
Timurtaş Onan’ın, Tarihi Yarımada ve Sirkeci hanları ile sakinlerine adadığı yeni kitabı İstanbul’un Hanları yayımlandı.
10 yıla yayılan bir çalışmanın eseri olan İstanbul’un Hanları kitabı için her fırsatta Tarihi Yarımada ve Sirkeci bölgesindeki hanlara giden Timurtaş Onan, zamanla geliştirdiği dostluklar sayesinde bu hanlardaki habitatın bir parçası hâline geldi. Onan’ın fotoğrafladığı hanlar, Tarihi Yarımada’da Kapalıçarşı etrafından başlayarak Mercan ve Çakmakçılar Yokuşu ile Mahmutpaşa’ya, Eminönü’nde Rüstem Paşa Camii Külliyesi’ne ve Haliç’in öte yakasındaki Karaköy’de Perşembe Pazarı’na kadar uzanıyor.
Anadolu’da eski ticaret yolları üzerinde kervanları ağırlamak üzere gelişen kervansarayların (veya menzil hanlarının) şehirli versiyonu sayılan ticaret hanların, İstanbul’daki eski çarşılar bölgesinde konaklama işlevinden büyük ölçüde arınarak, ilk zamanlar değerli malların depolanıp korunduğu birer kasa vazifesi gördüğü biliniyor. Daha sonra üretim işlevini de üstlenen hanlar, 15. yüzyıldan bu yana ticaret erbapları kadar, şehrin önemli zanaatkarlarına; özellikle de altın ve gümüş üzerine çalışan ustalar, kalıpçılar, dökümcüler, sıvamacılar, sadekarlar, kakmacılar ve mıhlayıcılardan oluşan bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Timurtaş Onan’ın fotoğrafladığı hanlar arasında; Büyük Valide Han, Büyük Yeni Han, Abud Efendi Han, Çuhacı Han, Kalcılar Han, Büyük Yıldız Han, Yaldızlı Han, Ali Paşa Hanı, Balkapanı Han yer alıyor.
Zamansızlık duygusu vermesi, anları en saf hâliyle yakalaması, kontrastları ve tonları daha güçlü vurgulaması nedeniyle çalışmalarında sıklıkla siyah beyazı tercih eden Timurtaş Onan’ın şehirdeki öznel ritminin bir yansıması olan İstanbul Antolojisi’nin diğer ciltleri gibi, İstanbul’un Hanları da tamamı siyah beyaz 308 kareden oluşuyor.
Tüyap Fuarcılık Grubu tarafından, Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliği ile 2-10 Kasım 2024 tarihleri arasında Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek 41. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı Yalvaç Ural, teması “Çocukluk Şenliktir!” olarak açıklandı.
Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, kitapseverleri 41’inci kez bir araya getirecek. Fuar kapsamında, yurt içi ve yurt dışından yayınevleri, yazarlar ve okurlar yüzlerce kültür etkinliği e imza gününde buluşacak.
Bu yıl Tüyap Kültür Fuarları Danışma Kurulu kararıyla çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerinden Yalvaç Ural, 41. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın “ Onur Yazarı” olarak belirlendi. Ural’ın masalsı dünyası ve çocuk ve gençlik edebiyatına yaptığı katkılar bu sene fuarın ana eksenini oluşturacak. Tüyap tarafından, yazarın yaşamına ve eserlerine odaklanan bir anı kitabı da yayımlanacak.
Fuarın ana teması, “Çocukluk Şenliktir!” olacak. Yalvaç Ural'ın eserlerinden de ilham alarak, 41. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda hayal gücünün ve keşfin altın çağı olan çocukluğun önemi ve değeri kutlanacak. Fuar kapsamında düzenlenecek etkinliklerde, çocukların zihinsel ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunacak, onları okumaya teşvik edecek ve hayal güçlerini özgürce kullanmalarına imkan tanıyacak faaliyetler de yer alacak.
2-10 Kasım 2024 tarihleri arasında Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek 41. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı girişi öğrenci, öğretmen, çocuk, emekli ve engellilere ücretsiz olacak. Fuar; hafta içi 10.00-19.00, hafta sonu 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Fuar, son günü olan 10 Kasım 2024 Pazar akşamı 19.00’da sona erecek. Fuarla ilgili etkinlik listesi, imza günleri ve detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA’nın sponsorluğunda düzenlenen 31. İstanbul Caz Festivali, 3-18 Temmuz tarihleri arasında Gregory Porter, Arlo Parks, YolanDa Brown, Joshua Redman, Chris Isaak, Baptiste Trotignon ve Modern Art Orchestra gibi isimlerin yer aldığı programıyla İstanbul’un çeşitli mekânlarında müzikseverlerle buluşacak.
31. İstanbul Caz Festivali, 3 Temmuz Çarşamba günü Avusturya Konsolosluğu Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde Avusturyalı grup Saint Privat’nın dinleyicilerle buluşacağı, Nilüfer Verdi ve Nino Varon'a Yaşam Boyu Başarı Ödülleri’nin sunulacağı Festival Ödül Gecesi ile başlayacak. 18 Temmuz’a kadar devam edecek festival, 40’a yakın konserde usta isimlerden yeni seslere 200’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı dinleyicilerle bir araya getirecek. Festivalde izleyiciyle buluşacak isimler arasında iki Grammy ödüllü caz efsanesi Gregory Porter; “Wicked Game”, “Blue Hotel” ve “Baby Did A Bad Bad Thing” gibi şarkılarıyla uzun yıllar müzik listelerinin vazgeçilmezi olan, rock’n roll’un çok yönlü ve romantik prensi Chris Isaak; zamansız ve yenilikçi müziğiyle yaşayan en büyük saksofonculardan Joshua Redman; Jamaika kökenli İngiliz caz duayeni YolanDa Brown; Avrupa’nın en merak uyandırıcı ve dinamik caz piyanistlerinden Baptiste Trotignon; Türkiye’deki ilk konseriyle R&B, soul ve indie’nin genç yıldızı Arlo Parks ve Kornél Fekete-Kovács yönetimindeki Macaristan’ın yenilikçi orkestralarından Modern Art Orchestra yer alıyor.
Kadıköy’deki çeşitli mekânlarında gerçekleşecek +1’li Gece Gezmesi’nde Hollanda’dan Thomas Azier ve Baby’s Berserk’in yanı sıra Türkiye’den Gevende, Korhan Futacı ve daha birçok beğenilen isim sahneye çıkacak. Caz Vapuru, izleyicisini caz ve swing tınıları eşliğinde Boğaziçi’yle bir araya getirecek. Festivalin yeşille cazı bir araya getirdiği ücretsiz Parklarda Caz konserleri bu yıl da dinleyicilerle buluşacak.
Festivalin genişleyen etkinlik yelpazesine bu yıl katılan Pera’da Bir Caz Akşamı’nda ise müzikseverler, gecenin durakları Salon İKSV, Minoa Pera ve Pera 77’de cazın doğaçlaması ve klasik müziğin gelenekselliğini tutkuyla bir araya getiren Kristjan Randalu Absence Trio, sürpriz bir konuğu ile piyanist Can Çankaya Trio ve Dilek Sert Erdoğan “A Tribute to Aretha Franklin” ile Beyoğlu’nda müzikseverlerle bir araya gelecek.
31. İstanbul Caz Festivali’nin biletlerine buradan, programına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Ozan Atalan’ın “Moleküler: Asbest ve Ateş” başlıklı kişisel sergisi, 3-13 Temmuz tarihleri arasında Bilsart’ta sanatseverlerle buluşacak.
Uras Kızıl’ın küratörlüğünü üstlendiği “Moleküler: Asbest ve Ateş” sergisi, Ozan Atalan’ın doğada kayalıklarda uzun lifler hâlinde bulunan asbesti merkeze alarak, asbest etrafında cereyan eden örtük ilişkilere odaklanmasına dayanıyor. Atalan, potansiyel kuvvetlerinin farkına varılmasıyla endüstride yoğun olarak kullanılan asbestin izini sürüyor. Bu iz sürme sürecinde Atalan, sanatının iterasyon yaptığı imgelerden biri olan tuğla duvarı [versiyon-spesifik] politik imge üretimi için yardıma çağırıyor.
“Tuğla duvarın varlığı izleyicide gayri ihtiyari bakma ve etrafından dolanıp detaylıca inceleme ihtiyacı doğurur. Bu yanıyla duvarın hem katılımcı hem de davetkâr olduğunu söylemek mümkündür. Bu bakma sadece yüzeydekine doğru gerçekleşen bakıştan öte içeriye doğru yapılan bir görme [seeing-in] eylemiyle örtüşür. Bu türden bir görme eylemi temsil yoluyla açıklanamadığı gibi duyu(m)sal kodlar aracılığıyla zuhur eder. Nesnenin görünen gerçekliğinden azade edilmiş bir gerçekliğe; yan anlamlara ve/ya anlamlandırmalara açılan spekülatif hikâyelere gereksinim duyar.
O hâlde, tuğla duvarla inşa edilen spekülatif hikâyeler sergi özelinde nasıl serimlenir?
Duvarın kendi mekânını pencereye alan açacak şekilde paylaşması bu sergi özelinde farklı şekillerde spekülatif okumalara hizmet eder. Sanatın temsili bir açığa çıkartma olarak öngördüğü sanatçının dış dünyanın gerçekliğini yansıtırken uyguladığı pencereden dışa bakma koşulu burada işlemez. Pencerenin buradaki varlığı sanat tarihsel görme ve yapma eylemini yapı bozumuna uğratır. Atalan’ın pencere ve ekran arasında kurduğu ilişki ilk etapta izleyiciyi boşluğa ve boşluktan ekrana doğru bakmaya yönlendirse de boşluk görmenin tek zorunlu koşulu değildir. (Pencerenin) bilinçli bir şekilde işlevsizleştir(il)me durumu, görme eyleminin izleyicinin mekân içerisindeki olası konumlanmalarıyla gerçekleştirebileceği anlamına gelir.”
İngiliz yazar ve ressam Liz Pichon’ın yarattığı ele avuca sığmaz “Tom Gates” karakterinin yaz tatili için hazırladığı leziz planlarını anlatan serinin 14’üncü kitabı Şarkılar, Abur Cuburlar ve Büyük Planlar, İpek Güneş Çıgay’ın çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Şarkılar, Abur Cuburlar ve Büyük Planlar ritmik melodiler ve tadı damaklarda kalacak enfes tatlar eşliğinde maceraya devam ediyor. Yaratıcı etkinlik sayfalarıyla çocukları kitapla kaynaştıran “Tom Gates”, bu kitapta şeffaf bardaklarla surat değiştirici yapmak ya da bisküvi tombalası tasarlamak gibi buluşlar geliştirmelerine yardımcı oluyor.
“Yaşasın, Tom yeniden bizimle! O zaman, hadi herkes şarkı söylesin!
Meşelik Okulu'nda şu sıralar tüm öğrenciler One Dimension'ın yeni hiti ''Hadi Herkes Şarkı Söylesin!''i mırıldanıyor. Ah, keşke Tom, Derek ve Norman'ın müzik grupları ZOMBİKÖPEKLER'in de dillere pelesenk olacak YENİ bir şarkısı olsa! Hımm, karamelli gofretler hakkında şarkı mı yazsalar acaba? Ya da... Güfteye başlamadan önce birkaç bisküvi yeseler iyi olacak sanki!
EVET, EVET! İSTİYORUM de!
Bisküvi dansı yap bizle birlikte
EVET, EVET! İSTİYORUM de!
Bu şarkı bisküvi sevenlere
Yoksa bu duyduğumuz nakarat bizimkilerin yeni şarkısına mı ait? Eğer öyleyse, yer yerinden oynayacağa benziyor. Bu arada Tom'un ''harika'' dünyasında işler iyice sarpa sarıyor: ZOMBİKÖPEKLER ilk grup içi fikir ayrılığını yaşıyor. Tom, Haftalık Rock dergisinin eski sayılarını ararken kazara ablası Delia'nın günlüğünü buluyor! Üstüne bir de anlık bir zaafla okul korosuna katılmayı kabul etmesin mi? Off, düşün, düşün, düşün... Bu durumdan kolayca sıyrılacak bir plan geliştirmeli...”
Türkiye’de rap müzik denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Sagopa Kajmer, 20 Temmuz akşamı KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek.
Uzun bir aradan sonra yayımladığı Kağıt Kesikleri albümü, arabesk müziğin önemli isimlerinden Mine Koşan’la yaptığı “Geceler” düeti ve son teklisi “İstesem de Söyleyemem” ile dinleyicilerle buluşan Sagopa Kajmer, KüçükÇiftlik Park sahnesinde hayranlarıyla bir araya gelecek.
20 Temmuz akşamı KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek Sagopa Kajmer konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Serdar Dartar’ın akıp giden zaman içinde sonsuz boşluğa bakan figürlerinin yer aldığı resimleri bir araya getiren “Hikayenin Sonunu Sen Yaz” başlıklı kişisel sergisi 5 Temmuz’a kadar Ziba Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Denizhan Özer’in küratörlüğünü üstlendiği sergide, Serdar Dartar sinematografik tekrarlardan beslenen yapı ile figüratif bir anlatıma yöneliyor. Yaşadığı zamanın ruhu ile örtüşen, düşünceye bağlı kurgularla gerçekleşen resimler, izleyiciyi mekândan kopararak farklı bir düş dünyasının içine sürüklüyor. Sanatçının yapıtlarında arka plandan gördüğümüz ve sonsuz boşluğa bakan tekli figürler günümüzün yalnız, düşünceli, tedirgin insanı temsil ediyor. Tüm resimlerde düşünceye içkin bir imgesellik yer alıyor. Burada hissedilen ya da görülen boşluk resme ait olan aynı zamanda izleyiciyi de içine alıp götüren boşluğu temsil ediyor ve sonsuzluk hissi ile insanın içine işlemeyi amaçlıyor. İnsanların yaşadıkları birtakım anlar ile ilgili, geçmişte bıraktıkları ya da düşünce yoluyla kurguladıkları durumları kendine ait bir dille anlatan sanatçı, akıp giden zaman içinde sonsuz boşluğa bakan figürlerin yer aldığı resimleriyle izleyiciyi kendi hayatı üzerinden düşünmeye davet ediyor.
Senegalli yazar Mohamed Mbougar Sarr’ın Malili yazar Yambo Ouologuem’in hayatından ilham alarak kurguladığı dördüncü ve Türkçeye tercüme edilen ilk romanı İnsanların En Gizli Hatırası, Şirin Erkan Leitao’nun çevirisiyle Everest Yayınları’ndan çıktı.
2021 yılında yayımlandığında Sarr’a Goncourt Ödülü kazandıran ve hararetli edebiyat tartışmalarına konu bu roman, intihal suçlamaları sonrasında gözden düşen Afrikalı bir yazarın peşinde bütün bir edebiyat ekosistemini ve edebi kanonu mercek altına alıyor. Senegal ve Fransa’nın tarihini sömürge ve sömürge sonrası dönem bağlamında; edebiyat, siyaset ve kimlik unsurları üzerinden inceleyen roman, edebi gücünün yanı sıra tarihsel niteliği ve düşünsel derinliğiyle de başarılı bir kitap olarak öne çıkıyor.
Kitapta Senegalli genç yazar Diégane Latyr Faye, 1938’de Paris’te yayımlandığında büyük ses getiren fakat kısa süre sonra tüm nüshaları toplatılan gizemli bir romanın peşine düşer. Diégane’ın “zenci Rimbaud”nun peşinde Senegal’den Fransa’ya, Amsterdam’dan Arjantin’e uzanan hikâyesi, insanlık tarihinin büyük trajedilerinin, sömürgeciliğin, Shoah’ın, erotik aşkın, hakikat ile kurmaca arasındaki kanlı çekişmelerin iç içe geçtiği bir örümcek ağına dönüşür. Roman büyülü gerçekçi anlatılardan tarihi romana, biyografiden polisiyeye, farklı türler arasında ustaca geziniyor.
“Fakat siz Afrikalı yazarlar ve entelektüeller, kendinizi bazı kimliklendirmelerden sakının. Burjuva Fransa, vicdanını rahat tutmak için elbette içinizden birini kutsayacak. Arada bir başarıya ulaşan ya da model mertebesine yükseltilen bir Afrikalı çıkacak ortaya. Fakat inan bana, temelde yabancısınız ve eserleriniz ne derece değerli olursa olsun yabancı kalacaksınız. Siz buralı değilsiniz.”
“Herkes İçin Adalet” ilkesiyle yola çıkan Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, bu yıl 14. kez 22-28 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da sinemaseverlerle buluşacak.
Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin direktörlüğünde düzenlenen Suç ve Ceza Film Festivali, hukuk alanında bir akademik program, yarışmalı film festivali ve endüstri günlerini adalet ilkesi çerçevesinde bir araya getiriyor. Hukuk ve sinemayı birleştirerek farklı bir bakış açısı sunan festivalin bu yılki Uluslararası Akademik Program için belirlenen teması “Adil Yargılanma Hakkı” olarak açıklandı.
14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 21 Kasım’da düzenlenecek açılış töreninin ardından Orson Welles’in Franz Kafka’nın aynı adlı romanından uyarladığı Dava / The Trial’ın gösterimiyle başlayacak. Welles’in “yaptığım en iyi film” diye tanımladığı Dava / The Tiral yazılışından 100, filme uyarlanmasından 62 yıl sonra restore edilen 4K kopyasıyla bir kez daha beyazperdede izleyiciyle buluşacak. Bir memur tarafından suçu bile söylenmeden dava açılan Joseph K.’nın sistem karşısındaki çaresizliğini konu alan film, festivalin akademik programının “Adil Yargılanma Hakkı” temasının önemini vurguluyor.
14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin bu yılki afişi Dava filminden seçilen bir kare ile tasarlandı. Grafik tasarımı Sude Yeşim’e ait afişte kullanılan kare, filmin kilit bölümlerinden ve taşradan gelip kanun arayan bir adamın, engeller karşısında yıllarca süren bekleyişini konu alan Kafka’nın daha önce yayınlanmış Kanun Önünde öyküsünden esinlenerek seçildi. Bu öyküye referansla filmde defalarca kullanılan kapı imgesi festival afişine ilham oldu.
14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyadan ve Türkiye’den adalet temalı filmlerden oluşan iki uluslararası yarışma ve Adalet Terazisi bölümleri başta olmak üzere zengin bir programla izleyiciyle buluşacak. Altın Terazi Film Yarışmaları’nda toplamda 8500 Euro ödül verilecek. Ön değerlendirme sonucu yarışmaya seçilecek filmler önümüzdeki günlerde açıklanacak uluslararası yönetmen, senarist, yapımcı, oyuncu, film eleştirmeni, sinema tarihçisi ve sinema alanında tanınmış kişiler arasından oluşturulacak ana jüri tarafından değerlendirilecek. Değerlendirme sonucunda da festivalin kapanış töreninde 7500 Euro değerindeki Altın Terazi Uzun Metraj Film Ödülü ve 1000 Euro değerindeki Altın Terazi Kısa Metraj Film Ödülü sahiplerine takdim edilecek. Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj ve Uluslararası Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışmaları için 1 Eylül’e kadar buradan başvuru yapabilirsiniz.
Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin çok yönlü yapısının önemli etkinliği Uluslararası Akademik Program 22-29 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek. Programın herkes için adaletin sağlanması bakımından büyük önem taşıyan “Adil Yargılanma Hakkı” teması farklı alan ve disiplinlerden uzmanların katılacağı oturumlarda tartışılacak. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altıncı maddesinde de belirtildiği üzere kişinin davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ve kamuya açık olarak, makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkını odağına alacak oturumlar ücretsiz olarak gerçekleşecek. Farkındalığı artırmak, diyaloğa teşvik etmek, bilim ve sanat arasında dayanışma sağlamak amacıyla film gösterimlerine paralel olarak düzenlenecek oturumlara dair detaylı program önümüzdeki günlerde açıklanacak.
14. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sanat, akademi ve aktivizm alanlarında çalışan çeşitli kişi ve topluluklarla iş birlikleri sürdürmek üzere çok disiplinli queer sanatçılar tarafından kurulan na+CTRL kolektifinin 30’a yakın farklı disiplinden sanatçının eserlerinin yer aldığı “Yuva” başlıklı sergi, 13 Temmuz’a kadar Barın Han’da sanatseverlerle buluşuyor.
Culture Civic destekleri ile hayat geçirilen sergi, yuva kavramını beden, ekoloji, göç, aile, aidiyet ve sosyal inşa üzerinden ele alıyor. Sergi, normlardan arındırılmış müşterek bir alan olarak yuvayı yeniden tahayyül ediyor. Beste İleri, Ekin Sibel Ceren, Özlem Salt, Eylül Deniz, blixts, İdil Ko, Gökçe Zal, Aslı Akın ve Hüma Gedemenli’den oluşan kolektif üyelerinin kavramsal çalışması üzerine oluşturulan sergide, üyelerin yanı sıra misafir sanatçılar olarak Ceren Arslan, ggNash, güns ferel, Hazar Kolancalı, Holly Mia Panther, Irmak Semiz, Kıvılcım S Güngörün, Lalin Mercan, Ömer Tevfik Erten (ÖTE), Rumeysa Şen, Selo, Simay Başik, Toprak Fırat, Üzüm Derin Solak’in eserleri, performans sanatçısı olarak Ayris Taban, Ertan Çetin, Esma Akın, Kübra Uzun, Sude İnce, Syntia, Talin Büyükkürkciyan, Yunus Emre Şahin’in performansları bulunuyor. Proje kapsamında danışmanları olarak da Fikret Adaman yer alıyor.
“Baskı dönemlerinde sanatsal ifadenin hayati önemine inanan kolektif, insan varoluşunun karmaşıklığından ilham alarak katı sınırların yapısökümünü savunmakta ve farklı baskı türlerinin kesişimsel ilişkisini tanımaktadır. Kolektif, bilgi ve beceri paylaşımının önemini vurgularken, ortak deneyimler yaratmak için alan sağlayarak birliktelikle planlanmış sanatsal ve akademik etkinlikler düzenlemeyi önceliklendirir. Çok sesli anlatıların geliştiği ve geleneksel sınırların ortadan kalktığı iyileştirici ortamlar yaratmayı arzular. na+CTRL, sanat ile izleyici arasındaki ilişkinin kapsayıcılık üzerinden yeniden inşa edildiği, güvenli ve müşterek alan olan “yuva”yı beraber hayal etmek üzere bir davet başlatıyor. Bu bağlamda, na+CTRL kolektifi, yuva kavramının dönüştürücü potansiyelini keşfetmek için çeşitli disiplinlerden sanatçılarla işbirliği yapar. Ekofeminist ve post-hümanist perspektiflerden beslenen bu projede, doğanın ve bedenin metalaştırılmasına karşı durarak, yeni anlatılar ve hibrit kimlikler yaratmayı amaçlar. Sergide yer alan eserler, insan ve insan dışı varlıklar arasındaki ilişkileri, organik ve sentetik olanın birleşimini ve kamusal ile özel alanların iç içe geçmişliğini sorgulayan, dönüştüren ve yeniden inşa eden niteliklere sahiptirler. Bu süreçte, Yuva sergisi ziyaretçilerin de aktif katılımıyla, normların dışında müşterek bir alan yaratmayı ve geçişkenliğin hüküm sürdüğü bir yuvayı birlikte inşa etmeyi hedefler.
Yuvanın arayışındaki her bireyin kimlik ve deneyimlerinin buluşma noktası olan bu sergi, aidiyetin sınırlarını yeniden çizmeye ve güvenli alanları genişletmeye yönelik bir davettir.”
“Yuva”, Barın Han’daki sergi dışında Karga, Şahika, Ziba mekânlara yayılmış çeşitli performans, panel, atölye, konser ve açık derslere de ev sahipliği yapıyor. Sergide yer alan ses, kumaş, video ağırlıklı görsel ve işitsel yerleştirmeleri 13 Temmuz’a kadar salı-cumartesi günleri 10.00-18.00 saatleri arası Barın Han’ın 2. ve 3. katlarında ziyaret edebilirsiniz.