
Davide Cali’nin kaleme aldığı ve Benjamin Chaud'un resimlediği çocuklar tarafından sevilen “Okuldaki Hayalci” dizisinin yeni macerası İnanılmaz Yaz Tatilim Hakkındaki Gerçek, Alara Beykan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
İnanılmaz Yaz Tatilim Hakkındaki Gerçek, bir çocuğun sınırsız hayal gücünü yansıtıyor. Kitapta, denizaltı, mumyalar, piramitler, uzay gemisi, Çin Seddi, Tac Mahal, uçan halı ve daha neler neler var.
“Eee, yaz tatilinde ne yaptın bakalım?”
“Şey... Bir hazine haritası buldum. Ancak, saksağanın biri elimden kaptı. Düştüm peşine. Az kalsın bir kalamara yem oluyordum ki, bir denizaltı kaptanı kurtardı beni. Çöller, karlı dağlar aştım. İnanmayacaksınız ama, bir ara uzaya bile çıktım.”
Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 7 - 14 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek Antalya Altın Portakal Film Festivali 60. yılını kutlayacak.
Antalya Altın Portakal Film Festivali, Türkiye’de ilk kez gösterilecek filmlerin yer alacağı Ulusal ve Uluslararası Yarışmalar ile yılın merakla beklenen yapımlarını içeren özel gösterimlere ev sahipliği yapacak. Festival bu sene de 10. yılını kutlayan Antalya Film Forum ile sektörü desteklemeye, Altın Portakal Sinema Okulu ile de geleceğin sinemacılarına ilham vermeye devam edecek. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisine bu yıl, tiyatro sahnesinde başladığı kariyerine sinema ve televizyonda da devam eden usta oyuncu Demet Akbağ başkanlık edecek.
Altın Portakalların sahiplerini bulacağı Ulusal Uzun Metraj, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Metraj Film Yarışmaları ve Uluslararası Yarışma’da toplam 1 milyon 275 bin TL değerinde ödül verilecek. Antalya Film Forum 10. yaşında beş ayrı platformda toplam 550 bin TL değerinde, geçen yıl başlayan Edebiyat Uyarlaması Senaryo Yarışması’nın ikinci yılında ise 120 bin TL değerinde ödül verilecek.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Muhittin Böcek yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu yıl bir asrı geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti’mizin en köklü festivali olan Antalya Altın Portakal Film Festivalimiz 60. yılını kutluyor. Cumhuriyetimizin izinde devam ettirdiğimiz festivalimiz için çalışmalara başladık. Göreve geldiğimiz ilk yıl evine geri dönen Ulusal Yarışma bölümlerinde yine yılın en yeni filmleri izleyiciyle buluşacak. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma Jürisine bu yıl çok değerli bir sanatçı; tiyatro, sinema ve televizyonun en üretken isimlerinden usta oyuncu Demet Akbağ başkanlık edecek. Festivalimiz kapsamında sinema sektörü bu yıl toplam 1.945.000 TL ödül ile desteklenecek. Ekim ayında sinemanın kalbi yine Antalya’da atacak.”
60. Antalya Altın Portakal Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Depo’da izleyiciyle buluşan “Dağdaki Keçi, Gökteki Ay, Sudaki Balık” sergisi kapsamında 12 Temmuz Çarşamba 18.30’da çevrim içi bir söyleşi gerçekleşecek.
Araştırmacı Çiçek İlengiz’in moderatörlüğünde, sanatçı rezzan gümgüm, akademisyen Zeynep Kezer ve avukat Barış Yıldırım’ın katılımı ile gerçekleşecek söyleşide devletin Yukarı Fırat Havzası’nda kendini inşa süreci ve Munzur ekosistemini korumak amacıyla sürdürülen hukukî mücadele üzerine konuşulacak.
14 Temmuz’a kadar Depo’da devam eden rezzan gümgüm’ün “Dağdaki Keçi, Gökteki Ay, Sudaki Balık” başlıklı kişisel sergisi, izleyiciyi insanın doğanın yalnızca bir parçası olduğu ekolojik bir kurgunun Dersim’de somutlaşan deneyimi üzerinden egemenlik, biyoçeşitlilik ve kültürel çeşitlilik üzerine düşünmeye davet ediyor. Sanatçı bu sergi ile Mizur/Munzur Nehri ve suyu, kırmızı benekli alabalıklar ve dağ keçileri gibi doğadaki canlı veya cansız tüm varlıklara atfedilen kutsiyete ve onları tehdit eden barajlara, HES’lere, dağ keçisi avlama ihalelerine ve madencilik projelerine dikkat çekiyor. Dersim’de ekolojik tahribata sebep olan tüm bu uygulamalar, çevresel bir çöküşe yol açmanın ötesinde kolektif hafızanın kutsal mekânlarına da zarar veriyor. Sergideki video ve yerleştirmeler Dersim’de kutsal kabul edilen coğrafyanın uğradığı farklı şiddet biçimlerinin görünmezliğini kırmaya çalışıyor.
12 Temmuz Çarşamba 18.30’da çevrim içi gerçekleşecek etkinliğe buradan kayıt olarak katılabilirsiniz.
Künye: rezzan gümgüm, Dağ, Süt, Beden / Mountain, Milk, Body, 2023, üç kanallı video yerleştirmeden ekran görüntüsü / video still, three-channel video installation
Akira Mizubayashi’nin sözcüklerin içini tutkulardan ziyade müzikle doldurduğu romanı Bin Yılın Aşkı, Gözde Koca’nın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Romanın baş karakteri Sen-nen insan sesinin olağanüstü gücünü çok erken keşfeder. Onun için insan sesi başlı başına bir müzik aletidir. Daha ergenliğinde, sarf edilen sözlerin içi boş, cisimsiz bir balon olduğuna ikna olmuştu. Şarkı söylemekse sözcüklere kendine özgü bir güç veriyor, dilin zayıflığını telafi ediyordu.
Tokyo Üniversitesi’nde Fransızca profesörü olan Sen-nen kendisi gibi opera sevdalısı Fransız Mathilde ile evlenerek Paris’e yerleşir. Çok geçmeden, bu aşkın iki meyvesi olur: Kızları Émilie ve Figaro’nun Düğünü operasına duyduğu tutku. Eşi Mathilde’in amansız bir hastalığa yakalanmasıyla, Sen-nen hayatın acı tatlı tüm tesadüflerini insanlığın evrensel anadili olan müzik aracılığıyla yaşamaya başlar.
KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar konserleri, 21 Temmuz Cuma akşamı gerçekleşecek Kalben ve Güneş Özgeç konseri ile devam ediyor.
KüçükÇiftlik Bahçe’de Yüzdeyüz Müzik katkıları ve URU organizasyonuyla gerçekleşen KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar konserleri, farklı müzik türlerinden yerli sanatçıları dinleyicilerle bir araya getiriyor. KüçükÇiftlik Park’ın, 2019’dan beri yerli ve bağımsız müzik sahnesinin en iyi isimlerine yer veren KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar konserleri yeniden başlıyor. Serinin 21 Temmuz Cuma akşamı gerçekleşecek ilk konserinde, ilk olarak Güneş Özgeç, ardından Kalben sahneye çıkacak.
Folk, blues ve akustik pop öğelerini bir araya getiren Kalben, kendi adıyla yayımladığı ilk albümü Kalben ardından Sonsuza Kadar, Kalp Hanım ve Eski Yeniler albümleri ile dinleyici kitlesini giderek genişletti. Sözü ve bestesi kendisine ait birçok tekli yayımlayan Kalben, “Geri Dönme” şarkısını Cem Adrian ile birlikte, “Robot Kozmonot” şarkısını ise Teoman ile birlikte söyledi.
Türkiye konserlerinde eşlik ettiği Belle and Sebastian’ın yanı sıra, Rashit, mor ve ötesi, Direc-t, Ömer Özgeç, Şenova Ülker, İdil Biret, Suna Kan, Ayşegül Sarıca, Shlomo Mintz, İbrahim Yazıcı gibi birçok isimle sahnede yer alan Güneş Özgeç, 2018 yılında kendi yazdığı, bestelediği ve düzenlediği “Kahve”, “Ikaria” ve “Sonbahar” adlı şarkılarını tekli olarak yayımladı. 2022’de Kalben’in Eski Dünyanın Yangını isimli albümü için “Karasinek Senfonisi” ve “Kedi”nin aranje ve prodüksiyonunu, “Bugün Bana Tatil”in ise yaylı aranjesini yaptı. Güneş Özgeç, son olarak nisan ayında “Toksik” adlı teklisini yayımladı.
Yüzdeyüz Müzik katkıları ve URU organizasyonuyla 21 Temmuz Cuma akşamı KüçükÇiftlik Bahçe’de gerçekleşecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern, Oral-B IO sponsorluğunda hayata geçirdiği, sanatı bilim ve teknolojiyle bir araya getiren öğrenme alanı Stüdyo STEAM ile genç ve yetişkinleri sanatla bir araya getiriyor.
İstanbul Modern yeni müze binasında sanatseverlere disiplinlerarası bir yaklaşımla yola çıkan yeni bir eğitim mekânı sunuyor. Stüdyo STEAM, genç ve yetişkinler için bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik alanlarını kapsayan yeni bir öğrenme alanı oluşturmayı amaçlıyor. Sanatın biyolojik materyaller, mühendislik fikirleri ve yapay zekâ ilişkisine odaklanan Stüdyo STEAM, katılımcılarının eleştirel düşünme ve farklı bakış açıları üretme konularında gelişimlerini desteklerken, atölye deneyiminde ulaşılan verilerle imgeler oluşturup sanat üretmeye teşvik ediyor. İlk yılında “Biyolojik Materyallerle Sanat” ve “Sanat Mekanizmaları” başlıklı iki eğitim programını hayata geçirecek Stüdyo STEAM, ikinci yılında ise “Yapay Zekâ ile Sanat” konusuna odaklanacak. Sanatçılarla iş birliğinde geliştirilen bu eğitim programlarında bilimin araştırma yöntemleri, sanatın süreç odaklı üretim teknikleriyle bir araya geliyor.
İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Bölümü tarafından, eğitimci Bager Akbay’ın danışmanlığı ve sanatçı Nergiz Yeşil iş birliğiyle tasarlanan “Biyolojik Materyallerle Sanat”, katılımcılarına ilham verici bir öğrenme ortamı sunuyor. Program, proje için sanatçı tarafından hazırlanan duvar yerleştirmesi, geliştirilen özel yazılımlar, bilimsel ve teknolojik araçlar aracılığıyla katılımcıları disiplinlerarası bir bakışla sanatı keşfetmeye davet ediyor. Nergiz Yeşil’in üretim pratiğinden ilham alan katılımcılar, biyolojik materyallerden oluşan nesneleri ışıklı yüzeyler ve mikroskoplarla gözlemliyor, formları bir araya getirerek deniyor ve kendi sanat çalışmalarını üretiyorlar.
Stüdyo STEAM, lise ve üniversite öğrencileri için pazartesi hariç hafta içi her gün 11.00 ve 14.00’te, gençler için cumartesi ve pazar günü 11.00’de, yetişkinler için ise cumartesi ve pazar günleri 15.00’te düzenleniyor. Ücretsiz olarak gerçekleşen Stüdyo STEAM eğitim programlarına rezervasyon yaptırarak katılabilirsiniz. Stüdyo STEAM hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Mona Chollet’in patriyarkanın heteroseksüel ilişkileri nasıl manipüle ettiğini, hem kadınları hem de erkekleri koşullandırdığını, aşkı ve arzuyu yaşamamıza engel olduğunu anlattığı kitabı Aşkı Yeniden İcat Etmek - Patriyarka Heteroseksüel İlişkileri Nasıl Sabote Ediyor?, Z. Hazal Louze’nin çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Chollet, eleştirel üslubu ve yüreklendirici bakış açısıyla aşkın gücüne duyulan inancın manifestosunu sunuyor okura. “Kadınların kimliklerine, kıymetlerine dair çok güçlü ve sağlam hisleri olması, her alandaki egemenliklerinden emin olmaları gerekir. İşte tüm bu ögeler kadınların sahip olmakta çok az şanslı oldukları noktalar; ama onları beslemeye kararlı olmak da bizim elimizde.”
Aşkı Yeniden İcat Etmek, aşkı bize sunulandan farklı bir biçimde tasavvur edebilir miyiz? Daha güçlü, daha tatmin edici, daha eşit bir aşk mümkün mü? gibi soruların peşinden gidiyor. Televizyon dizileri, filmler, romanlar, gündelik hayatın görünmez kodları kadınların susmasını ve aşkta mutluluğu yakalamak için kendileri ile sevgilileri arasında bir seçim yapmaları gerektiğini öğütlüyor. Erkek her şeye hakkı olan, kadın ise fedakârca kendini adaması gereken taraf olarak kabul ediliyor. Sadakat ve tekeşliliğe değer yükleyen toplumsal kaideler bazen kadın kırımının yolunu açabiliyor; bu olmadığında bile kadın için yıkıcı, yıpratıcı ve tüketici oluyor. Tahakkümün görünür ve görünmez bin bir çeşidi hayatımızı esir almaya devam ediyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen ve Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu Köprüde Buluşmalar kapsamında gerçekleştirilen, Medienboard Berlin-Brandenburg, Hamburg Schleswig-Holstein Film Fonu iş birliğiyle oluşturulan Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu’na başvurular başladı.
Almanya ve Türkiye arasındaki uzun metraj ortak yapım projelerini desteklemek amacıyla 2011 yılında hayat geçirilen Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu bu yıl 13. kez düzenlenecek. Fona, henüz çekimine başlanmamış tüm uzun metraj Almanya-Türkiye ortak yapımları 5 Eylül Salı gününe kadar başvuru yapabilecek. Desteklenen projeler ise ekim ayında açıklanacak.
Fon tarafından desteklenen 59 film arasında; dünya prömiyerini Berlinale Ana Yarışma’da yapan Kız Kardeşler (Emin Alper), Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda yapan Albüm (Mehmetcan Mertoğlu), Berlinale Panorama’da yapan Ansızın (Aslı Özge), Forum’da yapan Nefesim Kesilene Kadar (Emine Emel Balcı), Generation’da yapan Mavi Bisiklet (Ümit Köreken), Sesime Gel (Hüseyin Karabey) ve Karlovy Vary Film Festivali Ana Yarışma’da yapan Babamın Kanatları (Kıvanç Sezer), Karlovy Vary Film Festivali Ana Yarışma’da yapan Kardeşler (Ömür Atay), dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yapan ve büyük ödülü kazanan Bir Nefes Daha (Nisan Dağ), dünya prömiyerini 2021 Visions du Reel’de yaparak Jüri Özel Ödülü alan Yaramaz Çocuklar (Ahmet Necdet Çupur) bulunuyor. Destek alan projelerden Zuhal (Nazlı Elif Durlu), Ela ile Hilmi ve Ali (Ziya Demirel), Kar ve Ayı (Selcen Ergun) prömiyerlerini seçkin festivallerde yaptılar. Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikâyesi (Tolga Karaçelik) ve İki Gözlüler (Ziya Demirel) ise geliştirme aşamasında bulunuyor. Bugüne kadar fon tarafından Türkiye-Almanya ortak yapımı filmlere sağlanan toplam destek 1.006.500 avroya ulaştı.
Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu’na başvuru formuna ve detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Fatma Çiftçi’nin “Evde Kalan Kız Kurusu” başlıklı kişisel sergisini 20 Ağustos’a kadar Goethe-Institut Ankara’nın sanat mekânı Galeri Vitrin’de sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Burçak Fakıoğlu Yakıcı’nın üstlendiği sergide; coğrafi, kültürel ve sosyal alandan türetilen semboller ve desenler, anlam buldukları inanç ve günlük yaşamdan sıyrılıp Fatma Çiftçi’nin mekâna özgü, özel olarak ürettiği “Evde Kalan Kız Kurusu” başlıklı yerleştirmesi biyografik bir anlatıyla izleyiciye sunuluyor. Kentin ana caddelerinden birinin küçük bir sokakla kesiştiği noktada yer alan bir “vitrinin” “çerçevenin”, “dünyanın” içerisinde geçen bu hikâye, bireysel bir hikâyeden yola çıksa da izleyiciyi evrensel bir anlatıya davet ediyor.
Toplumsal bellek vasıtası ile nesilden nesle aktarılan halı dokuma geleneğinde, halı dokumacısı ürettiği dokumalarla bir tür biyografik anlatı sunuyor. Fatma Çiftçi, bu geleneği kendi biyografik anlatısı üzerinden sürdürüp, yaşamında sorguladığı bazı toplumsal normları, özellikle de cinsiyete dayalı kalıplaşmış rolleri bu yerleştirmesinde eleştirel bir biçimde ele alıyor. Toplumda kimlik oluşturulması yolunda; aile kurma, evlenme, üreme gibi norm hâline getirilen ve birey olma yolunda kişinin karşısına çıkan yargıların sorgulandığı yerleştirmesinde; kimliğe dair “ennui”, yani derin bir sıkıntının ve çilekeş bir durumun yansıması motiflerin anlatımıyla ortaya çıkıyor.
Soner Sert’in “Araf”, “Ölüm” ve “Yaşam” başlıkları altında topladığı öykülerinden oluşan yeni kitabı Bir Sağır Zangoç, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Sert bu öykülerinde, olağan görünen an parçalarının nasıl olağandışı yollara sapabileceğini, karakterlerin raydan çıkan hayatlarının –belki de en– kötü günlerine odaklanarak gösteriyor, kırılmaların altını kazıyor.
“Allah’ın unuttuğu, kurdun kuşun belirli bir saatten sonra ses etmediği, sokak lambalarının bile yanıp yanmamakta tereddüt ettiği, ‘Boğulacaksan, büyük denizde boğul,’ deyip hep küçük denizde boğulanların işsizler kahvesine tünediği, kimsenin ne çok iyi ne çok kötü olduğu ama herkesin birbirine ahlak pazarladığı bu kasabada ortalık cırcırböceklerine kalmıştı. Ece, jandarma karakolunun izbe nezarethanesinde yarı açılmış ufak pencereden periyodik olarak gelen seslere kilitlenmiş, başına gelenleri düşünüyordu. Cırcırböceklerinin sesi kafasının içine içine vuruyordu. Cilası yeni yapılmış, üzerinde ‘İçişleri Bakanlığı’ yazan kırmızı beyaz boyalı bankta otururken, göğsünün daraldığını, nefesinin kesilir gibi olduğunu hissetti.”