
İş Sanat ve Millî Reasürans Oda Orkestrası iş birliğinde gerçekleşecek “100.Yılda Türk Tangosu” konseri 31 Ocak Çarşamba akşamı 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak.
Orkestra şefliğini Hakan Şensoy’un üstlendiği konserin solistleri Ezgi Köker (solist), Tevfik Rodos (solist), Tolga Salman (bandoneon), Toros Can (piyano), Rüstem Mustafa (keman) olacak. Dansçıların da yer alacağı konserin repertuvarında Türk tango müziğinin usta isimlerinin unutulmaz besteleri yer alıyor. Hasan Niyazi Tura’nın “100.Yıl Tangosu” ile başlayacak olan konserde, Fehmi Ege, Necdet Koyutürk, Yaşar Güvenir gibi ustaların besteleri dinleyicilerle buluşacak. “Ayrılık Belki Ölümden Beter”, “Bal Çiçeği”, “Sana Nereden Gönül Verdim”, “Sensiz Saadet” ve daha birçok eser dinleyicilere Türk tango müziğinin derinliklerinde doğru bir yolculuğa çıkaracak.
CANAN’ın “Vuslat” başlıklı kişisel sergisi 10 Şubat-16 Mart tarihleri arasında .artSümer’de sanatseverlerle buluşacak.
Sanatsal pratiğini resim, fotoğraf, minyatür, video, performans ve enstalasyon gibi geniş bir yelpazede sürdüren CANAN, “Vuslat” sergisinde son döneme ait çalışmalarını izleyiciye sunuyor. CANAN son dönem üretimlerinde masalları ve mitolojik anlatıları, kişisel ve kolektif hikâyelerden hareketle şekillendirerek imgeler aracılığıyla yeniden yorumluyor. Doğadan beslenip anlam kazanarak sembolize olan, zaman zaman ürkütücü, zaman zaman güzelliğin tanımı olan imgelerin zihnimizde yarattığı bilişsel, sezgisel ve düşsel etkilerinin farklılıklarına odaklanıyor. Sanatçının eserleri çağdaş bir bakış açısıyla semboller, malzemeler, sesler, mitler ve hikâyeleri katmanlaştırarak, hafıza üzerine özgün bir perspektif sunuyor.
“Vuslat”, masalsı ve mitolojik karakterler ve öğelerle bezeli büyük boyutlu yerleştirmeler ve heykellerle özgün bir imgelem dünyasını yansıtıyor. Yapıtlar arasında çehresi ve hikâyesiyle odak noktalarını kendine çeken Şehretün’nar, sanatçının önceki dönemlerde tül, kumaş, payet ve boncuklardan yapılmış heykellerini anımsatırken, boyut ve ışıklandırmasıyla daha farklı bir konumda üç boyutlu minyatür yerleştirme olarak sergide yer alıyor. İslam mitolojisinde nurdan (ışıktan) yaratılmış bir varlık olan Şehretün’nar cinlerin anası olarak tasvir ediliyor: Binlerce yüzü ve her yüzünde farklı ifadesiyle doğanın oluşumuna, aşkın varlığına ve yaşamın kendisine kavuşmak üzerine kurgulanmış bir hikâyeyi izleyiciye sunuyor. Sanatçının yazdığı ve seslendirdiği “Şehretün’nar masalı” yapıta işitsel olarak eşlik ediyor. Serginin ismine ilham veren çalışmalardan biri olan ve islam mitolojisindeki Burak figüründen esinlenerek şekillenen Her Hasretin Bir Vuslatı Vardır adlı kaligrafik heykel ise; sevinci, mutluluğu ve şükran duygusunu içinde barındıran bir kavuşmayı temsil ediyor.
Vuslat; masalların, mitolojinin sıra dışı karakterlerini ve doğa varlıklarını özgün bir evrende yeni biçim ve formlarda sentezleyerek, zamansız/emsalsiz bir hikâyede gezinmenin kapılarını aralıyor. CANAN’ın son bir yıl içinde ürettiği kurutulmuş bitki ve çiçeklerden, tel, plastik, karton gibi birbirinden farklı malzemelerden oluşan yapıtlarını da içeren sergi, sanatçının güncel üretim yelpazesine dair geniş bir perspektif sunuyor.
1. CANAN-Şehretün’nar, (detay 2) - 2024
2. CANAN-Şehretün’nar, (detay) - 2024
3. CANAN-Şehretün’nar, 2024, Kağıt hamuru, demir tel, kumaş, payet, boncuk, ışık, Değişken ölçüler
Hanzade Servi’nin her yaştan okura dostluklar, küslükler, püslükler ve mucizevi tesadüfler hakkında bir hikâye anlattığı, Gözde Eyce’nin resimlediği Hiç Küsmeyen Arkadaş Aranıyor, İthaki Çocuk’tan çıktı.
Dönenyol ilçesinin yerel gazetesinde çıkan ilan Çimen’in hemen dikkatini çekmişti. En yakın arkadaşı Nil de sürekli sudan sebeplerle ona küsüyordu ve Çimen bu konuda ne yapacağını bilmiyordu. Arkadaşıyla barışmanın yollarını ararken bu tuhaf ilanın da gizemini çözmek için kolları sıvadı. Bir gün Elbette Çıkmaz Kafe’ye gittiğinde sürprizlerle dolu bir dostluk ağının ortasına düştüğünden tamamen habersizdi.
Bahadır Yıldız’ın, küratörlüğünü Nergis Abıyeva’nın üstlendiği “İçimizde Müphem Boşluklar ve Girdaplar” başlıklı kişisel sergisi 29 Şubat tarihine kadar Quick Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
“İçimizde Müphem Boşluklar ve Girdaplar” başlıklı sergide, Bahadır Yıldız’ın 2012-2023 tarihleri arasında üretimine başladığı ve tamamladığı resim, heykel ve enstalasyon gibi farklı türlerde, birçoğu ilk defa izleyici karşısına çıkan yapıtları yer alıyor. Quick Tower’ın mimari özellikleri ve insan olmayan canlılarla kurduğu ilişki gözetilerek kurgulanan sergi, malzemelerini bitki, kabuk ve kalıntılardan ürettiği doğal boyalardan sanayi atıklarına uzanan geniş bir yelpazede bulan Yıldız’ın son on yılda gerçekleştirdiği yapıtlardan bir seçki sunuyor. Yıldız’ın kendisinin ortaya attığı ve atık plastiğin itici görselliğine göndermede bulunan “leş estetiği” kavramı, sanatçının hem üretim hem de düşünme pratiğini tanımlaması bakımından sergiyi şekillendiren bir unsur olarak izleyici karşısına çıkıyor. Yıldız’ın, atık malzemelerden açık havaya ve her türlü hava koşuluna uygun olarak ürettiği heykelleri, Quick Tower’ın meydanında konumlanıyor.
Adres: İçerenköy, Umut Sk. No:10-12, 34752 Ataşehir/İstanbul
Fotoğraf: Tahir Akkurt
Delal Yatçi’nin sinemamızda kadınlar arası deneyimlerin ne şekilde temsil edildiğini İki Genç Kız, Toz Bezi, Mavi Dalga ve Aşk, Büyü vs. filmleri ve feminist sinema tartışmaları bağlamında ele aldığı çalışması Sabiha’nın Kız Kardeşleri, Metis Yayınları’ndan çıktı.
Bayram Gündüzalp’in fotoğraflarının yer aldığı, “Türkiye Sinemasında Kadınlar, Deneyimler ve Toplumsal Cinsiyet” alt başlığına sahip kitapta yakın okuma yaptığı dört filmde kadınlar arası deneyimleri feminist bir perspektiften inşa ediyor ve doğrudan feminist biçimlere ya da kameranın feminizmle üretken bir hizaya gelmesine olanak tanıyorlar.
Yatçi’nin araştırması, tarihsellik arayışı içinde genişliyor ve kadın öznelliğinin temsil biçimlerini, kadınları merkeze taşıyan hikâyeleri ve buna işaret eden imgeleri/sesleri ya da “kadın yönetmen” meselesini, yani feminist sinemaya ilişkin pek çok tartışmayı Türkiye sineması üzerinden takip eden bir çerçeve kazanıyor. Böylelikle çalışma, feminist film teorisinin ana uğraklarına, kült metinlerine, bu metinler üzerine inşa edilen birikimlere, çatallanmalara, eleştirel görüşlere ve üretici çelişkilere de değinen bir kurguya kavuşuyor. Yeni feminist tahayyüllere, yeni feminist icatlara açılabilecek imkânlara işaret eden bir yol bu.
Yapı Kredi Yayınları tarafından iki ayda bir yayımlanan güncel sanat dergisi Sanat Dünyamız 50. yaşını “Yersiz Yurtsuz” temalı film günleri ile kutluyor.
Sanat Dünyamız’ın güncel sanat ve sinema ilişkisini gündeme taşıyacak olan “Yersiz Yurtsuz” temalı film günleri, 26-29 Ocak tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da gerçekleştirilecek. Bu yıl ilk kez düzenlenecek olan program uzun metraj ve kısa metraj filmlerden ve film ekipleriyle gerçekleşecek söyleşiler, tema etrafındaki konuşmalardan oluşuyor. Küratörlüğünü sinema eleştirmeni Engin Ertan’ın üstlendiği programın ilk filmi yönetmenliğini Somnur Vardar’ın yaptığı Boşlukta 27 Ocak Cumartesi günü saat 14.00’te izleyicilerle buluşacak. Film günleri, güncel sanatın özellikle 1960'lardan günümüze performans, video ve yerleştirmelerde karşımıza çıkan “akan görüntü” kavramına ilgisinden beslenerek sinema ile bağını güçlendirmeyi amaçlıyor. Sinemanın güncel sanatla ilişkisini incelemek ve film çeken sanatçılara ya da sanat yapan sinemacılara bakmak için de fırsat sunuyor. Film Günleri’nin bu yılki teması “Yersiz Yurtsuz” olarak belirlendi. Program hakkında detaylı bilgiye ve programa buradan ulaşabilir, filmlerin biletlerini ise Biletix üzerinden satın alabilirsiniz.
Fotoğraf sanatçısı Cihan Öncü’nün “MOTUS” başlıklı kişisel sergisi 8 Şubat-3 Mart tarihleri arasında Dirimart Pera’da sanatseverlerle buluşacak.
Cihan Öncü’nün “MOTUS” sergisinde her fotoğraf, enerjinin ve duyguların zirveye ulaştığı anları dondurarak hareketi esas alıyor, hareketsizliğin bir yanılsama olduğunu gösteriyor. Sıradanı olağanüstüye dönüştüren Öncü’nün detayları yakalayışı, izleyiciler için bir kaleydoskop deneyimi yaşatırken, Hahnemühle Matt FineArt kâğıda basılan fotoğraflar gündelik yaşamı sanatsal bir keşfe dönüştürüyor. MOTUS” sergisinde sanatçının son dönem işleri izleyici karşısına çıkıyor. Bu işler renkli baskılar üzerindeki denemeleri duygusal bir boyut kazanarak, deneyimlerin zenginliğini aktaran bir hikâye anlatıcılığı sunuyor. Sergi, varoluş ve duyguların estetikle birleştiği anları gözler önüne seriyor.
Reka Kolektif’in bitmeyen kriz hâlinin olağanlaştığı ve yasın sürekli ertelendiği günümüz atmosferinde, yüksek umutlar ve alçak kaygılar arasında devinen bir çiftin hikâyesini anlattığı oyunu Aşalım Bunları, ocak ve şubat gösterimleriyle izleyiciyle buluşmaya devam ediyor.
Aslı Ekici ile Rıza Efe Reis’in yazdığı ve yönettiği, Ceren Kaçar ile Görkem Örskıran’ın oynadığı Aşalım Bunları, “rağmen” nasıl devam edeceğimizi araştırıyor. Oyunun hareket tasarımını Senay Arslan, video tasarımını Zeynep Duman, ses ve efekt tasarımını Ozan Demir üstlenirken oyunun teknik sorumlusu Umut Rışvanlı.
Bir çift eve Japon balığıyla döner; balığa istediği her şey olabilme şansı sunmaya çalışırlar. Bu çabanın ta kendisi balığın ölümüne sebep olan heteronormatif bir aile trajedisine dönüşür ve oyun tam da burada başlar. Biri sivil toplumda, diğeri de teknoloji sektöründe markalaşmayı hedefleyen bu çift; asansörlerinde gerçekleşen bir çocuk ölümünün gölgesinde hayallerine ve fırsatlara tutunma çabasını nasıl sürdürebileceklerini araştırırlar. Bu yası ne kadar sahiplenebilirler, ne kadar geride bırakabilirler? Kişisel çabaları onlara sıkıştıkları akvaryumda nefes olur mu? Yoksa ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bu bitimsiz krizin etkisinde savrulacaklar mıdır? Peki yasın performansı ürünleşebilir mi?
Aşalım Bunları; 28 Ocak Pazar günü 17.00’de Koma Sahnesi’nde, 13 Şubat Salı günü 20.30’da Cihangir Atölye Sahnesi’nde, 14 Şubat Çarşamba günü 20.30’da Pax Sahne’de izleyiciyle buluşacak.
Oyunun Künyesi:
Yazar ve Yönetmen: Aslı Ekinci, Rıza Efe Reis
Hareket Tasarımı: Senay Arslan
Video Tasarımı, Teknik Sorumlu: Zeynep Duman
Teknik Sorumlu: Umut Rışvanlı
Ses ve Efekt Tasarım: Ozan Demir
Netflix, 29 Şubat’ta tüm dünya ile aynı anda gösterime girecek, Berkun Oya imzalı mini dizisi Kuvvetli Bir Alkış’tan ilk görselleri paylaştı.
Bir Başkadır ve Cici’nin yaratıcısı Berkun Oya’nın yeni mini dizisi Kuvvetli Bir Alkış’ın başrollerinde Aslıhan Gürbüz, Fatih Artman ve Cihat Süvarioğlu bulunuyor. Dizi, anne, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek ailenin on yıllara yayılan yolculuğunu, birbirleriyle ve onları çevreleyen toplumla çatışmalarını kendine özgü bir evren yaratarak anlatıyor. Çekirdek aile tanımının alışılmış tüm gerekliliklerini tamamlayarak mutlu son finaline ulaşmış gibi görünen bir çift, henüz portakalda vitamin olduğu zamanlara güçlü bir özlemle bağlı olan ve varoluşun doğasını sorgulayan çocuklarının aralarına katılmasıyla birlikte bu sıra dışı hikâyenin temelini oluşturuyor. Ali Farkhonde, Evrim Zeybek, Berkun Oya’nın yapımcılığını üstlendiği dizide ayrıca Ali C. Ongun, Cengiz Bozkurt, Devrim Yakut, Eyüp Mert İlkis, Güneş Sayın, İpek Türktan, Kayra Orta, Menderes Samancılar, Murat Kılıç, Mustafa Karakoyun, Nur Sürer, Özlem Tokaslan, Rezdar Taştan, Serra Arıtürk, Settar Tanrıöğen, Uraz Kaygılaroğlu ve Zeynep Ocak konuk oyuncu olarak yer alıyor.
Yapımını Krek Film’in üstlendiği Kuvvetli Bir Alkış, 29 Şubat’ta Netflix’te gösterime girecek.
Arek Qadrra ve Berka Beste Kopuz’un “Batarken Güneş Ardında Tepelerin” sergisi 1 Şubat-22 Mart tarihleri arasında Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.
“Arek Qadrra ve Berka Beste Kopuz, yüzyıllar boyu kadim ve verimli topraklarda süregelen, doğal ve beşerî sistemlerin oluşturduğu yaşamsal metabolizmayı inceliyor. İkili, çeşitli medeniyetleri, doğal canlı türlerini kendinde barındıran verimli bölgelerin mitolojilerini, tarihlerini, coğrafi yapılarını araştırarak yola çıkmaktadırlar. İlk adımda deneysel bir haritalama süreci ile başlayan proje; kuraklaşan barajlar, yok olmaya yüz tutmuş antik kentler, ıssız kırsal alanlar; doğal kaynakların kirliliği, maden firmaları ve HES-JES gibi enerji projeleri ile mücadele eden yerli halklar; kuraklık, göç, sanayi ilaçlarıyla karşı karşıya kalan tarım ve hayvancılık Antroposen çağında yaşanan tipik problemlerden birkaçının somut örnekleri olarak beliriyor. Tüm bu durumların, şüphesiz kapitalist tüketim döngüsüyle kasıp kavrulan dünyanın farklı coğrafyalarında mikro-makro ölçeklerde, benzer senaryolarla yaşanıyor olup, gözlemlenmesi mümkündür.
İkili, çeşitli alanlara yaptıkları ziyaretlerden ve gözlemlerden sonra yerli halkların yerinden edilmeye karşı verdiği yaşam mücadelelerine, global ölçekteki enerji üretim-tüketim sorunlarına, doğal kaynaklar ve şehirleşme gibi olası herhangi bir bölgenin metabolik süreçlerini düşünmeye ağırlık vererek, sanatsal bir dille günümüze yönelik sorular soruyorlar. Ekolojinin dengesi neye benzer? Ekoloji kavramını kuran ögeler nelerdir? Doğal ve beşerî faktörler yaşamsal faaliyetlerin sürmesi için suyun, toprağın, havanın ve belirli doğal kaynakların dengesini ne oranda etkiler? Metabolizma ve yaşam arasındaki ilişki jeolojik ve antropolojik bakışla nasıl bir ilişkiyi ihtiva eder?
Sanatçıların belirli bir zaman ve belirli bir konumdan, bir başlangıç olarak eyleme geçtikleri bu çalışma; çeşitli toplulukların, disiplinlerin, hiç de yabancısı olmadığımız benzeri süreçlerin metabolik haritalarını okumaya gayret ettikçe, verimli etkileşimlerin doğacağı inancıyla yola koyuluyor.”