
Fotoğraf sanatçısı Nazlı Tuhera Moral’ın “Hiç Kimse, Hiçbir Yerde” başlıklı ilk kişisel sergisi 212 Photography Festival paralel etkinlikleri kapsamında 5 Kasım’a kadar NOKS Art Space’de sanatseverlerle buluşuyor.
Hem doğayı hem insan bedenini, başta kendi bedeni olmak üzere iki farklı yöntemle hiçbir yere yerleştiren ve hiç kimseleştiren Nazlı Tuhera Moral, “Hiç Kimse Hiçbir Yerde” sergisinde normun temellenmesinde estetiğin belirleyiciliğine odaklanırken, karşı stratejisini fotoğrafta kesin çizgileriyle nesne belirmelerinin öncesine ya da sonrasına odaklanan teknik müdahalelerle gözler önüne seriyor.
“Nazlı Tuhera Moral, ‘Hiç Kimse Hiçbir Yerde’ sergisinde, görünenle görünmeyen dolayısıyla kavranabilirle kavranamaz olan arasında var olmasına inanmanın kaçınılmaz olduğu ama hiçbir biçimsel temsile sığdırılamaz çizginin, görünen dünyanın kopyası olan fotoğrafta anlık estetik olasılık olarak serimine tanıklık ediyoruz. Bu çizginin varlığının kaçınılmaz oluşu ise bizim için bir şeyin o şeyin kendisi oluşunun, o şeyi bizim için o şey yapan tüm biçimsel sınırının ve aynı zamanda dolayısıyla o şeyin tanımının sağlayıcısı olmasından gelir. Kısaca, görünen şeyleri görünen ve o şeyin kendisi yapan sınır, sözünü ettiğimiz. Moral, bu çizginin kesinliğine neredeyse bir başkaldırı olarak kurmuş görünüyor işlerini, bu kesinlik hiç de masum bir kesinlik değildir çünkü. Çizginin dışında yer alan tüm gerçeğe tahakküm kurar. Toplumsal düzlemde diğer taraftan politiko-etik bir problem olarak karşımıza çıkar. Böyle bir kesinliğe dayalı yargılar normu ve normali oluştururken, kolaylıkla önyargıya, hatta ideolojik silaha dönüşüp tüm çizgi dışı görünen yaşamı kısıtlar.
Bu durumun çok açık bir şekilde ayrımında olan Moral, ‘Hiç Kimse Hiçbir Yerde’ serisinde normun temellenmesinde estetiğin belirleyiciliğini gündemine alırken karşı stratejisini fotoğrafta kesin çizgileriyle nesne belirmelerinin öncesine ya da sonrasına odaklanan teknik müdahalelerle ortaya koyuyor. Bu müdahaleler doğanın aslında sonsuz rastlantılar üzerine kurulu olduğunu olumlarken, kesin sınırlar içinde verili nesnenin kurguya hatta çok sıklıkla ideolojik kurguya dayalı olabileceğini ortaya koyuyor. Moral, bu müdahalelerin bir kısmını ‘birtakım kimyasallar uygulamak’ olarak ifade ederken doğadaki kimyanın dinamiklerinde nesnenin bize görünümünün dışında potansiyelleriyle ilgileniyor. Bu potansiyelin ise en gözle görülebilen biçimi yanmadır. Bir tür çerçeve işlevinde olmasının yanında, yanma, Moral’ın bu serideki işlerinde, değişimle anlık estetik olasılığın belirebileceği her yerdedir. Biliyoruz ki yanma bununla birlikte antik düşüncede değişimle özdeşleştiğinden sadece değişimin var olduğunu iddia eden Herakleitos için ateş biçimiyle ana maddedir. Ama yine biliyoruz ki bugünün fiziğinde ana madde diye bir şey yoktur. Madde sadece, enerjinin, ışık hızının karesine bölünmesi ya da bu bölünmeden ortaya çıkan şeydir. Yine de kuantum fizik teorisinin temeline Belirsizlik İlkesini yerleştirmiş olan Werner Heisenberg tüm antik düşüncede bir tek Herakleitos’un haklı olduğunu düşünür. Çünkü sadece ve sadece enerjinin değişimi ve dönüşümü vardır. Moral için de kuşkusuz kimyasal bir uygulama ya da olay olarak yakma nesnenin, durmaksızın değişimine, gelip geçiciliğine vurgudur.”
Selman Akıl’ın kaleme aldığı metinden alıntı.