05 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2020

Hasat Edilmiş Çiziktirmeler

“Buradaki, bu kitaptaki çiziktirmeleri handiyse gelişigüzel sıraladım, karşıma çıktıkları gibi. En eskisi herhalde bir otuz - otuz beş yıl önceden kalmış olmalı. Bazılarını ne zaman yazdığımı iyi kötü hatırlıyorum. Bazıları birtakım metinlerin ön çiziktirmeleri. Yarım kalmış taslaklar. Yarım kalmış tasarılar. Birçok yazıklanış…” Selim İleri’nin otuz beş yıllık birikiminin ürünü Bir Gölge Gibi Silineceksin üzerine bir yazı.

Hasat Edilmiş Çiziktirmeler

Yazar, senarist ve eleştirmen Selim İleri, geçtiğimiz senenin eylül ayında Everest Yayınları tarafından yayımlanan Bir Gölge Gibi Silineceksin adlı kitabıyla, kendisine neden “Türk edebiyatının yaşayan hafızası” denildiğini tekrar hatırlatıyor. Roman, deneme, şiir, tiyatro, resim gibi birçok sanat türünün örneklerini içinde barındıran kitap; bizlere kılavuzluk ediyor, unuttuklarımızı hatırlatıyor, inceleme yazısı niteliğindeki “çiziktirmelerinde” yazarın bilgi dağarcığının uçsuz bucaksız olduğunu gösteriyor ve araştırma içgüdüsüne bizi düşürmek ile de kalmayıp, bu birbirinden bağımsız yazıların nasıl bir bütün hâline geldiğini sorgulatıyor.

Hasat edilen çiziktirmeleri ve cevabı içinde olan bulmacaya dönüşmüş deneme yazıları, yazarın “Ağustos, Bir Avuç Konfeti” adlı bir roman yazmak isteyip, yazamaması ile başlıyor. Acaba Selim İleri bilebilir miydi geçmiş bir eylül ayında düşlediği ve yazmaya başladığı bir roman taslağının, başka bir eylülde bambaşka bir kitabın içinde başlangıç sayfası olacağını?

“Eylül de geçip gitti diyordum. Artık uzak bir şey Eylül ve romana başladığımı söyledim.”

Kitabın ilerleyen sayfaları bize pek çok açıdan İleri’nin hafızasının bir dökümünü sunuyor. Ağustosun renkli çiçeklerinin eylülde kuruyarak toprağa dökülüşünü, konfeti yağmuruna benzeten İleri’nin iç dünyasının ne kadar zengin olduğunu bu cümlesinden dahi gözlemleyebiliyoruz. İleri; kitabında, konfeti gibi çiçeklerin yağdığı bir balo salonundaki danslı çay etkinliğinde, kendisinde bambaşka bir yere sahip olan, ilk Türk Kadın ressamlardan Hale Asaf’ı görmeyi hayal ettiğini bizlere itiraf ediyor. İleri, eylül ayından bahsederken Türk edebiyatına ilk psikolojik roman olarak geçen Eylül’ün yazarı Mehmet Rauf’tan da bahsediyor. Bozuk olan düzen midir? Düzeni, bozuk diye yaftalayan ve irdelemeyen beyinler midir? Kitapta değişen dünya düzeni ile hayıflanan yazar, bize bu soruyu hem sormamız hem de soruya cevap arayabilmemiz için yolumuza edebiyatın ışığını tutuyor.

Mehmet Rauf’un da yorumladığı Uşaklıgil’in önemli eserlerinden Aşk-ı Memnu ile yolumuzu aydınlatmaya devam etmek isteyen İleri, Tevfik Fikret’in bu roman kahramanları için yargılayıcı tutumuna karşı, Rauf’un; Bihter’in yalnızlığını paylaşmak yanlısı oluşunu bize anlatıyor. Ayrıca Acaba kaç kişi Mehmet Rauf’un yazısını okudu?” cümlesindeki iğnelemeyi hepimize armağan ediyor.

Sevgi diliyle kaleme alınan her nazım ve nesir türü eserlerin bir bütün olduğunu anlatmak isteyen İleri bunu bize bu kitabıyla gösteriyor. Örneklerle anlatımını kuvvetlendiren yazar; sevgiyi ağaç ile tasvir eden Peride Celal’i, Muzaffer Tayyip’i ve kendini; farklı yollardan gitmelerine rağmen yollarının bir yerde kesiştiğini ve bu durumun yaşamda çok değerli olduğunu kaleme alıyor. Sevginin yanı sıra umut etmeyi her zaman sevdiğini söyleyen İleri, ona umudu aşılayanlardan biri olan Abdülhak Şinasi Hisar’ın, edebiyatımız için önemini, iyi bir insan olmanın, arınmışlığı savunmanın erdemini gösterdiği için bizlere bir armağan olduğunu vurguluyor. İlk yazısı İleri gazetesinde çıkan Abdülhak Şinasi’nin, bu durumunu Selim İleri tesadüfleri arasında görmek mümkün.

“Yalnızca sanat iyileştirir” cümlesi tüm kitabın özeti niteliğinde. Selim İleri’nin sanat iyileştirici ise, sanatçının devasını kabul etmek gerektiğini ve sanatçıların ölümden muaf olmalarını icra ettikleri sanat eserleri ile sağladıklarını vurgulamakta. Sait Faik’i Burgazada’ya gittiğinde okuduğunu söyleyen ve ada ile ilgili eserler veren sanatçıları yazısına iliştiren İleri, Sait Faik’in de sanatı iyileştirici olarak gördüğünü kaleme alıyor. Faik’in “Bir insanı sevmekle başlar her şey” cümlesinin gerisini düşlemek istediğini ve “Bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor” cümlesiyle tamamladığını bizlere sunuyor.

Sayın İleri’nin kitabında yorumladığı yazarlardan biri de Sabahattin Ali’dir. Sıkıntılı dünya düzeninden kaçarak, kendine has bir dünya yaratmak amacıyla eserler verdiğini ve kendisinin de onun gibi romantik akıma kapılanlardan olduğunu vurguluyor. Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı kitabındaki Ömer’i yargılamak kolay, asıl onu anlamak gerek diyen İleri, hepimizin içinde iyi ve kötü tarafların olduğunu, seçimlerimizle de kim olduğumuzu sonuçlandıracağımıza değiniyor.

“Geçmişi eşelemek bazen ne kadar yorucu. Yorucu, iç karartıcı”“ben ve geçmişim o yakıcı rüyayı her zaman yitirdik.” diyen İleri’nin geçmişe olan özlemini her fırsatta kaleme alması, o anları bir rüyaya benzetmesi, hakikatle yaşamış ama nasıl yoğun duyumsamış dedirtiyor okuruna.

Attilâ İlhan’ın senaristlik yaptığı dönemde Yeşilçam’a olan kırgınlığından, Türk şiirinde geçmişten, yaşanan bugüne köprü olduğunu söyleyen Behçet Necatigil’e, Salah Birsel’in kendince sözcük simyageri olduğuna inandığına, Oğuz Atay’ın günümüzde gerçek okurları hariç anlaşılamadığını düşündüğüne, tiyatroya büyük emek harcamış ama unutulmaya ramak kalmış olan Adile Naşit, Nejat Uygur, Toto Karaca’ya (Cem Karaca’nın annesi olarak anılmasındaki haksızlığa değinmekte), öz Türkçeyi çok iyi kullanmış Reşat Nuri Güntekin’e, ilk Türk kadın gravür sanatçısı Aliye Berger’e ve Berger’in abisi olan Halikarnas Balıkçısı’na kadar kitabında bizlere geniş bir bilgi yelpazesi açıyor.

“Doğan yazısında özellikle belirtmişti: Sevgilerdeki şiirleri Behçet Necatigil seçmiştir. Kitabın özelliği de buydu. Ölçütleri neydi, bilemeyeceğiz. Dışta kalan şiirlerini üvey evlat saymış mıdır? Bilemeyeceğiz” diyen İleri, acaba kültürel birikintisinden oluşturduğu bu kitabına aldığı “çiziktirmelerin” dışında kalanları kendisi de üvey evlat saymış mıdır yoksa kendine mi saklamıştır? Bizde bu sorunun cevabını muhtemelen bilemeyeceğiz.

​Selim İleri, Bir Gölge Gibi Silineceksin adlı eserinde; sanatı, sanatçıyı, sanatçıların birbirleriyle ilişkilerini, geçmiş zamana rağmen geçmeyen eserleri, umutsuzluğu, umutsuzluğun içindeki umudu, düğünde, cenazede, toplantıda, parkta, varlıkta, yoklukta her an içtiğimiz çayı; üzeri resimlerle, kulpu gravürlerle bezenmiş sanat tepsisinde bize sunuyor. Türk edebiyatının yaşayan hafızasının yeni kitabını afiyetle okumak temennisiyle.

Başlık görseli Aaron Covrett'e aittir.

0
3726
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage