
Avustralya hükümetinin desteği ve Avustralya Büyükelçiliği'nin katkılarıyla gerçekleştirilen Australia in Turkey 2015 programı kapsamında garajistanbul'da üç gece farklı performanslara şahit olacağız.
İlk olarak Avustralya'nın son yıllarda çıkardığı en yetenekli topluluklardan MSO ve Sietta İstanbul'da biraraya geliyor. Renkli ve dinamik Ska kültürüne kendine has, yeni bir soluk getiren topluluk MSO, Avustralya'nın en seçkin müzisyenleri arasından seçilen 35'in üzerinde üyesi bulunuyor. Güçlü müzikal altyapıya sahip James Mangohig ve vokalist Caiti Baker tarafından kurulan Sietta ise soul, blues, hip-hop ve elektronik tınıları aynı potada eritmeyi başaran oldukça çarpıcı bir sound'a sahip.
MSO ve Sietta 4, 5, 6 Eylül tarihlerinde saat 22.00’den itibaren garajistanbul’da.
Konserlerin öncesinde Avustralya'nın kısa sürede tüm dünyada büyük ses getirmeyi başaran gösterilerinden biri olan Song, garajistanbul’da olacak.
Avustralyalı Ranters Theatre ekibi tarafından yaratılan ve dünyaca ünlü Brezilyalı görsel sanatçı Laura Lima ile İngiliz müzisyen James Tyson'ı bir araya getiren Song, izleyicisinin dikkatini, bir dinleme odasına çevirdiği sahnenin üzerine çekiyor. Burada sadece sesler değil, renkler ama her şeyden önemlisi kokular başrolde oluyor. İnsan-doğa ilişkisinin karmaşıklığını sorgulayan bu 65 dakikalık hipnotik varoluşçu gösteri, bilgisayar ve televizyonların sunduğu her şeyin antitezi olarak nitelendiriliyor.
Song 4 Eylül saat 19.00, 5 Eylül saat 17.00 ve 6 Eylül saat 19.00’da GarajIstanbul Sahnnesi’nde olacak. Biletler Biletix’te.
garajIstanbul: (Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sk. No:11)
Refik Akyüz’e eylül ayı ile birlikte gelen sergi telaşında heyecanla beklediği sergileri sorduk. Refik Akyüz’ün yoğun sanat koşturmacasında dikkatini çeken sergilerden bizler için bir seçki hazırladı.
2015 Eylül’ü sanatta yeni sezonunun açılışını temsil ediyor. Özellikle İstanbul Bienali’ne denk geldiği için hepsine birden yetişmenin mümkün olmadığı kadar fazla etkinlik var. Bu sezonun sergilerinden küçük bir seçki hazırladım ama bu sergilerin bir kısmını henüz görme şansı yakalamadığım için tahminlere dayalı bir seçki bu ve eminim buraya girmeyen ama kaçırılmaması gereken başka sergiler de var. Seçkide mekânları isim sırasıyla sıraladım.
Akbank Sanat, “Louise Bourgeois: Dünyadan Büyük”, 1 Eylül - 28 Kasım
20. yüzyılın en nevi şahsına münhasır sanatçılarından Louise Bourgeois’in işleri ülkemizde daha önce çok sınırlı bir şekilde sergilendi. Bourgeois üzerine Akbank Sanat’ta açılacak sergi ve sergi kapsamındaki çeşitli yan etkinlikler yaşamıyla sanatı arasında ince bir ilişki ortaya koymuş bu sanatçıyı tanımak için önemli bir fırsat yaratıyor.
Ariel Sanat, “Fırtınanın Çayırı”, 2 Eylül - 17 Ekim
(Murat Akagündüz, Bilge Alkor, Silva Bingaz, Selim Birsel)
Ariel Sanat’ın açılış sergisi “Fırtınanın Çayırı” buluşmalara, karşılaşmalara yeni alanlar açmak için yola çıkan galerinin yol haritası konusunda fikir vereceği için önemli. Kendi disiplinlerinde önemli isimleri bir araya getiren sergi yayıncılık alanının muteber üyesi Norgunk’la ilişkisi nedeniyle de merak uyandırıyor.
C.A.M Galeri, “Hafızayı Taramak”, 10 Eylül - 3 Ekim
(Ata Kam, Ceylan Öztürk, Eda Gecikmez, Ege Kanar, Mahmut Celayir, Melisa Önel, Merve Ünsal, Selim Süme ve Sinan Tuncay)
“Hafızayı Taramak fotoğrafçı olarak işlerini bildiğimiz ve C.A.M. Galeri’nin sanatçılarından Sevim Sancaktar’ın ilk küratörlük girişimi. Kendini yaptığı işlerle sınırlamamak ve daha farklı alanlar açmak isteyen Sancaktar, hafızayı bireysel ve toplumsal açıdan irdeleyen ve bu ikisi arasındaki ilişkileri sorgulayan sanatçıların işlerini bir araya getiriyor.
DEPO, “Torunlar – Aidiyetin Yeni Coğrafyaları” 3 Eylül – 1 Kasım
Bu yıl Ermenilerin ‘Büyük Felaket’ olarak adlandırdıkları olayların üzerinden geçen 100. yıl olması nedeniyle birçok anma etkinliğine sahne oldu. Depo’daki ‘Torunlar - Aidiyetin Yeni Coğrafyaları’ sergisi soykırımın anmasına değil ama 1915 olayları sonrası dünyanın dört bir yanına dağılan Ermeni topluluklarından yetişen güncel sanatçıların işlerini bir araya getirerek göçü, yerleşilen coğrafyaya aidiyeti ve geçmişle kurulan bağları sorguluyor.
The Empire Project, ‘Merhamet ve Kontrol Altında’, 2-26 Eylül
(Alp Sime)
Alp Sime’nin yeni sergisi uzun zamandır sesi çıkmayan ama bu sessizliğini çalışmakla geçirdiği anlaşılan fotoğrafçının işlerini fotoğraf izleyicisiyle buluşturuyor. Kendine özgü bakış açısıyla yaşamdan anları kaydetme konusundaki başarısıyla tanınan Sime’nin 2010 yılından beri geçen uzun süren sessizliğinde neler ürettiği merak konusu.
Mixer Arts, ‘(re)present exhibist: 2 years’, 1 Eylül - 11 Ekim
Türkiye’de İngilizce yayımlanan ve güncel sanatı odağına alan exhibist dergisinin ikinci yıldönümü için derginin editörü Anna Zizlsperger küratörlüğünde açılan ‘(re)present’ bir bilanço niteliğinde. Yarattığı özgün içerikle diyaloğu ve eleştirel düşünceyi destekleyen bir platform olmayı amaçlayan exhibist’in bu vizyonunun nasıl bir sergiye dönüştüğü sergide yer alan yeni kuşak sanatçıların varlığından belli.
Rampa, ‘Demokratik Lüks’, 2 Eylül – 14 Kasım
(Hüseyin Bahri Alptekin)
Türkiye’nin en renkli sanatçılarından 2007 yılında kaybettiğimiz Hüseyin Bahri Alptekin’in arşivlerinden yola çıkarak oluşturulan ‘Demokratik Lüks’ sergisi sanatçısının düşünce dünyasına bir kapı aralıyor. Antwerp’teki güncel sanat müzesi M HKA’da açılan aynı isimli sergiyle birbirini tamamlayan bir resrospektif niteliği de olan ‘Demokratik Lüks’ Alptekin’in zengin evrenine bir yolculuk niteliğinde.
SALT, ‘Nerden Geldik Buraya’, 3 Eylül - 29 Kasım
12 Eylül darbesinden sonra ortaya çıkan toplumsal hareketler ve popüler kültür öğeleri üzerinden Türkiye'nin yakın geçmişini irdeleyen ‘Nerden geldik buraya’ sergisi SALT Beyoğlu ve Salt Galata’da görülebilecek kapsamlı bir sergi. Bu bakımdan hem Türkiye’nin son 35 yılına hem de bu dönemin sanatına bir bakış niteliğindeki sergi, kapsamı itibariyle itinayla gezilmesi gerekecek bir sergiye benziyor.
Not: İlk görselin künyesi: Siyahlı Kadınlar, 09.08.1989 Arşiv: Murat Çelikkan
“Kesişen Yollar” isimli fotoğraf sergisi Henri Cartier Bresson, Robert Capa, Brassai gibi fotoğrafçıların mirası olan büyük bir fotoğrafik geleneğin iki önde gelen yorumcusunun çalışmalarından oluşuyor. 5 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fotoğraf Galerisi’nde görülebilecek sergi,Türkiye’den Timurtaş Onan ve Hırvatistan’dan Stanko Abadžić bu projede işbirliği yaparak birbirlerinin şehirlerinden ilham aldı; Onan Zagreb’i, Abadžić İstanbul’u fotoğrafladı.
Her iki fotoğrafçının ürettiği siyah beyaz fotoğraflar ışığın ele alınışı ve geometrik ayrıntılara vurgu yapan formal kurgularıyla ortak bir görsel dili ortaya çıkarıyor. Fotoğrafçıların duyarlılıklarıyla, iki kenti ve buralardaki yaşamı farklı kılan nitelikler, fotoğraflanan detaylarda kendini gösteriyor.
Timurtaş Onan ve Stanko Abadzic iki ayrı ülkede doğan iki ayrı fotoğrafçı ama, tek bir ruh, tek bir sanat anlayışı etrafında birleşiyorlar. Her ikisi de, izinden yürüdükleri Henri Cartier Bresson, Robert Capa, Brassai ekolünün günümüzdeki en yetenekli temsilcileri arasında yer alıyor.
Anıtların ve kalıntıların işlevini, şiirsel, maddi ve politik perspektiflerden inceleyen “Concrete”, Avustralya'dan ve diğer ülkelerden 22 sanatçıyı bir araya getiriyor. Sergi, somut ya da katı olanı, zıtlarıyla, yani değişim ve zamanın akışı gibi temalarla beraber işliyor. Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yılına yaklaştığımız bir dönemde sergi, zamanın anıtsal formlar üzerinde bıraktığı etkiye odaklanıyor, maddiyat ve duygu, biçim ve hafıza arasındaki ilişkileri irdeliyor. “Concrete”nin verdiği en önemli mesaj ise, anıtların itibar, doğruluk, onur ve adalete yönelik bir arzunun dışavurumu olduğu kadar, politik gücü ve ulusal kimliği pekiştirme işlevleri de görebildiği...
Serginin küratörü Geraldine Kirrihi Barlow'a göre ise “Concrete”, hafızada yer etme dürtüsüyle alakalı insani bir arzuyu, varlığımızı belirtme tutkusunu, ama bununla beraber bir boşluk ya da negatife, bilinmeyenin, söze dökülemeyenin ya da kaybın yerine bir şey koyma ihtiyacını irdeliyor.
Sergideki işler de anıtsal olanı, inşa, yerinden etme, silme, arkeoloji, jeoloji, paleantoloji, hafızanın ve mekansal tarihin politikalarındaki değişkenlik gibi unsurların olduğu daha geniş zamanlı döngülerin ortasına yerleştiriyor. Concrete, Avustralya hükümetinin desteği ile gerçekleşen Australia in Turkey 2015 programı kapsamında kapılarını bu kez İstanbul için açıyor.
Sergi 29 Ağustos-26 Eylül tarihleri arasında Tophane-I Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde gezilebilir.
Sergide yer alan sanatçılar:
Laurence Aberhart, Jananne al-Ani, Kader Attia, Saskia Doherty, Fabien Giraud & Raphaël Siboni, Igor Grubic, Carlos Irijalba, Nicholas Mangan, Cevdet Erek, Rä di Martino, Ricky Maynard, Callum Morton, Şener Özmen, Tom Nicholson, Jamie North, Justin Trendall, James Tylor, Aslı Çavuşoğlu, Mekhitar Garabedian, Janet Burchill & Jennifer McCamley.
Sergi açılışlarının ardı ardına gerçekleştiği, galeriden galeriye koştuğumuz şu haftalarda yazarlarımıza heyecanla bekledikleri sergileri sorduk, yorumlarını aldık.
İlk olarak Seda Yörüker’den açılış maratonunda aklında kalan sergileri dinledik.
Bienalin ve sanat fuarlarının yarattığı heyecan, müzelerden galerilere, sanat kurumlarından küçük oluşumlara çeşitli yerlerde sayısız etkinliği aynı zaman diliminde ortaya çıkarıyor. Bu durumda ‘kaçırılmaması gerekenler’i bir soru olarak kendimize de yöneltiyoruz. Her şeyi takip etmek mümkün ve kuşkusuz gerekli de değil, zira beğinimiz ve ilgimiz neye doğru açılıyorsa onu kaçırmasak iyi olur. Cevaplarımızın öznelliği, bu sorunun yegane ilginç tarafı olabilir. Seza Paker’in Galerist’de gerçekleşen “Absinthe” sergisi bana heyecan verici gelenlerin başında yer alıyor. Sanat ve kültür tarihinde yeri olan absinthe içkisi etrafında katmanlanan bu sergi, zamanları ve mekânları kopuk kopuk birbirine bağlıyor; Pera’dan Paris’e uzanan bir belleği gündeme taşıyor. Diğer yandan Absinthe’in bir hazırlama ritüeli, ödürücü kimyasal yanı ve imgesel anlamda yeşil olma özelliği gibi başka açılımları da var. Bu sergi kültürel ve bilimsel, sezgisel ve entelektüel bir uyarıcı gibi.
Hareket ve mekanik üzerinde çalışan ve bu eksende yıllardır çalışma mekânında kendine bir evren kurmuş olan Server Demirtaş’ın Bozlu Art Project’de açılan “Evvel Zaman Makinesi” görmeye değer bir başka sergi. Demirtaş’ın sergisi bir yandan daima ortalıkta olmayan ama dikkate değer bir tarihsel serüveni olan sanatçının harekete ilişkin sonsuz tutkusunun ortaya çıkarttığı sıradışı dünyayla karşılaşmak adına, diğer yandan günümüzde beden ve makine estetiğinin super-finished, endüstriyel veya software temelli değil; ilksel, yabani ve bir ölçüde de mizahi yanlarıyla karşılaşmak adına ilginç.
Co-Pilot’da açılan Şener Özmen’in “Çıkış Var” isimli sergisi sanatçının sanatındaki büyük dönüşümü görmek adına mutlaka görülmeli. Özmen’in bu sergide geçmiş işlerine kıyasla daha kavramsal, derinlikli, mesafeli ve şiirsel işler ürettiğini görüyoruz. Onun sanatındaki kırılmayı, başkalaşmayı ve dolayısıyla sanatçının aldığı yolu, kendini sorgulamasını ortaya koyan bu sergi çok heyecan verici. Ancak büyük sanatçılar kendini yıkıp yeniden yapabilir.
Bir başka sergi “(re)present exhibist: 2 years”. Mixer’de gerçekleşecek sergi, bu sanat mekânının çok odaklı ve ilişkisel bir platform olma halini temsil ediyor. İkinci yılını geride bırakan exhibist’in belleğini bu sanat yayınında yer almış sanatçılardan meydana gelen bir sergi ile karşımıza çıkaran Mixer, sanat yazımı ile sanatsal hareket arasında en başından beri kurduğu korelasyonun adeta altını çiziyor. Candaş Şişman, Aslı Narin, Sibel Horada, Güneş Terkol, Civan Özkanoğlu gibi farklı bağlamlarda çalışan sanatçıların güçlü işlerinin yer aldığı sergi yazıdan sanat işine, yayından sanat mekânına devam eden sanatçıya ve onun sunumu fikrine odaklanıyor. Nereden bakılsa esaslı bir mesele.
Ayrıca görsel sanatlar açısından bilinçli bir koleksiyonu olan Borusan Contemporary’nin “Görünenin Ardındaki” sergisi, Krzysztof Wodiczko ve Michal Rovner gibi çok önemli disiplinlerötesi sanatçıların çalışmalarını görmek açısından önem taşıyor. Bu serginin zihinsel olarak kolaylıkla tüketilemeyecek işleri, İstanbul’da sıklıkla karşımıza çıkan kolay hazmedilen, mesaj içerikli, politik didaktik işlerden farklı.
Bu sergilerin yanısıra Sabancı Müzesi’ndeki avangard hareket “Zero”, Şekerbank Açık Ekran’daki “Ulay'ın Erken Dönem İşleri: Kimliksizleşme ve Dönüşme” ve Akbank Sanat’taki “Louise Bourgeois: Dünyadan Büyük” sergilerini kaçırmamak gerekir demek bile fazla! Sanat tarihine bugün(den) ve her gün bakmak lazım. Louise Bourgeois ve Ulay hem kişisel hikâyesiyle bir birey olarak hem de sanat tarihinde eşsiz bir aktör olarak çok şey söylüyorlar. Sanat sadece nesnelerin değil, en çok da bireylerin sanatı. Bu nedenle sergileri böyle bir ilgiyle gezmek, bir sergiden daha büyük bir dünyaya açılmayı sağlayabilir.
Otomobilsiz Kentler Günü’nde İstanbul sokaklarını egzoz dumanı yerine mis kokulu kadınlar saracak.
Etkinliğe katılım koşulları “kadın olmak, süslü olmak, süslü bisiklete sahip olmak, en fazla 10 km hızla ilerlemek ve etrafa el sallamak” olan, “Süslü ve Şen Kahkahalı Kadınlar Bisiklet Turu” herkesin bisiklete binebildiğini hatta süslü püslü de binilebileceğini göstermeyi amaçlıyor. Kadınları sokağa davet eden “Süslü ve Şen Kahkahalı Kadınlar Bisiklet Turu” 20 Eylül saat 15.30’da Haydarpaşa Tren İstasyonu’ndan başlayacak. Etkinlik tüm kadınlara ve kadınları destekleyen erkeklere açık olacak.
Tur Programı:
15:30: Haydarpaşa tren istasyonu
16:00: haydarpaşadan haraket Kadıköy İskelesinden Yoğurtçu Parkına sürüş
16:15: Yoğurtçu Parkına varış. Süslü kadınlar için 15 dakika makyaj tazeleme molası. Yoğurtçu Parkından aramıza katılacak olanlarla toplaşmaca
16:30: Yoğurtçu Parkından Bağdat Caddesine hareket saati.
17:15: Bağdat Caddesi Migros’ta 15 dakika ihtiyaç ve makyaj tazeleme molası, Bağdat Caddesi turuna katılacak olanlarla toplaşmaca.
17:30 Bağdat Caddesi turu hareket saati.
17:30-18:30 arası Bağdat Caddesinden Kadıköy Boğaya dönüş
İlki 2013'de başlatılan, Uluslararası Bodrum Bienali bu yıl 12 Eylül- 12 Kasım 2015 tarihlerinde izleyicilere buluşacak.
14 yıldır yapılan ''Ekim Geçidi'' sergilerinin sonucunda doğan ilk Bodrum Bienali'nde yerli ve yabancı toplam 50 sanatçı yer aldı. Bodrum Kalesi, Şevket Sabancı Kültür Merkezi, Osmanlı Tersanesi ve Myndos Kapısı'nın mekân olarak seçildiği 2. Bodrum Bienali ise yaklaşık 100 sanatçıyı ağırlayacak.
Yapıtlarını sergileyecek sanatçılar arasında; İlhan Koman, Zühtü Müridoğlu, Mustafa Aslıer, Judy Rifka, Said Adalı, Nilgün Bilge, Orhan Tekin, Larry Gomez, Nurdan Erçin, Özlem Kalmaz, Fazilet Kendirci, No min Bold, David Goldenberg gibi isimler yer alıyor.
Bienal Neyzen Tevfik kolokyumu Hıfzı Topuz, yazar ve akademisyenlerin katılımının yanı sıra; modern dans, konuşmalar ve şiir dinletileri ile etkinliğin zenginleştirilmesi amaç ediniyor.
Avustralya'nın en köklü gösteri gruplarından biri olan 'The Flying Fruit Fly Circus', Australia in Turkey 2015 etkinlikleri kapsamında 18, 19 ve 20 Eylül tarihlerinde heyecan verici performanslarıyla ilk kez İstanbul’da olacaklar.
Nefes kesen akrobatik hareketleriyle yaşları 8 ila 18 arasında değişen çocuklardan oluşan “The Flying Fruit Fly Circus” yaklaşık 35 senedir Japonya'dan Kanada'ya, İtalya'dan Hawaii'ye kadar dünyanın pek çok ülkesinde gösteriler yaptı.
Günümüzde Sydney Opera House'un resident gösteri gruplarından biri olan The Flying Fruit Fly Circus’un Zorlu PSM sahnesinde gerçekleşecek Türkiye'deki ilk gösterisini kaçırmayın!
Suriyeli sanatçılar tarafından kurulan kültür sanat merkezi Arthere İstanbul, bir üretim ve sergileme mekânı. Savaş sebebiyle Suriye’den İstanbul’a yerleşen sanatçılar tarafından, 2014 Aralık ayında Omar Berakdar öncülüğünde kurulan sanat merkezi hem kafe, hem galeri, hem de bir atölye.
Üç sanatçıyla macerasına başlayan Arthere, şu anda sekiz kişilik bir ekibe sahip. Galeride Omar Berakdar, Zolfaqar Shaarani, Houssam Alloum, Toufic Hamidi, Ahmad Aldulli, Nour Hmidan, Ammar Assali gibi Suriyeli sanatçıların yanında Türkiye’den Gülsün Öykü Doğan’ın da işleri bulunuyor. Kendine özgü bir sanat alanı olan Arthere hakkında detaylı bilgi için:
http://www.arthereistanbul.com/
Canberk Ulusan yeni fotoğraf projesi ''U-Bahn: Tekrar ve Tekrar''da Türkiye de dahil 10'a yakın ülkede çekilmiş yeraltı ve yerüstü raylı taşıma hatlarından fotoğraflara yer veriyor. Ulusan bu seride hem dijital hem de film fotoğrafları kullanarak metro ve trenlerin oluşturduğu o hâlâ taze habitatın güzellemesini yapmayı amaçladığını söylüyor.
Ulusan insanların akış içerisindeki birleşimi, ışıklarla ve yerle bir oluşlarının dayanak noktalarından biri olduğunu belirtiyor. Buna bağlı olarak projenin açılışında kısa bir metne yer veriyor.
'Saymaya başlarsınız bir yerden sonra. Işıklar, raylar, ışıklar, raylar... Gökyüzünü izler ya da yerle bir olursunuz. Saymaya başlarsınız bir yerden sonra. Işıklar, raylar, ışıklar, duraklar, altında, üstünde, ışıklar, raylar, tekrar ve tekrar.''
Projenin tamamına Buradan ulaşabilirsiniz.