
Tiyatro Fütursuz yapımı Yüzleşme oyunu, 11 Ocak Cumartesi saat 20.30’da Tiyatro Oyun Kutusu Sahnesi’nde, 25 Ocak Cumartesi saat 20.30’da ise Tatavla Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Bir zamanlar, gerçekte yaşanmış bir olayı kaleme alan İngiliz yazar Graham Farrow’un oyunu Yüzleşme, Sevda Deniz Karali’nin çevirisi ve Yeşim Sarı’nın yönetimiyle sahneye taşınıyor. Tiyatro Fütursuz’un ilk projesi olan Yüzleşme’de Orhan Gediz ve Sevser İskifoğlu’nun rol alıyor. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Kaybıyla, dibe çakılan bir adam. Adalet dengesini sarsabilecek medyatik bir güçle; toplumsal yaklaşımların yönünü etkileyebilen bir kadın. Sonucunda neredeyse parlatılmış bir suç. Bunun tam ortasında kendine düşen adaleti sağlamak için dipten sürprizlerle çıkan, aynı adam. Belki de sorulacakların ve söyleneceklerin yönüne yeniden karar verilecek bir yüzleşme hâli...”
Künye:
Yazan: Graham Farrow
Çeviren: Sevda Deniz Karali
Yöneten: Yeşim Sarı
Oyuncular: Orhan Gediz, Sevser İskifoğlu
Kostüm ve Işık Tasarım: Efe Arslan
Müzik Beste: Beste Kaptanoğlu
Sahne Düzenleme: Yeşim Sarı
Yönetmen Yardımcısı: Resul Yıldız
Reji Asistanı: Seniye Ezgi Baykal
Afiş Tasarım ve Fotoğraf: Yeşim Sarı
Afiş Uygulama ve Kitap Basım: Erkan İskifoğlu
Asistan: Eylül Öztekin
Oyun Fotoğrafları: Volkan Erkan
Yapım: Fütursuz
Avustralyalı yazar ve senarist Dylin Hardcastle’dan AIDS salgınında hayatları değişen iki kadının tutku dolu hikâyesini anlattığı Uzuvların Dili, Emre Utaş’ın çevirisiyle Amorf Kitap’tan çıktı.
Sony Picture tarafından dizi hakları satın alınan roman kadın gücünü esas alan tarzıyla dikkat çekiyor. Uzuvların Dili; sanatın, dostluğun, kalp kırıklığının, neşenin ve bizi birbirimize bağlayan görünmez bağların anlatısını sunuyor. Ayrıca okura yeni şarkılar, yeni sanatçılar ve sanatla ilgili öngörüler keşfetme fırsatı sunuyor.
1980 yazında, cinsel tercihleri ve hayat hikâyeleri birbirinden farklı iki kadın sakin bir yaz gecesinde arzularının peşinden koşmakla onları bir kez daha bastırmak arasında bir seçim yapmak zorundadır. Biri kırgın bir evlilikten diğeri de trajik bir ilişkiden geçen iki kadın kendilerini bulmak için çıktıkları yolda aşka, anneliğe, evliliğe, yasa, geçmiş travmalara, seçimlere ve bağlara dair yepyeni deneyimler yaşarken, hayatları otuz yıl sonra bir yayınevinde kesişir.
Kitabın yayıncısı şu cümlelerle anlatıyor: “Dylin’in doğal bir edebi yeteneğe sahip olduğu aşikâr romanı, üslubuyla orijinal bir şey sunarken aynı zamanda tarihin bir kesitini anlatmasıyla da benzersiz. AIDS salgınının etkisinin tasviri de benim için önemliydi. Belki de övgüye değer en önemli nokta, Dylin'in karakterlerinin yaşadığı neşe ve kederi ustalıkla dengelemeyi başarması ve iki insanın on yıllar boyunca süren yaşamlarının gerçekçi bir tasvirini yaratmasıdır.”
Fransız bale efsanesi Maurice Béjart’ın koreografisi, Queen ve Mozart’ın müzikleri ve Versace’nin tasarımlarıyla Ballet For Life, 7 Mart Cuma günü Volkswagen Arena’da izleyicilerle buluşacak.
30 yılda dünyanın her yerinde 400’den fazla gösteri yapan Ballet For Life Japonya turnesinden sonra 7 Mart Cuma günü Volkswagen Arena’da olacak. Gösteri, Mozart ve Queen, Jorge Donn ve Freddie Mercury’i ve aşk ve ölüm, tutku ve nefret, siyah ve beyaz gibi zıt duyguları etkileyici bir koreografiyle sahnede bir araya getiriyor.
Béjart tarafından yaratılan ve kostümleri Gianni Versace tarafından tasarlanan Ballet For Life, ilk kez Ocak 1997’de Paris’teki Theatre de Challot'da Madame Chirac, Elton John ve Queen’in hayatta kalan üç üyesi John Deacon, Brian May ve Roger Taylor'ın katılımıyla sahnelendi. O tarihten bu yana bale dünya çapında kapsamlı bir turne gerçekleştirmeye devam ediyor.
7 Mart Cuma günü Volkswagen Arena’da sahnelenecek Ballet For Life biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Salt Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluşan “Tasarımcının Notu” başlıklı sergi kapsamında düzenlenen programlar Esen Karol, Savaş Çekiç ve Sadık Karamustafa’nın açık dersleriyle devam ediyor.
Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın “Tasarımcının Notu” sergisi, 1970’lerden 1990’lara Türkiye’de grafik tasarım alanında yaşanan hızlı değişimi kitap üzerinden ele alıyor. Tasarımcının, belirleyici bir aktörü olduğu “kitap”taki eksik anlatısını kurmayı amaçlıyor. 2 Şubat’a dek Salt Beyoğlu’nda görülebilecek sergiye, kitap ve tasarım ilişkisini farklı yönleriyle değerlendiren bir dizi açık ders eşlik ediyor.
8 Ocak Çarşamba saat 18.30’da gerçekleştirilecek “Ne Seninle Ne Sensiz: Kitabın Geçmiş ve Geleceğine İlişkin Kişisel İzlenimler” başlıklı açık derste Esen Karol, kitabı, tarihindeki farklı kırılma noktaları üzerinden ele alacak. 14 Ocak Salı saat 18.30’da Savaş Çekiç, “Fotoğrafın Kitaplaşma Serüveni: İzlenim ve Önermelerle Fotoğrafçı-Tasarımcı Birlikteliğine Bir Bakış” başlıklı bir açık ders yapacak. Çekiç, fotoğraf temelli sanat projelerinin kitaplaşma sürecinde farklı tasarım yaklaşımlarının belirleyici rolü üzerinde duracak; fotoğrafçı-tasarımcı iş birliklerine dair deneyimlerini aktaracak. 21 Ocak Salı saat 18.30’da ise Sadık Karamustafa, görsel iletişim tasarımının Türkiye’deki serüvenini değerlendirecek. “Tasarımcının Evrak-ı Metrukesi” başlıklı açık dersin ilk bölümünde üç yayın örneği merkeze alınacak. Ardından Karamustafa’nın, dijitalleştirme ve kataloglama çalışmaları Salt Araştırma bünyesinde yürütülen arşivinden seçili belgeler incelenecek.
Künye:
1. Sadık Karamustafa, Uluslararası Brno Grafik Tasarım Bienali’nde, 1990 Salt Araştırma, Sadık Karamustafa Arşivi
2-4. Tasarımcının Notu sergisinden görünüm, Salt Beyoğlu, 2024 Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Clive Gifford’un iklim değişikliğinin nedenlerini, gezegenimiz üzerindeki etkilerini ve neler yapılabileceğini anlattığı Ekaterina Gorelova ile Ana Seixas’ın resimlediği, İklim Değişikliğinin Neden ve Sonuçları …ve gezegenimizi nasıl koruruz? adlı kitap Ata Türkoğlu’nun çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
“Meraklı Genç Zihinler İçin Çok Kısa Giriş” Kitapları serisinde yayımlanan bu kitap 9 yaş ve üzeri okurlarının bilim insanları gibi konuşması için gereken bilgi, rakam ve kelimeleri önüne seriyor. Fotoğraflar, görseller, eğlenceli çizgi roman kesitleri ve iklim kahramanlarının hikâyeleriyle ilham veriyor.
“İklim değişikliğinin ne olduğunu hiç merak ettin mi? Peki, nasıl yavaşlatılacağını öğrenmek istemez misin?”
Stephen King’in kısa öyküsünden uyarlanan, Osgood Perkins imzalı The Monkey filmi, tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de de 21 Şubat’ta vizyona girecek.
Testere, Ruhlar Bölgesi, Aquaman and The Lost Kingdom filmlerinin yapımcısı James Wan’ın yapımını üstlendiği, Stephen King’in The Monkey isimli kısa öyküsünden uyarlanan filmin başrollerinde Theo James, Elijah Wood ve Tatiana Maslany yer alıyor. Perkins’in yazıp yönettiği film, vizyona girmeye hazırlanıyor.
“İkiz kardeşler Hal ve Bill, çocukluklarında karşılaştıkları lanetli bir oyuncak maymunun peşlerini bırakmadığını keşfederler. Oyuncak maymun, onu eline geçiren her kişiye dehşet ve ölüm getirirken, kardeşler hem geçmişlerinin karanlık sırlarıyla hem de bu uğursuz mirasla yüzleşmek zorundadır. Yıllar sonra tekrar bir araya geldiklerinde, masum bir çocuğun hayatını kurtarmak için bu laneti durdurmaya çalışırlar.”
ABD’de dağıtımını NEON’un üstlendiği film, Türkiye’de Filmartı dağıtımıyla 21 Şubat’ta gösterime girecek. Filmin fragmanını buradan, filmden paylaşılan kısa bir sahneyi ise buradan izleyebilirsiniz.
Bağımsız sanatçılar için özgün bir platform sunan offgrid art project, Doç. Dr. N. Didem Öz’ün “Imprint” başlıklı kişisel sergisini 1 Şubat tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
offgrid art project, İpek Eyüboğlu’nun kuruculuğu ve Nilay Yerebasmaz’ın kurucu direktörlüğünde MSGSÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. N. Didem Öz’ün “Imprint” sergisiyle kapılarını açtı. İzleyicilere dokuma sanatına dair yeni bir perspektif sunmayı amaçlayan “Imprint”, sanatçının el sanatlarına dair bilgi birikimini ve yaratıcı vizyonunu ortaya koyuyor.
Kültürel mirasın korunmasına ve geliştirilmesine önemli katkılarda bulunan Öz’ün bilimsel araştırma projesinin bir çıktısı olarak tasarlanan bu sergide geleneksel dokuma ve motiflerin çağdaş bir yaklaşımla ele alındığı eserler, offgrid art project’in disiplinler arası ve çok sesli sergi konseptiyle uyum içerisinde sanatseverlerle buluşuyor. Yazmacılık ve dokuma tekniklerini birleştirerek özgün, üç boyutlu ve modern eserler oluşturmayı hedefleyen N. Didem Öz, eserlerinde klasik yazma teknikleri ve motiflerinden yola çıkıp sınırlarını genişleterek, iki boyutun ötesine geçen tasarımlar yaratmayı amaçlıyor. Özel koleksiyonlar üzerinde yapılan araştırmalar ve daha önce karşılaşılmamış örneklerin keşfi “Imprint” sergisindeki eserlerin önemli bir boyutunu oluşturuyor.
Macar edebiyatının büyük ustalarından Dezső Kosztolányi’nin hayali taşra şehri Sárszeg’de dünyanın ilk günlerinden beri insanları perişan etmiş bir açmazın peşine düştüğü romanı Tarlakuşu, Dr. Erdal Şalikoğlu’nun çevirisiyle Péter Esterházy’nin sunuşuyla Telemak Kitap’tan çıktı.
Kosztolányi; Tarlakuşu’nda evde kalmış kızlarını bir haftalığına değişiklik olsun diye köye gönderen bir anne babanın hayatının sessiz altüst oluşunun hikâyesini anlatır. Artık yaşlanmış çift başbaşa kalınca uzun zamandır –sebepsiz yere– geri kaldıkları şehir hayatına karışır. Restorana giderler, tiyatro izlerler. Baba eski dostlarıyla içer, sarhoş olur. Evde kalmış kızlarının yokluğu varlığında konuşamadıkları şeylerin yüzeye vuruşunu tetikler. Çok sevdikleri kızlarına dair telaffuz edemedikleri, birbirlerine itiraf edemedikleri bir kusur onları yer bitirir.
“Tarlakuşu’nun çirkinliği bir sembol değildir. Bu çirkinlik, unutmayı, yok etmeyi çok istediğimiz, ama mümkün olmayan, her zaman geri gelen, her zaman bizimle olan, acımasız, tıpkı babasıyla birlikte olan bir kız çocuğu gibi, adlandırılamayan endişedir. Tarlakuşu’nun çirkinliği, yumuşak şişkinliği, donukluğu, agresif iyiliği: biziz. Bu kadar katı, bu kadar öngörülebilir, bu kadar kişiliksiz, bu kadar Macar olan bizim hayatlarımızdır. Tarlakuşu ebedidir. Kurtuluş yoktur. Küçük kuşumuz her zaman evine uçar.” - Péter Esterházy
Ateş Alpar’ın karşılaşmalar, dayanıklılık, süreklilik ve sekteye uğrama süreçlerini ele alan yeni performansı Şimdi ve Burada, 4 Ocak’ta Bilsart’ta sanatseverlerle buluşacak.
Ateş Alpar, hareket, ses, yazı ve imgenin inşa edici ve yıkıcı döngüsünü bedenin dönüşümüne ve arada kalan ihtimallere odaklanıyor. Performansta Alpar’a müzisyen Gazele, şair Mehmet Said Aydın ve sanatçı Sevinç Altan eşlik edecek. Alpar’ın Şimdi ve Burada performansı olumsallığa ve müşterek pratiklere kapı aralıyor. Sanatçı, “hareket bedeni mesken edindiği yerden koparabilir mi?” sorusundan yola çıkarak bedenin dengeden çıkışını dayanıklılığı güçlendiren bir adım olarak yorumluyor. Performans, tarihin akışındaki kırılmaların izinde bir sorunun cevabını arıyor “dengede kalmak gerekli ve mümkün müdür?”
“Ses, imge ve yazı katmanlarının oluşturduğu tarihsel yığının çatlakları arasından sızan gelecek ihtimalleri, karşılaşmalarla bedenleri birbirine bağlar. Karşılaşmalar bedeni şekillendirir ve bozar; sınırlar ve genişletir. Oluş hâlindeki beden mekâna ve zamana tutunurken varlık ile görünmezlik arasında salınır. Hareket ve jest anlık dengeyi sarsar ve yeni ihtimallere kapı aralar. Bedenin dengeden çıkışı dayanıklılığı güçlendirecek bir sonraki adımın işaretidir. Tıpkı kelimelerin akıp gitmesi, gürültünün olumsallığı ve imgelerin rastgele yerleşmesi gibi.
Bu performans imgelerin bulanıklığı, sözlerin kopukluğu, seslerin tınısındaki çatlaklarla kesişimsel bir dünyanın içine giriyor. Ses imgeyi imge hareketi hareket yazıyı sarsıyor ve tüm dengeler bozulup yeniden ve yeniden kuruluyor.”
Ateş Alpar
Künye: Ateş Alpar, Şimdi Ve Burada, Performans 2025
Tıp doktoru ve yazar Monty Lyman’ın deriyi bilimsel, toplumsal, psikolojik ve manevi açılardan ele aldığı çalışması Derimizin Olağanüstü Yaşamı -Dış Yüzeyimize Yakından Bir Bakış, Sevkan Uzel’in çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Lyman; “En sıra dışı organımızı baştan aşağı inceleyen bu çalışma, deriye yazılmış bir aşk mektubu. Kitapta deriyi bir prizma olarak kullanarak farklı zaman ve mekânlara bir bakış atacağız; antik tarihten bilimin geleceğine, Papua Yeni Gine’de timsaha tapan insanların zarif dövmelerinden Miami Plajı’ndaki güneşperestlerin derilerindeki değişimlere uzanacağız.
Önce deriyi fiziksel açıdan katman katman inceleyeceğiz. Ardından beslenmemizin cildimizi etkileyip etkilemediği, cildimizi nelerin yaşlandırdığı ve güneş ışığının ne kadarının fazla olduğu gibi soruları, gerçek ile efsaneyi birbirinden ayırarak ele alacağız. Bu sorulardan yola çıkarak, dokunma kaynaklı acı ve keyiften, stresin cilt üzerindeki etkilerine kadar, deriyle zihni birbirine bağlayan merak uyandırıcı konuları inceleyeceğiz.
Deri ile zihin yakın arkadaştır ve başka hiçbir organ psikolojik açıdan bu denli önem taşımaz. Derimizin başkaları tarafından nasıl algılandığı –veya buna ilişkin kendi fikrimiz– zihinsel sağlığımızı etkileyebilir. Dış yüzeyimize yaptığımız yolculuğun son kısmında, deriyi toplumsal bağlamda ele alacağız. Deri bizi birleştirir: İnsan, başkalarıyla iletişim kurmak için deriyi kalıcı olarak işaretleyen ve dövme yapan tek canlıdır. Öte yandan, deri bizi ayırır: Deri rengi ve “kirletici” cilt hastalıkları toplumları bölerek, insanlık tarihinin gidişatını değiştirmiştir. Sonuç olarak, insan derisi fiziksel varlığının çok ötesindeki etkileriyle felsefe, din ve dil üzerinde iz bırakmıştır.”