
1972 doğumlu Avustralyalı sanatçı Petrina Hicks, geleneksel sanat formları ile ticaret amaçlı yaratılan görsellerin insanları etkileme süreçlerine müdahale ettiği video ve fotoğraf çalışmalarıyla tanınıyor. Hiperrealist eserleri hâlâ reklam çalışmalarında kullanılsa bile, aslında güzellik, temsil ve tüketim arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya çıkarıyor.
Avustralya başta olmak üzere Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarına da ulaşan Hicks, özellikle mitoloji ve sanat tarihine yaptığı göndermeler üzerinden kadın kimliğini sorguladığı eserleriyle dikkat çekiyor. Hicks yakaladığı karelerde aynı zamanda insan ve hayvan arasındaki simbiyotik ilişkiye de referanslar veriyor.
Feminist ve protest Pussy Riot, yeni şarkısı Straight Outta Vagina’yı klibiyle beraber paylaştı. Şarkıda Leikeli47 ve Desi Mo’nun da eşlik ettiği grup yine erkek egemen sistem karşısında lafını sakınmıyor. Yönetmenliğini Phillip R Lopez’in üstlendiği klip koreografisiyle de hayli iddialı.
Grup kliple beraber bir de mektup yayımladı. Grup, mektubunda kadınların birçok ülkede oy kullanma hakkı kazanmasının üzerinden çok zaman geçmediğini ve kadınların toplum içinde hâlâ çeşitli roller, normlar ve etiketler içine sıkıştırılmaya devam ettiğini söylüyor.
https://www.youtube.com/watch?v=Bp-KeVBNz0A
Happy şarkısını yayımladığında tüm dünyada adeta mutluluk salgını başlatan, müzik listelrinde bir anda zirveye outran Pharrel Williams yeni şarkısını yayımladı. Aynı zamanda prodüktörlük de yapan Williams, Hidden Figures için kolları sıvadı ve film için yaptığı şarkısını paylaştı.
NASA’da çalışmakta olan ilk Afro-Amerikan kadınların astronot John Glenn’i uzaya gönderme hikayesini anlatan filmin soundtrack parçası Runnin, Williams’a özgü hareketli müziğiyle dikkat çekiyor. Caz ve soul ritimlerinin ağırlıkta olduğu şarkı uzun süredir sessizliğe gömülen Williams’ın da son çalışması.
https://www.youtube.com/watch?v=9jXQBMNe01c
Mevzu bahis 60’lar olduğunda gözümüzün önüne gelecek ilk ifadelerden birisi de çok erken yaşta ve trajik bir şekilde yaşamını yitiren Nico olacaktır. Chealsea Girls ve La Dolce Vita filmlerinin ardından hayatını kaybeden, Andy Warhol’un Factory evreninin buz bakışlı prensesi, The Velvet Underground’un ilham perisi Nico beyazperdeye taşınıyor.
Nico, 1988 ismini taşıyacak film, 1987 senesinden yani Nico’nun eroinin pençesine düştüğü zamanlardan başlayacak. The Velvet Underground’un ilk albümündeki vokallerinin de sahibi Nico, bu dönemde Avrupa’da solo olarak çıktığı turnede kendini uyuşturucudan kurtarmaya çalışmıştı. Yönetmen koltuğunda Susanna Nicchiarelli’nin oturacağı filmin çekimleri önümüzdeki günlerde İtalya’da başlayacak. Filmin başrolünü ise Trine Dyrhol üstleniyor.
Geçtiğimiz aylarda Alman Tagesspiegel gazetesiyle yaptığı röportajında hayatı boyunca üç kez çocuk aldırdığını ve eğer çocuğu olsaydı bunun çalışmaları için bir felaket olacağını açıklayan ünlü performans sanatçısı Marina Abramović şimdi de yeni kitabıyla isminden söz ettiriyor. Sanatçının Walk Through Walls adını verdiği otobiyografisi 25 Ekim’de Courtesy Penguin Random House’tan satışa çıktı.
Sanatçı kitabında kendini böylesine dirençli bir insana dönüştürme serüvenini anlatıyor. Abramović kendisiyle ilgili kişisel bilgileri de aktardığı kitapta; çocukluğunda şımarık biri olduğunu, ilk başlarda resim sanatıyla ilgilendiğini ve içinde biri savaşçı, biri ruhani ve biri de deli üç Marina barındırdığından bahsediyor. Performans sanatının önemli isimlerinden biri olan ve yakın zamanda 70 yaşına girecek sanatçının en son çalışması ise FM Centre for Contemporary Art Milano’da sergileniyor.
İsveç’in süperstarı, 70’li yılların ikon grubu ABBA tekrar bir araya geleceğini duyurdu. Ayrılmalarının üzerinden tam 30 sene geçen grup, 2018 senesinde yeni görsel teknolojiyi de kullandıkları yeni bir proje için tekrar karşımızda olacak.
Yapımcı Simon Fuller ile işbirliği yapan grup, “geleceğin elinde tuttuğu sınırsız imkânlardan esinlendik ve bu dramanın içinde yeni bir şey yaratmak istedik. Bir zaman makinası ruhumuzu yakalayacak” açıklamasında bulundu. Projenin tüm detayları henüz açıklanmış değil.
Üçüncü sezon finaliyle yürekleri ağızda bırakan, geçtiğimiz haftalarda yayımlanan karanlık fragmanıyla sevenlerini iyice meraka sürükleyen Sherlock’un dördüncü sezonda hangi tarihte izleyiciyle buluşacağı belli oldu. BBC’nin en popüler dizisinin yeni sezon yayın tarihi 1 Ocak 2017 olarak açıklandı.
Başrollerini Benedict Cumberbatch ve Martin Freeman’ın paylaştığı dizi şimdiye dek yayımladığı özel yılbaşı bölümleriyle hayranlarını heyecanlandırmaktaydı. Dizinin önceki sezonlara göre daha kasvetli ve aksiyon dozu yüksek olarak yorumlanan yeni sezonu nelere gebe bekleyip göreceğiz.
https://www.youtube.com/watch?v=qlcWFoNqZHc
Çalışmalarını Sydney’de sürdüren sanatçı Megan Seres, dünyanın en kazançlı sanat ödüllerinden biri olan Doug Moran Ödülü’nün sahibi oldu.
150 bin dolar ödülün sahibi olan Seres, ödülü kızı Scarlett’i çocuk mahkum Mary Wade olarak resmettiği eser ile kazandı. Sanatçı, resim çalışmalarının yanı sıra yarı zamanlı temizlikçi olarak da çalışıyor.
Seres, bir okul piyesi için kızı beraber diktikleri kostümü resim için kullanırken, Jüride bulunan Greta Moran, Anne Wallace ve Doug Hall eserin anne ile kız arasındaki güçlü bağı yansıttığını açıkladı.
Çektiği oto-portrelerle ün kazanan Finlandiyalı fotoğraf sanatçısı Lumi Tuomi, duygusal kareleriyle dikkat çekiyor. Sanatçı donuk renklerin hakim olduğu fotoğraflarını genellikle floral ögelerle süslüyor.
Tuomi sabah saatlerini, kapalı havaları ve iç mekânları çalışmalarının hakim teması olarak seçerken, güçlü ışık kullanımı onun başarılı fotoğraf sanatçıları arasına girmesinde etkili oluyor. Sanatçı ayrıca GIF formatında hazırladığı çalışmalarıyla da büyük beğeni topluyor.
Toronto Nuit Blanche Festivali’nde Luzinterruptus adlı anonim bir sanat kolektifi şehre edebiyat dolu bir doku kazandırdı.
Kolektifin, Literature vs. Traffic adını verdiği enstalasyon, Hagerman Sokağı’nın tamamını kaplayacak şekilde tasarlandı. Kitaplardan oluşan bir nehri andıran çalışma, şehir hayatını olumsuz etkileyen trafiğe sessiz bir protesto niteliği taşıyor. Ses, hız ve kirliliğin kelimeler ve şiirlerle yer değiştirdiği sokağa açık şekilde yerleştirilen kitapların hazırlığı 12 günde tamamlandı.
50’den fazla gönüllünün bağışladığı 10 bin kitaptan oluşan enstalasyon, sokaktan geçen insanlara her gün kullandıkları yolu ve trafiğin kötü etkilerini sorgulama olanağı tanıyor. Luzinterruptus sanatçıları ise yaptıkları açıklamada edebiyatın sokaklara egemen olmasını ve insanlara trafiksiz alanlar sunulmasını istediklerini belirttiler.