
Ryojı Ikeda, Japonya'nın önde gelen elektronik kompozitör ve görsel sanatçılarından biri. Uluslararası alanda ses ve görüntü çalışmalarıyla iyi bir üne sahip olan Ikeda, yeni medya alanında ve insanların etrafındaki dünyadaki bilgileri algılama potansiyellerini konu edinen çalışmalar yapıyor.
Test pattern (2008) projesi Ikeda'nım yeni medya çalışmalarına örnek olarak verilebilir. Etkileyici ses ve görsel ortamlarda, büyük ölçekli kurulumlarda çalışan sanatçı bu işinde 'bilgisayar programlama' ve 'bilgiyi dönüştürme' konularından esinlenmiş. 30 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğindeki test deseni üzerinde 5 adet projeksiyon yer alıyor. Sekronize bir şekilde yanıp sönen bu ekranlar ve arka fondaki değişen ses veri akışını ifade ediyor. Uluslararası dünyada birçok performans ve sergisi olan Ikeda, müzik alanındaki çalışmalarıyla da tanınıyor.
Amsterdam merkezli tasarımcı ve sanat yönetmeni Rosa de Jong cam deney tüpleri içine yüksek binalar yerleştiriyor. Küçük evler, gemi ve binalar deney tüplerinin içinde başka bir dünyadan görüntüler gibi sergileniyor. Tüplerin içine sıkışmış ve çıkmak istercesine konumlanmış manzaralar, görenleri steril bir masal dünyasına davet ediyor.
Victoria and Albert Museum eylül ayında devrimci bir sergiyi ağırlayacak. “You Say You Want a Revolution? Records & Rebels 1966-70” adlı sergi, 1960’ların devrimci ruhuna selam yolluyor. 10 Eylül- 26 Şubat tarihleri arasında görülebilecek "You Say You Want a Revolution? Records & Rebels 1966-70", 60’ların sanat, müzik, moda, film, tasarım, politika ve aktivist ruhunu günümüze taşıyor.
Küratörlüğünü Victoria Broackes ve Geoffrey Marsh’ın üstlendiği sergi arşivlik obje ve eserleri sanatseverlerle buluşturacak. 56 yıl öncesinin arzuları, iyimserliği, devrimci ruhu ve idealleri "You Say You Want a Revolution? Records & Rebels 1966-70" ile hayat bulacak. Sergide John Peel’in koleksiyonundan 200 küsür plak, George Harrison ve John Lennon’ın takımları, Beatles’ın elle yazılmış sözleri, William Anders’ın Apollo 8’de giydiği üniforması gibi birbirinden ilginç parçalar bulunuyor.
İlk görsel: John Sebastian performing at Woodstock, 1969, © Henry Diltz / Corbis
Bu yıl 29. defa kapılarını açacak olan TEFAF Art Fair, dünyanın en önemli sanat fuarlarından bir olma özelliğini koruyor. Fuar 11-20 Mart tarihleri arasında Hollanda’nın Maastricht şehrinde gerçekleşecek ve bu yılın küratörü Mark Kremer olacak.
Bu yıl fuarda 20 ülkeden 270 katılımcı olacak ve fuarda modern sanat, klasik eserler, antika ve mücevher gibi birçok farklı eser sergilenecek. Fuar tüm zamanların eserlerini bir arada sunacak ve fuarda M.Ö 3.500 yılından bir çanak dahi bulunacak.
İlk görselin künyesi: Didier Aaron & Cie Hilaire Ledru (1769-1840) Indigence and Honor
33 yaşındaki Taylandlı sanatçı Uttaporn Nimmalaikaew, üç boyutlu hayalet portreler oluşturuyor. Dökümlü iplik ve örgü katmanları üzerine çalışan sanatçı holografik görüntüler ortaya çıkartıyor. Sık sık kendi aile üyelerinin portreleri üzerinde çalışan Nimmalaikaew, Budizm felsefesinden etkilendiğini söylüyor.
Doğum, yaşlanma ve ölümün kaçınılmaz döngüsüne işaret eden çalışmalar, hayali bir etkiye sahip. Bu hayali etki ister istemez tüyler ürpertse de işlerde asıl dikkat çeken özellik titizlikle ve ince işlenmiş oluşu. Sanatçının başka bir dünyanın kapılarını aralayan üç boyutlu portreleri geçmiş yıllarda Contemporary İstanbul'da sergilenmişti.
Martine Johanna yaşamına ve çalışmalarına Amsterdam'da devam eden bir sanatçı. Genç yaşlarından beri müzik, moda, doğa, film ve hikayeler ile ilgileniyor. Kariyerine moda tasarımcısı olarak başlayan Johanna, 2008'den beri boyama ve çizimler yapıyor.
Genellikle yağlı boya, mürekkep, karakalem teknikleri kullanarak işler üretiyor. Çalışmalarının her birinin ayrı bir hikayesi olduğunu belirtiyor. Doğa, moda, filmler, hikayeler ve topluma ait temalardan beslenen sanatçı, baskı ve resimlerinde çoğunlukla geri dönüşüm malzemeleri kullanıyor.
İrfan Önürmen’in ''Sarkaç / Pendulum'' ismini taşıyan sergisi 26 Nisan tarihine dek C24 Gallery, New York’ta ziyaret edilebilecek. Sanatçı üçüncü solo sergisi içinde bulunduğu ruh halinin tezahürünü yansıtıyor.
Önürmen içsel olanla yaşanan realitenin sarsıcılığı arasında gidip gelen bir sarkaç gibi salınıyor. Sanatçı, insani trajedilerin yaşandığı coğrafyada yaşıyor ve insan hayatının parçalanması, sürgün edilmesinin şahidi olarak savaşın sinsiliğini ve acımasızlığını hissediyor. Konuları hayata ait ve medyadan üzerimize akan simge ve imgelerle yüklü.
Avustralyalı psikanalist Sigmund Freud’un torunu İngiliz ressam Lucian Freud’un Şişman Sue adıyla yaptığı yağlı boya tablo serisinden biri New York’taki müzayede evinde 55 milyon dolara (yaklaşık 165 milyon TL) satıldı.
Freud, 1994’te yaptığı Sosyal Yardım Denetçisi Dinleniyor adlı tablosunda iş ve işçi bulma kurumunda denetçi olarak çalışan 120 kilo ağırlığındaki Londralı Sue Tilley ’i model olarak kullanmıştı. Tabloda kadının bedeni en ince ayrıntısına kadar görülebiliyor. Seriden bir başka eser 2008’de Rus milyarderi Roman Abramoviç ’e 33.6 milyon dolara satılmıştı. (BBC)
Dino Valls 1959 doğumlu İspanyol bir ressam. Madrid'de yaşayan ve çalışan sanatçı günümüz figüratif resminin önemli ustalarından biri. Tıp eğitiminin ardından resim kariyerine ağırlık veren sanatçının, aldığı eğitimin etkisini resimlerinde görmek mümkün. Sanatçı insan anatomisini resimlerinde tüm inceliğiyle kullanıyor.
Tablolarında Rönesans dönemi usta ressamlarının kompozisyonlarından esinlenen sanatçı, sembolist ve psikolojik etkiler barındıran bir tarza sahip. Sanatçı eserlerinde insan ruhunu keşfetmeyi amaçladığını söylüyor.
Bugünlerde "dünyanın en koyu siyahı" konusu gündemi fazlasıyla meşgul ediyor. Anish Kapoor’un satın almasıyla daha da bir meşurlaşan VantaBlack adlı malzeme aslında 2014 yılında bilim insanlarının ürettiği bir materyal. Işığın %99,96’sını emen VantaBlack, 2014 senesinde İngiltere’deki NanoSystems adlı şirket tarafından uyduları gizlemek için geliştirilmişti. Ayrıca hayalet uçakların düşman tarafından tanınmasını engellemek için de kullanılan bu malzeme, bilimsel özellikleri ile olmasa da "en koyu siyah" tanımıyla kısa zamanda sanatçıların dikkatini çekti.
Son olarak ise -belki de birçoğumuzun bu siyah renkten haberdar olmasını sağlayan gelişme- Anish Kapoor’un bu materyali tekeline alması sanat dünyasında çok konuşuldu. Birçok sanatçı bu durumu saçma bulduğunu açıklarken, sanat tarihi boyunca sanatçıların saf siyahın peşinde olduğunu, böyle bir rengin herhangi bir sanatçının kullanımına ait olmaması gerektiğini hatırlatıyor. Kapoor ise konu hakkında açıklama yapmak yerine rengin "mükemmelliğini" anlatmayı tercih ediyor.