10 EKİM, CUMA, 2014

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar-2

“Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar” yazı dizimize devam ediyoruz…

Deniz Çakmakkaya yazdı…

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar-2

ARABA SEVDASI

KÜNYE

Yazar: Recaizade Mahmut Ekrem
Tarih: 1896
Özellik: İlk realist roman

ARKA PLAN

Namık Kemal, Fransa’ya kaçarken boş kalan Tasvir-i Efkâr gazetesinin yönetimini Recaizade Mahmut Ekrem’e bırakıyor. Genç şair ve edebiyatçıları çevresine toplayan Recaizade Mahmut Ekrem yenilikçi Batı edebiyatını savunuyor. Aslen bir bilim dergisi olan Servet’i Fünun’u bir edebiyat dergisi haline getirerek Servet-i Fünun edebiyatının doğuşuna öncülük ediyor.

Recaizade Mahmut Ekrem şiir, öykü ve tiyatro türünde eserler veriyor, Batı edebiyatından çeviriler yapıyor. Yazdığı tek roman ise edebiyatımızın ilk realist romanı olarak anılıyor.

“Araba Sevdası”nın yayımlandığı yıl Londra’da H. G. Wells bir bilimadamının zamanda yolculuğunu konu alan bilimkurgu romanı “Zaman Makinesi”ni yayımladı.

Fransa’da Emile Zola “Üç Şehir” Serisinden “Roma”’yı , Filozof Henri Bergson “Madde ve Bellek”i yayımladı.

Saint-Petersburg’da Anton Çehov’un “Martı” adlı oyunu sahnelendi.

FAZLA BİLGİ GÖZ ÇIKARMAZ

•    “Araba Sevdası” yazıldıktan 10 yıl sonra yayımlanmış.
•    Recaizade Mahmut Ekrem’in ölümü nedeniyle okullar tatil edilmiş.

KİTAPTA BİZİ NELER BEKLİYOR?

Arabalar ve kızlar

Söz konusu 1800’ler İstanbul’u olunca sevdasına düşülen araba (ya da sevdaya düşüren araba) at arabası oluyor. Tabii ki o dönemin son model arabasını bu romandan öğreniyoruz.

“Araba hakikaten o senenin moda rengi olan gayet açık, tatlı sarıya boyanmış; yan tarafları beyin adı ve mahlasının ilk harflerini içeren yaldızlı birer marka ile süslenmiş; tekerlerinin çubukları incecik fakat kendisi fazlasıyla yüksek, zarif ve nazik ve âmiyane tâbirle “kız gibi” birşeydi. Annesinin en güzellerinden olan kır atlarına gelince, bunların da gerek boyları, gerek renkleri araba ile uyumlu olduğu gibi koşum takımı da tabii en âlâsındandı.”

Romanın baş kahramanı Bihruz Bey, bu arabayı İstanbul’da yeni açılan ve şehrin en popüler gezinti mekânı haline gelen Çamlıca Bahçesi’nde gösteriş yapabilmek için “son model” hale getirmiştir. Böylece çok gurur duyduğu arabasıyla bahçenin etrafında dönüp durarak kendini gösterme fırsatı bulur. Tabii ki Bihruz Bey’in arabası, oradaki en dikkat çeken arabadır. Onun için önemli olan bahçenin içinde gezmek değil kalabalığa (trafiğe) rağmen çevresinde tur atmaktır.

Bihruz Bey bu bahçe çevresi gezintilerinin birinde kendi arabasıyla yarışır güzellikle bir araba görür ve içerisindeki sarışın kıza âşık oluverir.

1800’lerden hızla günümüze baktığımızda Bihruz Bey’ler hâlâ yeni açılan mekanların caddelerinde son model arabalarından inmeden gidip-geliyor, arabalarına kimler bakıyor diye gözlüklerinin ardından çevreyi süzüyorlar. Böylece Recaizade Mahmut Ekrem’in yarattığı Bihruz Bey’in, salt Tanzimat döneminde Batı özentiliğinin eleştirildiği bir karakterden çıkarak “zamansız” bir karaktere dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Moda ve görgüsüzlük

Bihruz Bey, paşa babasının 28 bin liralık mirasını son model kıyafetlere, gezmelere harcar. Bal rengi eldivenler… Parlak düğmeler… Dar pantolonlar… Mineli cep saatleri… Gümüş bastonlar… Kıyafetlerle ilgili tasvir edilen ince detaylar sayesinde dönemin modasını keyifle okuyoruz.

Bihruz Bey için görgüsüz ve züppe diyebiliriz ama asla zevksiz diyemeyiz. O da ne kadar şık olduğunu biliyor. O yüzden hava buz gibi olsa bile “süsünü bozmamak” için ince ceketle dışarı çıkıyor.
Sadece giyim kuşamıyla değil gittiği yerlerde de “son moda” olmaya özen gösteriyor.

Hazıra dağ dayanmaz misali, hiç para kazanmadan, hayat kaygısı olmadan sadece kendini son moda yaşamaya adamış Bihruz Bey’in borçları giderek artar, babadan kalan evleri, eşyaları elden çıkartılır. Buna rağmen onu sonsuz bir kaygısızlık içinde terzisinden gelecek elbiseleri ya da iskarpinlerini sorarken buluruz.

Türkçe-Fransızca

Tam da bilmediği Fransızcaya özenerek yarı Türkçe yarı Fransızca konuşan Bihruz Bey zaman zaman garsonlara ya da çalışanlara Fransızca hitap eder. Böyle zamanlarda onu kimse anlamaz.

Evde Fransızca hocası Mösyö Piyer’le sohbet ederler. Mösye Piyer, Bihruz Bey’i çok sığ ve düşüncesiz bulsa da parasını yediği için onun hoşuna gidecek şekilde davranır, bilgisizliğini yüzüne vurmaz.

Türkçe ve Türklerle ilgili her şey Bihruz Bey tarafından küçümsenir. Öyle ki, “Lûgat-ı Osmaniye’nin Redhause isminde bir İngiliz tarafından yazılmış olduğunu, iki ay evvel bir gün kalemde kulak misafiri olduğu bir edebiyat bahsinde işitir işitmez, bu kitabı güzelce ciltleterek yine kütüphanesine kabul etmeyi tasarlamıştı.”

Sevdiği kadına vermek üzere özgünlükten ve yaratıcılıktan uzak, çeşitli kitaplardan kopyalayarak yazdığı aşk mektıbuna cevap alamayınca yazdıklarını kontrol etmeye karar verir, böylece anlamadan yazdığı şiirlerde seslendiği sarışın sevgilisine “esmer” diye hitap ettiğini anlar.

Aşk acısı

Güzel arabanın içindeki sarışın kadınla (Periveş Hanım) iletişimi, onu takip ettiği ve laf attığı birkaç dakikadan ibarettir. Ondan sonra sevdiği kadınla ilgili kurduğu her şey tek taraflı, romanlardan esinlenilmiş ve gerçekten uzaktır.

Bihruz Bey, Periveş Hanım’la ilgili fanteziler, hayaller kurup onun aşkından tüm zevklerinden vaz geçtikçe “a la turca”laşmaya başlar. Yakın bir arkadaşının onu kandırmak için Periveş Hanım’ın öldüğünü söylemesi üzerine arabasından, giyim kuşamdan, gezmeden aldığı zevkler biter. Oruç tutan, namaz kılan, düzenli çalışan birisi haline gelir.

Kafasında yarattığı aşk, bir kızın dış görünüşünden (hatta arabasından) yola çıkarak örülmüş bir hikâyedir. Başkasını eleştirmek için “Lâparans e trompöz (görünüş aldatıcıdır.) derler; ne kadar doğru bir söz…” dese de kendisi tam da bu dış görünüşten aldanır.

Sonuç

Yazarla ittifak yapıp Bihruz Bey’le dalga geçmeye başlamış olsam da içine düştüğü durum karşısında üzülmekten kendimi alamadım. Recaizade Mahmut Ekrem de Bihruz’u küçümsese bile ona empati duymamızı sağlıyor.

Sonunda arabasını kaybeder, aylarca uğruna acı çektiği kadının ölmediğini ama aslında hayalindeki kişi olmadığını anlar. Tam da o anda üzerine doğru gelen bir araba (yine bir araba) onu kabul etmek zorunda kaldığı gerçeklikten uzaklaştırır. Hatta koşarak kaçmasını sağlar.

Bihruz Bey’i artık tanıyoruz. Kitap sanki ansızın bitiyor ve koşan Bihruz’un arkasından bakakalıyorsunuz. O zaman hemen düşünüyorsunuz, “Ben bu Bihruz’u biliyorsam, bu olaya da bir kulp bulacak. Ah n’olucak bu çocuğun hali?”

Uyarı

Okuduğum versiyonunda kitabın arka kapak yazısıyla hikâyenin kendisi arasında fark vardı. Fransızca çevirilerinde de hatalar buldum. Demek ki bundan sonra okuyacaklarımı yayınevleri arasında araştırma yaparak seçeceğim. Her “Araba Sevdası” okunmuyor.

Sürecek. Sıradaki kitap “Eylül”.

0
1845
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle