
ENKA Sanat’ın yapım sponsoru olduğu Ferhan Şensoy’un hayatını ve sanatını konu alan belgeselin çekimlerine başlandı.
Porte Film’in yapımcılığını, Selçuk Metin’in yönetmenliğini, Zeynep Miraç’ın senaryosunu, görüntü yönetmenliğini ise Emre Okur’un üstlendiği belgeselin çekimleri, 1885 yılında Mimar Campanaki tarafından yapılan, 1989 yılında Ferhan Şensoy tarafından tiyatroya çevrilen Ses Tiyatrosu’nda başladı. ENKA Sanat, Türk tiyatro tarihinin önemli isimlerinin ilham verici hikâyelerini kayıt altına alarak, bu mirası gelecek kuşaklara aktarmayı hedeflediği belgesel serisine, 2021 yılında aramızdan ayrılan usta sanatçı Ferhan Şensoy ile devam ediyor. Belgeselin prömiyeri eylül ayında ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek.
Usta sanatçının doğum gününde Ses Tiyatrosu’nda gerçekleşen buluşmada hem Ferhan Şensoy anıldı hem de belgesele dair bilgiler paylaşıldı.
ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu, sanatçının yaş gününde tiyatroda gerçekleşen buluşmada şunları söyledi: “Sizleri, bundan tam 36 yıl öncesine götürmek, bu tiyatronun ilk temsil gecesinin heyecanını Ferhan Şensoy’un kaleminden aktarmak istiyorum” diyerek şu sözleri paylaştı: “Bitmez sanılan şeyler bitti, Ses’te perde açıldı. 24 Kasım 1989. 104 yaşında yeni tiyatromuz! Kimi localarda askılar eksik. Balkonun sıra numaraları çakılamadı. Kimi koltukların cilası kurumadı kimi hanımların kürkleri koltuklara yapıştı. Ama olsun herkes çok alkışladı. Selama çıkardık sırayla, her gün fırçaladığım bütün ustaları! Dikkat buyurun baylar bayanlar, bu tiyatroyu ben yapmadım bu ustalar yaptılar! Herkes ustaları deli gibi alkışladı, ustalar çok utandı, herkes ağladı.”
Yönetmen Selçuk Metin şunları söyledi: “Ferhan Şensoy’la ilk olarak 2015 yılında Haldun Taner belgeselini çekerken, burada, Ses Tiyatrosu’nda tanıştım. Ardından Metin Akpınar belgeseline başladığımızda yine burada onun görüşlerini almıştım. Ferhan Şensoy’la son yılında belgeselini yapmak için çok sık görüştük. Hatta ENKA Sanat’la birlikte yaptığımız Genco Erkal belgeselinin final çekimlerini Aydın’da yapmıştık. Oradan Bodrum’a Ferhan Şensoy’un yanına geçip sonrasında İstanbul’a dönecektik. Onu aradığımda ‘sonra yapalım’ demişti; fakat sonrasında kısmet olmadı. Bu tiyatroda olmak çok değerli çünkü İstanbul’da artık böyle bir tiyatro yok. Bir telefon görüşmemizde Ferhan Şensoy ‘orası benim evim’ demişti. Onun hayatına dokunan insanlarla çekimlerimizi bu tiyatronun her yerinde yapmak istiyoruz. ENKA Sanat’a bu hayali gerçekleştirme olanağı sundukları için çok teşekkür ederim. Genç kuşakların onu tanıması çok önemli. Umarım onu en iyi şekilde anlatır ve yansıtırız.”
Yapımın senaryosunu kaleme alan Zeynep Miraç ise şunları belirtti: “Hepimizin entelektüel birikiminde çok izi ve katkısı var. Bu belgeselle bir anlamda borcumuzu ödeme ve teşekkür etme fırsatına da sahip olduk. Gönül isterdi ki onun hayatını kendisinden dinleyebilelim ama olmadı. Belgeselde tabii ki bir hayat hikâyesi anlatıyoruz. Bir insanın yaşadığı toplumla o toplumla örtüşen taraflarıyla da anlatıyoruz. Aslında Ferhan Şensoy tiyatro anlayışıyla ülkede olup bitenleri sıralamış. Onun oyunlarını izleyerek yakın tarihin panoramasını rahatlıkla çıkarabiliriz. Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı, İstanbul’u Satıyorum, Şahları da Vururlar gibi oyunlarıyla hatta sadece oyun isimleriyle bile bir tarih çizelgesi yapabiliriz. Belgeselde onun bilmediğimiz yönlerini ailesinden ve Ortaoyuncular ekibinden dinleyeceğiz. Kendisinden sonraki kuşaklarda nasıl iz bıraktığını izleyeceğiz. Ferhan Şensoy yerelle evrenseli buluşturabilen bir isimdi. Orta oyun ve meddahı kendine düstur edinip aldığı batılı eğitimle ve kendi zihin dünyasıyla tiyatroyu evrenselle buluşturmayı başarmış biriydi. Onun Türk tiyatrosundaki yerini, etkisini, izlerini ve dünya görüşünü de göreceğiz. Tabii ki Şensoy ailesine de bu hikâyeyi bizlere emanet ettikleri için çok teşekkür ederim. Yönetmenimiz Selçuk Metin’e, tiyatro sevgimle ilgili bu belgeseli hayata geçirmem konusunda yardımcı olduğu için ve ENKA Sanat’a olağanüstü destekleri için çok teşekkür ediyorum.”
Ferhan Şensoy’un ailesi adına söz alan kızı Müjgan Ferhan Şensoy ise şunları söyledi: “Çok heyecanlı ve mutluyuz. Belgeselle ilgili olarak, bu yapım ekibinin babamla daha önce konuşmuş olmaları içimizi rahatlatıyor. Babamın ENKA Sanat’la daha önceki iş birlikleri ve ENKA Sanat’ın daha önce imza attığı belgesellerin kalitesi de ortada… Benim için önemli olan bir başka konu da şimdi üç yaşında olan kızımın büyüdüğünde dedesini bu belgeselle tanıyacak olması. Tabii ki Ferhan Şensoy’un bir sürü eseri var. Onları okuyacak, öğrenecek ama, böyle geniş kapsamlı, yakınlarının onu anlattığı bir belgesel olması ‘Bak işte senin deden buydu’ demek için çok anlamlı.”
Carnegie Madalyası Ödüllü October October’ın yazarı Katya Balen’in aile, kardeşlik ve farklılıklara değinen romanı Her Şeyin Işığı, Genç Timaş’tan çıktı.
Romanın iki başkahramanı Tom ve Zofia birbirinden çok farklı iki çocuktur. Tom sessiz, çekingen ve pek arkadaş canlısı değilken Zofia ise yerinde duramayan, soğuk dinlemeden okyanusa dalan ve girişken biridir. Bu iki çocuğun hayatı, Tom’un annesi ile Zofia’nın babasının evlenmesiyle değişir. Tom ve Zofia ilk günlerde birbirlerini sevmezler. Anne ve babalarının ayrılmalarını, eski hayatlarına geri dönmenin hayallerini kurarlar. Yeni bir kardeşleri olacağını öğrendiklerinde daha da üzülürler. Ancak kardeşlerinin hayatının tehlikede olduğunu öğrendiklerinde takım olarak hareket etmenin bir yolunu bulurlar.
Broadway’in en uzun soluklu müzikali Chicago, 15-20 Nisan tarihlerinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyiciyle buluşuyor.
1920’lerin ışıltılı dünyasında geçen altı Tony Ödülü, iki Olivier Ödülü ve bir Grammy kazanan Chicago; suç, tutku ve şöhret dolu hikâyesini izleyiciye sunuyor. John Kander’ın müzikleri, Fred Ebb’in şarkı sözleri ve Bob Fosse’un ikonik dokunuşuyla sahnelenen Chicago, avrupa turnesi kapsamında, West End ve Broadway’in en seçkin isimlerinden oluşan kadrosuyla İstanbul’da izleyici karşısına çıkacak.
Orijinal Broadway prodüksiyonunu Chicago, Broadway ve West End tarihindeki en uzun soluklu Amerikan müzikali olma unvanını taşıyor. Roxie Hart’ın suç ve sansasyon dolu hikâyesini anlatan yapımda “Razzle Dazzle”, “Cell Block Tango” ve “All That Jazz” gibi unutulmaz şarkılar yer alıyor.
15-20 Nisan’da Zorlu PSM’de sahnelenecek Chicago müzikalinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Halid Halife’nin ölümün kadim bir şehri ve sakinlerini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne serdiği romanı Mezarlarında Dua Eden Olmadı, Mustafa İsmail Dönmez’in çevirisiyle Delidolu Yayınları’ndan çıktı.
Çağdaş Arap edebiyatının ödüllü yazarlarından Halife, başta Halep olmak üzere Suriye’nin on yıllar içindeki değişimine ve dönüşümüne ayna tutuyor. Okuru geçmişle geleceğin gelgitlerindeki çıkmaz sokaklarda dolaştırırken Mardin’e, İstanbul’a ve oradan Venedik’e kadar götürüyor. Halife; doğası, imkânsız aşkları, hayalleri, mucizeleri, katliamları, liberalleri, muhafazakârları, isyancıları ve modernleriyle kaderine boyun eğmeye zorlanan bir toplumun kanayan damarlarını ince ince işliyor.
Ölüm bazen yanı başımızda yalınayak yürür; kapı aralıklarından, sokak köşelerinden, sarsılıp çöken binalardan, elden ele dolaşan öfkeli meşalelerden ya da bir nehrin taşan sularından yayılır. Hanna ve Zekeriya'nın 1907 kışında Fırat Nehri’nin azgın sularının yarattığı bir tufanla kökünden sarsılan yaşamlarını konu eden bu çoksesli roman, bir ömrü beraber yürüyen, biri Hıristiyan diğeri Müslüman iki erkeğin dostluğu üzerinden sürekli sınanan bir coğrafyanın hikâyesini anlatıyor.
“Bu toprakların toplu mezarlarla, çaresiz insanların kemikleriyle dolu olduğunu düşündü.
Ne cenazelerini defneden olmuştu ne de onlar için dua eden.”
KüçükÇiftlik Park’ın hayvan bakımevlerine destek sağlamak amacıyla üçüncü kez düzenlediği KüçükÇiftlik Bark, bu yıl 25 Mayıs Pazar günü gerçekleşecek.
Büyük Ev Ablukada, Jabbar ve Nova Norda’nın sahne alacağı KüçükÇiftlik Bark’ın bilet satışından elde edilecek tüm gelir, her yıl olduğu gibi bu yıl da hayvan bakımevlerine bağışlanacak. Konserlerin yanı sıra gün boyunca hayvan dostlarımızla ilgili söyleşi, eğitim ve atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek.
KüçükÇiftlik Bark’ta hayvan sağlığı, beslenmesi, hayvanları koruma yasası ve yaşama hakkı gibi birçok farklı konu üzerine alanında uzman isimlerle söyleşiler düzenlenecek. Projenin partnerlerinden, köpek eğitmeni Berker Arslan ve BAC Team eğitmenleri, köpeğinizle ilişkinizi daha iyi hâle getirmek ve sorunları çözüme kavuşturmak için gün boyu danışmanlık verecek; grup dersleriyle köpek davranışı ve itaat üzerine çalışmalar yapacaklar. Hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik yaratıcı atölye çalışmalarının da gün boyunca devam edeceği festivalde, barınaklarla sağlanan iş birliği sayesinde katılımcılar yuva arayan miniklerle tanışma, terapi ve servis köpekleri hakkında bilgi edinme imkânı da bulacaklar. Evcil hayvanlara özel ürün ve hizmetlerin tanıtımlarının yapılacağı festival alanında ayrıca hayvan dostlarımızın ihtiyaçlarına yönelik alışveriş stantları da yer alacak. KüçükÇiftlik Bark, Büyük Ev Ablukada, Jabbar ve Nova Norda’nın akşam saatlerinden itibaren vereceği konserlerle sona erecek. Festivalin detaylı programı önümüzdeki günlerde açıklanacak.
URU organizasyonuyla düzenlenen KüçükÇiftlik Bark’ın biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
KAIROS, 15 sanatçının katılımıyla, Burçak Yakıcı küratörlüğünde düzenlenen “Corpora” başlıklı sergiyi, 7-28 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Anlamın sürekli yeniden üretildiği, normatif yapıların sorgulandığı ve yeni söylemlerin ortaya çıktığı bir diyalog olan “Corpora” sergisinde Anna Raimondo, Ecem Yüksel, Elif Özen, Fatma Çiftçi, Işıl Kurmuş, Kristina Steinbock, Maik Gräf, Mena Guerrero, Murat Balcı, Nermin Er, Nil Yalter, Semiha Berksoy, Ümmühan Yörük ve Zeynep Kayan yer alıyor. Sergi adını Latince gövdeler anlamına gelen ve aynı zamanda metinler bütünü anlamı da taşıyan “Corpora” sözcüğünden alıyor. Çevirmen ve yazar Helen Vassallo’nun çeviri eylemini kesişimsel aktivizm ve dönüştürücü bir potansiyel olarak gören yaklaşımından ilhamını alan “Corpora”, çeviriyi yalnızca bir aktarım süreci değil, sanatın, dil aracılığıyla direnişin ifade alanlarını nasıl genişlettiğini ortaya koyan ve kesişimsel feminist mücadeleyi büyüten bir dayanışma pratiği olarak konumlandırıyor.
Çeviri, bir dilin diğerine basit bir aktarımı olmaktan öte, tıpkı sanat pratiği gibi, anlamın sürekli yeniden üretildiği, dönüştüğü ve yeniden hayal edildiği bir süreçtir. Bu dönüşüm, serginin direniş deneyimlerini, normatif beden algısını sorgulayan duyusal ve sosyal etkileşimlere dayalı üretimleri bir araya getirerek, çeşitli anlatıların ifade bulduğu kapsayıcı bir mekân yaratmasına olanak tanıyor. “Corpora”, sanatçıların üretimlerini ve güçlü dil kullanımını çeviri eyleminin bir yansıması olarak ele alarak, izleyiciyi her iki disiplinin yaratıcılık ve direniş gücünü deneyimlemeye davet ediyor.
Künye:
1. Elif Özen, Quiet Manipulation, Oil on paper 50x70 cm 2025
2. Zeynep Kayan, A Present That Remembers- Reclining Chairs, AScene, Hahnemuhle Fotoğraf Kağıdı Üzerine Ultrasmooth Baskı, 71,5 x 105 cm, 2024
3. Maik Gräf (And Counting) 2025 135 x90 cm Cyanotype on Denim
Phill Hickes’in gizemlerin hep çözüldüğü ve ruhların dinlenmeye çekildiği tüyler ürpertici dizisinin son kitabı Aveline Jones’un Kayboluşu, Keith Robinson’ın resimleri, Duygu Dölek’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
Aveline Jones, 10 yaş ve üzeri okurları el fenerlerini yakmaya ve son macerasına katılmaya davet ediyor.
Aveline annesi ve teyzesiyle birlikte, kendisinden yıllardır haber alınamayan dayısının evine gittiğinde, dayısının gizemli kayboluşunun ardındaki gerçeği öğrenmeyi aklına koyar. Annesiyle teyzesi, Rowan Dayı'nın döneceğine dair umutlarını yitirmiş, evini satmaya karar vermişlerdir. Ancak Aveline'le arkadaşı Harold'ın başka planları vardır. Dayısının çalışma odasına gizlice giren Aveline, onun tarihi bir höyüğün etrafındaki olası doğaüstü aktiviteyi araştırdığını ve kayboluşunun höyükle alakalı olabileceğini keşfeder. Karanlık güçler yine iş başındadır ve gizli kalmak için ne gerekiyorsa yapacaklardır.
Alman heavy metal gitaristi Axel Rudi Pell, 22 Mart Cumartesi gecesi Epifoni organizasyonuyla, +1’in katkılarıyla Holly Stone Performance Hall sahnesinde konser verecek. Konserin açılışını ise Saints 'N' Sinners grubu yapacak.
1984 yılında Steeler grubuyla çalmaya başlayan, 1988 yılında gruptan ayrılarak solo kariyerine odaklanan gitarist ve söz yazarı Axel Rudi Pell, üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz sene 22. stüdyo albümü Risen Symbol’ü yayımlayan gitarist, kendine öz tarzıyla büyük bir dinleyici kitlesine sahip.
Axel Rudi Pell ile ilgili en iyi şeylerden biri, solist Johnny Gioeli’nin etkileyici sesi. Amerikalı vokalist dünya çapında en seçkin rock şarkıcılarından biri ve Pell, eski Rainbow davulcusu Bobby Rondinelli ve iki uzun süreli ARP üyesi Ferdy Doernberg (klavyeler) ve Volker Krawczak (bas) ile birlikte on yılı aşkın bir süredir hayranlarını ve medyayı büyüleyerek mükemmel bir şekilde işleyen bir makinenin ayrılmaz bir parçası oldu. Birlikte sahnede eşsiz bir uyum yakalayan bu ekip 22 Mart gecesi ilk İstanbul konserini verecek.
Axel Rudi Pell konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Kun Art Space, Feyzan Alasya’nın “7067 SOKAK” başlıklı kişisel sergisini 22 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Feyzan Alasya’nın “7067 SOKAK” sergisi, tek bir konuya indirgenemeyecek kadar çok sesli ve çok boyutlu eserlerden oluşuyor. Klasik figüratif teknikle düşsel anlatımın birleşiminden doğan, seyircinin kendi iç dünyasında yankı bulmasını hedefleyen bir bütünlük içinde şekilleniyor.
“Sanat zamanın ruhuyla şekillenen bir tanıklık alanıdır. Kendi imgelerimizin olgunlaşmasını beklerken, çevremizi ve yaşadıklarımızı tuvale dökmek, kişisel olanı evrenselleştiren bir eyleme dönüşür. ‘7067 SOKAK’, bu sürecin mekânsal ve ruhsal bir yansıması olarak, imgelerin ve anlamların iç içe geçtiği bir sanat deneyimi sunarken, bir anlatıdan ziyade ipuçları ve sezgilerle dolu bir resimsel alan yaratıyor. Geçmişin ve anın iç içe geçtiği, düşler ve gerçeklik arasında gezinen, bilinçaltından taşan imgelerle kurulu bir bütünlük… Günlük rutinlerin içinde sıradan görünen ancak derinlik kazandığında devasa bir okyanusa dönüşen yaşam, bu serginin özünde yer alıyor.
‘7067 SOKAK’, sadece fiziksel bir mekânın adı değil, aynı zamanda sanatın ve düşüncenin serbest dolaştığı, imgelerin bir araya gelerek yeni anlamlar kazandığı bir alan. Rüyalar, mitler, konuşmalar, günümüzün görsel ve duygusal yükleri, irrasyonel biçimlerin anlamlı formlara evrildiği katmanlı bir süreç olarak tuvalde yerini alıyor. Sanat, tanımlardan kaçtığında özgürleşir. ‘7067 SOKAK’, kendine özgü anlatısıyla izleyicisini keşfe davet eden, anlamın sürekli dönüşüm içinde olduğu bir sergi. Burada her şey, görenin gözünde tamamlanacak.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2007-2036 Bienal Sponsoru Koç Holding’in desteğiyle düzenlenecek 18. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi “Üç Ayaklı Kedi” olarak açıkladı.
Christine Tohmé’nin küratörlüğünde üç yıla yayılan bir program sunacak 18. İstanbul Bienali, 20 Eylül-23 Kasım tarihleri arasında 40’tan fazla sanatçının eserlerini bir araya getirecek bienal sergileriyle başlayacak. Performanslar, gösterimler ve konuşmalardan oluşan bir kamusal program da sergilere eşlik edecek. 20 Eylül-23 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek bienalin ilk ayağı, kendini koruma ve gelecek olasılıkları temaları etrafında biçimlenecek.
Christine Tohmé, kaleme aldığı küratoryal metinde bienalin üç yıla yayılan yapısını şöyle açıklıyor:
“Üç ayağı üzerinde 2025’ten 2027’ye uzanan 18. İstanbul Bienali, her yönüyle bir kediyi andırıyor. Zaman içinde esneyerek ayaklarını yere basıyor; sohbetlerden, egzersizlerden ve aralıksız haber akışından beslenen bir ritmi benimsiyor.
Tema olarak kendini koruma ile gelecek olasılıklarını merkeze alan bienalin ilk ayağı, 20 Eylül–23 Kasım 2025 tarihleri arasında 40’tan fazla sanatçının eserini içeren bir sergiyle birlikte performanslar, gösterimler ve konuşmalar sunuyor.
2026’daki ikinci ayak, bir akademi oluşturmaya ve yerel inisiyatiflerle iş birliği içinde bir kamusal program dizisi geliştirmeye odaklanıyor.
2027’de ise bienal üçüncü ayağına yaslanarak dinleniyor; yol boyunca karşılaştıklarını bir araya getiren son bir sergi ve atölye programıyla tamamlanıyor.”
Fotoğraf: Salih Üstündağ