26 MART, SALI, 2013

Az Roman Çok Muhabbet 

Kitaptan çıktığımda Az Roman çoktan tez roman olmaktan çıkmış, öz roman olmuştu.

Hem benim söylememe de gerek yoktu, Orhan Duru daha sağlığında ‘giderek
Az Roman öz roman olabilir’ demişti.

Az Roman Çok Muhabbet 

Nerdeyse çıkar çıkmaz okuduğum nadir romanlardan biri oldu Az Roman. Çok roman da okumam zaten, bununla övünecek de değilim ‘şairlik’ yapıp! Çok roman okuyacak zaman bulamam da ondan. Oysa dergilerde, kitap eklerinde yerli-yabancı romanlarla ilgili yazıları okuduğumda burnumda tüter, şöyle tam da bugünkü kar havası gibi bir havada, her şeyi unutup bir romanda uzun uzun kaybolmak arzusu. Yoksa sözkonusu olan kitap olduğu için gözümde tüter mi demeliydim, neyse. Siz deyin “Karlı Dağda Bir Gece”, ben ne diyeyim ki bunun üstüne? 

Az Roman tez okunur diye mi? Yoo değil. O niyetle oturmadım kitabın başına, azar azar okurum da demedim. Hem çok sevdiğim, Türk hikayeciliğinin öncü isimlerinden Orhan Duru’nun bize armağanıydı, yani biz –şimdilik- bu tarafta kalanlara şahane bir sürpriz daha yapmıştı Duru, hem de Burak Fidan hazırlamıştı. Neyi? Bu oyunu mu yoksa? Kemal Tahir’in “Osmanlı’da oyun çoktur” dediği aklıma geldi, eh usta olarak Orhan Duru, çırak olarak da Burak Fidan bu oyunları bilmez değillerdi dedim ve Ece Ayhan’ın “Bismillah tu Hafız post”unu tekrarlayarak kitaba daldım. 

Öte yandan bir romanda gereken her şey Az Roman’da fazlasıyla var: Tipler, karakterler, hatta adlı adınca çeşitli derecelerden roman kahramanları. Kimi ararsanız var kısacası. Romanı yazanların yanı
Kitaptan çıktığımda Az Roman çoktan tez roman olmaktan çıkmış, öz roman olmuştu. Hem benim söylememe de gerek yoktu, Orhan Duru daha sağlığında ‘giderek Az Roman öz roman olabilir’ demişti. İşte onun dediği çıkıyordu. Bütün yollar Roma’na çıkıyordu. Hem niye Az Roman demişlerdi ki adına, çok romandan neyi eksikti?  Yazar desen, Orhan Duru, adı yeter, ‘yetmez ama evet’ diyecek halimiz de yok , burada kendime yeter deyip, bir de yazar ve hazırlar Burak Fidan var diyerek, az değil, fazla roman olduğunu bile söyleyebilirim. Böylece iki kuşaktan, ilkini unutmayalım Türk şiirinin ve Türk öyküsünün öncü, yenilikçi ve efsanevi 50 Kuşağı’nın ‘kurucu meclis’inden sayılır, şiire de ilgisini unutmayalım, Duru, ikincisi ise 2005 Kuşağından genç, çalışkan ve yenilikçi arayışlarda adı anılan, Duru’nun deyişiyle ‘konuk romancı’ Fidan. 

Öte yandan bir romanda gereken her şey Az Roman’da fazlasıyla var: Tipler, karakterler, hatta adlı adınca çeşitli derecelerden roman kahramanları. Kimi ararsanız var kısacası. Romanı yazanların yanı sıra, Nimet Özlü’den Cervantes’e, Yüksel Arslan’dan Ömer Uluç’a, Komet’e, Hayalet Oğuz’dan James Joyce’a, Murat Bardakçı’dan Sultan Abdülhamid’e, Prens Sabahattin’e, Ece Ayhan’dan Zühtü Bayar’a, Metin Eloğlu’ndan John Ash’e,  sonra Selahattin Hilav, Feyyaz Kayacan, Ergin Ertem, Perihan Hanım, Lale Müldür, Hasan Pulur, Adalet Ağaoğlu, İlhan Berk ve elbette Sezer Duru’dan oluşan dev bir kadro. Ee otel ‘Kıyak’ olursa, geleni gideni de eksik olmaz haliyle. O zaman da Az Roman kıyak bir kitap olur. 

Şimdi Az Roman’ın diğer romanlardan neyi eksik diye sorup, hatta fazlası olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz ya, ne gerek varsa buna da, sıra geldi romanın ‘tema’sına. Şöyle diyelim, Az Roman’ın temas etmediği hiçbir şey yok neredeyse! Az Roman’ın temas etmediği o kadar az şey var ki, aslında onları saymak daha kolay! Az Roman’da yok yok! Kıyak Otel olarak adlandırılan ev, Saddam ve heykeli, doğumyeri Tikrit, hayalet pilot, Abdülhamid’in polisiye roman merakı, Masonlar, mortgage, Hançerli Panaya Kilisesi, UFO’lar, MR,  kıymetli taşlar, bienal, bir zengin düğünü, kediler, savaşlar, Bektaşilerdeki boşluk algısı, zamanın öztürkçesi olan su, Atatürk’ün de ilgilendiği kayıp Mu kıtası, ve ‘boşluk turizmi’.

Doğrusu kitabın en çok hoşuma giden bölümlerinden biri de ‘boşluk’ üzerine dolu dolu, uzun uzun yazılmış bölümler oldu: “ İşte boşluk. Boşluk yani sigaramın ucu. Devam et dostum! İşte elini kaldırmış, parmağını uzatmış bir boşluk komutanı! Orada bir heykel var. Bu heykelin boşlukla ilgili olduğunu anlıyoruz. Bahar gelmiş ve boşluk bademleri açmış ağaçlarda. Boşlukçulardan say beni!”(s.159) Boşluk açık veriyor ve bundan yararlanarak zaman ve su ilişkisine bir Az Roman bakışı fırlatıyoruz: “Zamanın öztürkçesi su. Yani zaman su gibi akıyor derdi eskiler. Suyun zaman kavramının karşılığı olduğunu günlük konuşmalarımızdan anlıyoruz. Örneğin akşam 5 sularında buluşalım, diyoruz.” (s.150) 

Az maz ama roman. Roman gibi başlayıp roman gibi bitiyor: “Kendimi gece karanlıkta hiç tanımadığım bir evde buldum.” Adınız Gregor Samsa olmasın sakın demek üzereyken tam, bunun konuk romancı Burak olduğunu anlıyoruz. Onun başlattığı romanı Orhan Duru  ‘yaşamıyla tamamlarken’ hüzünlü vedasını ve yokluğunun acısını da derinden duyumsatıyor bize: “Az Roman bir kuyudur. Suyu çok soğuk olan bir kuyu. Kumsalı olan bir sahilde çok sıcak bir havada başımızdan aşağı kovalarla su dökerek ferahlıyoruz. Kovaları kuyudan Burak getiriyor. Uzaktan bedevilere benzetiyorum onu. Bu bir rüya. Az önce gördüm. Galiba burası bir hastane. Odamız hala kıyak. 

Çok eski zamanlardan beri insanlar rüyalarıyla, düşleriyle, hayallerle uğraşırlar ve bu uğraşları onlara görünmez güçler ve ayrılıklar verir. Bunların örneklerini yakın tarihimizdeki bazı az bilinen kitaplardan ediniyoruz. Bunlar muhayyile kitaplarıdır.

Neden Az Roman? Bilmiyoruz da onun için.”(s.175) 
Bizim tek bildiğimizse  Az Roman’da çok muhabbet olduğu. 

(Az Roman, Orhan Duru, Hazırlayan: Burak Fidan, Raskol’un Baltası, Kasım 2012)

haydar ergülen




Az Roman’dan Tadımlık

“Sıcaklar korkunç ve korkuluk. Kıyak Otelimiz bu günlerde çok sakin, hiç müşteri gelmiyor. Biz de bu sessizlikten faydalanıp çalışmalarımızı ilerletmek ve bir Az Roman yazmak istiyoruz. Bunu duyan gazeteciler Burak'a telefon edip ne anlatacaksınız diye soruyorlar. Ben uzaktan Nuruosmaniye'den Kapalı Çarşı'ya giderken bir lokanta vardı. Bursa Gül Lokantası. Lokantadaki garsonlar "kanarya, kanarya" diye

bağırırlardı. Kanarya, sarı rengi yüzünden kuru fasulyeyi simgelerdi. İnsanlar daha ucuz olsun diye az pilav ve az kuru yerdi. Böylece yarı fiyatına bir öğün yemek çıkmış olurdu. Az Roman deyince bizim de aklımıza buradaki azlık geliyor. Lokantanın duvarında büyük harflerle şu yazılıydı: İNSAN ALDANIR, MİDE ASLA.

Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan



Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan

bağırırlardı. Kanarya, sarı rengi yüzünden kuru fasulyeyi simgelerdi. İnsanlar daha ucuz olsun diye az pilav ve az kuru yerdi. Böylece yarı fiyatına bir öğün yemek çıkmış olurdu. Az Roman deyince bizim de aklımıza buradaki azlık geliyor. Lokantanın duvarında büyük harflerle şu yazılıydı: İNSAN ALDANIR, MİDE ASLA.

Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan



Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan

bağırırlardı. Kanarya, sarı rengi yüzünden kuru fasulyeyi simgelerdi. İnsanlar daha ucuz olsun diye az pilav ve az kuru yerdi. Böylece yarı fiyatına bir öğün yemek çıkmış olurdu. Az Roman deyince bizim de aklımıza buradaki azlık geliyor. Lokantanın duvarında büyük harflerle şu yazılıydı: İNSAN ALDANIR, MİDE ASLA.

Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan



Ruslar 114. elementi de buldular. Bu elementin yaşam süresi 30 saniyeymiş. Buna da az element adını verebiliriz. Ayrıca Ruslar geceleri ayna ile dünyayı aydınlatma projesi üzerine çalışıyorlar. Bu da az bir çaba değil doğrusu. Amacımız seri polisiye yazmak olabilirdi. Kıyak dostum Burak seri bir yazar bense polisiye bir bozar olabilirdim ve ortalığı iyice tozutabilirdik. Bu arada nasibimize düşen uzun bacaklı Rus ajan kızlarıyla düşüp kalkar ve ünümüze ün katardık. Bunu yapmadık, Az Roman'ı ve az pilavı tercih ettik. Çünkü mide hiç aldanmaz ama insan hep aldanır. Özellikle gurmeler ve filozoflar, midenin ve insanın bu hassasiyetini çok iyi kavramışlardır. Öte yandan tarikat şeyhlerinin ve kendilerini inançlarına vermiş olanların yemek konusunda da hassas oldukları söylenir. Genellikle şeyhler ve örgütlü inançlılar iyi yemek yemeye çalışırlar. Son günlerde yayın dünyasında Osmanlı mutfağı üzerine kitaplar iyice çoğaldı. Bu konuda talep yükseliyor. Bu talebin daha da artacağı konusunda görüş uyumu var. Dünyanın en iyi mutfaklarının Çin, Şanghay, Çin Türkistan'ı ve başkaları olduğu söyleniyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Çin mutfağı çok hafif bir mutfak ama doyurucu bir mutfak değil. Bizler ise daha çok doyurucu yiyecekler arıyoruz. İşte lahmacun, işte etli ekmek, Adana acılı kebap, tantuni, mersini, kuzu tandır, gel bizi kandır, Halep işi az adana, Antep kaşı beyaz gözü kara, içli köfte, kıçım yandı gel üfle, şalgam suyu, mantı, sarımsaklı mı olmalı, sarımsaklamasak da mı, üzerine tereyağı eritip dökmeli mi? İstanbul'a bir sürü Türkmen kadın düştü ama hiçbiri doğru dürüst mantı yapamıyor. Biz de bir mantık evliliği yerine mantı evliliği yapsak da karnımızı doyursak diyoruz. Oysa annem ne mantı yapardı Allah! Perihan

0
1329
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle