
Edebiyat dünyasının prestijli ödüllerinden Pulitzer’den Booker’a, National Book’tan Hugo Ödülleri’ne, Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nden Orhan Kemal Roman Ödülü’ne dünyadaki ve Türkiye’deki kurgu dalında armağan edilen ödüllerde bu yılın kazananlarını derledik.
Bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Jon Fosse oldu. Pulitzer Ödülleri’nin kurgu dalında kazananları Trust romanıyla Hernan Diaz ve Demon Copperhead romanıyla Barbara Kingsolver’dı. National Book Ödülü Blackouts ile Justin Torres’in; Booker Ödülü Prophet Song romanıyla Paul Lynch’in oldu. Uluslararası Booker Ödülü ise Time Shelter romanıyla Georgi Gospodinov’a ve çevirmeni Angela Rodel’e armağan edildi. Women’s Prize For Fiction ödülü Pulitzer’i de kazanan Demon Copperhead romanıyla Barbara Kingsolver’a armağan edildi. Pen/Faulkner Ödülü Yiyun Li’nin The Book of Goose kitabına verilirken; Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü Marzahn, Mon Amour adlı romanıyla Katja Oskamp ve çevirmeni Jo Heinrich’e verildi. Nebula Ödülü Babel: Or the Necessity of Violence: An Arcane History of the Oxford Translators’ Revolution kitabıyla R. F. Kuang’ın; Hugo Ödülü Nettle & Bone romanıyla T. Kingfisher’ın oldu. Bram Stoker Ödülü’nün sahibi The Devil Takes You Home romanıyla Gabino Iglesias oldu.
Türkiye’de ise kazanan isimler ve eserlerden öne çıkanlar; 2023 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Füruzan’a armağan edildi. 2023 Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nde roman dalında kazanan isim Ölümden Uzak Bir Yer adlı kitabıyla Kerem Eksen oldu. 2023 Vedat Türkali Edebiyat Ödülleri’nde Annem Gittiğinden Beri Çiçek Ekmiyoruz Bahçeye ile Mustafa Orman ve Yeniden İnşa ile Senem Gezeroğlu roman dalında kazanan isimlerdi. 2023 Orhan Kemal Roman Ödülü’nün sahibi Kemal Varol, Babamın Bağlaması romanıyla oldu. 2023 Yunus Nadi Ödülü’nün sahibi Harika Bir Hayat ile Hikmet Hükümenoğlu olurken; Sait Faik Hikaye Armağanı Ödülü’nün sahibi Ayşegül Devecioğlu, Anatomi Dersi kitabıyla oldu. Duygu Asena Roman Ödülü’nün sahibi ise Arlin Çiçekçi, Servi Nine ve Üç Güzeller romanıyla oldu.
Türkiye’de indie müziğin önde gelen gruplarından Peyk’in ilk müzikali olan ve gerçek bir hikâyeden uyarlanan Hamiyet, 10 Ocak 2024’te Maximum Uniq Hall’da galasını yapacak.
Peyk’in ilk müzikali Hamiyet, 27. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahne almasının ardından 10 Ocak 2024’te izleyici karşısına çıkacak. Hikâye ve şarkı sözleri grubun aynı zamanda solisti de olan İrfan Alış’a ait olan Hamiyet, bir işçi mahallesinde kocası ve iki kızıyla sakin bir hayat süren Hamiyet’in 1980 darbesiyle altüst olan hayatını anlatıyor. Deniz Madanoğlu’nun senaryosunu kaleme aldığı oyunun yönetmen koltuğunda Işıl Kasapoğlu yer alıyor. Hamiyet’e Aslı İnandık hayat verirken müzikalin oyuncu kadrosunda Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik ve Peyk (Barış Tokgöz, Ertan Çalışkan, İrfan Alış, Özgür Ulusoy, Serdal Ersoy) yer alıyor.
Hamiyet, 10 Ocak 2024’te Maximum Uniq Hall’da galasını yaptıktan sonra 8 Şubat 2024’te AKM İstanbul’da, 1 Mart 2024’te ise Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak. Hamiyet’in biletlerini Biletix ve Passo üzerinden satın alabilirsiniz.
“Bir işçi mahallesinde iki çocuğu ve kocasıyla yaşayan Hamiyet, yoksul ve yorgun hayatına, bambaşka bir hayal dünyasına sığınarak katlanabilmektedir. O dünyada Hamiyet, önemli ve değerli biridir, bir müzik grubunun hem söz yazarı hem gözbebeğidir. O anlarda özgürce şarkılarını söyler, dans eder ve en önemlisi asla yalnız hissetmez. Ancak yaşadığı ve tanık olduğu ihanetler, aşağılanmalar ve hayal kırıklıklarından sonra Hamiyet’in gerçekle bağı iyice kopar. Sonunda hem evini hem de hayal arkadaşlarını kaybeder ancak herkesin aksine, onu unutmayı reddeden bir çocuğun belleğinde ve Peyk şarkılarında sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir.
80 darbesiyle birlikte daha da yoksullaştırılan ve dayanışma hakkı elinden alınan fabrika işçilerinin dünyasında hem bir emekçi hem anne hem de kadın olmanın tüm yükünü sırtlamış bir hayalperestin ‘lan ben sana neyledim dünya’ deyişinin hikâyesi…”
Künye:
Yazan: Deniz Madanoğlu
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Hikâye ve Şarkı Sözleri: İrfan Alış
Müzik: Peyk
Yapım: Peyk ve Mom
Yürütücü Yapımcı: Müge Orkun
Dekor Tasarımı: Tomris Kuzu
Kostüm Tasarımı: Selin Ölçen
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Hareket Düzeni: Gizem Bilgen
Ses Tasarımı ve Tonmaister: A. Ozan Murat, Gürkan Erdem
Saç ve Makyaj: Didem Çobanbaş, Sümeyra İstekli
Art Director: Tuvana Artun, Serdar Güngör
Afiş Fotoğrafı: Sema Arslan
İllüstrasyon ve Grafik Tasarım: Pınar Yatarkalkmaz
Proje Yöneticisi: Deniz Aksoy
Kast Direktörü: Songül Karaarslan
Sosyal Medya Yöneticisi ve Prodüksiyon Sorumlusu: Rena Amargianitaki
Kurumsal İletişim Danışmanı: Selda Yavuz
Teknik Prodüksiyon: Prodon
Ses Ekibi: Emre Gülbuz, Göktuğ Bora Soylamış, Türküsu Turhan
Teknik Prodüksiyon Asistanı: Yağız Başar Yavuz
Yapım Asistanı: İlke Tuhta
Sahne Ressamı: Şenol Demir
Lojistik ve Teknik Destek: Okan Tunca
Sahne Marangozu: Sedat Ağdaş
Kostüm Üretimi: Jun Onlıne Dikim Atölyesi
Maskot / Prova Kedisi: Kedi Hamiyet
Prova Mekanı: Mustafa Saffet Kültür Merkezi
Oyuncular: Aslı İnandık, Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik ve Peyk (Barış Tokgöz, Ertan Çalışkan, İrfan Alış, Özgür Ulusoy, Serdal Ersoy)
Yardımcı Oyuncular: Caner Coşkun, Eslem Sena Işın, Güney Marlen, Peyda Yurtsever, Ümitcan Kaya
İnci Eviner’in mentorluğunu, Heper Sayar’ın ise küratörlüğünü üstlendiği “DES 544 Performatif Araştırma Yöntemleri” sergisi 16 Ocak 2024 tarihine kadar İMÇ 5. Blok 5541’de sanatseverlerle buluşuyor.
Endüstriyel tasarım, iç mimarlık, tiyatro ve psikoloji gibi farklı zemin ve alanlardan gelen Zümra Çetinler, Meriç Kara, Burcu Özgen, Rıza Efe Reis, Heper Sayar ve Eren Yıldırım içinde bulundukları dayatmacı eğitim sistemine direnerek, sanat eğitimini sanat ortamının önemli bir parçası olarak yaratıcı bir forma dönüştürmeye çalışıyor. Bu serginin farklı bir tartışmanın başlangıcı olarak üniversite sistemi dışında bağımsız örgütlenmelerle sanatsal öğrenme olanaklarının yolunu açacağını düşünen sanatçılar benimsedikleri ve uyguladıkları sanatsal araştırma süreçlerini bu sergi ile izleyiciye sunuyor. Çağımızın, günümüzde ve gelecekteki karşılıklarına ve etkilerine odaklanan sergi, her bir sanatçının, gündelik yaşamın başka bir alanına mercek tuttuğu, dünya üzerindeki etkilerini tekrar düşünerek, dönüştürerek anlattığı bir akış içerisinde var oluyor.
Serginin başlangıç noktası olan ve İnci Eviner tarafından yürütülen, Kadir Has Üniversitesi Tasarım Yüksek Lisans Programının “Performatif Araştırma Yöntemleri” atölyesi, sanatın koşullarını, diğer disiplinler ve hayatla olan etkileşimini tartışırken bir yandan da bu süreçte her bir sanatçı/araştırmacının gerçekte bireysel ilgi alanlarının ne olduğunu keşfettiği, “bilim” ve “sanatı” ayıran duvarları aştığı ve sanatın özgürleştirici yöntemlerini benimsediği dinamik bir atölye ortamı yaratıyor. Ayrıca, sanatçıların kendi disiplinlerinin üniversite eğitim sistemi içindeki ezberlenmiş araştırma yöntemlerini aşarak eleştirel yaklaşmalarını sağlıyor. Genellikle sanatın eğitim müfredatından çıkarıldığı üniversite sistemi içinde sanatı, bir bilgi üretim alanı olarak çok daha kapsayıcı ve yaratıcılığın önünü açan canlı bir atölye çalışması içinde deneyimleme fırsatı sunuyor.
Zümra Çetinler, hızlı tüketimle artan tek kullanımlık plastik alışkanlığının su ekosisteminde yol açtığı zararı farklı bir bakış açısı içinde araştıran ve bu anlamda doğayı, bünyesine alarak dönüştürdüğü atıklar üzerinden deneyimleyen yeni bir doğa araştırması yapıyor. Kısırkaya Plajı’ndaki plastik popülasyonunu bir bitki örtüsü gibi ele alan ve bu doğrultuda biyo çözünür bir malzeme tasarımı ile bu sahte-bitki-örtüsünü bulunduğu bölgeye geri yerleştiren Çetinler, bunu yaparken de doğaya olan müdahaleyi minimumda tutarak doğal döngünün kendisine kenetlenmeyi hedefliyor. Seri üretimin ve bunun üretilen malzemelerle olan ilişkisini baz alan Meriç Kara, sadece ticari bir amaç için üretilmiş metal malzemeleri doğada bulduğu atık ağaç dallarıyla birleştirdiği bir yerleştirme ile sergide yer alıyor. Geçmişten günümüze müzeciliğe odaklanan Burcu Özgen, müze mekânların günümüzdeki değişimine dikkat çektiği ve çağlar arası etkileşime göre yeniden tasarladığı eski mekânların, günümüzde nasıl tekrar inşa edilebileceğine odaklanırken, beraberinde ürettiği müze rehberi aracılığıyla katılımcılara “Bugünden geleceğe sergilenecek şey nedir?” sorusunu sorarak günümüzden geleceğe uzanan bir köprü kurmayı ve bu sayede geçmişin izlerini modern zamanla birleştirmeyi amaçlıyor. Sahne ötesinde performatif pratikler üzerine çalışan Rıza Efe Reis, özellikle gelecek tasvirlerinin performatif ifadesine odaklanıyor. Zamanda asla kalıcı olmayan söz ve hareketin ne gibi etkilemeler ve vaatlerle yaratabileceği üzerine çalışıyor. Makineleşmenin ötesinde algoritmaların hayatımıza girmesiyle, tüm gündelik yaşamımızı tekrar sorgulayan Heper Sayar, yapay zekâ uygulamalarını birer psikolojik sisteme sahip organizma gibi konumlandırarak, kapasitelerinin sınırlarına ve kendi iç dinamiklerine otonomluk üzerinden odaklanıyor. Günümüzde sık sık karşılaştığımız elektrikli scooterları, şehirlerde yaşayan ve kendi rotaları ve habitatlarını araştıran Eren Yıldırım, atık scooter parçalarını terk edildikleri hurdalıklardan kurtararak geleceğin kalıntıları olarak yeniden tasarlıyor.
Künye:
1. Meriç Kara, Surplus, 2023, seri üretim metal parçaları ve atık dallar, değişken boyutlar
2. Zümra Çetinler, Sürdürülebilir izler: Kısırkaya Çalışması, 2023, biyo-bazlı materyaller laboratuvar malzemeleri ve video yerleştirmesi, 100 x 200 x 70 cm, 9’23’’
3. Burcu Özgen, Diyaloglar Arasında: geçmiş, bugün, gelecek, 2023, zemin üzerine çeşitli bantlar ve folyo baskı, 1433 x 277 cm
4. Heper Sayar, Otonomik İroni, 2023, Yapay zeka ile üretilmiş, görseller ve duvar üzerine folyo baskı, 140 x 760 cm
5. Eren Yıldırım, E-merge, 2023, elektrikli scooter hurdaları, ahşap üzerine sıva ve hedera helix, 270 x 250 x 230 cm
6. Rıza Efe Reis, Kehanet, Uzaktan ve Yakından, 2023, performans Performansçılar: Ceren Kaçar, Senay Arslan, Tuğçe Semiz
Multidisipliner sanatçı Lal Batman’ın “The Floor is Lava” başlıklı kişisel sergisi 4 Şubat 2024 tarihine kadar Anna Laudel Düsseldorf’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Okul bahçelerinde oynadığımız masum ve eğlenceli oyunların macera dolu dünyasını yeniden yorumlayan Lal Batman, çocukluk anılarının karanlık köşelerine, yaş aldıkça artan kaygı ve strese, modern telaş ve endişelerimize ayna tutuyor. Eserleriyle insan ruhunun çocukluktan yetişkinliğe kadar biriktirdiği duygusal ve psikolojik katmanları keşfetmeyi amaçlayan sanatçı, “The Floor is Lava” sergisinde neşeli ve bir o kadar da karanlık işlerini bir araya getiriyor.
Lal Batman, “The Floor is Lava” ile önceki sergilerinden tarz ve üslup olarak belirgin bir şekilde farklılaşan eserleri ile Almanya’da ilk kez izleyici karşısına çıkıyor. İç mekân tasarımını rüyaların karmaşık labirentlerini ve bir volkandan çıkan lavın çizdiği damarları andıracak şekilde düzenleyen Anna Laudel Düsseldorf galerisi, Batman’ın kurduğu gizemli dünyaya yeni bir boyut ekliyor.
Sanatçı video yerleştirmelerinde fütüristik manzaralar ve yeraltı tasvirleri kullanarak psikolojik ve zihinsel süreçleri esprili ve ironi dolu senaryolara dönüştürüyor. Batman’ın kendi bestelediği ve ASMR (Autonomous Sensory Meridian Response - Otonom Duyusal Meridyen Tepkisi) adı verilen bir tür beyinsel rahatlamayı andıran arka plan müzikleri ise tekrarlı ritimleri ile izleyicilerde trans benzeri etkiler yaratarak adeta herkesi hipnotize ediyor. Sergide yer alan heykeller ise görkemli boyutları ve kütleleriyle çocukken oynadığımız tuhaf, grotesk ve aynı zamanda tehlikeli oyunlara bir yetişkinin dünyasından selam veriyor.
Künye:
1. Lal Batman, As Far I Can Remember, 2023, Oil on canvas_Tuval üzeri yağlı boya, 190hx150wcm, Detail shot of art work_Eserden detay görseli, Anna Laudel Gallery
2. Lal Batman, Wir Schlafen, 2023, Oil on canvas_Tuval üzeri yağlı boya, 32h x 27w x 5d cm, Anna Laudel
3. Lal Batman, Divine Teardrop, 2023, Oil, ink, varnish on canvas_Tuval üzerine yağlıboya, mürekkep, vernik, 185h x 140w x 3d cm, Anna Laudel
4. Lal Batman, Divine Trinket, 2023, Ink on engraving textured paper, aluminium_Gravür dokulu kağıt üzerine mürekkep, alüminyum, 102h x 72 x 3d cm, Anna Laudel
5. Lal Batman, Too Far, Too Close, 2023, Oil on canvas_Tuval üzeri yağlı boya, 3lh x21w x3,5d cm, Anna Laudel Gallery
Çin sinemasının seyrini değiştiren ve Hollywood’a ilham kaynağı olan Shaw Brothers Stüdyosu’nun 14 filminden oluşan “Shaw Brothers: Wuxia Savaşçıları ve Kung Fu Ustaları” başlıklı özel bir seçki MUBI’de sinemaseverlerle buluşuyor.
Asya sinemasının öncü film stüdyosu Shaw Brothers’ın ses getiren filmlerinden oluşan “Shaw Brothers: Wuxia Savaşçıları ve Kung Fu Ustaları” seçkisi, kahraman savaşçılar ve fantastik öğelerle dolu 14 klasik ile izleyicilere Kung fu ve Wuxia türleriyle tanışmak için bir fırsat sunuyor. Seçki hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Çin’in geleneksel sanatlarından esinlenerek kendine ait bir sinemasal evren oluşturan Shaw Brothers; gösterişli setleri, rengarenk kostümleri ve nefes kesici koreografileri ile Ang Lee ve Quentin Tarantino gibi ustaların yanı sıra, hip hop dünyasının yıldızlarından Wu Tang Clan gibi pek çok ünlü sanatçıya da ilham kaynağı oldu. Destansı kahramanlık ve intikam hikâyeleri anlatan bu seçkideki filmlerde, Chang Cheh ve Lau Kar-leung gibi usta yönetmenler, adeta koreografi ve mizansen dersleri veriyor. Dövüş sanatları felsefesi, Çin efsaneleri, westernler ve Japon samuray anlatılarını beyazperdede benzersiz bir şekilde harmanlayan bu filmler, küresel çapta geniş bir hayran kitlesine sahip.
“Shaw Brothers: Wuxia Savaşçıları ve Kung Fu Ustaları”
Feleğin 36 Çemberinden Geçenler / Shao Lin San Shi Liu Fang (Lau Kar-Leung, 1978)
Efsanevi Silahlar / Shi Ba Ban Wu Yi (Lau Kar-Leung, 1982)
Ölümün Beş Parmağı / Tian Xia Di Yi Quan (Jeong Chang- Hwa, 1972)
Aşk Kölesi / Ai Nu (Chor Yuen, 1972)
Şaolin Ninja’ya Karşı / Zhong Hua Zhang Fu (Lau Kar-Leung, 1978)
Beş Zehir / Wu Du (Chang Cheh, 1978)
Beş Element Ninjaları / Ren Zhe Wu Di (Chang Cheh, 1982)
Görünmez Savaşçı / Wu Lang Ba Gua Gun (Lau Kar-Leung, 1984)
Kirli Ho / Lan Tou He (Lau Kar-Leung, 1979)
Kötürüm İntikamcılar / Can Que (Chang Cheh, 1978)
Sarhoş Büyük Usta / Da Zui Xia (King Hu, 1966)
Beyaz Nilüfer Klanı / Hong Wending San Po Bai Lian Jiao (Lo Lieh, 1980)
Şantunglu Dövüşçü / Ma Yong Zhen (Chang Cheh, Hsueh Li Pao, 1972)
Kolsuz Kahraman / Du Bei Dao (Chang Cheh, 1967)
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin Türkiye resim sanatında önemli yeri olan sanatçılara ve eserlerine derinlemesine bir bakış açısı sunan monografik sergi serisi, “Unutulmuş Bir Cumhuriyet Kadını: Bütün Yönleriyle Melek Celâl” başlıklı sergiyle devam ediyor.
Sabancı Holding’in ana sponsorluğunda ve Gilan’ın katkılarıyla gerçekleşen, geç Osmanlı İmparatorluğu’nun ve erken Cumhuriyet döneminin öncü kadın sanatçılarından Melek Celâl’e odaklanan sergi, 28 Nisan 2024 tarihine kadar SSM’de sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, 1924’te Galatasaray Sergileri’nde ilk nü eserleri gösteren, 1935’te ise ilk kişisel sergisini açan kadın sanatçı olan Melek Celâl’in hayatını ve sanatını gözler önüne seriyor. Çok yönlü üretim yapan sanatçının tablo ve eskizleri, Anadolu motiflerinden esinlenerek çizdiği desenleri, şehir planlama, hat sanatı ve Türk işlemeleri ile ilgili kaleme aldığı makaleleri, eleştirileri ve kitapları ile hayatına ışık tutan fotoğraflar, kartpostallar, hatıra yazıları ve mektupların bulunduğu zengin bir arşivden oluşuyor.
19. yüzyılın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda doğan ve hayatlarına Türkiye Cumhuriyeti’nde devam eden ilk modern sanatçı kuşağının öncü kadın temsilcilerinden Melek’in hayatı ve eserlerine kapsamlı bir bakış sunan sergi, her anlamda radikal değişikliklerden geçen bir ülkede modernleşme sürecinin nasıl yaşandığına dair ipuçlarını içeriyor. Erken Cumhuriyet döneminin pek çok sanatçısı gibi, İstanbul’da varlıklı bir Osmanlı ailesinin kültür birikimiyle yetişen Melek Celâl’in hayatı, yalnızca bir dönemin unutulmuş bir ressamının hikâyesini değil, aynı zamanda geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminin kültürel panoramasını da ortaya koyuyor. Sergide Melek Celâl’in tekniğine, eserlerinin geçirmiş olduğu restorasyon çalışmalarına, kullandığı malzemelerin yapısı ve dokusuna ışık tutan Görünenin Ötesinde Melek Celâl bilimsel analiz çalışması da yer alıyor.
Sergi kapsamında hazırlanan ve akademik kaynak niteliğindeki katalogda ise Namık Sinan Turan, Gizem Tongo, Ahu Antmen, Nazan Bekiroğlu, Mehmet Samsakçı ve Ömer Faruk Şerifoğlu, Melek Celâl’in hayatını ve sanatını pek çok farklı açıdan ele alıyor. Eğitim programlarıyla da desteklenecek sergi kapsamında 26 Ocak 2024’te gerçekleşecek, sanat terapisi ve farkındalık ilkelerinden ilham alan “Müzede An’da” atölyesiyle 5-7 yaş aralığındaki çocuklar ve ebeveynleri, Melek Celâl’in galeride yer alan farklı natürmort eserlerinin renk ve kompozisyonlarını keşfedecek.
Cengiz Can'ın son dönem Osmanlı mimarlığının önemli bir yönünü ele aldığı, Melling'den Fossati kardeşlere, Barborini'den Montani'ye, Vallaury'den D'Aronco'ya, Mongeri'ye uzanan çalışması İstanbul'un Yabancı ve Levanten Mimarları, yeni basımıyla Arketon’dan çıktı.
İlk baskısı 2020 yılında yapılan ve kısa sürede tükenen kitap yeniden okurla buluştu. Can'ın, 1993'te bir tez çalışması olarak kaleme aldığı bu kitap Aykut Köksal'ın bu kitap için çektiği fotoğraflarla tamamlanıyor.
“Sunuş” yazısını da kaleme alan Aykut Köksal, şunları söylüyor: “Cengiz Can’ın kitabı, daha önce yüzeysel bilgilerle tanınan, yaşamları üzerine çok az şey bilinen yabancı ve Levanten mimarların, Osmanlı mimarlığının modernleşme sürecinin nihai noktasında belirleyici ve tayin edici bir rol yüklendiklerini ortaya koyuyor. Can, bu mimarların yaşamını, hiç bakılmamış kaynaklara giderek araştırıyor ve yerleşmiş belirli önyargıları çürütüyor. Örneğin, 'yabancı' olarak bilinen kimi mimarların 'Osmanlı Levanten mimarları' olduğunu saptıyor. Cengiz Can’ın ele aldığı mimarların önemli bir bölümünün İtalyan ya da İtalyan asıllı Levanten oldukları ise hemen göze çarpıyor. Can, bu olgunun da altını çiziyor, gerekçelerini irdeliyor.
Yabancı ve Levanten mimarların üretimleri, 18. yüzyılın Osmanlı mimarlığıyla keskin bir kopuş gösterir. Bu kopuş özellikle Osmanlı modernleşmesinin sonucu olan yeni yapı programlarının geleneksel programlara göre daha baskın olmasında görülüyor. Ayrıca, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin aynı yüzyılın Avrupa mimarlığıyla koşutluklar taşıdığını söylemek yanlış olmaz. 19. yüzyılın seçmeci yaklaşımları İstanbul’da üretim yapan bu mimarlarda da yankılarını bulur.
İstanbul’da çalışan Fossati, D’Aronco gibi yabancı mimarlar, Avrupa’nın her kentinde üretimleri saygıyla karşılanabilecek yaratıcı ve yetkin tasarımcılardır. Özellikle D’Aronco’nun Art Nouveau yapıları, Avrupa’da boy gösteren 'erken Modernist' çizginin, eşzamanlı olarak Osmanlı başkentinde görülen seçkin ve unique örneklerini oluşturur. Cengiz Can, bu mimarları ele alırken, Osmanlı modernleşmesinin gölgede kalmış bir yönüne ilişkin geniş bir çerçeve sunuyor.”
Berlin merkezli techno ikilisi Schwefelgelb, PSM Loves2Dance serisi kapsamında 2 Şubat 2024’te Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverlerle buluşacak.
Prodüktör ikili Schwefelgelb, 2008 yılında çıkardıkları Alt und Neu albümüyle Berlin techno sahnesine hızlı bir giriş yaptı. İkili, 2017’de çıkardıkları ve içinde “Es Zieht Mich” ve “Fokus” adlı hit parçaların yer aldığı Dahinter Das Gesicht albümüyle büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Techno sahnesinde Under Black Helmet, Parallx, Inhalt Der Nacht, Phase Fatale gibi isimlerle aynı kulvarda anılan ve Amelie Lens, Boys Noize, Dax J, SPFDJ, VTSS gibi usta isimlerin desteklediği prodüktör ikili, techno ve ebm’i harmanladıkları özgün ritimleriyle 2 Şubat akşamı PSM Loves2Dance kapsamında %100 Studio’da dinleyicilerle buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Dünyanın en kapsamlı hayvan anatomi sergisi olarak tanımlanan “Body Worlds: Animal Inside Out-Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi”, 31 Mart tarihine kadar Ataşehir Metropol İstanbul’daki HUPALUPA Expo’da izleyicilerle buluşuyor.
Hayvanların bedenlerinin bilinmeyen özelliklerini ve biyolojik yapılarını sanatsal bir anlayışla izleyiciye sunan sergi, “Hayvan derisi ve kürkünün altında ne var?” sorusuna yanıt olarak ziyaretçileri anatomik bir safariye çıkarıyor. Ziyaretçilerin ülkemizde olmayan fil ve zürafa gibi farklı coğrafyaların canlılarını bir arada görme imkânı bulduğu sergide izleyiciler 100’den fazla hayvanın kemik yapısını, kaslarını, sinir sistemini ve organlarını yakından inceleme fırsatı buluyor.
Zürafadan file, köpekbalığından ahtapota kadar çok sayıda muhteşem canlının karmaşık biyolojisini keşfetme imkânı sunan sergi, hayvanların iç dünyasını, çürümeyi durduran plastinasyon tekniği sayesinde detaylı bir şekilde gösteriliyor. Bu çalışmaya imza atan bilim insanı Prof. Dr. Gunter von Hagens, sergi için hiçbir hayvanın öldürülmediğini ya da asla zarar görmediğini de özellikle vurguluyor.
Almıla Aydın, Nilay Yılmaz ve Seda Öğretir’in kimliklerin inşasında yaşanılan semtin ve dönemin çocuklar üzerindeki etkisini üç çocuğun hikâyesi ile anlattıkları kitapları Zamansız Şehrin Çocukları, Altın Kitaplar’dan çıktı.
Zamansız Şehrin Çocukları’nın kahramanları Marcus, Agâh, Defne birbirlerinden farklı yüzyıllarda ama aynı şehirde, hatta aynı semtte yaşamış, aynı sokaklarda yürüyüp aynı mekânlardan geçmiş ve üç ayrı yazarın kaleminde hayat bulmuş üç çocuk.
Bu üç ayrı dönemin, birbirlerine görünmez bağlarla bağlı çocukları arkadaşlarıyla ve kardeşleriyle birlikte 4. yüzyıldan günümüze, Konstantinopolis’ten İstanbul’a, Kiklobion Burnu’ndan Zeytinburnu’na uzanan heyecan verici maceraların da başkahramanları. Bizans Dönemi’nde yaşayan ve mozaik ustası olma hayalleri kuran Marcus; Osmanlı Dönemi’nde yaşayan ve sorularına Mevlevihane’de yanıt arayan Agâh; 2023 Türkiye’sinde yaşayan ve Minecraft’ta İstanbul’u inşa eden Defne…