
Dr. Fani-Maria Tsigakou ve Hülya Bilgi’nin küratörlüğünde düzenlenen “Aziz İstanbul” sergisi, 12 Kasım tarihine kadar Galata Rum Okulu’nda sanatseverlerle buluşuyor.
Restore edilen Galata Rum Okulu’nun açılışı kapsamında gerçekleştirilen “Aziz İstanbul” sergisi, Athanasios ve Marina Martinos Vakfı (AMMF) koleksiyonlarından İstanbul konulu resimler ile Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarındaki kilise eşyasından bir seçki sunuyor. Galata Rum Okulu’nun restorasyonu ve sergi, AMMF’nin sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Sergide, AMMF koleksiyonlarından 18. ve 19. yüzyıldan Avrupalı ressamların İstanbul’u resmettiği yağlıboya ve suluboya tablolar ile Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonunda bulunan, aynı dönemde İstanbul’daki atölyelerde kiliseler için imal edilen gümüş ve sedef eserler yer alıyor.
Sergide resimler Avrupalı ressamların İstanbul’a duyduğu hayranlığı vurguluyor, gümüş ve sedef eserler ise şehrin kendisinin harikulade eserler üreten bir sanatsal yaratıcılık kaynağı olduğunun altını çiziyor. Avrupalı sanatçıların eserleri 18. ve 19. yüzyılların İstanbul’unun panoramasını izleyiciye sunarken aynı dönemde şehirdeki kiliseler için üretilen eserler de şehrin kozmopolit karakterini yansıtıyor. Ortak konusu “İstanbul” olan bu iki eser grubu, sergide bir araya gelerek Osmanlı İstanbul’unun söz konusu dönemdeki ihtişamını, çok yönlülüğünü ve cazibesini gözler önüne seriyor. Bu birliktelik, uluslararası kültür dünyasında prestijli bir konuma sahip olan İstanbul’un yerini daha da güçlendiriyor.
Sergideki AMMF koleksiyonlarından 34 eser arasında Amadeo Preziosi, Joseph Schranz, Michel-François Préault, Clara Barthold Mayer, Louis Lottier, Anton Ignaz Melling, Louis-François Cassas, Thomas Allom, Alfred-Marie-Joseph de Courville, Antoine-Laurent Castellan, Konstantin Kapıdağlı gibi ressamların çalışmaları yer alıyor. Sergide yar alan eserlerin çoğu 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar İstanbul’da yaşamış sanatçılar tarafından üretildi. Ayrıca 17. yüzyıldan iki adet çok nadir panorama, 18. yüzyıldan iki yağlıboya panorama ve 19. yüzyılın ortalarına doğru yapılmış çizimlere dayanan üç taşbaskı panorama da izleyiciye sunuluyor. Çoğu elçilerin maiyetinde İstanbul’a gelmiş sanatçıların yarattığı bu panoramalar, portreler, gerçek yaşamdan sahneler bir döneme ait hafızayı canlı tutuyor. Sergide ayrıca Avrupa resim geleneklerinin estetik çeşitliliği ve farklı yönlerine ilişkin bilgiler de yer alıyor. Avrupalı sanatçıların 19. yüzyılda ürettikleri, İstanbul’u betimleyen eserlerin tanıklıkları, resim geleneklerinin seçimindeki çeşitli yaklaşımları ortaya koyuyor. Boğaziçi ressamlarının İstanbul resimleri diğer eserlere göre daha betimleyici ve görsel bilgi içeriyor. Oryantalistlerin ve Romantik sanatçıların eserleri ise izleyicileri sanatçının kendi bakışının masalsı şehir ve onun son derece cazip sahneleri üzerindeki etkisini paylaşmaya davet ediyor.
Sergide yer alan Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarından 25 dini eser, Osmanlı zanaatkârlarının ulaştığı doruğu ve şehrin kozmopolit yapısını gözler önüne seriyor. İşçilikleri ve güçlü mistik içerikleriyle adeta ışık saçan gümüşler ile sedef ve fildişi süslemeli ahşap kutular, 18. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar İstanbul’daki atölyelerde imal edildi. Aralarında kilise ayinlerinde kullanılan dini eşya (paten, kalis, ekmek kutusu, gülabdan), dini törenlerde kullanılan çeşitli kaplar ve adak eşyası bulunuyor. Çoğu tuğralı olan gümüş eserler, Osmanlı tebaası Hıristiyan cemaatlerin ihtiyaçları doğrultusunda, İstanbul’daki gümüş atölyelerinde çalışan farklı inançlara sahip ustalar tarafından, farklı kaynaklardan gelen üslupların senteziyle üretildi.
“Aziz İstanbul” sergisine AMMF sanat danışmanı Dr. Fani-Maria Tsigakou ile Sadberk Hanım Müzesi Direktörü Hülya Bilgi’nin metinlerini yazdığı, Türkçe ve İngilizce olarak tek edisyon hâlinde yayımlanan aynı adlı bir kitap eşlik ediyor.
Künye:
1. Eyüp’ten İstanbul ve Haliç Görünümü Michel-François Préault veya Préaulx (1796–1826’da faal) 19. yüzyıl başı Kâğıt üzerine suluboya AMMF
2. Ayasofya ve III. Ahmed Çeşmesi Michel-François Préault veya Préaulx (1796–1826) 19. yüzyıl başı Kâğıt üzerine suluboya AMMF
3. Pera’dan Topkapı Sarayı Görünümü Amadeo Preziosi (1816–1882) 1856 Kâğıt üzerine suluboya AMMF
4. Kutsal Ekmek Kutusu “Artophorion” Ahşap, sedef, bağa, fildişi Osmanlı-İstanbul, 19. yüzyıl SHM
5. Adak Kayığı Gümüş Osmanlı-İstanbul, 1895 tarihli Sultan II. Abdülhamid (h. 1876–1909) tuğralı SHM
6. Saplı Buhurdan “Katzion” Altın vermeylli gümüş Osmanlı-İstanbul, 1817 tarihli SHM
Nedim Gürsel’in okuru Monet, Sisley ve Van Gogh’un dünyalarında bir yolculuğa çıkarttığı kitabı Doğaya Açılan Pencere - İzlenimci Ressamların İzinde, Doğan Kitap’tan çıktı.
Gürsel, izlenimciliğin 150. yıldönümünde edebiyattan resme bir pencere açıyor. Tuvale yansıyan mekânları bizzat görerek bir edebiyatçının gözünden aktarıyor. Okyanuslar, falezler, fırtınalı denizler, ışık oyunlarıyla başkalaşan mekânlar, fırça darbeleriyle gerçeklikten kopan doğa parçaları…
“1870’li yıllarda Monet ve arkadaşları atölyeden sokağa, nehir kıyılarına, kumsallara, kırlara, kısacası açık havaya çıkardılar resim sanatını. Ona atölyeden uzak, günlük yaşamın içinde bir yer verdiler. Sehpalarını rüzgârlı tepelere, yemyeşil yamaçlara, ağaç gölgelerine, kayalıkların kuytusuna kurup doğayı görülebilenin aksine, öznel izlenimlerinden yola çıkarak betimlediler. Işığı, kendiliğinden ve anlık hareketi içinde algılayabilmek için açık havada çalıştılar, tablolar son biçimlerini atölyede alsa da.”
Mahir Ünsal Eriş’in farklı dillerin var oluş öykülerini anlattığı çalışması Babil Kulesi Kitabı - Kelime ve Kavramların Dilden Dile Yolculukları, Kafka Kitap’tan çıktı.
Eriş, hayatının önemli bir kısmını farklı diller öğrenip bir yandan da onları anlamaya vakfeden bir yazar. Kaleme aldığı ilk kurgu dışı eser olan bu kitapla okurlar için beklenmedik bir yeni evren yaratıyor. Babil Kulesi Kitabı; gündelik hayatımızda hiç çaba sarf etmeden, öylece söyleyiverdiğimiz kelimeler gibi farklı dillerin var oluş öykülerini seriyor okurun önüne.
Eski Ahit’te yer alan Babil Kulesi anlatısını bilir misiniz? Hani insanlığın Tanrı’ya ve biraz da “tanrılığa” erişmek için upuzun bir kule inşa etmeye koyularak yaratıcıyı kızdırdığı hikâye… En nihayetinde Rab, kentin yapımını durdurmak ve bu ortaklaşa çabayı sonlandırmak için nihai planını uygulamaya koyar ve der ki: “Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.” Bu anlatıya göre bambaşka diller ve kelimelerin öyküsü işte böyle başlar.
Mahir Ünsal Eriş: “Dil çok büyülü bir şeydir. İnsan, öğrendiği, kapısını araladığı her dille başka bir insan olur. Çünkü dil öğrenmek yalnızca zihni kelimeler ve gramer kurallarıyla doldurmaktan ibaret değildir. O insan topluluklarının içine bakmaktır; en içine bakmak. Çünkü dilden hiçbir şey saklanamaz. Bir toplumun belleğinde yer eden her şey dilde iz bırakır. Örneğin “bağzı şeyler” dediğimde hepimiz ortak bir anıyı hatırlarız. Çünkü o anı, dilde iz bırakmıştır. Bu anıları, bunca tarihsel, toplumsal, kültürel hengâmeyi diller üzerinden incelemek eşsiz bir eğlencedir. En azından benim için öyledir. Dilerim sizi sıkmaz.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2007-2036 Bienal Sponsoru Koç Holding'in desteğiyle düzenlenen İstanbul Bienali’nin 14 Eylül-17 Kasım 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 18’inci edisyonunun küratörlüğünü İngiliz yazar ve sanat tarihçisi Iwona Blazwick üstlenecek.
İKSV Genel Müdürü Görgün Taner konuyla ilgili açıklamasında, "Iwona Blazwick’in 18. İstanbul Bienali'nin küratörlüğünü üstlenmeyi kabul etmesinden dolayı çok mutluyuz. Bu alandaki tecrübesi ve İstanbul Bienali’yle olan uzun süreli ilişkisi sayesinde Blazwick’in 2024 bienalini en iyi şekilde yönlendireceğine inanıyoruz,” dedi.
Kısa süre önce AlUla'daki Kraliyet Komisyonu'na küratör olarak atanan küratör, sanat eleştirmeni ve akademisyen Iwona Blazwick, 2001-2022 yılları arasında Londra'da Whitechapel Gallery’nin direktörlüğünü yaptı. Blazwick ayrıca Tate ve Londra Çağdaş Sanatlar Enstitüsü’nde (ICA) çeşitli görevler üstlendi. Dünyanın dört bir yanından modern ve çağdaş sanatçıların çok sayıda kişisel ve karma sergisinin küratörlüğünü yaptı ve kamusal alanda sanat eserleri sipariş etti. Tate Turbine Hall ve Whitechapel Gallery’de çeşitli sanatçı programlarının açılışını yaptı, Avrupa, ABD, Japonya ve Çin'de araştırma sergileri ve kamusal sanat programlarının bağımsız küratörlüğünü üstlendi.
Londra Belediyesi bünyesindeki Fourth Plinth Committee’de yer alan Blazwick yine Londra’da her yıl düzenlenen açık hava heykel sergisi Sculpture in the City için danışmanlık yapmakta. Phaidon Yayınevi’nde Contemporary Artists Monographs ve Themes and Movements in Art ile Whitechapel Gallery/ MIT Press Documents of Contemporary Art'ın kurucu editörlüğünü yapan Blazwick, dünya çapında çağdaş sanatçılar ve sanat akımları ile sanat kurumları üzerine monografiler ve kataloglar yayımladı.
Sanata olan katkılardan dolayı 2007 yılında Kraliçe tarafından Britanya İmparatorluk Nişanı ile onurlandırıldı, Fransa’da Officier des Arts et Lettres ve İtalya’da da Officer of the Star of Italy nişanıyla ödüllendirildi. Blazwick, Harewood House, Yorkshire ve Film London'ın Jarman Ödülü'nün mütevelli heyetinde yer almakta.
Fotoğraf: Iwona Blazwick ve Bige Örer ©Salih Üstündağ
Depo, küratörlüğünü Sınır/sız’ın üstlendiği “Eksilerek Biriken” başlıklı sergiyi 5 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye’deki LGBTİ+ örgütlenme deneyimlerinden gelen bağımsız aktivist ve sanatçılar İlhan Sayın, Şafak Şule Kemancı, Ozan Ünlükoç ve Metin Akdemir’den oluşan Sınır/sız’ın küratörlüğünü üstlendiği “Eksilerek Biriken” sergisi Okyanus Çağrı Çamcı, Üzüm Derin Solak ve Furkan Öztekin’in işlerini bir araya getiriyor. Sınır/sız ekibi bu sergide “Kendi arşivlerimizden yola çıkarak geçmişi yeniden örgütleyebilir miyiz?” sorusuna cevap arıyor. Sergi, varoluşumuzu şekillendiren ve bizleri güçlendiren kişisel arşivlere, queer bir gözle yeniden bakmayı amaçlıyor.
Okyanus Çağrı Çamcı, Üzüm Derin Solak ve Furkan Öztekin bu sergi için ürettiği eserlerinde, kendilerine emanet edilen aile yadigârlarından Onur Yürüyüşlerine götürülen düdük, yelpaze ve bayraklara, kendi arşivlerini açmanın veya “açık etmenin” yollarını arıyorlar. “Eksilerek Biriken”, bu arşivlerin birer hayatta kalma aracına dönüşme potansiyelini sorgularken, kendi kendinin tarihini yazma olasılıklarını ve queer yöntemlerini araştırıyor.
Sergi kapsamında, broşüre yazılarıyla katkıda bulunan Berkant Çağlar, Seçil Epik ve Fisun Yalçınkaya’nın da katılacağı bir söyleşi ve Ayça Damgacı ve Tümay Göktepe’nin Patrida (2021) isimli filminin gösterimi yapılacak.
Bağımsız aktivist ve sanatçılar İlhan Sayın, Şafak Şule Kemancı, Ozan Ünlükoç ve Metin Akdemir’den oluşan Sınır/sız ekibi; “Sınırsız” (2018) ve “Sınır/sız ALAN” (2019) isimli queer feminist sanatçıların yer aldığı karma sergilerin ardından, Şafak Şule Kemancı’nın “bütün kuşlar benim bahçeme gelir” (2021) ve Zeynep Gönen’in “Tanıdık/Tuhaf” (2022) adlı kişisel sergilerini hazırladı.
Filiz Işık Bulut’un mitolojiye meraklı çocuklara müziğin büyüsüyle derinleşen mitolojik hikâyeler anlattığı, Şebnem Aydın’ın resimlediği kitabı Mezopotamya - İçinden Müzik Geçen Mitolojik Hikâyeler, İthaki Çocuk’tan çıktı.
En yakın arkadaşı Pel’le sorunlar yaşayan Şîn, okuldan eve döndüğü bir gün anahtarını bulamayınca dışarıda annesiyle babasını beklerken bir kediye rastlar. Onu sokaktaki bir evin bahçesine kadar takip ettiğinde Jîn ile tanışır. Çok farklı bir kadındır Jîn. Evi çeşitli kartpostallarla, kitaplarla, süslerle doludur.
Şîn duvardaki tablolara bakarken, etrafında baykuşlar olan kanatlı bir kadının resmi çok ilgisini çeker. Ve böylece, önünde Mezopotamya’nın mitolojik karakterleriyle ve hikâyeleriyle dolu büyülü bir dünyanın kapısı aralanmış olur. Jîn’in ona anlattığı hikâyeler Şîn’i unutulmaz yolculuklara çıkarırken aynı zamanda kendisi ve hayatıyla ilgili bazı şeyleri keşfetmesini sağlar.
Bu yıl 16-23 Eylül tarihleri arasında 5. edisyonu gerçekleşecek Istanbul Fringe Festival, Türkiye’den ve yurt dışından tiyatro, dans, performans disiplinlerinden işleri İstanbul’un farklı noktalarında katılımcılarla buluşturacak.
Bu yıl Türkiye’nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto varlık işlem platformu Paribu’nun desteklediği Istanbul Fringe Festival, 21 gösteri, 6 atölye, paneller ve partilere ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, İsrail, İtalya, Hollanda, Hindistan, Japonya, Kanada ve Yunanistan olmak üzere 10 ülkeden ekipleri ağırlayacak.
Festivalin bu yılki mekân destekçileri arasında Arter, Barış Manço Kültür Merkezi, BeReZe Gösteri Evi, Caddebostan Kültür Merkezi, Çıplak Ayaklar Dans Akademisi, DasDas, ENKA Sanat, Fişekhane, Hope Alkazar, Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy, Karga, Sakıp Sabancı Müzesi ve Tuhafier yer alıyor.
Bu yıl Avrupa dans ağı Aerowaves üyesi olan Istanbul Fringe Festival, oluşumun 25. yılı dolayısıyla hazırlanan Enya Belak imzalı Aerowaves 25 belgeselini seyircilerle buluşturacak. Festival ayrıca, üyesi olduğu European Festivals Fund for Emerging Artists (EFFEA) hibesi için seçilen, Matyas Marofka’nın 2084 projesine de ev sahipliği yapacak. Macaristan'dan Ladder Art Company'nin Sanat Yönetmeni Matyas Marofka, Istanbul Fringe Festival (Türkiye) ve Wintewerft Festival (Almanya) ortaklığında EFFEA hibesi için seçilen 2084 projesi ile Festival Bramat kapsamında bir hareket tiyatrosu atölyesi yürütecek. Proje, Istanbul Fringe Festival (Türkiye) ve Wintewerft Festival (Almanya) kapsamında “work in progress” gösterimi yapacak. Festivalde yer alacak etkinliklerin detaylarına buradan ulaşılabilirsiniz.
Istanbul Fringe Festival’ın erken dönem biletlerine 3 Ağustos’tan itibaren tiyatrolar.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz. Tam biletler 250 TL, öğrenci biletleri ise 150 TL’den satın alınabilirken, 1 Eylül’e kadar geçerli olacak erken dönem kampanyası kapsamında, bir kez daha ikinci bilete %50 indirim uygulaması olacak. Performans sanatlarını şehrin farklı noktalarına ulaştırmayı amaçlayan festivalin, kamusal alanda gerçekleşecek ücretsiz etkinlikleri de ilerleyen günlerde duyurulacak. Ayrıntılı bilgiye Istanbul Fringe Festival'ın internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından erişebilirsiniz.
Anna Laudel Bodrum, Ayça Okay’ın küratörlüğünü üstlendiği “KarmaComa” başlıklı sergiyi 3 Eylül tarihine kadar ZAİ Yaşam’da sanatseverlerle buluşturuyor.
“KarmaComa” sergisi, televizyonda görmeye alışık olduğumuz gündüz kuşağı programlarına, yaz dönemi pembe dizilerine, kısacası melodramın hâkim olduğu duygu dolu her âna verdiği referanslarla dikkat çekiyor. Farklı teknikleri bir araya getiren sanatçıların eserlerini içeren kapsamlı sergide, Cem A., Serdar Acar, Ece Ağırtmış, Ateş Alpar, Ronit Baranga, Kerem Ozan Bayraktar, Isabella Chydenius, Ebru Döşekçi, Alicia Framis, Ece Haskan, Berka Beste Kopuz, Mert Ege Köse, Alican Leblebici, Adriana Ramić, Sally von Rosen, Hoda Tawakol, Koray Tokdemir, Metehan Törer, Nathalie Rey ve Nevet Yitzhak’ın farklı disiplinlerden eserleri yer alıyor. Sergi “melodram” kavramını araçsallaştırarak Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve kültürel durumu tüm karmaşıklığı ile anlatmak ve yeri geldiğinde eleştirmek için bir çıkış yolu ararken kurmaca bir noktaya işaret ediyor.
Geçmişte, modernleşme ile birlikte gelen tepkisel ve eleştirel tavırlar teatral performanslar aracılığıyla ifade ediliyordu. Bu bağlamda “KarmaComa” güncel meselelere karşı tavrını Avangart tiyatro ve Bauhaus operaları ekolünden ilhamla belli ediyor. Maskelerin, oyuncakların, sahne dekorlarının yanı sıra internet “meme”lerinin, hareketli imgelerden oluşan geleneksel dokumaların ve yapay zekâ ile okunabilen görseller yaratan dijital teknolojilerin bir araya geldiği “KarmaComa”, Bodrum’daki çağdaş sanat ekosisteminin sınırlarını zorluyor. Bugün insanlık savaşlar, krizler ve hezeyanlarla dolu bir dönemden geçerken, insanca yaşamanın bedeli giderek ağırlaşıyor. “KarmaComa”, insanmerkezcilik üzerinden ortaya çıkan ve kavramsal anlatıya odaklanan etkileyici bir seçkiyle yaşanan bunalımlardan kaçmak ve yaratıcı çözümler bulmak için sanatsal ifadeye odaklanıyor.
Küratöryel felsefesini toplumsal meseleleri araştırmak, güncel durumun fotoğrafını çekmek ve bu sorunlara çözümler üretmek üzerine inşa eden Ayça Okay’ın Türkiye ve yurt dışından 20 sanatçının üretimlerini bir araya getirdiği sergi, melodram kültürünün görünmeyen yüzünü gözler önüne seriyor.
Künye:
1. Ateş Alpar, Shudder Ürperti, Queer Nightlife Series Kuir Gece Hayatı Serisi, 2022, Print on photo luster Yarı mat fotoğraf kağıdına baskı, 80x120 cm, Anna Laudel
2. Ateş Alpar, Shudder Ürperti, Queer Nightlife Series Kuir Gece Hayatı Serisi, 2018, Print on photo luster Yarı mat fotoğraf kağıdına baskı, 30hx45w cm, Anna Laudel
3. Ece Haskan, Beyond the death, 2022, 200gr.hahnemühle paper fine art print 27x30cm 5+1AP Anna Laudel
4. Ece Ağırtmış, MemoryBalsawood, poplarwood, acrylic paint, crayon Balsa ağacı, Kavak ağacı, Akrilik boya, pastel boya, 170x170x26 cm, Anna Laudel
5. Ece Ağırtmış, Home, 2022, Balsawood, poplarwood, acrylic paint, crayon Balsa ağacı, Kavak ağacı, Akrilik boya, pastel boya, 33x80x33cm, Anna Laudel
“Günümüz İskandinavya’sının Kafka’sı” olarak görülen Dag Solstad’ın sıra dışı kahramanı Bjørn Hansen’i konu alan üç romanından ikincisi olan 17. Roman, Banu Gürsaler-Syvertsen’in çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
17. Roman’da Solstad, utanç ve iletişimsizlik, baba-oğul ilişkisi ve nesillerin ilerleyişinin anlamı, toplum içinde oynanan roller gibi temaları deşmeyi sürdürüyor.
Dag Solstad’nın On Birinci Roman, On Sekizinci Kitap’ı, kahramanı Bjørn Hansen’in Büyük Ret adını verdiği planını uygulamaya koymasıyla ve çevresindeki herkese oynadığı oyunla son bulmuştu. Bu kitabın devamı niteliğindeki 17. Roman okuru yıllar sonrasına götürüyor. Foyası meydana çıkan Bjørn Hansen sahtecilikten çarptırıldığı hapis cezasını tamamlamış, dışarıdaki hayata uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bu sırada, uzun zamandır görmediği oğlundan gelen mektupla artık bir torunu olduğunu öğrenir ve oğlunun ailesini ziyaret etmeye karar verir. Şüphelerle dolu halde çıktığı bu yolculuk beklenmedik keşif ve sorgulamalara gebedir.
ENKA Sanat, Başka Sinema iş birliğiyle hazırladığı seçkiyi 4 - 25 Ağustos tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
Ödüllü ve dikkat çeken filmlerden oluşan seçki, Özcan Alper’in yönettiği 2022’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “En İyi Film” ödüllerini alan Karanlık Gece gösterimi ile 4 Ağustos’ta başlayacak. Baz Luhrmann’ın yönettiği ve Austin Butler, Tom Hanks, Helen Thomson ile Richard Roxburgh’un oynadığı ünlü müzik ikonu Elvis Presley’in hayatını konu alan Elvis filmi 7 Ağustos’ta gösterilecek. Brendan Fraser’ın performansıyla Oscar’da “En iyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazandığı Balina (The Whale), 9 Ağustos’ta izleyicilerle buluşacak. Oscar ödüllü oyuncu Ben Kingsley’in ünlü ressam Dali’ye hayat verdiği biyografik yapım Dali Diyarı (Daliland) ise 11 Ağustos’ta gösterilecek. 14 Ağustos’ta Oscar ödüllü yönetmen Danny Boyle’un yönettiği Frankestein oyununun Londra’daki National Theatre sahnesindeki canlı çekimiyle beyaz perdeye taşındığı Benedict Cumberbatch ve Jonny Lee Miller rol aldığı Frankenstein, ENKA Açıkhava sahnesinde izleyicilerle buluşacak.
Yönetmen Nicolas Bedos’un henüz yayımlanmamış romanından uyarlayarak 35mm filme çektiği Maskeli Balo (Mascarade) ise 16 Ağustos’ta, yerli yapım Ela ile Hilmi ve Ali ise 21 Ağustos’ta gösterime girecek. 22 Ağustos’ta Meksika’daki evinden kaçmak zorunda kalan, özgürlüğüne düşkün bir kadının hikâyesini anlatan Carmen, 1930’ların Fransa’sında geçen muzip komedi Suç Bende (The Crime is Mine) ise 25 Ağustos’ta izleyicilerin karşısına çıkacak.
Seçki kapsamında ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda gösterilecek filmler “1 bilet alana 1 bilet bedava” kampanyası ile izleyiciyle buluşacak. Gösterinin biletlerine Biletix ve ENKA Sanat Gişesi’nden ulaşailirsiniz.
Program:
Karanlık Gece - 4 Ağustos Cuma
Elvis - 7 Ağustos Pazartesi
Balina - 9 Ağustos Çarşamba
Dali Diyarı -11 Ağustos Cuma
Frankenstein - 14 Ağustos Pazartesi
Maskeli Balo- 16 Ağustos Çarşamba
Ela ile Hilmi ve Ali - 21 Ağustos Pazartesi
Carmen - 22 Ağustos Salı
Suç Bende - 25 Ağustos Cuma