
Doktor ve biliminsanı Chris van Tulleken’in besleyici olmaktansa aşırı yemeyi teşvik etmek için tasarlanmış yeni tip yiyeceklerin etkileri üzerine yaptığı kapsamlı çalışması Ultra İşlenmiş İnsanlar, Gökçe Çakmak’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
“Neden gıda olmayan şeyler yiyoruz… ve neden vazgeçemiyoruz?” alt başlığında yayımlanan bu kitabı Chris van Tulleken çok sayıda araştırmaya dayanarak ve kendisinin bizzat katıldığı deneyden de faydalanarak hazırladı. Kitap; besleyici olmaktansa aşırı yemeyi teşvik etmek için tasarlanmış yeni tip yiyeceklerin beynimizi nasıl manipüle ettiğini, çocuk yaştan bağımlılık yaratıp vücudumuzu yıkıcı bir şekilde etkilediğini, nasıl sorumsuzca ve serbestçe pazarlandığını ortaya koyuyor.
Lezzet ve kıvam artırıcılar, modifiye nişastalar, hidrolize proteinler, guar zamkı, emülgatörler... İnsanlık bir “yeni gıda çağı”na girdi. Tarihte ilk kez aldığımız kalorilerin büyük kısmı yeni bir kaynaktan geliyor: ultra işlenmiş gıdalardan. Bunlar sadece abur cuburlar değil, daha fazlası: Ultra işlenmiş gıdalar, kendilerini masum, cazip –hatta faydalı– gösteren ustalıklı etiketleriyle, her gün tabaklarımızda daha çok yer kaplıyor. Ve çok azımızın, paketlere küçücük harflerle eklenmiş onca tuhaf isimli şeyi neden yediğimiz ve sağlığımızın bundan nasıl etkilendiği hakkında bir fikri var. Chris van Tulleken, onları iyice tanıyıp, yeme davranışımız ve sağlığımız üzerindeki kontrolü yeniden ele alabilmemiz için yol gösteriyor.
Echoes Sahne ve Ma Platform ortak yapımı Khôra, 2 Aralık Pazartesi akşamı saat 21.00’de DasDas Açık Sahne’de prömiyerini yapacak.
Khôra oyunu, bu dünyanın ve özellikle bu coğrafyanın sanatçıları olarak güncel meseleleri ve reel politiği, bireysel ve sanatçı sorunlarını da odağa alarak “biz şimdi bu koşullar altında nerede duruyoruz?” sorusuna yanıt arıyor. Beden, ses ve metin kullanarak devised yöntemiyle üretilen oyun, seyircinin zihninde yeni sorular ile performanstan ayrılmasını amaçlıyor.
“‘Bir ülkede birlikte yaşamak ne demek? Biz olabilmek ne demek? Bir yeri sahiplenmek ne demek? Bu ülkede sanatçı olmak ne demek? Bir yeri sevmek ne demek? Bir yer ne zaman bizim evimiz olur? Ya da bir eve ihtiyacımız var mı?’
Bu sorulardan yola çıkarak bedende ve sahnede bir arayışa girdik. Ve aynı zamanda bu ülkeye karşı hissettiğimiz güzel duyguları savunamadığımızı düşündüğümüzden, bu hislerin karşılıklarının ve görünümlerinin neler olduğunu araştırdık.”
2 Aralık Pazartesi saat 21.00’de DasDas Açık Sahne’de izleyiciyle buluşmaya hazırlanan Khôra’nın biletlerine buradan, oyun hakkında ayrıntılı bilgiye ise buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yönetmen: Salih Usta
Oynayanlar: Berfu Aydoğan, Ferhat Akgün, Nilsen Arıbaş, Tanıl Yöntem
Dramaturg: Ozan Ömer Akgül
Performans Metni ve Düzenlemeler: Sertaç Sayın
Editör: Büke Erkoç
Hareket Tasarımı: İlyas Odman
Dekor Tasarımı: Cihan Aşar
Işık Tasarımı: Utku Kara
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Prodüksiyon Direktörleri: İlker Kara, Özgür Doğa Görürgöz
Asistanlar: Aslı Yiğit, Deniz Beste Akdoğdu, Hazal Kuzuloğlu, Yasmin Endaze
Yapımcı: Gökhan Civan
Yapım: Echoes Sahne & Ma Platform
Belmin Pilevneli’nin “Ortalık Durulunca/When the Dust Settles” başlıklı kişisel sergisi 26 Kasım-15 Aralık tarihleri arasında Galeri/Miz’de sanatseverlerle buluşacak.
Küratörlüğünü Senem Çağla Bilgin-Keys’in üstlendiği sergi, varlığın öteki/yan anlamlarını ifşa etmeye ve doğa ile ilişkisini temellendirmeye çalışıyor.
“Ortalık Durulunca” sergisi bitkilerin, suyun ve bulutların organik ve amorf şekillerinden yola çıkarak yapı bozuma uğrattığı kompozisyonları yaşam döngülerini resmederken; patlamaların, düzenin, başlangıçların ve bitişin bitmeyen değişimini yeni hayal dünyaları ve şiirlerle bir araya getiriyor. Pilevneli bu sergisiyle döngülerdeki benzer süreçlere odaklanarak, modern insanın yaşadığı karmaşayı aslında dağılanın tekrardan düzene girebilmesi için oluşmuş fırsatlar olarak gösteriyor. Bu anlamda eserlerinde resmettiği formlar, kullandığı malzemeler ve renk paleti belirli bir arınma hissini, sakinlik ve huzuru ön plana çıkarıyor.
Künye:
1. All Things Come Back Together Explosion mini no 5 small
2. All Things Come Back Together Explosion
3. Blue Whirlpool 2024
4. Scattered into the pink sky copy
Erdal Karakaya’nın okumayı seven ve yazar olma hayali kuran çocuklar için kaleme aldığı, sayfalarının arasında keşfedilmeyi bekleyen bir hazine bulunan, Beyza İlercil’in resimlediği kitabı 9 Kapı 1 Hazine, Doğan Çocuk’tan çıktı.
Kitabın kahramanları Yaren, Efe, Doğa ve Doruk kitapların dünyasında sıradan okurlar olarak değil, kitabın doğuşuna şahitlik eden kâşifler olarak yer alıyorlar. 9 Kapı 1 Hazine, bir kitabın doğuş sürecinin ardındaki gizemleri keşfetmek isteyenleri bir maceraya davet ediyor. Her bir kapının ardında bir sır, her bir adımda bir ders saklı. Okur, bu yolculukta sadece bir hikâyenin değil, aynı zamanda bir kitabın her aşamada nasıl hayat bulduğunu görecek ve en sonunda, okuduğu her kitabın ardında ne kadar büyük bir emek olduğunu bir kez daha fark edecek. Ayrıca kitabın son sayfalarına gelindiğinizde kitaba özel hazırlanmış sürpriz şarkılar bulacaksınız.
“Bu hikâye, bir kitabın ilk satırlarından başlayarak sayfa sayfa nasıl hayat bulduğunu anlamaya çalışan dört arkadaşın macerasını anlatıyor. Onlar için her kapı, bir kitabın yaratım aşamasını temsil ediyor. Bir yazarın hayal gücünden doğan hikâyelerin editörlerin dikkatli ellerinde nasıl şekillendiğini, çizerlerin çizimlerle bu hikâyelere nasıl renk kattığını ve matbaanın büyük makinelerinden geçen sayfaların okurla nasıl buluştuğunu göreceksiniz. Bu yolculuk sadece bunlarla sınırlı da değil.
Kitap korsanları da yayın dünyasının tehlikeleri arasında yer alıyor. Kitapları izinsiz çoğaltarak onların değerini düşürmeye çalışan korsanlar, sadece kitapların kalitesini değil; aynı zamanda okurların okuma keyfini de tehdit ediyor. Bu noktada kahramanlarımız, korsanlarla mücadele etmek zorunda kalıyor ve okurlara ulaşan her kitabın arkasında yatan emeği savunuyorlar.”
Avrupa’nın en önemli barok topluluklarından Les Talens Lyriques ile opera dünyasının nadir seslerinden kontr-tenor Zoltan Darago, Johann Sebastian Bach’ın eserlerinden oluşan bir repertuvarla 5 Aralık Perşembe akşamı İş Kuleleri Salonu’nda sahne alacak.
Eğitimine Béla Bartók Konservatuarı’nda başlayan kontr-tenor Zoltan Darago, Franz Liszt Müzik Akademisi’nin genç yeteneklere özel programına katılma hakkı kazanan ilk opera şarkıcısı oldu. 2015 yılında, henüz yirmi iki yaşında, Macar Devlet Operası’nın en genç sesi olarak sahneye çıktı. Darago, 2021 yılında Helsinki Operası’nın sahneye koyduğu Philip Glass’ın Akhnaten operasında oynadığı başrolde gösterdiği başarılı performansıyla dikkat çekti.
Eylül ayında yayımladığı Johann Sebastian Bach’ın alto ses için yazdığı eserlerinden oluşan ilk albümünde Christophe Rousset ve Les Talens Lyriques ile bir araya geldi. İlk albümü için; “Bach’ın dehasını keşfettiğimiz zorlu ve zenginleştirici bir macera oldu. Bu muhteşem aryaları özenle seçtiğimiz için gurur duyuyorum” diyerek duygularını dile getiren Darago, Bach’ın en ustalık gerektiren eserlerini Les Talens Lyriques gibi tecrübeli bir toplulukla seslendirmenin kendisi için büyük bir şans olduğunu da belirtti.
Johann Sebastian Bach’ın bestelediği eserlerin en üst noktası sayılan arya ve kantatlarının seslendirileceği konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Labirent Sanat, kurgu ve yürütücülüğünü Arzu Arbak’ın üstlendiği, Aslıhan Kaplan Bayrak, Aylin Leblebici Öztürk, Meryem Güldürdak, Öznur Eren ve Suzan Bayazıt’ın katılımıyla gerçekleşen “Düş Haritaları” çalışmasının sonucu olan “Kristal Labirent” sergisini 7 Aralık’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Kolektif üretim ve düşünme alanı yaratmak amacıyla Arzu Arbak tarafından tasarlanan ve beş aylık süreci kapsayan “Düş Haritaları” çalışmasında sanatçılar görsel sanatlardan, edebiyattan, felsefeden, sinemadan, müzikten alıntılanan parçaları ve bu parçalar arasındaki ilişkiyi kullanarak bir harita kurguladı. Birbiri içine geçen birbirini çağıran veya birbirini iten tüm bu parçalar ile kurgulanan düş / düşünce haritası ve harita eşliğinde yapılan konuşmalar işlerin ortaya çıkmasını sağladı.
“Aslıhan, bakışı şaşırtan, her bakışta yeni bir ayrıntının yakalandığı, birbirini yankılayan, daha önce de aynı yerden geçildiği izlenimi yaratan yeni labirentler yaratıyor. Birbirine koşut zamansallıkların ağlarını örüyor.
Kuş bakışıyla labirent, hatları birbirine geçmiş bir yüze benzer. Yüz sanki boşluk tarafından yutuluyor gibidir. Aylin’in fotoğraflarındaki bulanıklaşmış, silinmeye başlamış yüzler, artık kanıt olmaktan çok uzak; bilinmezliğin getirdiği tekinsizliği yankılıyor. Boşluk ‘yüz’de anlamını buluyor.
Tekinsiz bir yolculukta önce ‘İçsel Uzay’ı keşfetmek, bedenin tüm hislerini devreye sokmak gerekir. Meryem’in, foto-performanslarında çevresiyle girdiği diyalog ve keşfettiği yeni lisan, dünya tanımlarının lineer katılığından uzak; kıvrılıyor, esniyor. Labirentte kaçış çizgileri yaratıyor.
Her yol ayrımı, her eşik, yolcu için yüzleşme ve dönüşümü zorunlu kılar. Öznur’un fotoğraf ve elinin jestinin bir aradalığından doğan melez yaklaşımları, labirentteki eşik-mekânları tasvir ediyor ve barındırdığı zenginliği gözler önüne seriyor.
Kristalin yansıyıp kırılan olasılıklarını, renk değişimlerini bir metafor olarak kullanan Suzan, tarihe farklı perspektiflerden bakmayı öneriyor. Ve labirente kristal bir katman ekliyor.
Çoğul, varsayılan dizgeden uzak, sonsuzluk, boşluk hissinin getirdiği baş dönmesine sanatçıların önerisi kristal bir labirent oluyor. Çünkü labirente kafa tutmanın yegâne yolu yeni bir labirent kurmaktır.”
Künye:
1. Aylin Leblebici Öztürk, Çıkış Way Out, 2024, fineart baskı, hahnemühle photo luster 260 gr, çerçevesiz dibond, 82x120cm
2. Meryem Güldürdak, Kalbim Yeşillikli Serin mi, 2024, fineart print, 17x25cm
3. Öznür Eren, Ağaçlara Bakıyorum Her Bahar, 2024, fineart baskı, 120x92cm
4. Suzan Bayazıt, Zamanda Gölge, 2024, fineart baskı, 70x55cm
5. Aslıhan Kaplan Bayrak, Pasaj - 1 Passage - 1, fineart print, 2024, 84x60cm
Beykoz’un kültür, sanat ve yaşam merkezine dönüşen Çubuklu Silolar’da yer alan Dijital Sanatlar Müzesi, İBB Miras ve İBB Kültür tarafından düzenlenen ışık, mekân ve boşluk arasındaki sonsuz gerilimi araştıran “Boşluk” adlı sergiyi ağırlıyor.
“Boşluk” adlı sergi; Barış Çavuşoğlu, Berkay Tuncay, Buşra Tunç, ha:ar & Hakan Gündüz, MAOTIK & NikColk Void, media.tribe ve Meggie Weinheimer’ın ışık, mekân ve boşluk ekseninde ürettiği son dönem eserlerinden oluşuyor. Sanatçıların1930’lu yıllardan günümüze uzanan petrol depolarını mesken tutan ve boşlukla yakından ilişki kuran ışık temelli yerleştirmeleri, mekânın formunu yeniden şekillendirirken ona mimari anlamda yeni olasılıklar kazandırıyor.
Sergi, ışık kavramına yalnızca bir aydınlanma aracı olarak değil; içinde yaşadığımız mekânı, zamanı ve hatta bireyin algısını yeniden şekillendirebilen bir güç olarak yaklaşıyor. Parçası olduğumuz modern dünyayı günden güne değiştiren teknolojik gelişmeler doğrultusunda ışığın bugünkü rolü nedir? Bizi kimi zaman gerçeklikten uzaklaştıran, kimi zaman da yepyeni bir gerçeklik inşa etmemize aracı olan ışık, sınırları nasıl belirliyor? Bilim ve teknolojinin dijital imge üretimine sonsuz patikalar açtığı günümüzde sanatsal anlamda nasıl bir yerde konumlanıyor?
“Boşluk” sergisi, 23 Şubat 2025 tarihine kadar pazartesi hariç her gün 10.00 - 19.00 saatleri arasında Çubuklu Silolar Dijital Sanatlar Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Çubuklu Silolar’ın detaylı programı hakkında bilgi sahibi olmak için İBB Kültür sosyal medya hesapları ve kultursanat.istanbul adresi takip edilebilir; etkinlikleri için ücretsiz biletler ise İstanbul Senin uygulaması üzerinden alınabilir.
Adres: Çubuklu Mah. Şehit Ersin Güner Cad. Çubuklu İstinye Arabalı Vapur İskelesi Yanı Beykoz/İstanbul
Neriman Oyman’ın 40 yıllık sanat yolculuğuna odaklanan, küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği ““Bir Yokmuş”la Bitmeyen Masallar” başlıklı sergi 26 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Artists & Collectors ev sahipliğinde Tarihî Hüsrev Kethüda Hamamı’nda sanatseverlerle buluşacak.
Resmin sadece bir ifade biçimi olmadığı, her fırça darbesinin, her renk geçişinin kendisi için yeni bir keşif olduğunu söyleyen Neriman Oyman’ın masalsı dünyasına ait eserler, ““Bir Yokmuş”la Bitmeyen Masallar” sergisiyle izleyiciye sunuluyor. Doğaya, insana, yaşama, dünyaya ve evrene dair duygu ve düşüncelerini, farklı renk ve kombinasyonlarla buluşturup tuvaline yansıtan sanatçının resimleri; bir şiirin mısralarından sızan neşe ya da kederin, bir müziğin notalarından akan hazzın ya da hüznün düşsel bir forma, renge, desene dönüşmüş yansımalarını gözler önüne seriyor.
40 yıl boyunca resim yapmaya devam etmesinin arkasındaki en büyük motivasyonun bitmek bilmeyen keşif arzusu olduğunu belirten Neriman Oyman şunları söylüyor: “Tatlı anıların yanında çok zorluklar da barındıran bir 40 yıl! Sanat yolculuğu çilelidir. Özveri ister. Getirdikleri kadar götürdükleri de olur. Tüm zorluklara rağmen resim yapmaktan hiç vazgeçmeyen bir kadının öyküsü aslında benimkisi. Zaman zaman ihmal edilen hayatlar, bazen değişen öncelikler, birbirine karışan duygular… Tüm bunlara rağmen sanat beni her zaman bir adım öteye taşıdı. Dünyayı yeniden ve yeniden farklı açılardan görmeye teşvik etti. Resim benim dilim, sözlerim. Benim resimlerim konuşan resimler.”
Arslan Sükan’ın kimyasal bozulmaya uğramış 19. yüzyıl arşiv fotoğraflarını (1890-1920) yeniden canlandırdığı çalışmalarından oluşan kişisel sergisi “dis(This)appearance” ISTANBUL’74’ün iş birliğiyle 30 Kasım’a kadar Clubhouse Bebek’te sanatseverlerle buluşuyor.
“dis(This)appearance” sergisinde zaman, hafıza ve dönüşüm bir araya geliyor. Sükan, bu sergisindeki çalışmalarıyla, geçici anıların kalıcı hâle geldiği, kolektif hafızanın kırılganlığına meydan okuyan görsel bir diriliş yaratıyor. Eserleri, tarihsel sürekliliğin taşıyıcıları olarak işlev görüyor ve kaybolmaya yüz tutmuş anları izleyiciyle paylaşılan bir deneyim aracılığıyla tekrar yaşatıyor. Her fotoğraf, geçmiş yaşamların ve hikâyelerin şimdiki bilincimizle kesiştiği bir portal hâline gelerek, hafızanın kalıcılığı ve kimliklerimizin şekillenmesindeki rolü üzerine düşünmeye sevk ediyor.
Sükan, sergideki fotoğrafların yaklaşımını “Fotoğraf üretmenin yanı sıra genellikle nadir bulunan ya da halka açık erişimin olmadığı görüntüleri keşfetmeyi de seviyorum. Geçmişin kolektif hafızasını taşıyan, bugünü ve geleceği şekillendiren arşiv fotoğraflarına büyük bir hayranlık duyuyorum. Negatifler, filmler ve baskıların peşinde bir hazine avcısı gibi kütüphanelere, vintage kitapçılara ve bit pazarlarına sıkça gidiyorum. Bu sergide yer alan fotoğrafları New York, Washington ve Philadelphia'daki halk kütüphanelerinden buldum. Yaklaşık 6-7 yıldır farklı yerlerden bu ve benzeri görüntüler topluyorum. Sergi için yaptığımız seçkiyi ise yaklaşık 100 bin görüntü üzerinden seçtim.” sözleriyle anlatıyor.
“dis(This)appearance” sergisini 30 Kasım’a kadar Clubhouse Bebek’te ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Özel turlar ve sorularınız için rsvp@istanbul74.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.
Clubhouse Bebek: Nisbetiye Mah. Aydın Sk. No: 12 İç Kapı No: 3 Beşiktaş/İSTANBUL
Burcu Yağcıoğlu’nun “Küçük Kara Işık” başlıklı kişisel sergisi 21 Aralık’a kadar Galerist’te sanatseverlerle buluşuyor.
Burcu Yağcıoğlu yeni sergisinde kolaj, desen, porselen ve mekâna özgü yerleştirme gibi çeşitli teknik ve malzemeleri bir araya getirdiği çok katmanlı eserlerinde ataletin kökenlerine odaklanıyor. İsmini Ursula Le Guin’in Tao Te Ching çevirisindeki bir bölümden alan “Küçük Kara Işık”, hiç durmadan ilerleme arzusunun gezegenimizi tükenişe götürdüğü bir dünyada durmayı, rehaveti ve ataleti radikal varoluş biçimleri olarak ele alıyor. Günümüzün ilerlemeci ve gelişim odaklı gelecek tahayyüllerine karşı, durmayı ve yapmamayı yapmayı öneriyor. Yağcıoğlu, psikanaliz, fizik, biyoloji, bilim-kurgu ve mitolojiden beslenerek üretim ve büyümeyi merkeze alan düşünce biçimlerini yeniden kurguluyor.
“Yavaşla, yavaşla ve durmaya yaklaş. Hızla dönen dünyanın temposuna ayak uydurmak zorunda hissettiğin zamanlar geride kaldı. Erkenden uyanıp yetişmek zorunda olduğun bir yer yok. Önünden hızını kesmeden geçen o aracı, seni gideceğin yere yetiştirmesi için durdurmaya çalışman gerekmiyor. Her gün üretmen beklenen şeylerin çoğalmaya ihtiyacı kalmadı. Hiçbir şey daha fazla ve daha hızlı artmak zorunda değil. Makinelerin daha fazla enerji üretmesi, üretilen enerjiyle daha fazla materyal üretilmesi, sanayinin daha yoğun çalışması, teknolojinin daha hızlı gelişmesi, uçakların hızlanması, veri aktarımının hızlanması, araba motorlarının güçlenmesi, hisse senetlerinin değer kazanması, verimliliğin artması, piyasanın büyümesi, meyvelerin daha hızlı olgunlaşması veya yapıların daha geniş kapasiteye sahip olması bir şey ifade etmiyor. Daha çok çalışmak, daha çok insanla tanışmak, daha çok fayda sağlamak, daha hızlı büyümek, daha çok kazanmak, daha çok ve daha hızlı ilerlemek veya daha büyük bir düzenin parçası olmak gibi değerlerin bir geçerliliği kalmadı.”
Ulya Soley’in katalog metninden alıntı.
Künye:
1. Enstalasyon görseli- Burcu Yağcıoğlu, Küçük Kara Işık, Galerist, 2024. Fotoğraf- Zeynep Fırat.
2. Burcu Yağcıoğlu, Sonsuzluksuz, 2024, Kâğıt kolaj, çökertme cam, 63 x 61 x 8 cm (çerçeveli)