaplarından paylaşılacak. YouTube kanalları, yazılı basın, üniversite buluşmalarında okurlarla buluşacak.

    “Mobius.
    İsmini sonsuzluk şeridinden alıyor.
    Brooklyn'in gözlerden uzak teraslarında kurulu bir startup.
    Ortaklar hipster girişimci Andy ve esrarengiz dâhi fizikçi Rowan'a göre icatları tüm dünyayı değiştirecek bir devrim niteliğinde.
    Temporal Distorsiyon Portalı. Kısaca: Zamanda Yolculuk!
    Gelecekten sana, kendi el yazınla gönderilen mesajlar.

    Bu icatla kusursuz bir kariyer inşa edebilir, gelecekteki ruh eşinle tanışabilirsin.
    Dostların ve düşmanlarınla takvimlerin ötesinde yüzleşebilir, akla gelmeyecek tüyoların izinde zaman korsanlığına, sonsuz servet peşinde gelecek hırsızlığına soyunabilirsin.
    Ama hepsinden önemlisi; en büyük hatanı düzeltebilirsin.

    Caleb kendi elleriyle mahvedene dek hayalini dahi kuramayacağı bir hayat sürüyordu. Her koşulda sırtını dayayabileceği hayat arkadaşı Hannah'ya, herkesten çok sevdiği oğlu Seth'e, dünya çapında popüler teknoloji girişimlerinde göz alıcı bir kariyere sahipti. Sonra kaçınılmaz sürpriz gerçekleşti. Caleb şimdi çoğu beyaz yakalının gizli kahramanı olsa da CEO'lara göre bir hain, yatırımcılara göre steroid basılmış bir kriptonit. Son dayanağı ve akıl hocası Jim, ona Andy ve Rowan'ın mucizesinden bahsettiğinde, kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Caleb kaybettiği her şeyi kazanma olasılığını keşfediyor.”

    0
    0
    5904
  • 08-10-2024

    Ece Dizdar’ın yazıp yönettiği Mükemmel, uluslararası prömiyerini 31 Ekim-7 Kasım tarihleri arasında 11.si gerçekleşecek Olhares do Mediterráneo - Kadın Filmleri Festivali’nde yapacak.

    Ece Dizdar’ın kısa filmi Mükemmel, Türkiye prömiyerini 8 Ekim (bu akşam) saat 21.30’da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirecek. Yeni doğum yapmış genç bir kadının bebeğini koruma içgüdüsüyle, yaratılmış bedenin mükemmelliğini sorguladığı filmde, Özlem Öçalmaz, Serdar Orçin, Ayşenil Şamlıoğlu ve Bilge Yıldız rol alıyor. Yapımcılığını M. Tayfur Aydın’ın üstlendiği filmin görüntü yönetmenliğini Eyüp Boz, sanat yönetmenliğini Aybüke Karakurum, kurgusunu Selda Taşkın ve müziklerini Ayberk Konca yaptı.

    Ece Dizdar’ın yönetmenliğini yaptığı ilk film Mükemmel, Azra adlı yeni doğum yapmış bir kadına odaklanıyor. Azra bir yandan, çevresinin baskılarına karşı gelip yenidoğan oğlunun sünnet ettirilmesini engellemeye çalışırken, bir yandan da lohusalığın güçlendirdiği bebeğini koruma içgüdüsüyle, yaratılmış bedenin mükemmelliğini sorguluyor. Filmde bebek rolünde, Özlem Öçalmaz’ın yenidoğan bebeği Bilge Yıldız yer alıyor.

    ​Filmin hiçbir karesinde bedeni tamamen gösterilmeyen Bilge Yıldız, ilk gerekli aşıları tamamlandıktan ve doktor onayları alındıktan sonra, 40 gününün de aşılması beklenilerek 52 günlükken sete çıktı. Setin tamamı bir yenidoğanın konforu için hazırlanırken, kostüm ses ışık departmanları da bebeğin ihtiyaçlarına göre oluşturuldu. Tüm sahneler bebeğin ve annenin uyuma cetveline göre tasarlandı, çalışma saatleri Oyuncular Sendikası’nın önerilen pasif oyuncu çalışma saatlerini geçmeyecek şekilde ve Uluslararası Aktörler Federasyonu’nun (FIA) anne ve bebeğin sette beraber oynamasına özel belirlediği istisnai duruma göre düzenlendi.

    0
    0
    5261
DAHA FAZLA
Geldanlage