
Karaköy’de yer alan Galataport İstanbul, Ahmet Güneştekin’in İsimlerin Şehri İstanbul başlıklı enstalasyonuna ev sahipliği yapıyor.
Ahmet Güneştekin’in Doğuş Meydanı’na yerleştirilen enstalasyonu İsimlerin Şehri İstanbul, şehrin farklı kültür ve dillerle örülen geçmişini ve bilinmeyen pek çok yönünü izleyicilerle buluşturuyor. Sanatçının 2.500 m2’lik bir alan için çalıştığı enstalasyon, şehrin tarih boyunca sahip olduğu adları ve kültürel katmanları ortaya çıkarırken, zeminde dört imparatorluk dönemine ait sikke buluntularından işler yer alıyor. İsimlerin Şehri İstanbul enstalasyonuyla şehrin dilsel ve görsel bir yapısökümünü sunan Güneştekin, şehrin geçmiş adlarının, çarpıcı biçimde değişen gerçekliklerin kodları olduğunu gösteriyor. Sanatçı “Bir şehrin adı ne anlama gelir? İstanbul’un geçmişte sahip olduğu adlar aynı şehre mi atıfta bulunur?” soruları üzerinden kentin çok geçmişli izlerini araştırıyor.
“İstanbul her zaman İstanbul değildi. Byzantion’du, Constantinopolis’ti, İkinci Roma’ydı. Orta Bizans döneminde sadece Polis, Osmanlı döneminde Kostantiniyye, İslambol, Dersaadet ve daha birçok şeydi; ama hiçbir zaman sadece İstanbul değildi. 20. yüzyılın ilk yarısında İstanbul adı dışındakiler neredeyse tümüyle silindi. Her biriyle bir başka göndermeler takımının gündeme geldiği bu anlamlar dünyası bir zamanlar çok üyesi olan bir kozmopolit yerleşmeler ailesinin en büyük kentini anlatıyordu. Bu kozmopolitizm aşındıktan sonra başka bir kent doğmuştu ama sayısız değişkene göre çeşitlenen bireyselliklerin, tercihlerin ve dışavurumların kenti olurken adını da tekilleştirmişti. O, bugün Türkiye’de ve dışarıda hemen herkes için artık yalnızca İstanbul. Güneştekin şehrin unutulmaya bırakılan eski adlarını İsimlerin Şehri İstanbul yerleştirmesiyle hafızanın alanına yeniden taşıyor.
Farklı bileşenlerden oluşan enstalasyonun dairesel öğesinde, iç içe geçmiş eş merkezli halkalara, şehrin zaman içinde değişen adlarıyla birlikte bu değişimleri temsil eden işaret ve kodlar yerleştirilmiş. Dairesel paneller üzerindeki tamamlayıcı öğeler, tarihsel ve linguistik sürekliliği vurguluyor. Şehrin farklı tarihsel zamanlarını yan yana getiren renkli halkaların her biri farklı bir anlam dünyasını temsil ediyor. Enstalasyon şehrin farklı kodlarının olası birçok konfigürasyonundan biri, dairesel bir dizge içinde bu kodları görselleştiren bir dil çalışmasıdır.
İstanbul, modern aklın doğuşu kadar eskilere dayanan bir geleneğin üstünde yükselen ve diğer kültürlerle olduğu kadar kendi içinde de katmanlaşma yaşayan bir kültür ağına sahip bir şehir. Bugün hafızasından silinmiş isimleriyle birlikte yüzeye çıkarılan sikke buluntuları bu tarihsel katmanlara tanıklık ediyor. Sanatçının buluntuların ikonografisinden yola çıkarak çalıştığı sikke formundaki bronz işler sergileme mekânının taşlarına yerleştirilmiş. Bereket tanrıçası Demeter’in ve Poseidon’un ya da bir yunusla boğanın birlikte tasvir edildiği, Ammon boynuzu giymiş Büyük İskender’i Gorgon başı ile süslenmiş kalkanına yaslanan Athena ile tasvir eden Bizans dönemine ait sikkeler, Osmanlılar tarafından kuşatıldığı sırada basılan ve şehrin düşüşünü simgeleyen son Bizans sikkeleri, Fatih Sultan Mehmet’in sultani adıyla bastırdığı ilk Osmanlı sikkesi ve daha birçokları, milyonlarca yıldır süregelen doğal bir akışın merkezindeki bir geçiş noktasında olan şehrin kent hafızasındaki sürekliliğine işaret ediyor.
İstanbul sayısız kez yıkılmış, yeniden inşa edilmiş ve tarihini yeniden yaratmış bir kent. Ancak bu değişimde, bilinçaltında deneyimlenen derin ve kaçınılmaz bir süreklilik yatıyor. Çünkü burası çok katmanlı bir hatıralar ve tarihler şehri. Hikâyeleri, sokaklarını arşınlayan gezginlerin, sakinlerinin, göç gelenlerin ya da bir daha geri dönmemek üzere ayrılmak zorunda kalanların bakışlarına bağlı. Güneştekin, bu hikâyeleri anlamak için tarihsel zamanın kıyısına gitmek ve yıkımlardan hayatta kalıp kurtulmuş imgelere, hayallere, düşünüşlere ve de metal tanıklara bakmak gerektiğini gösteriyor.”
Douglas R. Hofstadter’in sibernetik, yapay zeka ve bilgisayarlarla içli dışlı herkesin kutsal kitabı sayılan Pulitzer ödüllü eseri Gödel, Escher, Bach: Bir Ebedi Gökçe Belik, Ergün Ahmet Akça’nın çevirisiyle Alfa Yayınları’ndan çıktı.
Alt başlığı “Lewis Carroll’ın İzinde Zihinlere ve Makinelere Dair Metaforik Bir Füg” olan Gödel, Escher, Bach akıcılığı, dehası, değişik fikirleri ustalıkla kaynaştırması açısından ancak Lewis Carroll’ın yapıtlarıyla karşılaştırılabilir.
Felsefe, psikoloji, karşılaştırmalı edebiyat, bilim tarihi ve bilim felsefesi, bilgisayar ve bilişim bilimleri, müzik ve elbette matematik gibi pek çok alanda öncü araştırmalar yapan Hofstadter, Gödel, Escher, Bach için şöyle der: “Gödel, Escher, Bach ‘ben’ ya da bilinçlilik sözcüğü çevresinde gezinir. Ben’in düşünmenin diplerinde bir yerden, güçlükle anladığımız örtük mekanizmalarla nasıl ortaya çıktığını ele alır. Yalnızca düşünmenin değil, benlik duygumuzun ve bilinçliliğimizin farkında oluşumuzun bizi diğer karmaşık şeylerden ayrı kıldığını vurgular.”
Christina Aguilera, Türkiye’deki ilk konserini “Regnum Live in Concert” kapsamında 8 Ağustos’ta Antalya Belek’te yer alan Regnum Carya’da verecek.
Dört oktavlık ses aralığı ve yüksek notaları sürdürme yeteneği ile tanınan, yedi Grammy Ödülü sahibi Christina Aguilera, Türkiye’de ilk kez Regnum Carya’nın 2 bin 500 kişi kapasiteli sahnesi Pearl Event Area’da dinleyiciyle buluşacak.
Daha önce Jennifer Lopez, Dua Lipa, Tom Jones, Rita Ora, Jason Derulo, James Arthur ve Anne Marie gibi önemli isimleri ağırlayan “Regnum Live in Concert” serisi, bu sene Christina Aguilera’yı konuk edecek.
Galeri/Miz, çeşitli disiplinlerden birçok sanatçının bir araya geldiği “Miz Vol: 9” başlıklı grup sergisini 15 Ağustos’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Resim, heykel, fotoğraf, illüstrasyon, enstalasyon gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiği sergide Ayşe Topçuoğulları, Belmin Pilevneli, Doğukan Çiğdem, Duygu Aydoğan, Ece Güvenç, Gül Ilgaz, Hakan Çapkan, Mina Karwanchi ve Metin Kalkızoğlu’nun eserleri izleyici karşısına çıkıyor. Doğadan, şehirden, felsefeden, kişisel deneyimlerden ve hatıralardan izler taşıyan sergi, izleyiciye görsel deneyimden öte öznel ve düşsel perspektiften doğan deneyimler sunuyor. Farklı teknik ve materyallerle üretilmiş eserlerin yer aldığı sergide; soyut, figüratif ve fine art resim çalışmaları, porselen malzemeden üretilmiş heykeller bir araya geliyor.
12 Temmuz’da (bugün) kapılarını açan “Miz Vol: 9” başlıklı sergiyi, 15 Ağustos’a kadar pazar ve pazartesi hariç her gün 11.00 - 19.00 saatleri arasında Galeri/Miz’de ziyaret edilebilirsiniz.
Künye:
1. Doğukan Çiğdem
2. Belmin Pilevneli
3. Duygu Aydoğan
4. Hakan Çapkan
5. Gül Ilgaz
Karikatürist ve ödüllü çizgi roman yazarı Tom Gauld’ın sevginin gücüne dair zamansız bir masal anlattığı kitabı Küçük Tahta Robot ve Tomruk Prenses, Alican Saygı Ortanca’nın çevirisiyle İthaki Çocuk’tan çıktı.
Neil Gaiman’ın “Şaşırtıcı derecede sevimli bir kitap...” olarak bahsettiği bu kitap cömertçe sunulan sevginin gücünü anlatıyor okurlarına.
“Bir kral ve bir kraliçe yıllardır çocuk sahibi olmak istiyorlarmış.
En sonunda tahtadan bir robot prens ve tomruktan yapılmış, büyülü bir prensesleri olmuş. Sadece tek bir sorun varmış: Prenses her gece uykuya daldığında bir tomruğa dönüşüveriyormuş.
Tomruk Prenses bir gün talihsiz bir rastlantı sonucu sıradan tomrukların arasına karışınca, kardeşi onu kurtarmak üzere yola düşmüş ve macera başlamış!”
Indie rock grubu The Lumineers, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 26 yıldır Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 30. İstanbul Caz Festivali kapsamında 12 Temmuz’da Parkorman’da konser verecek. Öncesinde sahneye Türkiye’nin sevilen alternatif gruplarından Adamlar çıkacak.
Müzikal yolculuklarına Colorado, Denver’ın müzik kulüplerinde başlayan, 10 yıl gibi bir sürede modern folk türünün en büyük grupları arasına giren The Lumineers, “Ho Hey” ile 2012’de yaptıkları çıkışın ardından Bruce Springsteen, Tom Waits, Bob Dylan ve Tom Petty gibi efsanelerden aldıkları ilhamla dünya çapında başarı kazandılar. “Stubborn Love”, “Ophelia”, “Angela” ve “Cleopatra” gibi şarkılarıyla büyük bir hayran kitlesine ulaşan The Lumineers, 30. İstanbul Caz Festivali kapsamında ilk kez Türkiye’de konser verecek.
Konserde The Lumineers’tan önce sahneye Adamlar grubu çıkacak. Rock’n roll, blues ve “singer-songwriter” geleneğini özgün bir şekilde yaşatan gruplardan Adamlar’ın müziği uzun havaya, hip-hop’a, hatta tangoya kadar pek çok türü kapsıyor.
Söz ve bestelerinin altında Tolga Akdoğan’ın imzasını taşıyan Adamlar, 2014’te yayımladıkları Eski Dostum Tankla Gelmiş isimli ilk albümlerinin ardından 2016’da Rüyalarda Buruşmuşuz ile dinleyiciyle buluştu. 2019’da Dünya Günlükleri adlı üçüncü stüdyo albümleri yayımlandı. 2021 Kasım’ında çıkan Harekete Kimse Mani Olamaz albümlerinin birinci bölümüyle bambaşka bir tarzı deneyen grup, 2023’ün başında ise albümün ikinci bölümünü yayımladı.
Go Ons ve Single Circle’ın katkılarıyla 12 Temmuz akşamı Parkorman’da gerçekleştirilecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Lanpir’in “CONTRAЯIO” başlıklı kişisel sergisi 3 Ağustos’a kadar Sevil Dolmacı Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
“CONTRAЯIO” başlıklı sergide sanatçının CHESƧ serisi başta olmak üzere farklı serilerinden tuval eserleri izleyici karşısına çıkıyor. “Zıtlık” kavramını ele alan sanatçıya göre, dünyada her olgunun özünde bulunan zıtlık kavramı hem bedenimizden hem düşüncelerimizden hem de onları saran dış dünyadan geliyor; varoluşumuza ve eylemlerimize biçim veriyor. Sanatçı da hem kendi içindeki değerleri hem de dünya ile hesaplaşmasında bu zıtlıklardan besleniyor. Karşılığı tam olarak “zıtlık” olan “CONTRAЯIO”, sanatçının kurduğu evreni ayakta tutmasına ve ürettiği eserleri anlamlı bir bağlama oturtmasını sağlıyor.
Lanpir, bir süredir devam ettirdiği CHESƧ serisinde, yarattığı figürleri bir satranç tahtasının üzerinde veya yakınında betimliyor. İnsan ve melek formundaki figürlerin hepsi farklı bir duygu durum içerisinde yer alıyor. Sanatçı kimi zaman bu figürleri birer satranç piyonlarına dönüştürüyor, kimi zaman onlara satranç oynatıyor.
Lanpir’in “CONTRAЯIO” sergisini 3 Ağustos’a kadar Sevil Dolmacı-Villa İpranosyan’da ziyaret edebilirsiniz.
Dr. Tara Porter’ın ergenlikten yirmili yaşlara uzanan süreci genç kızların bakış açısından ele aldığı kitabı Anlamıyorsun İşte - Genç Kadın İçin Yaşam Rehberi, Selen Ak’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Porter, otuz yıllık deneyiminden yararlanarak sınavlardan arkadaşlığa, aileden aşka, anksiyeteden eğitime, diyetten sosyal medyaya her konuda önerilerde bulunuyor. Genç kızlara kendilerini anlamak ve ifade etmek için bir yol gösterirken; ebeveynlere ise çocuklarının göz devirmelerinin, “Beni hiç anlamıyorsun!” yakınmalarının ardındakileri gösterebilecek yetkin bir kaynak sunuyor.
“Ergenlik ve ardından gelen gençlik çağları fazlasıyla değişken, karmaşıklığıyla dillere destan bir dönem. Günümüz genç kadını geçmişe göre çok daha özgür ve çok daha fazla seçeneği olduğunun farkında. Buna karşılık, göğüslemek zorunda olduğu zorlukların ve kendisinden beklentilerin çıtası da bir o kadar yüksek. Peki bugünün genç kızı hayatının bu dönemiyle nasıl baş ediyor? Onu endişelendiren ne? Neleri değiştirmek ister, neyi duymak ona iyi gelir?”
Dünyanın en önemli orkestraları arasında yer alan İsrail Filarmoni Orkestrası, Good Music in Town etkinlikleri kapsamında Bwo Entertainment organizasyonuyla Türkiye’deki ilk konserini 26 Ekim’de Ülker Arena’da verecek.
İsrail Filarmoni Orkestrası’nı konserde müziği ve virtüöz performanslarıyla tanınan ünlü şefi Lhav Shani yönetecek. Konserde geleneksel klasik müzik eserlerinin yanı sıra farklı tarzlarda seslendirdikleri eserlere de repertuvarlarında yer veren orkestra, dinleyicilere müzikal bir yolculuk yaşatacak. 87 yıl önce Bronislaw Huberman ve Arturo Toscanini tarafından kurulan ve dünyanın en önemli klasik müzik topluluklarından biri olan orkestra, farklı geçmişlere ve kültürlere sahip insanları bir araya getirerek, performanslar aracılığıyla müziğe olan tutkularını paylaşıyor.
Beethoven, Brahms ve Mahler gibi bestecilerin en ünlü eserlerinden bazılarının yer aldığı güçlü performanslarıyla ünlü olan orkestra, Carnegie Hall ve Royal Albert Hall gibi dünya çapında birçok prestijli mekânın yanı sıra Salzburg Festivali veya Proms London gibi büyük festivallerde sahne aldı. Mozart’tan Shostakovich’e kadar birçok bestecinin geleneksel repertuvar eserlerini seslendiren orkestra, ayrıca “Genç Müzisyenler Konser Serisi” ve “İsrail Müzik Kampları” gibi eğitim programları aracılığıyla genç nesilleri klasik müzikle bir araya getiriyor.
İsrail Filarmoni Orkestrası’nın 26 Ekim’de Ülker Arena’da vereceği ilk Türkiye konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin sanata yavaş bakma ve farkındalık ilkelerinden ilhamla hayat geçirdiği Müzede An’da programı kapsamında tasarlanan Galeri Buluşması’nın ilki 12 Temmuz Çarşamba günü 10.00 - 11.45 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
Sanat terapisi prensipleriyle, SSM için tasarlanmış bir rehberli ses deneyimi olan Müzede An’da, müzelerin potansiyel iyileştirici mekânlar olduğunu göz önünde bulundurarak, ziyaretçilerini sanat eserlerine odaklanmaya ve eserlerle dönüştürücü ilişkiler kurmaya davet ediyor. “Modernizmin İzinde Türk Resmi” sergisinden seçilen sekiz eserle birlikte müze bahçesinde yer alan Anish Kapoor ve Seyhun Topuz’un heykelleriyle hazırlanan Müzede An’da programının içeriğini ziyaretçiler akıllı telefon veya tabletleriyle hem müzede hem de diledikleri yerde SSM’nin web sitesi üzerinden çevrim içi olarak deneyimleme fırsatı buluyor. Dışavurumcu Sanat Terapi Uygulayıcısı Seren Pehlivanoğlu İlkdoğan iş birliğiyle tasarlanan programda, ziyaretçiler kendi kulaklıklarını kullanarak QR kodla işaretlenen eserlerle daha derin bağlar kurup, bedenlerinde uyanan duygu ve düşünceleri fark edebiliyor. Müzede An’da programı hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Müzede An’da programı kapsamında sanatseverler Seren Pehlivanoğlu İlkdoğan eşliğinde farklı bakış açılarını keşfetme imkânına da bulacaklar. Her bireyin kişisel deneyiminin eşsiz olduğu göz önünde bulundurularak tasarlanan Galeri Buluşması’nın ilki 12 Temmuz Çarşamba günü 10.00 - 11.45 saatleri arasında düzenlenecek. Beş duyuyu birden harekete geçiren yönergelerle benzersiz bir farkındalık yolculuğu sunan Müzede An’da Galeri Buluşması’nın biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Fırtına Sanatçı: İvan Konstantinoviç Ayvazovski (1817-1900) Tarih: 1880 Boyutlar: 81 x 120 cm Teknik: Tuval üzerine yağlıboya Envanter No: 200-0001-IKA
2. İstanbul Sanatçı: Hoca Ali Rıza (1858-1930) Tarih: r. 1338 [1922] Boyutlar: 43.5 x 61 cm Teknik: Tuval üzerine yağlıboya Envanter No: 200-0010-HAR
3. Saraylı Hanımlar Sanatçı: Nazmi Ziya Güran (1881-1937) Tarihsiz Boyutlar: 199.5 x 298 cm Teknik: Tuval üzerine yağlıboya Envanter No: 200-0324-NZG
4. Çift Sanatçı: Anish Kapoor (1954- ) Tarih: 2006 Boyutlar: 300 x 170 x 52 cm Teknik: Granit Envanter No: 400-0264
5. Kuzgun Acar Anısına Sanatçı: Seyhun Topuz (1942- ) Tarih: 2018 Teknik: Bakır, fırın boya Envanter No: 400-0265