
Anna Laudel İstanbul, Özlem Yenigül’ün “Her Yerde Ev Olma Arzusu” başlıklı ilk kişisel sergisi ile 11 sanatçının üretimlerini bir araya getiren “Baskı Noktası” başlıklı karma sergiyi 2 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sanatsal ifadesinde insan ve mekân arasında kurulan güçlü bağa odaklanan Özlem Yenigül’ün ilk kişisel sergisi “Her Yerde Ev Olma Arzusu”, mekân, kişisel tarih ve bireyin yakın çevresindeki nesnelerle kurduğu ilişkiler üzerinden aidiyet kavramını ele alıyor. Sanatçı, “Nereye ait hissediyorum?” sorusunu merkeze alarak, mekân ve ev kavramlarını sorguluyor ve yanıtlarını ev yaşamında kullanılan geleneksel tekniklerde arıyor. Sergide, Yenigül’ün tufting ve punch dokuma teknikleriyle ürettiği duvar işleri; önceki çalışmalarının temelini oluşturan desen defterleri, kolalama yöntemiyle biçimlendirdiği ev içi nesnelerden kumaş kalıpları ve yüksek baskı örnekleri yer alıyor.
Baskıresimin özünü ve değerini yeniden hatırlatmayı amaçlayan “Baskı Noktası” sergisi, farklı teknikler ve kavramsal yaklaşımlarla çalışan sanatçıları bir araya getiriyor. Sergide; Şerife Şen Akkaş, Ozan Bilginer, Ramazan Can, María Chillón, Emre Çalış, Sabine Delahaut, Engin Esen, Doğu Gündoğdu, Fırat Güner, Aslı Işıksal ve Jean-Michel Uyttersprot’un üretimleri yer alıyor. Görüntülerle olan etkileşimimizin tarih boyunca olmadığı kadar eşsiz bir yoğunluğa ulaştığı bugünlerde, “Baskı Noktası” izleyicisini dinginlik, derinlik ve emek odaklı bir deneyime davet ederken, zanaatkarlığın organik ilişkilenme biçimlerine dikkat çekiyor. İlhamını baskıresimin dönemine özgü teknikler, malzemeler ve sanatçının dokunsal emeğiyle şekillenen sanat pratiğinden alan sergi, birbirinden farklı teknikler ve kavramsal yaklaşımlar sunan sanatçılara yer veriyor. Sergi, baskıresmin doğası gereği kusursuz imgeler üretmek yerine sürece yayılan sistemini ve deneyselliğini görünür kılınıyor. Her bir eserin fiziksel emeği, malzemeyle kurulan ilişkisi ve zamana yayılan üretim süreci, imgenin kendisini değil, yaratılma hikâyesini ön plana çıkarıyor.
Künye:
1. Özlem Yenigül b. 1991 En Rahat Yerinize Yakışır, 2023 Dokuma 25h x 37w cm 9 7/8 x 14 5/8 in
2. Özlem Yenigül b. 1991 Ben Nerdeyim, 2023 Dokuma 60h x 60w cm 23 5/8 x 23 5/8 in
3. Engin Esen Diseditioned No.II, 2024 Serigrafi 40h x 56w cm 15 3/4 x 22 in (EN002)
4. María Chillón Entre les nuages, 2019 Burin engraving 70h x 100w cm 27 1/2 x 39 3/8 in Edition of 11 (#4/11) (MCH003)
5. Sabine Delahaut Diplomatie, 2021 Roulette, burin over copper plate + pencil and watercolour 35h x 50w cm 13 3/4 x 19 3/4 in Edition of 30 (#9/30) (SBD001)
Björn Natthiko Lindeblad, Caroline Bankler, Navid Modiri’nin başarıdan sadeliğe, belirsizlikten huzura uzanan bir yaşam hikâyesi anlattıkları Yanılıyor Olabilirim - Kuzeyli Bir Keşişten Hayat Dersleri adlı kitap Nazlı Berivan Ak’ın çevirisiyle Doğan Novus’tan çıktı.
Kitap, İsveç’te yayımlandığı günden itibaren kitap listelerini altüst edip Storytel tarafından “En İyi Kurgudışı Ödülü”ne layık görüldü. Bir arkadaş sohbeti gibi kaleme alınan Yanılıyor Olabilirim sadece bir insanın hikâyesi değil; aynı zamanda herkesin yaşadığı kaygıların, arayışların ve umutların bir yansıması.
Hayatın karmaşık doğasını anlamaya çalışan herkes için bir ayna görevi gören bu kitap, zihnimizin tuzaklarını ve bu tuzaklardan nasıl özgürleşebileceğimizi gösteriyor. Her düşünceye inanmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor, kendi içimizdeki huzuru bulmanın yollarını sunuyor ve modern dünyada kaybolmuş hissettiğimiz anlarda nasıl yeniden bağ kurabileceğimizi gösteriyor.
“İş dünyasında başarıyla parlayan bir kariyeri geride bırakıp Tayland ormanlarında bir keşiş olarak yaşamayı seçen Lindeblad, bu radikal kararıyla içsel dinginliğin izini sürüyor. Ancak hayat ona yeni zorluklar sunuyor: ALS teşhisi, hem fiziksel hem de zihinsel bir mücadeleyi beraberinde getiriyor.”
Müzisyen ve prodüktör dok, “BENG” isimli ilk EP’sini Ses Deposu etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.
Dört enstrümantal parçadan oluşan “BENG”, dinleyicileri şehirlerin gece atmosferlerinde duygusal bir yolculuğa çıkaran özgün bir müzik deneyimi sunuyor. dok, bu projede şehrin enerjisini, huzursuzluğunu ve içindeki umudu notalarla dile getiriyor. Dinleyicileri 14 dakikalık işitsel yolculuğa çıkaran EP, her bir parçasıyla farklı hikâyelere kapı aralıyor ve dinleyicinin kendi şehir deneyimlerini yeniden hayal etmesine olanak tanıyor.
Berkant “doktor" Kılıçkap adıyla yıllarca farklı projelerde yer alan sanatçı, 2017 yılında kendi projesi olan dok ile bağımsız müzik sahnesine adım attı. İlk EP’si “BENG”, büyük şehirlerin gece ruhunu ve sokakların saklı hikâyelerini güçlü tınılarla keşfe çıkarıyor. Müziğinde kaotik ama büyüleyici şehir atmosferlerini betimleyen dok, dinleyicilerini her parçada farklı bir hikâye yaratmaya davet ediyor. Ritmik, görsel ve atmosferik bir işitsel yolculuk sunan dok, hem yerel hem de evrensel seslerle dinleyicisinin kendi keşif yolculuğunu başlatmasını hedefliyor.
dok’un “BENG” isimli ilk EP’sini buradan dinleyebilirsiniz.
John Berger’ın kızı Katya Berger ile birlikte yazdığı Uykuya Yatmak, Beril Eyüboğlu’nun çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Mantua’da San Giorgio Kalesi’ndeki “Gelin Odası”nın duvar resimleri, baba ve kız, John ile Katya Berger arasında bir sohbet başlatır. Dünyanın uykuya yatmak için tasarlanmış bu en güzel odasında, onlarla birlikte bakarken, resimlerin bir yandan her şeyi açıkça gözler önüne serdiğine, diğer yandan pek çok şeyi gizlediğine şahit oluyor okur.
“Nisyan hiçlik mi?
Hayır. Hiçlik şekilsizdir, nisyan ise dairesel.
Ya rengi? Mavi mi?
Nisyanın renklendirilmeye ihtiyacı yoktur, o kendi kendini şekillendirir;
nisyan izler bırakır, tıpkı küçük beyaz çakıl taşları gibi. Hiçlik, herhangi bir
çakıl taşının ya da hafızanın önünde ya da arkasındadır.
Her şey bütünüyle sadece nisyan içinde kavranabilir. Bu nedenledir ki
nisyan, unutkanlığın aksine, kendine has bir kesinliğe sahiptir.
Nisyan hayatta kalmanın bir yoludur.
Nisyan, uykunun uyanıklığa ödünç verdiği bir meleke midir?
Hayır, nisyan uykudan ödünç alınmış değildir. Uyku yaratıcıdır;
nisyan kemikleri ezer, onlara nüfuz eder, muhafaza eder, toprağa
karıştırır.
Belki de nisyan seçmeyi değil, nedenselliği silip yok ediyor. Biz de çoğu
zaman seçimlerimizden çok nedenlerimizle ilgili yanılırız.
Biz ebeveynlerimizin unutamadıklarının tortusuyuz. Artıklarız biz.” (Açılış bölümünden, s. 10)
Magnus von Horn’un 2024 Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi Şişli Kız (The Girl With The Needle), MUBI’de gösterime girdi.
Oscar’da bu yıl Danimarka’nın resmi adayı olan Şişli Kız, Avrupa Film Akademisi tarafından da iki ödüle layık görüldü. Genç fabrika işçisi Karoline’in I. Dünya Savaşı sonrası Kopenhag’da hayatta kalma mücadelesine odaklanan film, seyirciye bir kadının acımasız bir dünyada şefkat ve erdem arayışını anlatan sarsıcı ve bir o kadar da etkileyici hikâyesini sunuyor. Gerçek bir hikâyeye dayanan film, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde büyük ilgi gördü.
Von Horn’un minimalist anlatımı, yüksek kontrastlı siyah-beyaz estetiği ve dışavurumcu atmosferi, hikâyeyi bir dönem draması olmaktan çıkarıp evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Seyirciyi hem görsel hem de duygusal açıdan içine alan, etkileyici bir psikolojik dram olarak öne çıkan filmin başrollerini Vic Carmen Sonne, Trine Dyrholm, Besir Zeciri ve Joachim Fjelstrup paylaşıyor.
“I. Dünya Savaşı’nın ardından Kopenhag’da ayakta kalmaya çalışan işsiz, terk edilmiş ve hamile bir genç kadın, gizlice bir evlat edindirme operasyonu yürüten bir kadının yanında işe girer. İkili beklenmedik bir bağ kursa da ani bir keşif her şeyi değiştirecektir.”
8+1 Galeri ve Percepted Project iş birliğiyle düzenlenen “Blank Space” başlıklı karma sergi, 25 Ocak-7 Şubat tarihleri arasında 8artı1 Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.
Farklı pratik ve disiplinlerden gelen 11 sanatçının son dönem eserlerinden oluşan “Blank Space”, çağdaş sanatın güncel ifade biçimlerini keşfetmek isteyenler için özel bir deneyim sunuyor. Barış Köksal, Dicle Çiftçi, Elif Nil, Elif Yurtsever, Emre Yetkin (Skunkkie), Gazi Sansoy, Hülya Sözer, Pınar Birim, Şeyma Türk, Yağmur Yılan, Zeynep Abacı’nın eserlerini izleyiciye sunan sergi, farklı pratiklerden doğan fikirlerin bir araya geldiği, sınırların ve kategorilerin yeniden düşünülerek genişletildiği bir zemin yaratıyor. Sergi, çağdaş sanatın bugününe dair güçlü bir perspektif sunarken izleyiciyi aktif bir katılımcı olmaya çağırıyor.
Sanatçıların yaratıcı süreçlerini, çağın estetik ve sosyal sorularını ele alarak, yenilikçi ifade biçimleriyle görünür kılan sergi, her bir sanatçının kendi “boşluğunu” nasıl doldurduğunu, disiplinlerin iç içe geçtiği bir kompozisyonun nasıl doğduğunu ve bir sanat yapıtının yalnızca bir nesne değil, bir deneyim olarak nasıl varlık kazandığını gözler önüne seriyor.
Birbirinden farklı dillerin, yöntemlerin ve anlatıların harmanlandığı bir alan yaratıyor. İzleyicinin yalnızca eserleri gözlemlemekle kalmayıp, her bir eserin yarattığı boşlukta kendi anlamlarını bulmasını sağlamayı hedefliyor. “Blank Space”, sanatın kolektif bir deneyim olarak dönüştürücü gücünü kutluyor ve bu gücü disiplinler arası bir zeminde paylaşıyor.
Kültürel eleştirmen ve akademisyen yazar Barry Sanders’ın modern dünyanın birey üzerindeki yıpratıcı etkilerini ele aldığı eleştirel çalışması Naif Ruhlar: İnsanın Yok Oluşu, Aydın Çavdar’ın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Kitap; teknolojik gelişmeler, şehirleşme, tüketim kültürü gibi unsurlar karşısında insan doğasının nasıl dönüşüme uğradığını irdelerken insanlığın yok oluş sebeplerini ortaya koyup okurları kurtuluşunun çarelerini de düşünmeye davet ediyor. Sanders, insanın ruhsallığının ve derin düşünme kapasitesinin, modern dünyanın baskısı altında giderek daha fazla törpülendiğini, bireyselliğin kayboluşunu gözler önüne seriyor.
“Barry Sanders, modern toplumun bireye karşı kayıtsızlığını inceliyor. İnsana gösterilen ilginin yavaş yavaş azaldığı Sanayi Devrimi ile sözlerine başlayan Sanders, insani etkileşimlerin yitip gittiği, ölüme ve hayata karşı ortak tutumlarda radikal değişikliklerin ortaya çıktığı modern çağa uzanırken insanı insan yapan unsurların kaybolmasından yakınıyor. Günlerimiz, dikkat göstermemizi gerektiren ve bizi kendi dünyamızdan çıkarıp insanlık dışı, kısır ve soyut bir dünyaya iten bitmek tükenmek bilmez bir bilgi bombardımanıyla dolu. Aynı zamanda kolektif bilinç duygusunu da kaybettik. Bu kayıp, Avrupalı güçlerin yükselişine ve dünya çapında sömürgeleşmeye kadar uzanan iki yüzyılda doruğa ulaştı. İşte bu ortamda zehrimizi, köktenci yaklaşımların çeşitli biçimleri arasından seçiyoruz; bunların her biri yalnızca diğerine yönelik tehdit oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda insanlığın ta kendisine karşı bir tehdit oluşturuyor. Sanders insanlığın yok oluşunun sebeplerini ortaya koyarken, kurtuluşunun çarelerini düşünmemize yardımcı oluyor.”
Salt’ın “Tasarımcının Notu” sergisine eşlik eden “Punto, Pikaj, Baskı!” gösterim programı, 2 Şubat’a kadar Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da sanatseverlerle buluşuyor.
24 Ocak-2 Şubat tarihlerinde Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek program, tasarımda 1980’lerden itibaren yaşanan değişime odaklanıyor. Elle çalışmanın ağırlıkta olduğu konvansiyonel tasarım pratiklerinden dijital teknolojinin yarattığı devrimsel etkiye, bugünün kitap ve tasarım ilişkisinde belirleyici olan döneme yakından bakıyor. Sekiz belgesel filmden oluşan seçki, Kuzey ve Güney Amerika’dan Avrupa ve Uzak Doğu’ya farklı coğrafyalardan deneyimleri bir araya getiriyor.
Seçkinin ilk filmi Graphic Means: A History of Graphic Design Production [Grafik Araçlar: Grafik Tasarım Üretiminin Tarihi] (2017), dijital öncesi dönemden masaüstü bilgisayarın yaygınlaşmasına uzanan süreçte tasarımın serüvenini ele alıyor. Tasarımcı Briar Levit imzalı film, tasarım ve matbaacılık alanlarında dijital teknoloji kullanımının toplumsal etkilerini de ortaya koyuyor. Book-Paper-Scissors [Kitap-Kâğıt-Makas] (2019) ise Japonya’nın önde gelen kitap tasarımcılarından Nobuyoshi Kikuchi’nin yazı tipi ve mizanpajdan şömize kadar çeşitli tasarım elemanlarını titizlikle ele aldığı yaratım sürecine odaklanıyor. Meslek hayatı boyunca 15.000’i aşkın kitap tasarımı yapan Kikuchi’nin “metne kendimce kapı aralıyorum” diye ifade ettiği kavramsal yaklaşımını, tasarım dünyasındaki etkisini, yazar ve yayıncılarla çalışma deneyimlerini aktarıyor.
Eda Sezgin ve Salt’tan Fatma Çolakoğlu tarafından hazırlanan programda yer alan tüm filmler, orijinal dilinde Türkçe altyazılı ve ücretsiz olarak gösterilecek. “Punto, Pikaj, Baskı!” gösterim programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye: Graphic Means: A History of Graphic Design Production [Grafik Araçlar: Grafik Tasarım Üretiminin Tarihi] (2017) filminden bir kare ©Briar Levit
Salt’ın “Tasarımcının Notu” sergisine eşlik eden “Punto, Pikaj, Baskı!” gösterim programı, 2 Şubat’a kadar Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da sanatseverlerle buluşuyor.
24 Ocak-2 Şubat tarihlerinde Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek program, tasarımda 1980’lerden itibaren yaşanan değişime odaklanıyor. Elle çalışmanın ağırlıkta olduğu konvansiyonel tasarım pratiklerinden dijital teknolojinin yarattığı devrimsel etkiye, bugünün kitap ve tasarım ilişkisinde belirleyici olan döneme yakından bakıyor. Sekiz belgesel filmden oluşan seçki, Kuzey ve Güney Amerika’dan Avrupa ve Uzak Doğu’ya farklı coğrafyalardan deneyimleri bir araya getiriyor.
Seçkinin ilk filmi Graphic Means: A History of Graphic Design Production [Grafik Araçlar: Grafik Tasarım Üretiminin Tarihi] (2017), dijital öncesi dönemden masaüstü bilgisayarın yaygınlaşmasına uzanan süreçte tasarımın serüvenini ele alıyor. Tasarımcı Briar Levit imzalı film, tasarım ve matbaacılık alanlarında dijital teknoloji kullanımının toplumsal etkilerini de ortaya koyuyor. Book-Paper-Scissors [Kitap-Kâğıt-Makas] (2019) ise Japonya’nın önde gelen kitap tasarımcılarından Nobuyoshi Kikuchi’nin yazı tipi ve mizanpajdan şömize kadar çeşitli tasarım elemanlarını titizlikle ele aldığı yaratım sürecine odaklanıyor. Meslek hayatı boyunca 15.000’i aşkın kitap tasarımı yapan Kikuchi’nin “metne kendimce kapı aralıyorum” diye ifade ettiği kavramsal yaklaşımını, tasarım dünyasındaki etkisini, yazar ve yayıncılarla çalışma deneyimlerini aktarıyor.
Eda Sezgin ve Salt’tan Fatma Çolakoğlu tarafından hazırlanan programda yer alan tüm filmler, orijinal dilinde Türkçe altyazılı ve ücretsiz olarak gösterilecek. “Punto, Pikaj, Baskı!” gösterim programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Hernan Diaz’ın 2023 Pulitzer Kurgu Ödülü kazanan, bir muktedirin iktidarının nerede olduğuna ve sermayenin asıl hikâyesine dair kaleme aldığı romanı Güven, Kerem Sanatel’in çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Güven; durmadan değişen bakış açısıyla ve birbirleriyle dinamik ilişkiye giren farklı anlatılarla, çok boyutlu bir başyapıt olarak tanımlanıyor. İlk romanı Uzaklarda ile finale kaldığı Pulitzer Kurgu Ödülü’nü ikinci romanı ile kazandı Diaz. 2022’de aynı zamanda kurgu alanında Kirkus Ödülü’ne layık görülen Güven, Booker adaylarından biriydi ve Washington Post’tan New York Times’a pek çok yayın tarafından yılın en iyi kitaplarından biri olarak gösterildi.
“Amerikan sermayesinin ünlü ailelerinden birinin eksantrik oğlu, New York Borsası’nın en gözde yatırımcısı hâline geldiği para imparatorluğunda, sadece menkul kıymetlerin değil tüm dünyanın kaderini değiştirecek gelişmelerin de mimarı olur: Büyük Buhran’ın arkasındaki bu adam aslında kimdir ve bizzat onun arkasında aslında ne vardır? En az kendisi kadar ilginç eşiyle kurduğu hayat ne gizler barındırmaktadır? Söylentiler ne kadar doğrudur? Hakikat nereden kimin baktığına göre değişiyorsa kime güvenilebilir?”