GÜNDEM
  • 14-07-2023

    Salt’ın “Başka Kayda Rastlanmadı: Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi” sergisi kapsamında hazırlanan “Melankoli ve Kent” programı, akademisyen ve felsefeci Ferda Keskin’in 27 Temmuz’da gerçekleştireceği “Bir Melankoli Mekânı Olarak Ansiklopedi” başlıklı açık dersiyle devam edecek.

    Salt’ın G harfine kadarki 11 cildi basılan İstanbul Ansiklopedisi’nin yayımlanmamış bölümlerini ve tasarım aşamasında kalan maddelerini ele alan “Başka Kayda Rastlanmadı: Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi” sergisi kapsamında düzenlenen “Melankoli ve Kent” açık ders programı, tarihçi ve romancı Reşad Ekrem Koçu’nun (1905-1975) yarım kalmış ansiklopedisinin gündeme getirdiği melankoli ve kent ilişkisine odaklanıyor. Program kapsamında Ferda Keskin, 27 Temmuz Perşembe günü saat 18.30’da Salt Galata, Atölye II-III’te “Bir Melankoli Mekânı Olarak Ansiklopedi” başlıklı bir açık ders gerçekleştirecek. Keskin, programda “İstanbul Ansiklopedisi’ni Koçu’nun kayıp ya da kaybolmaya yüz tutmuş bir kentin parçalarını biriktirerek oluşturduğu bir koleksiyon olarak düşünebilir miyiz?” sorusuna odaklanacak. Bu sorudan hareketle melankoli kavramını, bu kavramın bir tezahürü olarak koleksiyonculuğu ve İstanbul Ansiklopedisi koleksiyonunu ele alacak.

    Dört oturuma yayılan açık ders programında, Koçu’nun “Bundan sonra, üzerinde belki de ömrümü yıpratacağım” dediği ansiklopedide kullandığı dilden geçmişe, ayrıntılara ve şehre bağlılığına, halk şairlerinin anlatılarından yıkımlarla değişen kent manzaralarına, ansiklopedi ve arşivden seçili malzemeler yorumlamaya açılacak. Program, mimar-editör Neslihan Şık ve akademisyen-yazar Umut Tümay Arslan’ın açık dersleriyle devam edecek.

    ​“Melankoli ve Kent” açık ders serisinin ikincisi olan “Bir Melankoli Mekânı Olarak Ansiklopedi” başlıklı etkinlik hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    Künye:
    1. Karaköy Meydanı ve Tarihî Yarımada’nın havadan görünümü Salt Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
    2. Galata Doğan [Helbig] Apartmanı ve civarı Salt Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
    3. Reşad Ekrem Koçu Kadir Has Üniversitesi Bilgi Merkezi – Salt Araştırma, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi

    0
    0
    1280
  • 14-07-2023

    İllüstratör ve yazar Kerilynn Wilson’ın insanların acı hissetmemek için kalplerini çıkardıkları bir dünyada yaşayan, kalbi olan tek kişi June’un hikâyesini anlattığı çizgi romanı Kalpsizler, Barış Purut’un çevirisiyle Genç Timaş’tan çıktı.

    “Olumsuz duyguları hissetmemek için tüm insanlığın kalplerini aldırdığı bir dünyada kalbi olan tek kişi siz olsaydınız ne yapardınız? Diğer insanlara uyum sağlamak için kalbinizi aldırmaya boyun eğer miydiniz yoksa kalbinizi her ne pahasına olursa olsun korur muydunuz?

    Kısa bir süre önce Bilgin, kalbinizi aldırdığınızda tüm üzüntü, endişe ve öfkenin yok olduğunu keşfetti. Bu işlem iyi duyguları da bastırmasına rağmen çok geçmeden hastanenin kapısında kuyruklar oluşmaya başladı.

    ​June ise ailesi ve arkadaşları arasında, hatta okulda kalbini aldırmamış tek kişi. Üzerindeki baskı günde güne June, bir gün sokakta terk edilmiş bir kavanozun içinde bir kalp bulur ve bu kalple ablasını normale döndürmeyi umar. Kalbini aldırmasına rağmen yeniden hissetmeye başlayan Max ile tanıştığında, June sandığından daha büyük bir sorun olduğunu anlar ve tüm insanlığı kurtarmak için maceraya atılır.”

    0
    0
    1928
  • 13-07-2023

    Bu yıl 23 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali’nin ilk yedi konseri açıklandı.

    Her yıl caz dünyasının saygın isimlerini müzikseverlerle bir araya getiren Akbank Caz Festivali, farklı müzik türlerinin bir araya geldiği programıyla sonbaharı caz müziğiyle karşılayacak.

    Farklı müzikal estetiklerinden usta isimlerle hem stüdyo hem de sahneyi paylaşan ünlü gitar virtüözü Al Di Meola, 25 Eylül’de AKM Tiyatro Salonu’nda konser verecek. Hem besteciliğinde hem de müziğinin icrasında açık, aksettirici ve güçlü bir enerjiyi etrafına yayan Yumi Ito, 27 Eylül’de Akbank Sanat’ta dinleyicilerle buluşacak. Kazandığı beş Grammy Ödülü ve Oscar adaylıklarıyla 40 yıllık müzik kariyerini taçlandırmanın yanı sıra Metropolitan Opera için besteleyen ilk Afro-Amerikan müzisyen olan Terence Blanchard, 29 Eylül’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde konser verecek. Cazın geleceğini şekillendiren besteci ve icracılardan biri olarak tanınan alto saksafoncu Lakecia Benjamin, 2 Ekim’de Ses Tiyatrosu’nda konser verecek. Dinleyiciyi çok katmanlı melodilerle varlık-yokluk arasındaki ilişkiyi kurcalayan zihin açıcı bir serüvene davet eden Immanuel Wilkins Trio, 4 Ekim’de Babylon’da olacak. Hidden Orchestra, uçsuz bucaksız müzikal evrenini uçsuz bucaksız müzikal evrenini 5 Ekim’de Babylon’da müzikseverlerle buluşturacak. Caz tarihi ve İskandinav gelenekleri arasında kurduğu diyalogla öne çıkan ve 2003’ten bu yana orkestra lideri olarak farklı formasyonlarla birçok albümünü ECM çatısı altında paylaşan Tord Gustavsen Trio ise 7 Ekim Cumartesi akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde konser verecek.

    ​Organizasyonu ve içerik programlaması Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen 33. Akbank Caz Festivali’nin programına buradan, ilk konser biletlerine ise Biletix üzerinden ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    3267
  • 13-07-2023

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunu üstlendiği Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 20 Nisan - 24 Kasım 2024 tarihleri ​​arasında gerçekleştirilecek 60. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Gülsün Karamustafa’nın bienale özel üreteceği yeni eserini sanatseverlerle buluşturacak. Serginin küratörlüğünü ise sanatçının uzun yıllardır birlikte çalıştığı Esra Sarıgedik Öktem üstlenecek.

    Gülsün Karamustafa, 50 yılı aşkın sanat pratiğinde resim, enstalasyon, video ve performans üretimlerine eğildi; göç, yerellik, kimlik, kültürel farklılık ve toplumsal cinsiyet gibi konuları ele aldı. Karamustafa, kişisel ve tarihsel anlatılardan doğan, malzeme ve metodoloji açısından çeşitlilik gösteren yapıtlarında, özellikle Türkiye’nin modernleşme sürecindeki sosyal ve siyasal adaletsizlikleri gözler önüne seriyor. Yapıtlarında yerinden edilme ve hafıza meselelere eğilen Karamustafa, yeni nesil sanatçılara ilham vermeye devam ediyor.

    Karamustafa, İstanbul, São Paulo, Gwangju, Kiev, Singapur, Havana, Selanik, Sevilla gibi birçok uluslararası bienale katıldı. Sanatçının kişisel sergilerinin düzenlendiği kurumlar arasında SALT Beyoğlu ve Galata, Hamburger Bahnhof - Museum für Gegenwart, Van Abbemuseum, IVAM Institut d’Art Modern, Atina Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi, Kunstmuseum Bonn, Lunds Konsthall, Salzburger Kunstverein, Kunsthalle Fridericianum ve Museum Villa Stuck sayılabilir. Karamustafa’nın eserleri Centre Pompidou, Tate Modern, Solomon R. Guggenheim Müzesi, Şikago Çağdaş Sanat Müzesi, Musée d'Art Moderne, Van Abbemuseum, Ludwig Museum, MUMOK, Wien Museum, Varşova Modern Sanat Müzesi, EMST Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi, İstanbul Modern Sanat Müzesi ve Arter gibi kurumların koleksiyonlarda yer alıyor. Sanatçı 2021’de Roswitha Haftmann Ödülü’ne ve 2014’te Prens Claus Ödülü’ne layık görüldü.

    İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer, Gülsün Karamustafa’nın Türkiye Pavyonu sanatçısı olarak davet edilmesi hakkında şunları söyledi: “Gülsün Karamustafa ile uzun yıllara dayanan bir çalışma ilişkimiz var. Türkiye Pavyonu için de bu sergiyi kendisiyle birlikte hazırlayacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Türkiye’deki güncel sanatın önde gelen isimlerinden Gülsün Karamustafa’nın eserleri dünyanın pek çok yerinde sergilendi. Sanatçının çokkatmanlı sanat pratiği, Adriano Pedrosa’nın küratörlüğünü üstlendiği Yabancılar Her Yerde başlıklı ana serginin kavramsal çerçevesiyle de bağlantılı olarak yerinden edilme ve göç, sürgün ve etnisite, cinsellik ve toplumsal cinsiyet ve diğer birçok sosyo-politik olgu gibi zamanımızın en kritik meseleleriyle ilgileniyor. Türkiye Pavyonu’nun küratörü olarak, Gülsün Karamustafa ile uzun süreli bir iş birliğine ve bu alanda hem yerel hem de uluslararası düzeyde önemli bir tecrübeye sahip Esra Sarıgedik Öktem ile çalışacak olmaktan da son derece memnunuz.”

    ​Serginin küratörlüğünü üstlenen Esra Sarıgedik Öktem, 2017’de Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının temsil edildiği, Türkiye’nin ilk sanatçı temsilciliği ofisi BüroSarıgedik’i kurdu. Öncesinde 2013-2017 tarihleri arasında Rampa İstanbul’da direktörlük görevini üstlendi. 2007-2012 arasında British Council’da geniş çaplı bir kamusal alanda sanat projesi olan Benim Kentim’i yürüttü. 2010’da Washington DC’deki National Museum of Women in the Arts’ta A Dream... but not Yours: Contemporary Art from Turkey sergisinin küratörlüğünü ve Calouste Gulbenkian Vakfı’nın kuruluşunun 50. yıldönümünü kutlayan Atlas of Events sergisinin eş küratörlüğünü yaptı. 2005-2007 arasında Hollanda’da Van Abbemuseum’da araştırmacı-küratör olarak görev aldıktan sonra 9. İstanbul Bienali ve 3. Berlin Bienali’nde asistan küratör olarak çalışan Sarıgedik, Malmö’de Rooseum Center for Contemporary Art’ta genç araştırmacı küratör olarak yer aldı.

    0
    0
    2044
  • 13-07-2023

    Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi Kuru Otlar Üstüne, Türkiye prömiyerini 18 - 24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek 30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapacak.

    76. Cannes Film Festivali’nde Merve Dizdar’a filmdeki performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandıran film, Türkiye’de ilk kez Altın Koza’da izleyici karşısına çıkacak. Prömiyere, filmin yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra; başrol oyuncuları Merve Dizdar, Deniz Celiloğlu ve Musab Ekici ile film ekibi katılacak. Nuri Bilge Ceylan, Cannes Film Festivali’nde daha önce; Uzak filmiyle 2003 yılında Jüri Büyük Ödülünü, İklimler filmiyle 2006 yılında FIPRESCI Ödülü’nü, Üç Maymun filmiyle 2008 yılında En İyi Yönetmen Ödülü’nü, Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle 2011 yılında Jüri Büyük Ödülü’nü, Kış Uykusu filmiyle 2014 yılında Altın Palmiye Ödülü’nü kazandı.

    Filmde, İstanbul’a atanmayı umarken Anadolu’nun ücra bir köyünde zorunlu hizmetinin dördüncü yılını bitiren genç öğretmen Samet’in hikâyesini anlatılıyor. Samet, meslektaşı Kenan’la birlikte iki kız öğrenci tarafından taciz edilmekle suçlanınca, içine düştüğü çetin hayattan kurtulma umudunu tamamen kaybeder. Ancak kendisi de öğretmen olan Nuray ile tanışması, bu endişesini yenmesine yardımcı olabilir.

    30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde bu yıl da Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Belgesel Film Yarışması, Uluslararası Kısa Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması ve Adana Kısa Film Yarışması bölümleri yer alacak. Festival kapsamında dünya sinemasından seçkiler, özel gösterim bölümleri, belgesel gösterimleri, söyleşiler, atölye çalışmaları, sinema sempozyumu ve sergiler de katılımcılarla buluşacak.

    ​30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    4082
  • 13-07-2023

    Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi (GABAM), Altıncı Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu kapsamında düzenlediği “Türkiye’de Bizans Çalışmalarının Serüveni” başlıklı sergi 31 Mart 2024’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde (ANAMED) ziyaret edilebilecek.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünde Türkiye’de Bizans çalışmalarının çok kültürlü doğasını ve kurumsallaşma hikâyesini inceleyen sergi, arşiv belgelerinden videolara birçok farklı malzemeyi ilk kez sanatseverlerle bir araya getiriyor. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden Doç. Dr. Koray Durak küratörlüğünde ve GABAM Projeler Koordinatörü Merve Özkılıç editörlüğünde gerçekleştirilen sergi, Geç Osmanlı Dönemi’nden başlayarak Bizans çalışmalarının doğasını gözler önüne seriyor. Kronolojik biçimde ele aldığı farklı temalar üzerinden ilerleyen sergide izleyiciler, Türkiye Cumhuriyeti anlatısında Bizans çalışmalarının kurumsallaşma hikâyesini inceleyebiliyor. Kurumsallaşma süreci, öncelikle 1923’ten başlayarak 1990’lara dek üniversitelerde tarih ve sanat tarihi bölümlerinin kurulması üzerinden açıklanıyor. Alan çalışmalarını da içeren bu anlatıya paralel olarak ilerleyen ve mekânı ikiye bölen ayrı bir bölümde ise Rum cemaatinin katkıları ve yabancı kurumlarla yapılan iş birlikleri yer alıyor.

    Serginin ikinci yarısı ise 1990’lardan günümüze gittikçe zenginleşen bilimsel toplantılar, geçmiş sergiler, mimari araştırmalar ve müze çalışmalarına odaklanıyor. İzleyiciler bu bölümde paleografi, epigrafi, sicilografi ve sualtı arkeolojisi çalışmaları ile mimari restorasyonları da görme imkânı buluyor. Serginin son bölümünde ise ortaöğretimde Bizans’a ilişkin müfredat değerlendirilirken konuya ışık tutacak çocuk kitapları sergileniyor. Cumhuriyet’in ilk yüzyılında Bizans araştırmalarının geldiği aşamayı tarihsel perspektiften anlatan birçok arşiv belgesini İlk kez ziyaretçilerle buluşturan sergi, interaktif unsurlarla da destekleniyor.

    Tasarımını Fika’dan Burak Şuşut, Dilara Tekin Gezginti, Duygu Güven’in yaptığı “Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni” sergisi, Vehbi Koç Vakfı’nın malî desteği ve Arçelik’in sponsorluğunda sanatseverlerle buluşuyor. Serginin, Türkiye’deki Bizans çalışmalarının bugüne kadarki en kapsamlı tarihini sunan aynı isimli kitabı ise önümüzdeki günlerde yayımlanacak.

    ​Türkiye’de Bizans Çalışmalarının Serüveni” sergisini 31 Mart 2024 tarihine kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde (ANAMED) ziyaret edebilirsiniz.

    0
    0
    2516
  • 13-07-2023

    Yönetmen, yazar ve eğitmen Gürşat Özdamar’ın her yaştan çocuğun sinemayı eğlenerek öğrenmesine ve film yapımını deneyimlemelerine önayak olan çalışması Stop Motion – Çocuklarla Sinema, Dinozor Çocuk’tan çıktı.

    Sinema alanında çocuklarla sayısız çalışma yürüten Özdamar, Stop Motion’da okurları sinemayı var eden bu temel yöntemle tanıştırmayı amaçlıyor.

    ​“Bir film yapım sürecini “Çekim Öncesi Hazırlık”, “Çekim” ve “Çekim Sonrası” olmak üzere üç temel başlıkta ele alan Stop Motion – Çocuklarla Sinema kitabıyla, bir animasyon film fikrinin oluşmasından senaryosunu yazmaya, karakter ve sahne hazırlığından çekimine varıncaya dek temel bilgileri edineceksiniz. Ayrıca filme ses ve müzik eklemekten jeneriğini oluşturmaya, görsel efektlerin uygulanmasından sosyal medyada yayınlanmasına kadar geçen süreci de deneyimleyerek kendi animasyon filminizi kolaylıkla tasarlamak ve gerçekleştirmek için en gerekli adımları öğrenmiş olacaksınız. Gerisi sizin hayal gücünüze kalıyor.”

    0
    0
    2215
  • 12-07-2023

    Katılımcılarını farklı sesler, yeni fikirler ve yeni keşiflerle buluşturan Babylon, temmuz ayında Yaz Babylon’u ile farklı tarzlardan pek çok sanatçıyı müzikseverlerle bir araya getirecek.

    Electro-pop ikilisi Sufle, yeni albümleri “Karanlık Pop”un ilk konseri için 14 Temmuz’da, Radyo Eksen DJ’leri Radyo Eksen Partisi ile 15 Temmuz’da, Türkçe pop şarkıların çalınacağı 90’lar ve 2000’ler partisi “Hey Gidi Günler” 21 Temmuz’da, Pop rock’tan hip-hop’a, rap’ten nu-metal’e, R&B’den disco’ya türlerin çalınacağı 2000’ler partisi Y2K Millennium Party 22 Temmuz’da, Kolektif İstanbul’un ev sahipliği yaptığı Balkan Wedding Party 28 Temmuz’da, 70’li yıllara ait Türkçe psikedelik rock ve folk parçalarına yaptıkları düzenlemelerle 2000’lerin ortalarında öne çıkan birçok DJ ve prodüktörün bir araya gelerek konseptleştirdiği “Turkish Edits” gecesi ise 29 Temmuz’da müzikseverlerle buluşacak.

    Babylon’da gerçekleşecek etkinliklerin biletlerine Biletix ve Mobilet üzerinden ulaşabilirsiniz.

    Babylon Temmuz Programı:

    Sufle “Karanlık Pop” İlk Konser / 14 Temmuz Cuma 21.30
    Radyo Eksen Partisi / 15 Temmuz Cumartesi 21.00
    Hey Gidi Günler / 21 Temmuz Cuma 21.00
    Y2K Millennium Party / 22 Temmuz Cumartesi 21.00
    Balkan Wedding Party / 28 Temmuz Cuma 21.00
    ​Turkish Edits Night / 29 Temmuz Cumartesi 22.00

    0
    0
    1790
  • 12-07-2023

    Karaköy’de yer alan Galataport İstanbul, Ahmet Güneştekin’in İsimlerin Şehri İstanbul başlıklı enstalasyonuna ev sahipliği yapıyor.

    Ahmet Güneştekin’in Doğuş Meydanı’na yerleştirilen enstalasyonu İsimlerin Şehri İstanbul, şehrin farklı kültür ve dillerle örülen geçmişini ve bilinmeyen pek çok yönünü izleyicilerle buluşturuyor. Sanatçının 2.500 m2’lik bir alan için çalıştığı enstalasyon, şehrin tarih boyunca sahip olduğu adları ve kültürel katmanları ortaya çıkarırken, zeminde dört imparatorluk dönemine ait sikke buluntularından işler yer alıyor. İsimlerin Şehri İstanbul enstalasyonuyla şehrin dilsel ve görsel bir yapısökümünü sunan Güneştekin, şehrin geçmiş adlarının, çarpıcı biçimde değişen gerçekliklerin kodları olduğunu gösteriyor. Sanatçı “Bir şehrin adı ne anlama gelir? İstanbul’un geçmişte sahip olduğu adlar aynı şehre mi atıfta bulunur?” soruları üzerinden kentin çok geçmişli izlerini araştırıyor.

    “İstanbul her zaman İstanbul değildi. Byzantion’du, Constantinopolis’ti, İkinci Roma’ydı. Orta Bizans döneminde sadece Polis, Osmanlı döneminde Kostantiniyye, İslambol, Dersaadet ve daha birçok şeydi; ama hiçbir zaman sadece İstanbul değildi. 20. yüzyılın ilk yarısında İstanbul adı dışındakiler neredeyse tümüyle silindi. Her biriyle bir başka göndermeler takımının gündeme geldiği bu anlamlar dünyası bir zamanlar çok üyesi olan bir kozmopolit yerleşmeler ailesinin en büyük kentini anlatıyordu. Bu kozmopolitizm aşındıktan sonra başka bir kent doğmuştu ama sayısız değişkene göre çeşitlenen bireyselliklerin, tercihlerin ve dışavurumların kenti olurken adını da tekilleştirmişti. O, bugün Türkiye’de ve dışarıda hemen herkes için artık yalnızca İstanbul. Güneştekin şehrin unutulmaya bırakılan eski adlarını İsimlerin Şehri İstanbul yerleştirmesiyle hafızanın alanına yeniden taşıyor.

    Farklı bileşenlerden oluşan enstalasyonun dairesel öğesinde, iç içe geçmiş eş merkezli halkalara, şehrin zaman içinde değişen adlarıyla birlikte bu değişimleri temsil eden işaret ve kodlar yerleştirilmiş. Dairesel paneller üzerindeki tamamlayıcı öğeler, tarihsel ve linguistik sürekliliği vurguluyor. Şehrin farklı tarihsel zamanlarını yan yana getiren renkli halkaların her biri farklı bir anlam dünyasını temsil ediyor. Enstalasyon şehrin farklı kodlarının olası birçok konfigürasyonundan biri, dairesel bir dizge içinde bu kodları görselleştiren bir dil çalışmasıdır. 

    İstanbul, modern aklın doğuşu kadar eskilere dayanan bir geleneğin üstünde yükselen ve diğer kültürlerle olduğu kadar kendi içinde de katmanlaşma yaşayan bir kültür ağına sahip bir şehir. Bugün hafızasından silinmiş isimleriyle birlikte yüzeye çıkarılan sikke buluntuları bu tarihsel katmanlara tanıklık ediyor. Sanatçının buluntuların ikonografisinden yola çıkarak çalıştığı sikke formundaki bronz işler sergileme mekânının taşlarına yerleştirilmiş. Bereket tanrıçası Demeter’in ve Poseidon’un ya da bir yunusla boğanın birlikte tasvir edildiği, Ammon boynuzu giymiş Büyük İskender’i Gorgon başı ile süslenmiş kalkanına yaslanan Athena ile tasvir eden Bizans dönemine ait sikkeler, Osmanlılar tarafından kuşatıldığı sırada basılan ve şehrin düşüşünü simgeleyen son Bizans sikkeleri, Fatih Sultan Mehmet’in sultani adıyla bastırdığı ilk Osmanlı sikkesi ve daha birçokları, milyonlarca yıldır süregelen doğal bir akışın merkezindeki bir geçiş noktasında olan şehrin kent hafızasındaki sürekliliğine işaret ediyor.

    İstanbul sayısız kez yıkılmış, yeniden inşa edilmiş ve tarihini yeniden yaratmış bir kent. Ancak bu değişimde, bilinçaltında deneyimlenen derin ve kaçınılmaz bir süreklilik yatıyor. Çünkü burası çok katmanlı bir hatıralar ve tarihler şehri. Hikâyeleri, sokaklarını arşınlayan gezginlerin, sakinlerinin, göç gelenlerin ya da bir daha geri dönmemek üzere ayrılmak zorunda kalanların bakışlarına bağlı. Güneştekin, bu hikâyeleri anlamak için tarihsel zamanın kıyısına gitmek ve yıkımlardan hayatta kalıp kurtulmuş imgelere, hayallere, düşünüşlere ve de metal tanıklara bakmak gerektiğini gösteriyor.”

    0
    0
    17002
  • 12-07-2023

    Douglas R. Hofstadter’in sibernetik, yapay zeka ve bilgisayarlarla içli dışlı herkesin kutsal kitabı sayılan Pulitzer ödüllü eseri Gödel, Escher, Bach: Bir Ebedi Gökçe Belik, Ergün Ahmet Akça’nın çevirisiyle Alfa Yayınları’ndan çıktı.

    Alt başlığı “Lewis Carroll’ın İzinde Zihinlere ve Makinelere Dair Metaforik Bir Füg” olan Gödel, Escher, Bach akıcılığı, dehası, değişik fikirleri ustalıkla kaynaştırması açısından ancak Lewis Carroll’ın yapıtlarıyla karşılaştırılabilir.

    ​Felsefe, psikoloji, karşılaştırmalı edebiyat, bilim tarihi ve bilim felsefesi, bilgisayar ve bilişim bilimleri, müzik ve elbette matematik gibi pek çok alanda öncü araştırmalar yapan Hofstadter, Gödel, Escher, Bach için şöyle der: “Gödel, Escher, Bach ‘ben’ ya da bilinçlilik sözcüğü çevresinde gezinir. Ben’in düşünmenin diplerinde bir yerden, güçlükle anladığımız örtük mekanizmalarla nasıl ortaya çıktığını ele alır. Yalnızca düşünmenin değil, benlik duygumuzun ve bilinçliliğimizin farkında oluşumuzun bizi diğer karmaşık şeylerden ayrı kıldığını vurgular.”

    0
    0
    1747
DAHA FAZLA
Geldanlage