
Liqen, detaylı ve uğraşılmış murallarıyla fark yaratan bir sokak sanatçısı. Daha çok İspanya, Meksika’da işlerini sergileyen sanatçı, doğa ve doğanın derinliklerinden ilham aldığını söylüyor. Genellikle büyük ölçekli çalışan sokak sanatçısının çizimlerinde sık sık hayvan figürlerine rastlıyoruz.
Şehrin kaosu ve bunaltıcı ortamını işlerine yansıtan Liqen, resimlerinde insan ilişkilerine vurgu yapmayı da ihmal etmiyor. Sosyal, kültürel ve toplumsal faktörlerden etkilenen sanatçı çizimlerinde başka bir dünyanın varlığını sorguluyor.
Fransız sanatçı Philippe Baudelocque, sokak resimlerini tebeşirle çizmeyi tercih ediyor. Hayvan çizimleri ve geometrik desenler üzerinde yoğunlaşan sanatçı, soyut bir anlatıma sahip.
Sanatçı siyah beyaz renkleriyle dikkat çeken hayvan figürleri ve incelikli desen çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Tebeşirle yapılan mural çalışmaları detaylarıyla hayran bırakıyor.
Etkileyici çalışmalarıyla tanıdığımız Edoardo Tresoldi, tellerden ördüğü yeni bir heykeliyle adından söz ettiriyor. İtalya'da yer alan Siponto Arkeoloji Parkı’nda yer alan çalışma, alandaki eski bir erken dönem Hıristiyan kilisesini canlandırıyor. Önemli arkeolojik kazıların yapıldığı büyük bir sit alanı olan bölge, dönemin liman ticareti yapılan önemli merkezlerinden biriydi. Ancak bölge 13. yüzyılda deprem sonrası terk edilmişti.
Tresoldi ise zemininde kolon kalıntıları bulunan kiliseyi tel örgülerle tılsımlı bir şekilde canlandırdı. Transparan yapısı ve bu sayede açığa çıkan ışık ve gölge oyunlarıyla dikkat çeken çalışma, kiliseyi gerçi detaylarıyla birebir olarak temsil ediyor.
Eserlerini genelikle kamusal alanlarda sergileyen, çevre ve toplum etkileşimine önem veren Joe Iurato, izleyici ile samimi bir bağ kuruyor. New Jersey merkezli sokak sanatçısının işlerine yoğun kavşaklar, sokak lambaları ve binaların kenarlarında rastlamak mümkün.
Iurato'yu diğer sokak sanatçılarından ayıran birkaç farklı tekniği söz konusu. Sanatçı ahşaptan hazırladığı figürleri sprey boya ile renklendirerek New York caddelerine yerleştiriyor. Yani Iurato'nun üretimleri sadece çizimden ibaret değil, sanatçı üç boyutlu da çalışıyor. Iurato'nun çalışmalarıyla karşılaşmak için biraz dikkatli olmak gerekiyor, yoksa gözden kaçma ihtimalleri çok yüksek.
1950 Çin doğumlu Alvin Jang, eğitimini Hong Kong ve Kanada'da görsel sanatlar üzerine tamamladı. İki boyut, baskı, çizim ve desen alanlarında çalışmaları bulunan sanatçı uzun süredir ahşap üzerine üretiyor. 2006 yılından beri çalıştığı 33 parçalık ahşap serisinde her parçanın kendine has bir hikayesi olduğunu ve her birinin karakteristik özelliklere sahip olduğunu söyleyen sanatçı, deformasyon olgusu üzerine yoğunlaşıyor.
Dönüşmüş suratlar, birbirinin içine geçmiş gözler, eriyen yüzler sık sık sanatçının tasvirlerine konu oluyor. Ahşabı boyayarak kullanan Jang, renkli heykeller tasarlamayı tercih ediyor.
Andre Derain'in 1906 yapımlı eseri Les Voiles Rouges satışa çıkıyor. Sanatçı Türkçe anlamı Kırmızı Tekneler olan bu tabloyu Londra ziyaretinde yapmış. Mayıs ayında İngiltere'de satışa çıkacak olan Les Voiles Rouges'un Thames Nehri'ni anlatan en pahalı tablo olması öngörülüyor. Zira Sotheby's eserin 15-20 milyon Dolar aralığında satılacağını belirtti. Fovizmin kurucularından olan sanatçının Arbres a Collioure adlı eseri 2010 yılında 24.2 milyon Dolar'a satılmıştı.
3D yazılımları kullanarak dijital heykeller yapan Japon fotoğrafçı ve heykeltıraş Yuichi Ikehata, çalışmalarında tel, kil ve kağıta yer veriyor. Gerçekliğin sınırlarıyla oynayan sanatçı, fütüristik bakış açısıyla dikkat çekiyor. Etkileyiciliği ve ürkütücülüğü ile akılda kalan çalışmalar genellikle vücut parçalarını konu alıyor.
Patlamış, parçalara ayrılmış bedenler, çürümüş vücutlar ve dönüşen organlar Ikehata’nın çok sık kullandığı ögeler arasında bulunuyor. Sanatçının gelecek çağın bir habercisi gibi görünen, robot ve makineleşmiş vücutları ön plana çıkartan heykelleri “Fragment of Long Term Memory” adlı yeni serisinde yer alıyor.
André Schmucki, çalışmalarında bilinçaltının etkilerinden ilham alarak çağrışımlar üzerine tablolar yaratıyor. Dönüştürüp deformasyona uğrattığı resimlerinde hayal alemini tasvir eden sanatçı, yaşamına ve çalışmalarına İsveç’te devam ediyor. Schmucki rüyaların eşsiz ve sınırsız bir büyüleyicilik kapasitesi olduğunu belirtiyor.
Karamsar ve karanlık bir tarzı olan sanatçı Art School of Zurich’ten mezun oldu. Birçok karma ve solo sergiye dahil olan Schmucki, son olarak Galerie Display and Galerie Lux’de kişisel sergiler açtı.
Alman sokak sanatçısı Boxi, çoklu katmanlar ve fotoğrafı andıran detaylarıyla sokak sanatını farklı bir platforma taşıyor. Sanatçı el ile kestiği şablonları sokaklara yerleştirerek Almanya, özellikle Berlin sokaklarına imzasını atıyor.
Boxi’nin sokak sanatı örneklerinde en dikkat çeken özellik ilk bakışta bir boyama olduğunun anlaşılmaması. Sanatçı hazırladığı şablonları duvara yerleştirdikten sonra, çizimler uzaktan bakıldığında sokağın bir ögesi haline geliyor. Bisikletini az önce park etmiş bir genç ya da bebeğiyle gezen bir anne ilk bakışta gerçek gibi görünse de aslında sokağa uygun biçimde yerleştirilmiş başarılı çizimler. Onları canlı olmamalarından sonra gerçeklerinden ayıran en önemli özellik ise siyah beyaz renkleri.
Dan Witz daha çok sakak sanatı çalışmalarıyla bilinse de şu sıralar New York’ta yer alan Jonathan Levine Gallery’de tablolarıyla izleyiciyle buluşuyor. Galeride "Mosh Pits, Raves and One Small Orgy: New Paintings by Dan Witz" adlı üçüncü solo sergisini açan sanatçı, kalabalık ve iç içe geçmiş insan portreleri ile sanatseverlerle buluşuyor. Bu gerçekçi tablolarda bir parti ya da dans pistini andıran çizimlerdeki insanların adrenalin ve hatta terlerini bile hissetmeniz mümkün. Ya da kavga eden bir kalabalığın gürültüsünü duymanız...
Sanatçıyı daha çok toplumsal sorunları ele alan, sokağın gizli köşelerine yerleştirdiği çizimleriyle tanıyoruz. Anonim olmanın imzası haline geldiğini söyleyen Witz’in sergisi 30 Nisan’a dek Jonathan Levine Gallery’de ziyaret edilebilir.