19 MART, SALI, 2013

Tan Oral Memnuniyetsiz yazarları çizdi!

Elif Aydoğdu, Tan Oral ile söyleşti... Çizgilerinde daha çok güncel siyasi olaylara ilişkin yorumlarını izlediğimiz Tan Oral bu kez radyo, televizyon ve gazetelerde, izlediğimiz, dinlediğimiz ve okuduğumuz gazetecileri çizdi. ‘Memnuniyetsizler’ adını verdiği medyadan portreler sergisi, 19 Mart ‘ta Galata’da bulunan Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açılacak. Sergide 200 gazeteci portresi var.

Tan Oral Memnuniyetsiz yazarları çizdi!

Tan Oral’ın medya’dan portreler sergisi
“Memnuniyetsizler”


Çizgilerinde daha çok güncel siyasi olaylara ilişkin yorumlarını izlediğimiz Tan Oral bu kez radyo, televizyon ve gazetelerde, izlediğimiz, dinlediğimiz ve okuduğumuz gazetecileri çizdi. ‘Memnuniyetsizler’ adını verdiği medyadan portreler sergisi, 19 Mart ‘ta Galata’da bulunan Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açılacak. Sergide 200 gazeteci portresi var. Bu çizgilerin ne zaman çizildiğini, portrelerin nasıl seçildiğini,  ‘memnuniyetsizliğinin’ nedenleri üzerine Tan Oral ile kısa bir söyleşi yaptık.

Memnuniyetsiz sözcüğü günlük hayatta çok kullandığımız bir kelime değil, üstelik söylemesi de biraz zor bir sergi adı. Neden böyle bir isim ve neden bu 200 gazeteci kaleminize takıldı?


Aslında nedeni sorunun içinde var zaten, memnuniyetsizler zor söylenen ama çok şey ifade eden bir kelime, dolayısıyla böyle bir sergi için uygun olacağını düşündüm. Zor söylenen ve az kullanılan, ama anlam olarak düşündüğüm şeyi iyi ifade eden bir kelime; memnuniyetsizler. Bütün bu radyoda, televizyonda, internete, gazetelerde en geniş anlamda medyada kalem oynatan herkes; başta kendisinden, çevresinden, dünyadan hatta tarihten, gelecekten memnun değiller. Bu memnuniyetsizliğin altında daha iyi bir geleceğe, daha iyi bir çevreye, daha iyi bir hayata, daha iyi bir kişiliğe, daha iyi dostlara duyulan özlem var. Bunun ifadesi olarak memnuniyetsizliklerini sergiliyorlar, benim görebildiğim kadarıyla…

Bu anlamda ‘memnuniyetsiz’  olmak olumlu bir şey değil mi?

Şimdi böyle söylediğim biçimde ele alınırsa “memnuniyetsizlik” iyi bir şey, olumlu bir şey. Ama hayatın gerçeği ile bakıldığı zamanda biraz fazla idealist, yaşanan günlük gerçeği ihmale götüren, dolayısıyla mutlu yaşama konusunda eksiler içeren bir tutum bence. İyiliği bu kadar özlemek; yanındaki, günün içindeki iyiliği görmemeyi, hissetmemeyi de getiriyor. Çünkü insanlar birbirlerinden çok etkilenir. Biri bir şey söylediği zaman dinleyenlerin birçoğu hak verir şekilde kafasını sallayarak onu onaylarlar, biri çıkarda farklı ya da aksi bir şey söylerse de herkes döner ona kötü kötü bakar ve sustururlar onu. Böyle bir memnuniyetsiz tavır hemen paylaşılıyor.

Her gün bir sürü küçük küçük olaylar yaşanıyor. Bu oylarlarla ilgili zaman zaman sıradan insanlara mikrofon uzatılıp düşünceleri soruluyor.  Hiç kuşku duymadan, birden her şeyden şikâyet etmeye başlıyorlar. Çünkü bunu o kadar çok duyup dinliyorlar ki bence onlar da aynı tepkiyi veriyorlar. Oysa günlük hayatın insanı mutlu eden olağanüstü küçük ayrıcalıkları var. Bunlarda paylaşılabilir. Belki bu paylaşımı daha çok sanat erbabı romancılar, sinemacılar yapıyor. Ama medyadaki iletişim daha çok memnuniyetsizliğin paylaşılması ve büyütülmesi üzerine… Böyle düşündüğüme göre bu ismi koymam normal galiba…

Siz bu memnuniyetsizlik durumunu eleştiriyorsunuz bir yandan değil mi?

Memnuniyetsizliklerim tabii ki var ama memnuniyetsizliği görüp eleştiren bir tutum sergiliyorum daha çok sanırım. Çünkü sürekli şikâyet hali bana göre değil.

Medya kendi kendine konuşan bir grup değil bütün bu insanları izleyen, dinleyen bir dolu insan var. Onlar da memnuniyetsizliği paylaşıyorlar. Ama en azından onlar kadar televizyon ve gazeteleri gözünün ucuyla takip eden, habersiz kalmayan ama haber içinde boğulmayan, günlük hayatının tadını, tasasını yaşayan bir büyük çoğunluk da var.  Ben onların değeri güme gitmesin istiyorum.

Yaptığım iş siyah boyaya banıp güneş resimleri yapmak

Bu ‘memnuniyetsiz’ tavır ve buna getirdiğiniz eleştiri çizginize nasıl yansıyor?

Başkaları beni nereye koyar bilemiyorum ama şunu söyleyebilirim. Yaptığım işi tanımlamaya çalıştığım epeyce çizim yapmışım bugüne kadar. Onlara baktığım zaman kendimle ilgili epeyce ipuçları verdiğimi hissediyorum. Yaptığım işi siyah boyaya banıp güneş resimleri yapmak olarak tanımlamıştım. İlgilendiğim alanlar gerçekten memnuniyetsizlik veren alanlar ben buradan umut demesem bile bir yaşama keyfi çıkartmaya ve bunun ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatmaya çalışıyorum.


Bu çizimler nasıl çıktı? Bugün Engin Ardıç’ı ya da Nuray Mert’i çizeyim diye masa başına geçmediniz sanırım.

Not alır gibi galiba… Medyadaki kişiler beni etkilediği zaman, bu etkiyi geniş bir yelpazede söylemeliyim; iyi kötü, hoşuma gittiği ya da canımı sıktığı zaman ortaya çıkıyor bu çizimler. Zaten onlar da beni etkilemek için bu çabayı gösteriyorlar. Hayatlarının, enerjilerinin, paralarının, zamanların büyük kısmını ben fukarayı etkilemek için harcıyorlar. Ben de etkileniyorum ve bunu saklamak istemiyorum. Yaptığım işle düşünme biçimim kalem ve kâğıt olduğu için, bazen izlerken bazen izledikten sonra masamda kâğıtlara dökülüyor bu yüzler…

Yaptığım çizimlerin çok samimi olduğuna inanıyorum

Bu sergideki portrelerin çizilme sürecini de merak ediyorum.
Bu sergideki çizgilerin ana karakteri hızlı bir şekilde çizilmiş olmaları. Kurşun kalemle hızlı bir şekilde… Bir portre çizme çabasıyla, bunun için bir seans ayırma şeklinde değil o anki etkinin kaybolmadan bir an evvel kâğıda geçmesi için yapılan işler… Bunlar çekmece de yeteri kadar biriktikten sonra bilgisayara aktarıp sergiye çıktılar.

Bazen bir defa da çıkıyor bazen de aynı kişiyi tesadüfen defalarca dinliyorum, izliyorum ve kafamda bir imaj ve sorular oluşuyor. Niye bana bunları anlatıyor? Neyi bilmemi istiyor? Niye beni sıkboğaz ediyor? Neyi anlamamı istiyor? Şeklinde ki sorular o ifadeyi veren yüzü ile kafamda dolaşmaya başlayınca bir süre sonra kâğıda da bunlarla birlikte yansıyor.  O yüzden de yaptığım çizimlerin çok samimi olduğuna inanıyorum. Oturup da kaşı böyle, gözü böyle diye ezberlenmiş bir portre çalışması yapmadım. Bazen böyle çizdiğim zamanlarda belki olmuştur ama bu çok sevdiğim bir yöntem değil.

Siz bir çırpıda zihinde oluşan etkinin mi peşindesiniz?

Portre karikatürcülüğünde abartmak, bir özelliği vurgulamak gibi bazı genel yaklaşımlar vardır bunlar beni hiç ilgilendirmedi. Çünkü her kişinin ben de yarattığı etki farklı oluyor kâğıda da o farklılıkla yansıyor. Ben kâğıda yansıdıktan sonra fal bakar gibi yaptığım işin üzerinde yapma sürecimden çok çok daha fazla bakıp düşünüyorum; neden böyle çizmişim, neden böyle bir sonuç, onun söyledikleri ve ifadesiyle çizilen arasındaki bağlantı nedir? Sergiyi izleyenlerde böyle düşünürlerse ne mutlu…

Biz sizi daha çok siyasal karikatürlerinizle tanıyoruz. Ama son sergileriniz ‘Tan Tana, Yüz Yüze ve şimdi de Medya’dan Portreler’ sergilerinde insan

yüzü ve ifadesi ağırlık kazanmış gibi siz de siyasetin ağırlığını böyle mi dengeliyorsunuz?

Güncel siyaset tabii ki beni çok ilgilendiriyor. Bu konuda çizdiğim çizgiler gazete aracılığıyla her gün binlerce çoğaltılıp dağıtılıyor zaten. Portreler günlük karikatür sütunumda konuyla bir ilgisi varsa tek tük yayınlanıyor ama onun dışındaki insanların benim üzerimdeki etkisi çizilip çekmece de kalıyor. Ben de çekmecede kalsın istemiyorum. Size sergiliyorum.

Portrede fazla teferruat ve malumat ağız tadı kaçırır.

Bir insana baktığımızda zihnimizde ona dair bir sürü bilgi yer alıyor? Çizerken bu karmaşa içinden bu sadelikte nasıl çıkıyor yüzler?

Portrecilik konusunda bazı savlarım var. Hep insanlara sordum tanıdığınız bir sürü insan var hayat boyu, hepsinin iki gözü, kaşı, burnu, ayakları var. Yani sonuçta yapı olarak büyük bir benzerlik var.

Yüzler zihnimizde yer edip arşivlenirken, belki fazla yer tutmasın diye can alıcı, en akılda kalıcı birkaç ayrıntı ve oranlama ile saklanıyorlar. Gerçeği ile artık bir ilgisi kalmamış, ama gerçeğin ta kendisi olarak hem de…

Tanıdığımız bir yüzü hatırlarken, içindekileri ayrıştıramadığımız ve tanımlayamadığımız ama iyi bildiğimiz bir lezzet gibi, sadece bir tat gelir dilimize. İşte o, artık O’dur, deriz. Onu bir başkasına hatırlatmak için de ayrıntılara boğulmuş bilgi yumağı ve anatomik açıklamalar yerine, işte o lezzetten bir damla tattırmak yeterli olacaktır. Bellek, o karmaşık arşivinden anında bulup çıkaracaktır o lezzetin sahibini. Çünkü daha önce tadı damağında kalmıştır da ondan. Fazla teferruat ve malumat ise ağız tadını kaçıracaktır.


Tan Oral’ın Medya’dan Portreler; “Memnuniyetsizler” sergisi, Galata’da bulunan Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 01 Nisan’a kadar gezilebilir.


Sergi tarihi: 19 Mart- 01 Nisan 2013
Sergi ziyaret: Hafta içi her gün 10:30 – 17:00;
Cumartesi: Kapalı; Pazar: 12:00-16:00
web: www.schneidertempel.com
Karaköy-Galata Bankalar cad. Felek Sok. No:1

0
2941
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle