
2013 yılında Man Booker Uluslararası Ödülü finalisti olan Aharon Appelfeld’in kendi hayatından ilham alarak yazdığı kitabı Başka Dünyadan Gelen Kız, Can Çocuk etiketiyle yayımlandı.
10 yaş ve üzeri okurlara hitap eden kitabı Alain Matalon’ın dilimize çevirdi, Philippe Dumas resimledi. Appelfeld, bu hikâyede insanlığın evrensel konularını, sevgiyi, cesareti ve arkadaşlığı sakin ve hassas bir tonla ele alıyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen hikâyede Adam’ın annesi onu ormana getirdiğinde, geri döneceğine ve Adam’ı alacağına söz verir. Aynı gün Adam, ormanda sınıf arkadaşı Thomas’la karşılaşır. Thomas’ın annesi de oğlunu saklamak için buraya getirmiştir. Savaş patlak verdiğinde, annelerinin hemen dönemeyeceğini anlayan iki çocuğun ormanda hayatta kalmanın bir yolunu bulmaları gerekir. Adam ve Thomas etraftan topladıkları dallarla kendilerine küçük bir ağaç ev inşa ederler. Şans eseri karşılaştıkları eski okul arkadaşları Mina, onlara gizli gizli yiyecek getirerek hayatını tehlikeye atar. Kış şiddetini artırdığında, ısınmak ve yiyecek bulmak zorlaşır. Savaşın sesleri ormanda büsbütün hissedilmekte ve işler daha kötüye gitmektedir. En çok ihtiyaç duydukları anda bir mucize gerçekleşir.
Bu yıl üçüncü edisyonuyla sanatseverlerle buluşacak olan Red Bull Art Around, 4-20 Mayıs tarihleri arasında Arnavutköy’ü çağdaş sanatla buluşturuyor. Red Bull Art Around’un bu yıl ki küratörlüğünü, Naz Cuguoğlu, Mine Kaplangı ve Serhat Cacekli’den oluşan Collective Çukurcuma ekibi üstleniyor. Projenin bu yıl ki teması “Hayaletler” olarak belirlendi. “Kayıp geleceklerin nostaljisi” isimli bir araştırmadan yola çıkan Collective Çukurcuma ekibi Arnavutköy’ü zaman ve mekân eksenlerinde ele alıp, şehrin geçmişini, yaşadığı tahribatı, yok olan değerleri, yenilenişi ve saklananlara odaklanacak.
Red Bull Art Around’da yer alan sanatçı ve eserler arasında Canavar’ın mural (duvar ressamlığı) çalışması, Can Büyükberber’ın augmented reality (artırılmış sanal gerçeklik) uygulaması, Bahar Yürükoğlu’nun pleksi bahçesi, Uğur Engindeniz’in video yerleştirmesi, Pınar Yoldaş’ın yüzen heykelleri, Ceylan Göksel’in ses yerleştirmesi, Ilgın Seymen’in neon enstalasyonu, Ali Emir Tapan’ın performansı, Eda Aslan’ın heykel kalıpları, Sabo’nun çizimleri, Guido Casaretto’nun yeryüzüne düşmüş bir gök cismini andıran heykeli, Begüm Yamanlar’ın video çalışması bulunuyor. Ayrıca projedeki eserlerden biri Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi veya mezunu öğrencilerin çalışmaları arasından seçilecek. Böylece genç sanatçılara eserlerini sergileyebilecekleri bir alan yaratılmış olacak.
Arjantinli yazar ve eleştirmen Ricardo Piglia’nın okur olmanın değişik hallerine yakından bakmayı sağlayan kitabı Son Okur, Pınar Savaş çevirisiyle Deli Dolu Yayınları tarafından yayımlandı.
Piglia’nın farklı okur tipleri üzerinde durduğu bu kitapta, “pasif okur” algısını yerle bir ederek, okuru bir “eylem insanı” olarak yeniden kurguluyor. Son Okur, edebiyatın en önemli varlık koşulu sayılan okuru, Kafka’dan Joyce’a, Borges’ten Che Guevara’ya uzanan bir yelpazeyi izleyerek, adım adım sorguluyor.
“Borges’in, yüzünü bir kitaba yapıştırdığı ve sayfalardaki harflerin ne olduğunu sökmeye çalıştığı bir fotoğrafı vardır. Yazar Meksika Caddesi’ndeki Ulusal Kütüphane’nin yüksek tavanlı galerilerinden birindedir; çömelmiş ve bakışlarını açık sayfaya dikmiştir. O, tanıdığımız en inatçı okurlardan biridir. Görme yetisini okurken kaybettiğini hayal edebiliriz; yine de her şeye rağmen devam etmeye çalışır. Son okurun ilk imgesi bu olabilir: Hayatını okuyarak geçiren, lambanın ışığında gözlerini kör eden bir adam. "Ben şimdi gözlerimin artık göremediği sayfaların okuruyum.”
Everest Yayınları tarafından her yıl düzenlenen “İlk Roman Yarışması”na başvurular başladı. Katılmak isteyenler için son tarih: 15 Haziran 2018.
Yarışmanın bu yılki Seçici Kurulu’unda Cemil Kavukçu, Müge İplikçi, Semih Gümüş, Selim İleri ve Handan İnci yer alıyor.
Katılım koşulları:
- Daha önce hiçbir edebi türde kitabı yayımlanmamış yazarların ilk romanlarıyla katılabilecekleri yarışmada yaş sınırı yok.
- Yarışmaya katılacak kitaplar, daha önce başka bir yarışmada ödül almamış olmalı. Yarışmaya katılacak romanlarda herhangi bir tür sınırlaması yok.
- Yarışmacılar, yarışmaya tek bir eserle katılabilirler.
- Roman dosyaları, ilkroman@everestyayinlari.com adresine e-mail olarak gönderilebilir. Dosyayla birlikte katılımcının özgeçmişinin, posta adresi ve telefon numarasının da eklenmesi gerekmekte.
-Yarışma sonucu Eylül 2018’de basın yoluyla açıklanacak. Kazanan eser, Kasım ayı içinde Everest Yayınları’nca kitaplaştırılacak ve yarışmada birinci olan romanın 5 yıllık telif hakkı yayınevine ait olacak.
Görsel: Øystein Sture Aspelund
Festivalin kapanışını yapan 37. İstanbul Film Festivali Ödül Töreni dün akşam Rahmi M. Koç Müzesi’nde yapıldı. Yekta Kopan’ın sunumuyla gerçekleşen gecede Uluslararası ve Ulusal Altın Lale ödüllerinin yanı sıra, Ulusal Yarışma bölümünde En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik ödülleri takdim edildi. Ödül töreninde ayrıca Ulusal Belgesel Yarışması, Ulusal Kısa Film Yarışması ödülleri, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, Sinemada İnsan Hakları Ödülü ve Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülleri’nin kazananları da açıklandı.
Geçtiğimiz yıl Altın Lale Ödülü’nü alan yönetmen João Pedro Rodrigues başkanlığında gerçekleşen 37. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışma jürisinde yönetmen Marcelo Martinessi, oyuncu Angeliki Papoulia, müzisyen Pivio ve Tallinn Film Festivali Direktörü Tiina Lokk yer aldı. Ulusal Yarışma’da en iyi filme verilen Altın Lale Ödülü için, yapımı 2017-2018 sezonunda tamamlanan 13 film yarıştı. Bu yıl yarışmadaki 10 filmin dünya prömiyeri, birinin ise Türkiye prömiyeri festivalde yapıldı. Ulusal Yarışma jürisi ise yönetmen Pelin Esmer başkanlığında gerçekleşti. Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, oyuncu Selen Uçer, şair Küçük İskender ve sinema yazarı Barbara Lorey de la Charrière oldu.
Altın Lale Uluslararası Yarışma
Sinemada İnsan Hakları Yarışması
“Jüri olarak Sinemada İnsan Hakları bölümünde yer alan filmleri izlemek müthiş bir yolculuk oldu bizim için. Bu bölümden tek bir filmi ödüllendirmek çok zorlu olsa da seçtiğimiz filmin savaş şartları altında insan ruhunun karmaşıklığını büyük bir derinlikle yakaladığını düşünüyoruz.”
Ulusal Yarışma
Altın Lale En İyi Film – Borç (Vuslat Saraçoğlu)
En İyi Yönetmen – Yol Kenarı filmiyle Tayfun Pirselimoğlu
Jüri Özel Ödülü – Onat Kutlar anısına: Kelebekler (Tolga Karaçelik)
Mansiyon – Hewno Bêreng / Renksiz Rüya (Mehmet Ali Konar)
En İyi Senaryo Ödülü – Sofra Sırları filmiyle Ümit Ünal
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü – Sofra Sırları filmindeki rolüyle Demet Evgar
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü – Kelebekler filmindeki rolüyle Tolga Tekin
Yol Kenarı filmindeki rolüyle Tansu Biçer
En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü – Kaçış filmiyle Florent Herry
En İyi Kurgu Ödülü – Sofra Sırları filmiyle Osman Bayraktaroğlu
En İyi Özgün Müzik Ödülü – Güvercin filmiyle Canset Özge Can
Ulusal Kısa Film Yarışması
“Günlük yaşamın tuhaflıklarını ve saçmalıklarını (çok zorlu bir yoldan) birçok anlatı katmanından kesitlerle sunabildiği için...”
“Aşina olduğumuz mülteci krizini özgün ve enerjik bir yönetmenlik hüneriyle dönüştürebildiği için...”
Ulusal Belgesel Yarışması
“Kişisel ve fazlasıyla kırılgan bir öyküyü yinelenen toplumsal trajedilerin yaşandığı bir coğrafya sahnesinde, evrensel ve dengeli bir anlatıma dökmeyi başardığı için…”
Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü
· Güvercin (Banu Sıvacı)
FIPRESCI Ödülleri
· Uluslararası Yarışma’da The Rider (Chloé Zhao)
“Erkekliğin kırılganlığını betimlerken kullandığı, gerçekçi anlatımı incelikli bir görsel şiirsellikle birleştiren estetik tarzı nedeniyle…”
· Ulusal Yarışma’da Körfez (Emre Yeksan)
“Günümüz Türkiye’sinin rahatsızlıklarına sarsıcı bir anlatımla yaklaşması ve özgün yönetmenlik becerisi nedeniyle…”
· Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Kötü Kız (Ayce Kartal)
“Çocukluğa dair peşini bırakmayan huzursuzlukları, güzel, sofistike ve moral yükseltici bir şekilde, özgün ve güçlü sinemasal sesinin esin kaynağına dönüştürmesi nedeniyle…”
Çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli temsilcilerinden ödüllü yazar Jonathan Franzen’ın “büyük roman” geleneğine bağlı kalarak kaleme aldığı Saflık adlı romanı Emrah Serden çevirisiyle Sel Yayıncılık etiketiyle yayımlandı.
Düzeltmeler ve Özgürlük’ün ardından başarılı olay örgüsü, derinlikli karakterleri ve sorgulatan bakış açısıyla Saflık da etkileyici bir modern klasik özelliği taşıyor.
Bir anne ve kızın “tuhaf” ilişkisiyle başlayan olayların üzerindeki perde kalktıkça sınırları aşan ve yıllara uzanan girift bir ilişkiler sarmalı açığa çıkıyor. Tatminsiz bir aşk yoldan çıkmaya, bir sırrın ağırlığı kontrolü kaybetmeye, intikamın çürütücü hazzı ise yeni krizlere yol açarken doğru ve yanlış, iyi ve kötü, haklı ve haksız arasındaki çizgiler bulanıklaşıyor. Dünyadaki tüm dengelerin değiştiği, Doğu Almanya’nın ilkel fişleme yöntemlerinin yerini dijital casusluğa bıraktığı, yıkılan duvarların doyumsuzluk da dahil yeni sınırlar inşa ettiği uzun bir kesitte, değişmeyen nadir olgulardan birini; aile kurumunun çöküşünü de incelikle örüyor Franzen.
Pilevneli Galeri, 27 Nisan – 26 Mayıs tarihleri arasında Tayfun Serttaş’ın “Flashblack” adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Sergi, kadın ve erkeğe özgü mekânsal ve araçsal kriterlerin ayrımına dayanan 20. yüzyıl geleneği Foto Galatasaray’ın “kadın”, “orta sınıf” ve “kentli” denklemde analiz edebileceğimiz müşteri kitlesini belirleyen Maryam Şahinyan’ın çevresinde gelişiyor.
Serttaş, 2011 yılında kamuya açılan ve bunun ardından ilk defa bir galeride sergilenecek olan Maryam Şahinyan arşivini ve görsel arşivlerle süregelen ilişkisini mekânsal bağlamda kurgulayacak. Kimlik / köken tartışmalarının böylesine yoğun yaşandığı bir dönemde Maryam Şahinyan’ın arşivi, Türkiye modernleşmesinin farklı katmanları süresince sayısız kere yıkılıp yeniden inşa olagelen toplumsal normlar ve kimsenin kesin aidiyet bildiremediği bir kültürel muğlaklığın da önünü açıyor.
Kapak Görseli: Maryam Şahinyan - Beyoğlu, 1948 - 9X14 cm cam levha negatif.
Salon sezonu kapatmadan hemen önce dopdolu bir programla ziyaretçilerinin ajandalarını meşgul etmeye devam ediyor. Mayıs ayının ilk konuğu ABD’li folk-rock, indie-rock müzisyeni Angel Olsen, 3 ve 4 Mayıs’ta iki gece üst üste Salon’da konser verecek. Olsen’ın ardından sahne Ufuk Beydemir’in olacak. Yeni nesil şarkıcı, besteci ve söz yazarı Ufuk Beydemir, güçlü sesi ve farklı sound’uyla ilk defa 5 Mayıs’ta Salon sahnesinde müzikseverlerle buluşacak. 9 ve 10 Mayıs, Teksaslı dream pop ve shoegaze grubu Cigarettes After Sex’in sahneyi devralacağı iki konsere ayrıldı. Erken dönem biletleri göz açıp kapayıncaya kadar tükenen Cigarettes After Sex, görsel dünyalarında yakaladıkları sinematik çizgi ve naif erotizmle, çağdaşları arasında benzeri olmayan bir dil üretiyor.
23 Mayıs’ta Belçikalı indie rock grubu Balthazar’ın gitar vokali Jinte Deprez’ın solo projesi J. Bernardt, 25 ve 26 Mayıs’ta ise melankolik şarkı sözleri, dingin melodileri ve naif vokalleriyle Buckley’den miras aldığı duruşuyla Tamino, Salon’da olacak. Salon’da ayın son konuğu elektronik pop ikilisi Sylvan Esso ise İstanbullu hayranlarıyla buluşmak üzere 29 Mayıs’ta sahnede olacak.
Salon’un yeni sezon programında yer alan sanatçıların şarkılarından oluşturulan çalma listesi, http://spoti.fi/2uiyWnO adresinden takip edilebilir.
Başarılı senaryolar kaleme alan, bir öykü kitabı da bulunan senarist ve yazar Meriç Demiray’ın ilk romanı Kırmızı Bir Ölüm, hep kitap etiketiyle yayımlandı.
Demiray, İstanbul’dan başlayan Ege kıyıları boyunca devam eden bir yolculuğa çıkartıyor okurunu. Her durakta tanıştığı her insan, kitabın kahramanı Kahraman’a yepyeni deneyimler kazandırır ve onu kendisinin bile bilmediği geçmişine doğru götürür.
Kahraman Odabaş, kırk yaşında, hayata ve ilişkilere dair ümitlerini kaybetmiş, günübirlik yaşayan bir dizi oyuncusudur. Sonu hüsranla sonuçlanan evliliğinden küçük bir oğlu olan Kahraman eskisi gibi rağbet görmemekte, yeni oyunculuk teklifleri alamamaktadır. Hoşlandığı bir kadınla geçirdiği gecenin sonunda kadının eski kocası aniden eve gelince, çareyi balkondan atlayıp kaçmakta bulur. Yolda duran bir bisiklete biner ve pedallara bir kez asılınca artık kendini durduramaz. Çocukluğundan beri bisiklete binmemiş olan Kahraman başlarda zorlansa da, ilerledikçe arındığını hissederek hızlanır, hızlanır.
New York’ta düzenlenen iki gün boyunca dört bine yakın kişinin katıldığı Women in the World Summit’e yazar Ece Temelkuran da katıldı. Hillary Rodham Clinton’ın yönettiği panelde Ece Temelkuran, Russia New York Times’ın Rusya editörü Yevgina Albats, BBC’nin eski Çin editörü Carrie Gracie ve Tabula Medya’nın sahibi Tamara Chergoleishvili konuşmacı olarak katıldılar.
Ece Temelkuran, yaptığı konuşmada Hillary Clinton’ın bir yıl önceki konuşmasını eleştirerek Amerika’nın militarist bir yüzle temsil edilmesinin Amerika’nın ilerici ve demokrat insanlarına haksızlık olduğunu dile getirdi.
Başta Suriye olmak üzere dünyanın sıcak gündeminin masaya yatırıldığı ve erkek egemen politikanın dünyayı sürüklediği noktanın tartışıldığı panelde kadınların rolünün ne olduğu ve ne olması gerektiği de konuşuldu.
Panelde ABD’nin Ortadoğu’da sadece askerî bir yüzle var olduğunu ve bunun sonuçlarını anlatan Temelkuran, sağ rejimlerin kadınlara karşı çok yıkıcı olduğuna da değindi ve kadın düşmanlığının sağ kanat popülizminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Temelkuran, kadınların bu rejimlerde “kömür madeni kanaryaları” olarak hareket ettiklerini ifade ederek, “Kadınlar, onlara doğru gelenleri hissediyorlar, rejimi ve onun tırnaklarını ilk hissedenler onlar,” dedi.