
Thomas Danthony kendine has tarzını kabul ettirmiş ve özellikle mimariden ilham alan çizimleriyle bütünleşmiş bir sanatçı. Danthony, minimal, renkli, afişvari tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Sanatçı illüstrasyonlarında hergün karşımıza çıkan, artık varlığını dahi fark etmediğimiz şehrin öğelerini işliyor. Ancak tabii bu öğeler onun dilinde bambaşka bir boyut ve form kazanıyor.
Danthony geçtiğimiz yıl Michael Abrahamson’un metni eşliğinde, Black Dragon Press tarafından yayımlanan kitapta Londra brütalizmini işlemişti. Sanatçı mimariyi ele alan çizimlerine devam ediyor.
Ashmolean Museum, Andy Warhol’un işlerinden oluşan ve Hall Collection’a ait özel bir koleksiyonu ağırlamak için hazırlanıyor. Popüler kültürün en önemli figürlerinden biri olan sanatçının, eserlerinin çoğu zihnimizde yer etmiştir muhakkak. Ancak bu “Andy Warhol: Works from the Hall Collection” isimli bu sergi diğerlerinden farklı olarak Warhol’un az bilinen çalışmalarını bir araya getiriyor.
Daha önce hiç sergilenmeyen eserler sayesinde, sanatçının bilmediğimiz bir yanı ile karşılaşacağımız sergi, Normal Rosenthal küratörlüğünde hazırlanıyor. Warhol’un deneysel ve 60’lara ait üretimlerinin yer alacağı “Andy Warhol: Works from the Hall Collection” isimli sergi 4 Şubat-15 Mayıs tarihleri arasında ziyaret edilebilir.
İngiliz ressam David Hockney’yi anlatan Hockney isimli belgeselden ilk fragman yayımlandı. 1960'lardaki İngiliz Pop Art akımına önemli katkılarda bulunan Hockney, 20. yüzyılın en etkin sanatçılarından birisi olarak gösteriliyor. Belgesel, Chair isimli kült eserin sahibi İngiliz sanatçının, Londra’dan New York’a, oradan Kaliforniya’ya gelişinin ve dönüşünün izini sürüyor.
Daha önce BBC için David Hockney: Secret Knowledge’ı çeken Randall Wright bu belgeselde de yönetmen koltuğunda karşımıza çıkıyor. Hockney 22 Nisan’da New York ve Los Angeles’ta gösterime girecek. (Bu haber www.sanatatak.com'dan alınmıştır.)
Ukraynalı sanat direktörü Alexey Kondakov, sanat tarihinden kopup gelen klasik resimleri Kiev’in günlük yaşantısı ile bütünleştiriyor. Kolaj üzerine çalışan sanatçı, Kiev’deki metro istasyonları, barlar gibi günlük yaşam mekanlarına Caravaggio, Bourguereau gibi klasik sanatçıların resimlerini yerleştiriyor.
Art History in Contemporary Life isimli seride yer alan, sanat tarihinin ikonikleşmiş figürleri bulundukları modern zamana şimdiden alışmış gibi görünüyorlar. Siz de Bouguereau’nun Song of the Angelsappears’i ile boş bir metroda karşılaşmak, Holbein’nin ünlü The Ambassadors tablosundaki karakterler ile salaş bir bar masasında bir şeyler içmek istemez miydiniz?
Londra'da yaşamını sürdüren Fransız illüstratör Simon Landrein kendine özgü çizim tarzını çizgilerine aktarıyor. 2007 yılında Supinfocom'dan mezun olan sanatçı video ve illüstrasyon çalışmalarında renkli ve eğlenceli desenler kullanıyor.
Bir yıl boyunca Nexus Production için 3d çalışmalar yapan Landrein, 2008 yazında da Mill'e katılarak Mcbess ile Wood isimli bir klip çalışmasında yer aldı.
dock5 isimli kısa filmi ile Clermont Ferrand Kısa Film Festivali'ne seçilen sanatçı; çizgi roman, mizah dergileri ve animasyonlarla ilgili projelerini yürütmeye devam ediyor.
Espirili bir bakış açısına sahip olan sanatçı bunu üretimine de yansıtıyor. Son zamanlarda ise güldüren gif çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
Londra'da yaşamını sürdüren Fransız illüstratör Simon Landrein kendine özgü çizim tarzını çizgilerine aktarıyor. 2007 yılında Supinfocom'dan mezun olan sanatçı video ve illüstrasyon çalışmalarında renkli ve eğlenceli desenler kullanıyor.
Bir yıl boyunca Nexus Production için 3d çalışmalar yapan Landrein, 2008 yazında da Mill'e katılarak Mcbess ile Wood isimli bir klip çalışmasında yer aldı.
Ağırlıklı olarak moda ve sürrealizmden etkinlenen Oleg Dou, dergilerde yazılanların gerçek dışı olduğunu ve aslında modellerin göründükleri kadar kusursuz olmadıklarını düşünüyor. Yaratılan bu yapay dünyanın insanın mükemmel olmadığı hissine kapılmasına ve kendini kötü hissetmesine yol açtığını söylüyor. Buna paralel olarak, işlerindeki photoshop uygulamalarını çok ileri bir seviyeye taşıyarak ve fotoğraflarındaki modellerin, tıpkı mankenler gibi gerçek ya da canlı olamayacak kadar mükemmel ve kusursuz görünmelerini sağlıyor.
2014’te “Yüzler” isimli sergisiyle Galerist’de yer alan sanatçı yaşamını ve çalışmalarını Moskova’da sürdürüyor. Sibernatik vücutlar, rahatsız edici suretler, yapay bir güzellik ve ifadesiz suratlarla ön plana çıkardığı estetiği ile fotoğraflarında gerçeklik ve yapaylığı bir araya getiriyor.
Polonyalı sürrealist ressam Jacek Yerka fantastik çizimleriyle tanınıyor. İnsan figürünü kullanmak yerine manzaralar üzerinde çalışmayı tercih eden sanatçının çizimleri birer masal diyarını anımsatıyor. En büyük ilham kaynağının rüyalar olduğunu söyleyen sanatçı, bizi de kendi kurduğu rüya alemine davet etmekten kaçınmıyor.
Polonya'nın masalsı görünümünden ilham aldığını tahmin ettiğimiz sanatçının çalışmalarında uçan evler ve ters yüz olmuş manzaralara rastlama ihtimaliniz oldukça yüksek. 1995 senesinde World Fantasy Award ödülünü alan sanatçı; üniversite yıllarında hocalarının daha az detaylı, daha az realistik çağdaş sanat teknik yönlendirmelerine direnerek kendi tarzını korumuş.
St. Petersburg'da yer alan The Dali Museum, Dreams of Dali isimli çalışmasıyla alışılmamış bir deneyimi sanatseverlerle buluşturuyor. Sanal gerçeklik teknolojisi kullanılarak hazırlanan tasarım izleyiciye sürrealist ressam Salvador Dali'nin zihninde bir yolculuğa çıkma fırsatı veriyor. Dreams of Dali sanatçının iki eserini aynı evrende yaşatarak izleyiciyi Dali'nin dünyasına davet ediyor.
Bu teknoloji sayesinde Dali'nin Archaeological Reminiscence of Millet’s “Angelus” isimli eseri, kocaman bir dünya içerisinde yaratılıyor. Bu deneyimde kulelerin içinden tırmanıp gökyüzünün katmanlarını inceleyebilmek ya da yanımızdan The Elephants'daki fillerin geçip gittiğini görmek mümkün.
Dreams of Dali , “Disney and Dali: Architects of the Imagination” sergisi kapsamında 12 Haziran'a kadar sergilenecek. Yakın zamanda yolunu St. Petersburg'a düşüremeyecek olanlar için tadımlık video şurada.
Son günlerde Türkiye gündeminden düşmeyen Picasso’ya ait olduğu iddia edilen Femme se Coiffaint isimli tablo hakkında nihayet net bir açıklama yapıldı. FBI tarafından aranan Picasso tablosunun geçtiğimiz günlerde İstanbul'da ele geçirildiği ileri sürülmüştü. Ardından 1940 tarihli bu tablonun MoMA envanterinde 588.1995 numara ile yer aldığı ve eserin Louise Reinhardt Smith tarafından müzeye bağışlanmış olduğu, ancak sergilenmeye devam etmediği belirtilmişti.
Ancak bugün Evrim Altuğ’un Cumhuriyet’te yayımlanan haberinde yer aldığı üzere Pablo Picasso’nun oğlu Claude, tablonun Picasso’ya ait olmadığını belirtti. Picasso ailesi Evrim Altuğ’a şu sözlerle cevap vermiş: "Gönderdiğiniz bilgiler doğrultusunda ve sadece bu dokümanlara bakıldığında, Claude Picasso bu tablonun babası Pablo Picasso’nun elinden çıkmadığı kanısındadır. Bu, Picasso’nun Femme se Coiffaint adlı, New York MoMA’ya ait olan eserinin bir taklididir. Pablo Picasso’ya ait bu eserin bir kopyası yoktur."