
Belm’art.space’in yeni sergisi “Gerçekleşmemiş Bir Serginin Kurgusu” 9 Şubat tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Zamanın ve mekânın anlamını yitirdiği, gerçekliğin paramparça olduğu bir dünyada yer alan “Gerçekleşmemiş Bir Serginin Kurgusu”, disiplinlerarası üretim yapan on sekiz farklı sanatçının rüyalardan ve gerçekliğin kopuk katmanlarından beslenen eserlerini izleyicilere sunuyor. Eserler, birbirlerini tamamlamayan hikâyeleri ve örtüşmeyen gerçeklik imgeleriyle bilinçaltında yankılanan bir dünyanın izlerini taşıyor. Sergi, gerçekliğin dokusunun gevşediği ve algıların birbirine karıştığı bir evrende, ziyaretçilere kendi gerçekliğini yeniden yaratma fırsatı sunuyor. Sergide; Berrak Güloğlu, Betül Sertkaya, Beyza Boynudelik, Çınar Eslek, Duygu Aydoğan, Ece Kibaroğlu, Gülsüm Gilol, Handan Akarsu, Hasan Doğan Yılmaz, Hilal Küçük, İhsan Berke Saraçoğlu, Melike Kuş, POLVO, Sena Soykök, Serhat Ergün, Sibel Boyacı, Tolga Çelikkan, Yonca Karakaş’ın eserleri yer alıyor. Belma Ersu, Elif Leylek ve M. Rifat Kino’nun küratörlüğünü üstlendiği serginin tasarımı ise M. Rifat Kino imzası taşıyor.
Künye:
1. Yonca Karakaş, ''Golden Generation'', Pigment Prints on Hahnemühle Matt Fibre, 120 x 80cm, Edition 1-3+2AP, 2014
2. Handan Akarsu, ''Habitat - Kızıl Sincabı Dinlerken'', Çok Katmanlı, Ön Planda Tül Üzerine Yağlı Boya, Arka Planda Karışık Teknik, 83 x 122 cm, 2024
3. Sena Soykök, ''Meçhul Yığınlar'', Çelik, Toplu İğne ve Kumaş, Mekana Özgü Yerleştirme, Değişken Ölçüler, 2024
4. Hilal Küçük, ''Ufuk Çizgisi'', Porselen, 1250°C, Elle Şekillendirme, 25 x 40 x 60 cm, 2024
5. Melike Kuş, ''Borderline'',Tuval Üzerine Nakış, 20 x 20 cm, 2024
6. Duygu Aydoğan, ''İsimsiz'', Epoksi Reçine, Akrilik, Polimer Kil, Kurutulmuş Çiçek, 80 x 70 x 10 cm, 2024
7. Çınar Eslek, ''Mahşere Yanıt'', Kumaş Üzerine Karışık Teknik, 149 x 57 cm, 2023
Fabrizio Casaretto’nun iki yüz yıldır varlığını bu şehirde sürdüren Casaretto ailesi ile Osmanlı’nın ilk fotoğrafçılarından Sébah & Joaillier’nin hikâyesini anlattığı Sarayın Gözleri - Osmanlı’nın İlk Fotoğrafçılarından Sébah & Joaillier’nin Hikâyesi, Mundi’den çıktı.
Fabrizio Casaretto, büyükannesinin konuştuğu bir video kaydından yola çıkarak aile tarihçesini araştırıp, araştırmakla kalmayıp onları birer roman karakterine dönüştürdüğü bir kitap sunuyor okura. Tarihî bir roman tadında, geniş Osmanlı coğrafyasının özeti gibi bir aile hikâyesi. Marsilya, Cenova, Halep, İstanbul… İtalyan, Fransız, Ermeni, Yahudi, Rum, Türk… Gemiler, yolculuklar, karşılaşmalar…
Kitap, Osmanlı’nın ilk fotoğrafhanelerinden biri olan Sébah&Joaillier’nin kurucularından Sébah ve Joaillier aileleriyle, 1800’lerde İstanbul’da makarna üretip satmaya başlayan Casaretto ailesinin hikâyesine konuk ediyor okurunu. Aşçılık ve kuyumculukla başlayan, sonrasında fotoğrafçılığa da uzanan aile öyküsünün yazarı ise, bu Levanten ailenin hâlen İstanbul’da yaşayan son temsilcilerinden Fabrizio Casaretto, okuru 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan renkli bir dünyaya davet ediyor.
Sarayın Gözleri, sarayın resmî fotoğrafçısı olan, sadece İstanbul değil, Bursa ve İzmir gibi birçok şehrimizin ilk panoramik fotoğraflarını çeken, ünlü ressam Osman Hamdi Bey’le birlikte geleneksel kıyafetlerimizi fotoğraflayan, kısaca bize paha biçilemez bir kültür hazinesi miras bırakan Sébah & Joaillier Fotoğrafhanesi ile iki yüz yıldır varlığını bu şehirde sürdüren Casaretto ailesinin yer yer duygusal, yer yer şaşırtıcı anılarıyla bezeli, başka bir “bu topraklar” hikâyesi…
İngiltere’de en uzun süre aralıksız sahnelenen müzikallerden Kan Kardeşler, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun kadrosuyla 10, 11 ve 12 Ocak’ta AKM Tiyatro Salonu’nda izleyicilerle buluşacak.
Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Kan Kardeşler, Liverpool’un yoksul mahallelerinde doğan ikiz kardeşler Mickey ve Edward’ın dokunaklı hikâyesini anlatıyor. Birbirilerinden ayrılan ve iki farklı dünyada büyüyen bu kardeşler, tesadüfen yeniden karşılaşarak güçlü bir dostluk kuruyor. Willy Russel’ın kaleminden çıkan, Ebru Kara yönetimindeki müzikal, izleyicileri sınıf ayrımı, sosyal adaletsizlik ve arkadaşlık gibi derin temalar üzerine ustaca düşündürüyor.
Kan Kardeşler; 10 Ocak saat 20.00’de, 11 Ocak saat 15.00 ve 20.00’de, 12 Ocak saat 15.00’te AKM Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Ahmet Güneştekin’in “Kayıp Alfabe” başlıklı kişisel sergisi 17 Ocak - 20 Temmuz tarihleri arasında Artİstanbul Feshane’de sanatseverlerle buluşacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, İBB Kültür’ün katkılarıyla düzenlenen “Kayıp Alfabe” sergisi, Ahmet Güneştekin’in toplumsal süreklilikleri ve kırılmaları izleyerek geçmiş olaylara dair kavrayışını güncel meselelerle ilişkilendirdiği çalışmalarına odaklanıyor. Christoph Tannert’in küratörlüğünü üstlendiği sergi, Güneştekin’in hafıza ve göç nesneleri, sesler ve görüntüler, üstkurmaca yapılar ve malzeme müdahaleleriyle makro ve mikro ölçekleri birleştirdiği disiplinlerarası işlerini bir araya getiriyor.
“Kayıp Alfabe” sergisinde, ortak noktası, coğrafyası karışmış, coğrafyasını değiştirmeye mecbur edilmiş insanların belleklerini yoğunlaşarak üstlerinde taşıyan nesnelerden oluşan enstalasyonlar; izleyiciyi kişisel ve toplumsal geçmişin acı verici yüzleşmeleriyle buluşturan hafıza çalışmaları ve tarihsel anlatının referans alanını genişleten mikro-ritmik yapılarla kurgulanmış video ve ses çalışmaları yer alıyor. Sanatçının, ayrıca buluntu nesnelerin mikro unsurlarına müdahale ederek öznel bir karşılaşmaya dönüştürdüğü boyutlu eserleri; taş ve metal oluşumlarla çalıştığı alana özgü yapıtları; mitosları yorumlayıcı bir strateji olarak kullandığı tuvalleri; seramik işleri taş formlarla böldüğü heykeller ve dokunsal yaratım algısına işaret eden bir kültür materyali olarak kırkyama tekniğiyle ürettiği işleri izleyiciye sunuluyor.
Ahmet Güneştekin’in “Kayıp Alfabe” başlıklı sergisini 17 Ocak - 20 Temmuz tarihleri arasında Artİstanbul Feshane’de ziyaret edebilirsiniz.
Umberto Eco’nun çeviri, çevirmenlik ve diller arası geçişler üstüne kaleme aldığı kitabı Neredeyse Aynı Şeyi Söylemek, Eren Cendey’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Eco, bu kitabında çeviri konusunda okurlara yeni ufuklar açarken anekdotlarıyla okuma sürecini eğlenceli kılıyor.
“İtalya’nın Libya’yı işgali ve asi çetelerle yıllarca süren çarpışmalarıyla ilgili anıların henüz taze olduğu yıllarda geçen çocukluğumda sık sık anlatılan bir hikâyeyi anımsıyorum. İşgal kuvvetlerinin peşine takılan bir İtalyan maceraperest o dili hiç bilmese de kendini Arapça çevirmeni olarak işe aldırmıştı. İsyancılardan olduğu varsayılan biri yakalandığında sorguya tabi tutuluyordu; İtalyan subay İtalyanca olarak sorusunu soruyor, sahte çevirmen de uydurduğu Arapçasıyla bir şeyler söylüyordu; sorguya çekilen kişi hiçbir şey anlamıyordu ve kim bilir neler söylüyordu (olasılıkla yanıt da anlaşılamıyordu) ve çevirmen kendi keyfine göre şahsın yanıt vermeyi reddettiğini ya da her şeyi itiraf ettiğini uyduruyordu ve genellikle isyankâr idam ediliyordu. Tahminime göre dalavereci arada sırada merhamete geliyor, sorguladığı zavallının ağzına onu kurtaracak sözler de uyduruyordu. Her neyse, bu hikâyenin nasıl sonuçlandığını bilmiyorum. Çevirmen belki hakkına düşen parayla onurlu bir hayat sürmüştür, belki de sahtekârlığı ortaya çıkmıştır ve başına gelebilecek en kötü şey işten atılması olmuştur.
Bu öyküyü anımsadıkça asıl çevirinin daima ciddi bir iş olduğuna, hiçbir yapısökümcü çeviri kuramının etkisiz kılamayacağı bir meslek ahlakı gerektirdiğine inanıyorum.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Garanti BBVA’nın sponsorluğunda 1-18 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 32. İstanbul Caz Festivali’nden ilk isimler açıklandı. 1 Temmuz Salı Chucho Valdés Royal Quartet, 2 Temmuz Çarşamba Hermanos Gutiérrez ve 3 Temmuz Perşembe ise Max Richter Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak.
32. İstanbul Caz Festivali, üç büyük ismi Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda ağırlayacak. Festival kapsamında Grammy ödüllü caz ikonu Chucho Valdés, Coachella’dan sonra İstanbul’dan yükselecek tınılarıyla Hermanos Gutiérrez ve ilk Türkiye konseriyle besteci ve piyanist Max Richter dinleyicilerle bir araya gelecek. Festivalin ilk üç konseri için avantajlı dönem biletleri, 9 Ocak Perşembe İKSV Lale Kart üyeleri için başlayacak öncelikli satış döneminin ardından 14 Ocak Salı günü Passo üzerinden genel satışa çıkacak. Festival programının tamamı ise önümüzdeki aylarda açıklanacak.
32. İstanbul Caz Festivali Programı:
Festival Açılış Konseri: Chucho Valdés Royal Quartet
1 Temmuz 2025, Salı
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu
Kapı Açılışı: 20.00
Konser: 21.30
Hermanos Gutiérrez
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu
2 Temmuz 2025, Çarşamba
Kapı Açılışı: 19.00
Konser: 20.00
Max Richter
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu
3 Temmuz 2025, Perşembe
Kapı Açılışı: 20.00
Konser: 21.00
Pi Artworks, Ekim 2024’de Londra’da sanatseverlerle buluşturduğu Susan Hefuna’nın “Listen to: The Sound of Earth, Sun, Water and Air” başlıklı kişisel sergisini 11 Ocak - 8 Mart tarihleri arasında İstanbul’daki mekânında izleyicilere sunacak.
Susan Hefuna, “Listen to: The Sound of Earth, Sun, Water and Air” sergisinde yaşamın, doğanın ve insanlığın kırılganlığını yansıtan en yeni tekstil işlerini sunuyor. İzleyicilere zaman döngüsünü hatırlatan sergi, renkli metin ve şekil kolajlarını bir araya getirerek birliktelik ve gezegenimizle olan bağlılık duygularını harekete geçiriyor.
Afrika ve Japonya'nın estetiğinden, Amerikan yorganlarının geleneksel zanaatından ve evrensel hikâye anlatımından ilham alan Hefuna, 2001’den beri tekstil işleri üretiyor. Kostüm, enstalasyon ve duvar halıları gibi çeşitli alanlarda bu malzemeyi keşfederek, kelimeleri nokta ve çizgilerin yapılarıyla birleştiren kendine özgü bir sanatsal dil geliştirdi. WATER diptik veya LISTEN TO triptik gibi çarpıcı, grafiti benzeri eserlerinde, birbirine bağlı beyaz noktalar ve çizgiler, adeta birer takımyıldızı gibi, siyah Mısır pamuklu kumaş üzerinde yayılan bir yıldızlar ağı gibi görünüyor. Hefuna’nın pratiği, sanatçının Mısır ve Almanya’dan aldığı mirasla sürekli olarak zenginleşiyor ve tekstil işleri, bu eşsiz kültürlerarası kimliği somutlaştıran görsel ve kültürel göstergeleri özellikle vurguluyor. Kahire merkezli geleneksel çadır yapımı zanaatıyla doğrudan bağlantılı olan bu işler, çeşitli kutlamalar için kullanılan çağdaş tekstil yapılarından ilham alıyor. Benzer şekilde, kolaj kullanımı Hefuna’nın pratiğinin süregelen bir özelliği ve malzemelere yönelik melez yaklaşımı, pamuk üzerine aplike edilmiş üst üste binen yapılar ve sözcüklerde açıkça görülüyor.
Yazar Gillian Cross’un zorbalar, balkabakları ve beklenmedik dostluklar hakkında kaleme aldığı, Sarah Horne’un resimlediği hikâyesi Can Boran ve Korkunç Balkabağı, Sima Özkan’ın çevirisiyle Meraklı Tilki Kitaplığı’ndan çıktı.
“Korkunç Müdür” serisinin BBC’de yayımlanan dizi uyarlaması ile tanınan Cross, Carnegie Madalyası, Whitbread Çocuk Kitapları Ödülü ve Smarties Ödülü de dâhil olmak üzere çocuk edebiyatı alanındaki pek çok prestijli ödülün sahibi. Cross bu kez 8 yaş ve üzeri okuruna büyüleyici ve esprili bir hikâye anlatıyor.
“Can Boran bir zorba. Okuldaki herkes ondan çok korkuyor ama kimsenin öğretmenlerine anlatmaya cesareti yok. Birinin bu çocuğa iyi bir ders vermesinin zamanı geldi. Can, kapısının önünde beliren tuhaf balkabağıyla nihayet hakkından gelebilecek birine rastlamış olabilir mi?
Can davranışlarındaki hataların farkına varabilecek mi? Ve Korkunç Balkabağı’nın sırrını çözebilecek mi?”
Gitarda Mark Speer, davulda DJ Johnson ve bas gitarda Laura Lee’den oluşan Houston/ Teksas çıkışlı Khruangbin, 27 Ağustos konserine ek olarak 26 Ağustos’ta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Khruangbin’in 27 Ağustos 2025’te Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştireceği konserinin biletleri tükendi. 2025 Grammy adayı grup, yoğun istek üzerine 26 Ağustos’ta da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda dinleyicileriyle buluşacak. 26 Ağustos konseri için biletler 8 Ocak Çarşamba saat 10.00’da Biletix üzerinden satışa çıkacak.
Indie pop, saykodelik funk ve soft jazz üçlüsü Khruangbin, şarkıları kadar sahne performanslarıyla da dikkat çekiyor. İlk albümü The Universe Smiles Upon You’yu 2015’te yayımlayan grup, 2018 başında ise çok sevilen Con Todo El Mundo albümünü çıkardı. Hemen ertesi yıl bu albümün bir dub versiyonu olan Hasta El Cielo’yu dinleyicilerine sundu. 2020’nin başında, soul ve R&B müzisyeni Leon Bridges’le uzun yıllar devam edecek yol arkadaşlığına başlayan grup, doğdukları eyalete selam çakan “Texas Sun” adlı EP ile hayranlarını müziklerinin bu kez enstrümantal değil, vokal içeren versiyonlarıyla tanıştırdı. Bu şekilde büyük bir hayran kitlesine ulaştı. 2020’nin ortasında ise üçüncü stüdyo albümü Mordechai ile dinleyicilerle buluşan grup, 2022’de Malili blues müzisyeni Ali Farka Touré’nin oğlu Vieux Farka Touré ile çıkardıkları, kült müzisyenin adını verdikleri Ali albümüyle Batı Afrika müziğine bir saygı duruşunda bulundu. Son olarak bu yılın nisan ayında çıkardıkları beşinci stüdyo albümü A La Sala ile hayranlarının sevdikleri tarzına geri dönüş yaptı. Grup bu albümü “daha ileriye gidebilmek için bir geriye dönüş egzersizi” olarak tanımladı.
Boran Günday’ın “The Masquerade” başlıklı kişisel sergisi 9 - 30 Ocak tarihleri arasında Artopol Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.
Eserlerinde “soyut” ve “soyutlama” kavramları arasındaki yaratıcı diyaloğu ele alan Boran Günday, bu temeller üzerine inşa ettiği sanat anlayışını izleyiciyle paylaşıyor. Günday, soyutlama yaklaşımıyla insan figürlerine çok katmanlı bir derinlik kazandırıyor. Eserlerinde yer alan figürler, Ahmak, Prens, Bağımlı ve İş Adamı gibi isimlerle karakterize ediliyor. Bu figürler, bireysel ve toplumsal özelliklere ışık tutarak izleyicilere insan davranışları ve özellikleri üzerine düşünme imkânı sunuyor. Sanatçının soyutlama anlayışı, birey ve toplum arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir anlatım dili yaratıyor. Sanatçının soyut eserlerinde ise renklerin ve biçimlerin estetik etkisi ön planda yer alıyor. Bu dinamik kompozisyonlar, izleyiciyi kendi yorumlarını yapmaya teşvik ediyor. Soyut dünyasının derinliklerinde bireysel bir anlam arayışı dikkat çekerken, izleyiciyi farklı duygusal ve zihinsel deneyimlere davet ediyor.
Boran Günday, izleyiciyi acı dolu gerçeklerle yüzleştirmeyi değil, bu karanlık anıları güzellik ve umutla buluşturarak yeni bir perspektife taşımayı amaçlıyor. Gelenekleri sorgulayan ve diyalog yaratan sanatçı, bu vizyonun güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor. Onun eserleri yalnızca görsel bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda sorular sordurarak düşünmeye davet ediyor. Her bir eseri, insan varoluşunun söylenmeyen hikâyelerini derinlik ve karmaşıklıkla yakalayarak kendisini kuşağının en umut vadeden sanatçıları arasına yerleştiriyor. Günday’ın sanatı, soyut ve soyutlama arasındaki dengeyi koruyarak kendine özgü bir bütünlük yaratıyor. Eserlerinde renk ve biçim düzenlemelerinin duygusal etkisi, insan odaklı konularla birleşiyor ve izleyiciyi duyusal bir yolculuğa çıkarıyor.
Künye:
1. The Rustchild 60x60 cm
2. The Jackal Lord 50x45 cm
3. Bo's Land 90x90