
Pink Floyd’un bateristi Nick Mason’ın grubu Nick Mason’s Saucerful of Secrets, BKM ve Pozitif organizasyonu ile 6 Haziran’da Volkswagen Arena’da konser verecek.
Nick Mason, Gary Kemp, Guy Pratt, Lee Harris ve Dom Beken’den oluşan Nick Mason’s Saucerful Of Secrets grubu Pink Floyd’un ilk albümünden, 1972 tarihli Obscured by Clouds albümüne kadar şarkılarla birlikte ilk kez "Echoes" parçasını da bu konserde seslendirecek. Pandemi sebebiyle geçen yıl ertelenen turnenin Avrupa ayağına Türkiye’yi de ekleyen grup ayrıca Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre, Fransa, Lüksemburg, Belçika, Hollanda, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Rusya, Romanya, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan, Hırvatistan, Avusturya ve İtalya da konser verecek. Bu turne Nick Mason’ın bugüne kadarki en büyük Avrupa turnesi olacak. Konserin biletine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 2007 - 2026 Bienal Sponsoru Koç Holding’in desteği ile gerçekleştiren 17. İstanbul Bienali, 17 Eylül - 20 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
Bu sene bienal geleneksel sanat mekânlarının dışına çıkarak kitapçılar, sahaflar, hastaneler, huzurevleri, kafeler, metro durakları ve özel bir radyo istasyonunun da aralarında olduğu onlarca farklı mekânda gerçekleştirilecek. Tarihi semtlerdeki müzelerin yanı sıra, bir hat ve cilt atölyesi, on beşinci yüzyıldan kalan bir hamam, yirmi yılı aşkın süredir kullanılmayan bir Rum okulu, göçmen sanatçılar tarafından kurulan bir sanat alanı da bienal mekânı olacak. Pandemi sebebiyle bir yıl ertelenen 17. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstleniyor. Bu sene bienal ölçeği, yöntemi ve hedefleri açısından önceki edisyonlardan farklılaşıyor.
Pandemi koşullarında düzenlenen 17. İstanbul Bienali’nde her anlamda geçmişten gelen kalıpların ötesine geçmesi gerektiğini düşünen küratörler, sergi için bir tema ya da başlık seçmek yerine uzun soluklu bir dönüşüm ve yeniden yaratım sürecine odaklanıyor. Farklı coğrafyalarda ve disiplinlerde çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirerek aralarındaki etkileşimi besleyen, güçlendiren bir buluşma noktası olan bienalin bu seneki sergileri İstanbul’un üç farklı semtinde yoğunlaşacak.
Beyoğlu’ndaki bienal mekânları arasında daha önce serginin üç edisyonunu ziyaretçiler ile buluşturan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, uluslararası performans sanatı platformu Performistanbul’un Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA) ve İstanbul’daki en eski Rum okullarından, 1999’dan bu yana kapalı olan Merkez Rum Kız Lisesi bulunuyor. Kadıköy’deki bienal mekânları arasında endüstri mirasının kültür-sanat ekseninde aktif bir kamusal alana dönüştüğü Müze Gazhane ve savaş koşullarından dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli sanatçıların kurduğu bağımsız bir sanat alanı olan arthereistanbul yer alacak. Fatih’teki bienal mekânları arasında ise iki yıl önce bağımsız sanat alanı olarak yeniden kapılarını açan Barın Han ile İstanbul'un en eski hamamlarından Küçük Mustafa Paşa Hamamı bulunuyor.
17. İstanbul Bienali kapsamında gerçekleştirilecek projelerinin bir kısmına da çevrim içi olarak ulaşılabilecek. 2021’de Açık Radyo aracılığıyla bienal katılımcılarını ağırlayan Radyo Bienal’in İngilizce yayınları podcast serisi olacak.
17. İstanbul Bienali film programının ilk kısmı, 41. İstanbul Film Festivali kapsamında 8 - 17 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak. İstanbul Bienali ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Küratörler Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh yaptıkları ortak açıklamada şunları söyledi: “Dünyanın dört bir yanındaki sanat oluşumları, nasıl hayatta kalacakları, güncelliklerini nasıl koruyacakları, kimin için ve hangi amaçlarla faaliyet gösterecekleri gibi acil ve varoluşsal kaygılarla yüzleşiyor. Sanat, toplumsal söylemin sözcük dağarcığını yenileyerek yeni düşünce yolları açma gücüne sahip. Bu bienalde tek bir zaman ve mekânda büyük temalar etrafında büyük toplantılar gerçekleştirmeyeceğiz. Bunun yerine, bienal için belirlenen sekiz haftalık resmi süre için, çok sonra da devam edebilecek fikirlerin tohumlarının atıldığı büyük bir fikir dağılımı öngörüyoruz.”
İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer ise şunları söyledi: “Belirsizliklerle dolu bir dünyada bir arada çalıştığımız sanatçıların ve sanat dünyasının önceliklerini ve aciliyetlerini temel alarak çalışmalarımızı şekillendiriyoruz. Son iki yılda karşılaştığımız tüm zorluklara rağmen bienal katılımcılarıyla beraber üretmeye devam ediyoruz.”
Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
İlk kez 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edilen ulusal, evrensel, bölgesel şiir hareketlerine farkındalık yaratmayı amaçlayan ve her yıl 21 Mart’ta kutlanan Dünya Şiir Günü için şair Tuğrul Tanyol bir bildiri kaleme aldı.
Tuğrul Tanyol tarafından kaleme alınan “21 Mart 2022 Dünya Şiir Günü” bildirisi:
“Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni yazdığım şu günlerde insanlık yine savaşın soluğunu ensesinde duyuyor. On yıllardır vekalet savaşlarından huzur bulamayan dünya bu kez de neredeyse toptan bir savaşla karşı karşıya. Şiir nerede duruyor peki? Dünya şiir tarihi bu konuda pek de masum değil. Bilgilerimiz tarih kitapları kadar edebiyat ve şiirden de besleniyor. Homeros’tan Shakespeare’e, oradan günümüze, şairler hep barışı özleseler de bir yandan da savaş kahramanlarına övgüler düzmüşler.
Kuşkusuz şair de birey olarak yaşadığı dönemin bir ürünü. Ancak modern çağlarda içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın temel sorunlarıyla ilgilenmiş. Roma döneminde Spartaküs’ü öven şair olamazdı. Bireyin değerinin önemsenmeye başladığı zamanlardan sonra, şairler günlük acılardan, adaletsizliklerden, insan haklarından söz etmeye başladılar. Bunu ustalıkla, bazen doğrudan bazen lirik söyleyişle dile getirdiler.
Şiirin büyülü bir uğraş olduğunu unutmamamız gerekiyor. Tüm sanat dalları büyü ile başladı, ne var ki şiirin büyüsü bugüne dek sürdü. Her iki uğraş da akıldışıydı. Her iki alanda da sözcükler ritim eşliğinde dile geliyordu. Romalılar belki bu nedenle kâhin ve şairi aynı sözcükle, vates sözcüğüyle tanımladılar. Şairler hep soru sordular, sorularını herkesin anlamayı umduğu ama anlayamadığı bir dilde yaptılar. Plato onları devletinde görmek istemedi. Türkçenin mimarı Yunus Emre’nin şiirleri Osmanlı döneminde yasak altındaydı.
Peki biz şairler geleceği görüyor muyuz? Gerçekten de birer kâhin miyiz? Kuşkusuz hayır. Ne var ki şair genellikle, belki de çok okuduğundan, bilginin her alanıyla beslendiğinden tarihin birçok döneminde en kültürlü kişileri oluşturmuşlardır. İtalyan Rönesans’ına eşlik eden Hümanizma’yı yaratan onlardır. Hümanizma hareketi olmasaydı ne Bilimsel Devrimler ne Aydınlanma çağları gerçekleşirdi. Donanımlı kişi olarak şair öngörülerde bulunur. Bugün hak ettikleri değere layık görülmeseler de şairler birçok konuda medya uzmanlarından çok daha duru bir biçimde görürler gerçekleri. Unutmayalım, Tanzimat döneminden başlayarak 1950’lere dek şairler gazetelerin köşelerini doldurmaktaydılar. Günümüzde oralarda şairleri pek göremiyoruz. Oysa insanlar bizim yaptığımız dille ticaret yapıyorlar, eğleniyorlar, acı çekiyor ve seviniyorlar. Güzelliği şiir ile tanımlayan bir toplumun çocuklarıyız. Şiirin güzelliğini doğrulayan ama şiir okumaktan kaçınan bir toplum bu, aslında biraz her toplum gibi.
Kimileri şiir büyüsünden arınsın istiyorlar. Anlayamadıkları şey o büyü dilde zaten var olan büyüdür. Şair sözcükleri kazıyarak onları kimsenin o güne dek kullanmayı akıl etmediği biçimlere sokar. Herkesin hissettiği ama dile getirmekte zorlandığı duyguları onlar için biz dile getiriyoruz. Hepimiz önce kendi dilimizin sonra da dünya dillerinin kurucu şairlerinin çocuklarıyız. Onların bize gösterdikleri yolda dile yeni olanaklar sunuyoruz. Şiir dünyanın en eski sanatı olarak binlerce yıldır varlığını sürdürüyor. Sürdürmeye de devam edecek.
Dünya Şiir Günü’nün şiirle dolu olmasını ve iki kuzey komşumuz, iki kardeş halk arasındaki savaşın bir an önce yerini barışa bırakmasını dilerim.”
Şairler, 21 Mart Dünya Şiir Günü’nde bir araya gelecek. Liszt Enstitüsü – İstanbul Macar Kültür Merkezi, Şiir Derneği’nin iş birliğiyle 21 Mart günü, saat 19:00 da Dünya Şiir Günü’nü kutlamak amacıyla bir etkinlik düzenleyecek. Türkiye’den, tanınan ve sevilen şairlerin yanı sıra Macaristan ve Mısır’dan birer olmak üzere etkinliğe toplamda 19 şair katılacak. Katılan şairler alfabetik sırayla; Adnan Özer, Ahmad Zekeria (Mısır), Atakan Yavuz, Alphan Akgül, Baki Ayhan T., Balázs Szollossy (Macaristan), Çağla Meknuze Kırat, Cengizhan Orakçı, Cenk Gündoğdu, Haydar Ergülen, Hüseyin Akın, Metin Celâl, Ömer Erdem, Selcan Peksan, Mehmet Erte, Oktay Taftalı, Raşit Ulaş, Tuğrul Tanyol, Yiğit Kerim Arslan.
Netflix, Hakan Günday’ın kaleme aldığı, Onur Saylak’ın yönettiği sekiz bölümlük disfonksiyonel aile kara komedisi Uysallar’ın fragmanını yayımladı.
Başrollerini Öner Erkan (Oktay Uysal), Songül Öden (Nil Uysal), Haluk Bilginer (Berhudar), Uğur Yücel’in (Olcay Uysal) paylaştığı dizide onlara Umut Yeşildağ (Ege Uysal), Nilay Yeral (Ece Uysal), Bilyana Jovanovska (Sofia), Serkan Altunorak (Suat), İbrahim Selim (Mert) ve Nezaket Erden (Yağmur) eşlik ediyor.
Uysallar dizisi 2020 yılında çarpık kentsel dönüşümlü İstanbul’un keşfedilmemiş sokaklarında ve yükselmeye devam eden plaza, rezidanslarında geçen, üst orta sınıf mimar Oktay Uysal’ın ve onun geniş sayılabilecek ailesinin kim olduğunu sorgulama ve uyanış hikâyesini anlatıyor. İstanbul’un tanımlanamayan şehir görselliğinde alternatif bir aile hikâyesi sunan dizi, aynı zamanda izleyiciye “ben en son ne zaman mutluydum?” sorusunu sordurtuyor.
Yapımcılığını Ay Yapım’ın üstlendiği 30 Mart’ta Netflix’te izleyiciyle buluşacak Uysallar dizisinin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Anna Laudel, Halil Vurucuoğlu’nun uzun süredir üstünde çalıştığı, kâğıt kesme ve kâğıt katmanlarını yırtarak geliştirdiği yeni tekniğini kullanarak ürettiği eserlerinden oluşan “Hem Var Hem Yokmuş Gibi” başlıklı kişisel sergisini 22 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Halil Vurucuoğlu eserlerini üretirken ortaya çıkan kâğıt atıklarını dönüştürerek çalıştığı ve sürdürülebilirliğe dikkat çektiği yeni eserlerini “Hem Var Hem Yokmuş Gibi” başlığı altında izleyicinin beğenisine sunuyor. Sergide sanatçı filozof Slavoj Žižek’in dünyanın insan eliyle yaşadığı dönüşümü tanımlayan, içerisinde bulunduğumuz jeolojik çağ olan Antroposen’de özgürlüğümüzün sınırlarının küresel ısınma ile somutlaştığı düşüncesinden yola çıkıyor. Sanatçı sergide yer alan eserlerle bir yandan yaşadığımız ekolojik krizi hem yerel hem küresel olarak en yaşamsal sorunlarımızdan biri olarak yorumlarken bir yandan da doğa, çevre ve bunların üzerindeki insan etkisini inceliyor.
Vurucuoğlu eserlerinde doğanın temel döngüsü doğum, ölüm ve dönüşümden hareketle merkeze aldığı var etme ve yok etme kavramını, bir diğer anlamı ufalayarak parçalara ayırmak olan yırtma eyleminde biçimselleştiriyor. Sanatçı bu pratikle üzerinde durduğu eylemlerin bilinç, imgelem, kültür ve ekolojik dengeyle olan ilişkisini irdeleyerek, izleyiciye dünyayı giderek yitirdiğimizi, elimizde kalanın ise bir imgelem olduğunu söylüyor.
Halil Vurucuoğlu’nun “Hem Var Hem Yokmuş Gibi” başlıklı kişisel sergisini 22 Nisan’a kadar Anna Laudel’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye: Halil Vurucuoğlu, Hem Var Hem Yokmuş Gibi - Both Existing and Non Existent, Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz, 2022
İş Sanat’ın edebiyatımızın unutulmaz eserlerinin müzik ile buluştuğu dinleti serisinde bu ay Orhan Veli şiirlerinin yer aldığı “Gün Olur, Alır Başımı Giderim” başlıklı dinleti, 21 Mart Pazartesi (bugün) akşamı İş Sanat’ın YouTube kanalında sanatseverlerle buluşacak.
Atilla Birkiye düzenledi ve Mehmet Birkiye sahneye taşıdığı dinletide Orhan Veli’nin şiirleri Metin Belgin’in sesiyle hayat bulacak. Serdar Yalçın’ın şairin şiirlerinden bestelediği eserlerini ise Deniz Erdoğan Likos (soprano), Zafer Erdaş (bas), Ferhat Ferat (gitar), Engin Gürkey (perküsyon), Kubilay Sezerel (klavye), Yiğit Şen (kontrbas) seslendirecek.
“Gün Olur, Alır Başımı Giderim” başlıklı dinleti 21 Mart Pazartesi, saat 20.30’dan itibaren İş Sanat’ın YouTube kanalından izlenebilir.
Başta Ayvalık ve Ege Bölgesi olmak üzere tüm Türkiye’de kültür sanat alanında etkinlik ve atölye düzenlemek amacıyla bu sene kurulan Seyir Derneği, Mordem Sanat iş birliği ve Kültür için Alan desteğiyle Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ni 24 - 25 Eylül’de Diyarbakır’a taşıyor.
Goethe-Institut, Hollanda Büyükelçiliği, İsveç Başkonsolosluğu ve Fransız Kültür Merkezi’nin öncülüğünde başlatılan, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve Anadolu Kültür’ün iş birliğiyle hayata geçen bir proje Kültür için Alan, İzmir, Diyarbakır, Gaziantep ve bu kentlere komşu şehirlerde görsel sanatlar ve gösteri sanatları alanındaki kültürel projelere olanak ve kaynak sağlamanın yanı sıra, yerel kurumlar ve sanat alanında üretim yapan profesyonellere farklı eğitim ve gelişim fırsatları sunuyor.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali Ayvalık’ın ardından, 24 - 25 Eylül tarihlerinde, programındaki 10 film ile Diyarbakır’da yer alan sahne sanatları eğitimi veren, farklı sanat dallarında işlerin sergilendiği ve üretildiği, herkese açık bir mekân olarak kurgulanan Mordem Sanat’ta izleyiciyle buluşacak. Ayvalık’ta bulunan bir grup öğrenci ve sinemacı da Diyarbakır’a giderek buradaki gösterimlere ve öğrenci eğitim atölyelerine katılacaklar. Diyarbakır organizasyonunu üstlenerek film gösterimleri ve atölyeler için mekân ve ekipman sağlayacak olan Mordem Sanat, eylül ayında yapılacak Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin katılımcıları arasında da yer alacak. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern’in yetişkinlere yönelik atölye ve seminer programı Atölye Modern, düzenlediği çevrim içi seminerler kapsamında “Günümüz Sanatı ve NFT” adlı yeni bir programa 24 Mart’ta başlıyor.
Çağdaş sanatçı ve eğitimci Bager Akbay tarafından yürütülecek olan “Günümüz Sanatı ve NFT” seminerinde, güncel teknolojilerle çalışan sanatçılar, sanat koleksiyonu oluşturma süreçlerinin nasıl değiştiği ve dijital sanat koleksiyonu oluşturma pratikleri ele alınacak. Altı hafta sürecek programda “yeni medya”, “dijital sanat”, “NFT” kavramlarına odaklanılacak. Seminer günümüz teknolojilerinin sanatsal üretim biçimlerine etkilerini, sanatçının değişen rolünü, sanatın deneyimlenmesindeki gelenekleri ve alışkanlıklarını konu alıyor.
Teknoloji temelli çağdaş sanat üretimlerini tanımaya ve NFT ile sanat arasında nasıl bir ilişki olduğunu yorumlamaya odaklanan program, sanatın deneyimlenmesine dair geleneksel önyargıları ve bu önyargıları ortadan kaldıran yeni sanat üretimlerini güncel örnekler üzerinden ele alıyor. Atölye Modern’in çevrim içi seminerleri hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Türkiye’den ve İsrail’den şair ve edebiyatçıları ortak paydada buluşturan, şair ve çevirmen A. Gökçenur Çelebioğlu tarafından derlenen Aynı Güneşin Altında-Genç İsrail Şiiri Antolojisi, ArtIsrael’in desteği ile Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlandı.
Antolojide İsrailli şairler Adi Assis, Anat Zecharia, Dana Lubinsky, Eli Eliahu, Hilà Lahav, Maya Tevet Dayan, Mei-Tal Nadler, Natalie Braun, Shira Stav, Tahel Frosch, Tal Nitzàn, Uri Hollander, Yakir Ben-Moshe, Yonatan Kunda ve Yonathan Berg’in şiirleri yer aldı. Şiirleri ise dilimize Gökçenur Ç., Efe Duyan, Onur Behramoğlu, Nurduran Duman, Anita Sezgener, Çağla Meknuze, Halil Karapaşaoğlu ve Dr. Mehmet Altun kazandırdı.
Antolojideki tüm şiirlerin, şairleri ile yüz yüze yapılan çalışmalar ile çevrilmiş olması özel bir çalışma olmasının altını çiziyor. Kitap bu yönüyle, uluslararası etkinliklerin, festivallerin ve çeviri atölyelerinin yalnızca birer turistik faaliyetten ibaret olmadığının kanıtı niteliğinde.
Antolojinin ortaya çıkış süreci de çeviri atölyelerinde, şiire gönül vermiş insanların buluşmasıyla şekilleniyor. Bu süreci Gökçenur Ç. şöyle anlatıyor: “Bu antolojinin macerası, tasarladığım ve eş başkanı olduğum Wordexpress projesinin bir uzantısı olarak, Tel-Aviv’de Helicon tarafından düzenlenen Shaar Şiir Festivali kapsamında gerçekleştirdiğimiz performans ve çeviri atölyesi ile başladı. 2010 yılında festival sırasında İsrailli şairlerle oluşan dostluklarımız ve Helicon ile geliştirdiğimiz iş birlikleriyle 2012 yılında İsrail’de Ein Hashofet Kibuttz’da, Türkiye’den benimle Efe Duyan ve Onur Behramoğlu’nun da katıldığı bir çeviri atölyesi daha gerçekleştirdik. Ortak çalışmalarımız ilerledikçe köklü şiir geleneğine sahip iki kültürün ortak ve birbirini tamamlayan yanlarını keşfediyorduk. 2013 yılında bu kez İstanbul’da yine Efe Duyan ile bir önceki çeviri atölyesindeki ekibe sevgili Nurduran Duman, Anita Sezgener ve Dr. Mehmet Altun’un da katıldığı bir atölye daha gerçekleştirdik ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde büyük bir okuma düzenledik. 2017 yılında Tel-Aviv’de tüm atölyelerimize İsrail tarafının organizatörü ve moderatörü olarak katılan Helicon başkanı Tziona Shamay ile ben ve Zerrin Yılmaz editoryal bir çalışma kampı gerçekleştirdik ve şiirleri çevrilen Türk şairlerin şiirlerinin İsrail’de İbranice bir Antoloji, İsrailli şairlerin şiirlerinin de Türkiye’de Türkçe bir antoloji olarak yayımlanmasına karar verdik. Antolojilerin kapakları ve adları aynı olacak, böylece simgesel olarak çalışmaların bütünlüğü vurgulanacaktı. Antolojinin adını Türkiye’de yaşayan Türk ve Yahudilerin yüzyıllardır süren dostluklarını vurgulayan “Aynı güneşin altında çamaşır kurutmuşuz,” sözünden ilhamla Aynı Güneşin Altında koyduk.
Elektrik folk grubu Yasak Helva’nın “Eastern Journey” teklisi Gülbaba Records etiketiyle müzikseverlerle buluştu.
Indian pop, euro disco ve disco türlerinin öncülerinden kabul edilen Biddu Appaiah’ın “Eastern Journey” şarkısı, sanatçının Biddu Orchestra projesiyle yaklaşık 50 yıl önce müzik dünyasıyla tanıştı. Şarkının ülkemizde tanınmasına Kemal Sunal’ın oynadığı İyi Aile Çocuğu filmi ile Levent Kırca ve Oya Başar’ın kült komedi programı Olacak O Kadar sebep oldu. Yasak Helva, tabla üstadı Gürkan Özkan ile bir araya gelerek şarkıyı yeniden seslendirdi.
Sahnede elektro-akustik cümbüş̧, çağlama, bas ve davul enstrümanlarını kullanan grup, müziğinde Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya bölgelerinden beslenirken, zaman zaman caz ve rock dünyasının klasiklerine de göndermelerde bulunuyor.
Yasak Helva’nın “Eastern Journey” teklisini buradan dinleyebilirsiniz.