
İrfan Önürmen, yeni sergisiyle Galata Rum Okulu’na konuk oluyor. Sanatçının yedi yılın ardından Türkiye’de açtığı ilk kişisel sergisi “Border / Sınır”, 18 Mayıs - 30 Haziran arasında ziyaret edilebilecek.
İrfan Önürmen, sınır kavramını olanca genişliğiyle masaya yatırarak her biri ayrı birer sınır deneyimi olan sığınmacılar, insani yardım, kent, insanlar ve çocukluk izleğinde iç içe örülmüş enstalasyonlar ile kendi güçlü matematiğini kuruyor. Önürmen bu sergisinde birçok beton heykelden oluşan çadır kent enstalasyonu kuruyor ve ardında sadece hayatını değil hatıralarını ve yaşanmışlıklarını da bırakıp ona geçici olarak kucak açan yeni bir toprağa kaçmak zorunda kalan sığınmacının insanlık durumunu sorguluyor.
“Border / Sınır” sergisi, Galata Rum Okulu, birinci katta yer alan Büyük Salon ve ikinci katta ziyaret edilebilecek.
Notre-Dame de Sion Fransız Lisesi ile Notre-Dame de Sion'lular Derneği tarafından düzenlenen ve bu yıl 10. yılını dolduran NDS Edebiyat Ödülü'nü 6.27 Treni adlı romanıyla Jean-Paul Didierlaurent kazandı. Kitabın çevirmeni Aysel Bora da Çeviri Ödülü’nün sahibi oldu.
Didierlaurent’ın ilk romanı olan 6.27 Treni, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Can Yayınları etiketiyle dilimizde yayımlanmıştı. Yayımlandığı yıl bir edebiyat fenomeni olarak kabul edilen roman, kısa sürede yirmi dokuz dile çevrildi.
Ödül töreni, 9 Mayıs Çarşamba günü Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Charles Fries’in ev sahipliğinde Fransız Sarayı’nda yapılacak.
Behçet Necatigil’le Kâmuran Şipal’in 1948-1972 yılları arasında birbirlerine yazdıkları 32 mektuptan oluşan Serenad Demirhan’ın derlediği Dar Bir Çember İçinde adlı çalışma Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlandı.
Yaşamlarının, yazı ve çeviri uğraşlarının, edebiyat anlayışlarının yanı sıra dönemin edebiyat ortamının ipuçlarıyla, dahası giderek güçlenen bir dostluğun izleriyle dolu mektuplar, onların kişiliklerini yansıtan birer belge niteliği taşıyor.
“Yazılmadan kaldı bazı şeyler, gene de yazılmış kadar oldu. Geldim, gelmek bir mecburiyeti yerine getirmek, bir şey ümid etmekse. İnsan bir yere giderken bavuluna bütün odasını, sası-durgun havasını, değişmez alışkanlıklarını koyabilmeli; olduğu gibi onlarla gelebilmeli. Yoksa– İlk günden gözümde tütmeye başladı tozlu penceresi, yükünü almış kitap ve kâğıtlarıyla odam, yılları paylaştıklarım. Hangi şartlarda olursa olsun gidip gelmeleri, ayrılışları göze alanlar yiğitleşti gözümde.”
Görsel: Ralph Graef
Zilberman Gallery, Simon Wachsmuth’un “Dramatization” isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Simon Wachsmuth’un “Dramatization” sergisinde belleğin cisimleşme biçimleriyle ilgileniyor ve tarihin kültürel alanda yeniden inşa edilme süreçlerini ele alıyor.
Sanatçının çalışmaları, materyal izler, temsiller ve bunların şimdiki zamanda başvurulan kullanım şekilleri arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Wachsmuth, sıklıkla yaptığı gibi geçmişe dair sahip olduğumuz imgelere odaklanırken bir yandan da sorguyor: “Bize sunulan tarih anlatıları ne derece doğru ve güvenilirdir? Ve içinden geçtiğimiz zaman hakkında eleştirel düşünebilmek için bu malzemeleri ve onların tarihini nasıl kullanabiliriz?”
Wachsmuth’un Zilberman Gallery’deki ikinci kişisel sergisi olan “Dramatization,” 8 Mayıs – 13 Haziran tarihleri arasında görülebilecek.
Kadıköy’ün yaşayan kütüphanesi Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi ve Kültür Merkezi (TESAK)’nin her perşembe düzenlediği “Edebiyat Konuşmaları”nın Mayıs ayı programında birbirinden değerli isimler yer alıyor.
İlk konuk şair, yazar ve çevirmen Prof. Dr. Cevat Çapan olacak. 3 Mayıs akşamı Çapan, Düğüne odağında John Berger söyleşisiyle edebiyatseverlerle buluşacak. İkinci konuk ise tiyatrobilimci, oyuncu, yazar, eleştirmen ve yönetmen Prof. Dr. Özdemir Nutku olacak. Nutku, 10 Mayıs akşamı Galile’nin Yaşamı odağında Bertolt Brecht’i ve onun tiyatro kuramını ele alacak.
“Edebiyat Konuşmaları”nın bir diğer konuğu deneme yazarı ve diplomat Oğuz Demiralp olacak. 17 Mayıs akşamı gerçekleşecek olan “Okuma Deneyimleri” başlıklı söyleşisinde okumanın insan üzerinde bıraktığı etkiye ve öğrenmeye olan katkısını aktaracak. 24 Mayıs akşamı ise eleştirmen ve yazar Konur Ertop “Kendi Yapıtı Karşısında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Yapıtlarımla Konuşmalar” adlı söyleşide olacak.
TESAK perşembe edebiyat konuşmalarında ayın son konuğu 31 Mayıs akşamı Doç. Dr. Süreyya Karacabey olacak. Karacabey Hamlet Makinesi odağında Heiner Müller adlı söyleşisiyle edebiyatseverlerle buluşacak.
Mayıs ayı boyunca gerçekleşecek olan tüm “Edebiyat Konuşmaları” saat 18.30’da gerçekleşecek. Etkinlikler ücretsiz ve herkesin katılımına açık olacak.
Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
2017’de son albümü Modern Art’ı yayımlayan Maria Chiara Fraschetta (Nina Zilli) albümün dünya turnesi kapsamında Türkiye’de ilk defa 10 Mayıs’ta İş Sanat sahnesinde müzikseverlerle buluşacak. Nina Zilli, çıkışını 2009’da piyasaya sürdüğü 45’liği 50mila ile gerçekleştirmişti. Ferzan Özpetek'in Serseri Mayınlar filminin soundtrack'inde kullanılan 50mila şarkısı ise Türkiye’de sinemaseverlerin hafızalarında yer etmişti.
2010 tarihli albümü Sempre Lontano ile büyük bir başarı yakalayan Nina Zilli, Azerbaycan'da düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nda İtalya'yı temsil etmek üzere seçilmişti. İkinci albümü L'amore è femmina’yı 2012'de yayımlayan sanatçı, 2015 Sanremo Müzik Festivali’nde üçüncü albümü Frasi & Fumo’da yer alan Sola şarkısı ile öne çıktı.
https://www.youtube.com/watch?v=EkjoCMvc-lI
Brezilyalı yazar José J. Veiga’nın tahakküm edenle tahakküm altında kalanın ilişkisini sorguladığı gizemli ve karanlık romanı Gevişgetirenler Zamanı ile ilk kez Delidolu Yayınları etiketiyle dilimizde yayımlandı.
Gevişgetirenler Zamanı, belirsizliklerle dolu bir atmosferde, tedirginliğin iktidarıyla başa çıkmaya çalışan bir avuç kasabalının mücadelesini konu ediniyor.
Canberk Koçak’ın dilimize çevirdiği romanda büyülü gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden biri olan Veiga, sembolizmden besleniyor. Roman, küçük kasaba yaşamının evrenselliğini vurgularken, insanın kendisini yalnızca insanda tanıyabildiğini ortaya koyuyor.
Fotoğraf: Aeforia
Ülkenin dört bir yanından, yeni mezun genç sanatçı adaylarının çalışmalarının İstanbul’da bir arada sergileneceği, Türkiye’nin yeni nesil sanatçı platformu BASE’e başvurular başladı. Türkiye’nin yeni nesil sanatçı platformu BASE, geçtiğimiz yıl 20 ilde 31 üniversiteden 108 yeni mezun sanatçı adayına ait 116 yapıtı sanatseverlerle buluşturdu. 12.000’e yakın ziyaretçi ağırlayan BASE’in ikincisi ise 19-23 Aralık’ta gerçekleşecek.
Yeni mezun sanatçı adaylarını sanat dünyası, yaratıcı endüstriler, medya ve tüm sanatseverlerle buluşturmayı hedefleyen BASE, mezuniyetten profesyonel sanat hayatına geçişlerinde onlara destek olmayı, kariyerlerine bir ivme ve yön kazandırmayı amaçlıyor. BASE, bu yıl 2018 mezunlarının başvurularını kabul edecek. 1 Mayıs itibarıyla başlayacak başvuru süreci 1 Temmuz’da sona erecek. Başvuru geçtiğimiz yıl olduğu gibi animasyon, baskı, cam, fotoğraf, geleneksel Türk sanatları, görsel iletişim tasarımı, grafik tasarım, heykel, resim, seramik, video, resim-iş öğretmenliği bölümleri lisans ve lisans üstü mezunlarına açık olacak. Adaylar, BASE’e 3 farklı yapıtla başvurabilecekler.
Yönetmen koltuğunda Dilek Çolak’ın yer aldığı Hemşire filmi, 11 Mayıs’ta vizyona giriyor. Evren Duyal, Sermet Yesil ve Aytaç Öztuna’nın oyuncu kadrosunda yer aldığı film, kocasından şiddet gören, bunu da kimseyle paylaşamayan mutsuz bir hemşire olan Leyla’yı odağına alıyor.
Leyla, hayatının rutinliği içinde sürekli rejim ve spor yaparak yaşadıklarını görmezden gelmeye çalışır. Bu esnada cezaevlerine operasyon düzenlenmiş, siyasi tutuklular hücre tipi cezaevlerine karşı açlık grevlerine başlamıştır. Leyla’nın çalıştığı hastaneye bu eylemcilerden biri getirilir. Bu genç adamın adı Kerem’dir. Leyla’nın aksine Kerem onu hayata bağlayacak her şeye sıkı sıkıya bağlı bir adamdır. Bu iki zıt insan zaman ilerledikçe birbirlerinin yaşamlarını ve seçimlerini sorgulamaya başlarlar. Biri inandığı bir siyasi görüş için hayatını ortaya koyarken diğeri çocuğu ve eşi için kendi yaşamından feragat eder. Kerem’in hapsedildiği, içinden fiziksel olarak çıkamadığı oda bir süre sonra Leyla’nın mutsuzluğundan kurtulmak için seçtiği bir kaçış alanı olur.
https://www.youtube.com/watch?v=2G-0gLhlkjU
Özlem Belkıs ve Duygu Kankaytsın’ın 1850-1950 yılları arasında edebiyat ve sanatta pek çok iyi işe imza atmış ama eril tarihin dışında kalmış kadınlara odaklandığı derlemeleri Sanatın Gölgedeki Kadınları, Ayrıntı Yayınları etiketiyle yayımlandı.
Kitapta Halide Edib’ten Emine Semiye’ye, Afife Jale’den Macide Tanır’a, Ayşe Zekiye’den Mebrure Alevok’a, İhsan Raif’ten Mihri Müşfik’e, Sabiha Bozcalı’dan Sabiha Bengütaş’a, Güzin Duran’dan Muazzez Aruoba’ya kadar pek çok kadın bir araya geliyor, anılıyor ve müthiş bir enerjiyle tartışılıyor.
Belkıs ve Kankaytsın; kitapta kadınların tarihini incelenirken amaçları, onları var olan eril tarihin içinde “olmaları gereken” yere iliştirmek ya da yazılı tarihin boşluklarını doldurmak değil, kadınların üretimlerine, yaratıcılıklarına, güçlükleri aşmada geliştirdikleri stratejilere daha yakından bakmak, kadınların geçmiş deneyimlerini bugünün pratikleri içinde yeniden üretmek, görünür kılmak oluyor.
Görsel: Nico Sebastian