
Josep Lluís Badal’ın kendimiz olma yolculuğuna çıkma cesaretini göstermek üzerine sürprizlerle dolu hikâyesi Googol, Emrah İmre’nin çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
Zuzanna Celej’in resimlediği, 8 yaş ve üzeri okuruna seslenen Googol, başkalarının ondan olmasını istedikleri kişi değildir. O, anne babası ve kardeşlerinin aksine kendisi olmak ister. Herkesin sorularından bıkan bu sınıflandırılamayan varlık, kendisini keşfetmesine ve unutulmaz arkadaşlarla dolu müthiş yerleri tanımasına yardımcı olacak bir yolculuğa yelken açar.
“Adı ne Benet, ne Nicolau ne de Camila’ydı. Adının Googol olduğunu söylemeye kadar vermişti, işte o kadar. Googol, aynı zamanda büyük mü büyük, adeta sonsuz bir rakamın adıdır.”
Polish Film Institute sponsorluğuyla düzenlenen “Polonya, Şimdi / Yeni Polonya Sineması” seçkisi Adana Altın Koza Film Festivali’nin ardından 4-6 Ekim tarihleri arasında Ankara’da yer alan Kült Kavaklıdere’de sinemaseverlerle buluşacak.
Polonya Büyükelçiliği ve Gezici Festival iş birliğinde, Warsaw School Movie/Foundation Laterna Magica tarafından desteklenen seçki kapsamında, Polonya sinemasının son dönemde öne çıkan beş uzun metraj ve dört kısa metraj filmi gösterilecek. Kısa filmlerin gösterimi Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü’nün katkılarıyla 4 Ekim’de saat 12.30’da Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi FFB05 Salonu’nda ücretsiz yapılacak. Kısa film gösterimlerine Varşova Film Okulu’ndan Zuzanna Kopcińska ve Cezary Orłowski de katılacak.
“Polonya, Şimdi” seçkisinde, Adana Altın Koza Film Festivali’nde bu yıl Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan usta yönetmen Jerzy Skolimowski’nin Cannes’da Jüri Büyük Ödülü başta olmak üzere gösterildiği festivallerde toplamda 31 ödüle layık görülen son başyapıtı Aİ / EO, Anna Jadowska’nın Tribeca Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan filmi Çatıdaki Kadın / Woman On The Roof, Grzegorz Dębowski’nin Polonya Film Festivali’nde Yılın Çıkış Yapan yönetmeni seçildiği ilk uzun metraj filmi Değersiz Bir Hayat / Next To Nothing, Robert Glinski’nin Polonya kökenli ilk Papa olacak Karol Wojtyła’yı 20 yıl boyunca izleyen gizli servis görevlisi Budny’nin psikolojik portresini çizen gerilimi Gölge Adam / Strawman ve DK Welchman ile Hugh Welchman’nın Polonya Film Festivali’nden Seyirci Ödülü ile dönen sıra dışı canlandırma filmi Köylüler / The Peasants yer alıyor. Kısa filmler arasında ise Cezary Orłowski yönetmenliğindeki Ben Yanındayım / Here For You, Natasza Parzymies imzalı Bir Zamanlar / My Old Goals, Tomasz Sliwinski’nin Oscar’a aday gösterilen kısa belgeseli Lanet / Our Curse ve Tadeusz Łysiak imzalı Elbise / The Dress bulunuyor.
“Polonya, Şimdi / Yeni Polonya Sineması” seçkisinin biletlerini Biletinial üzerinden satın alabilirsiniz.
Sesi ve görselliği eşzamanlı kullanarak insan beyninin dönüşümünün bir öyküsünü çıkaran transmedya performansı ENDOPHASIA, 12 ve 13 Ekim’de Arter’in performans salonu Karbon’da sanatseverlerle buluşacak.
Dil ve ifade kavramlarını hareket ve zaman odağında tartışmaya açan ENDOPHASIA, 2010 yılında geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşamına kısmi felç ve afazi ile devam eden Sinan Uygun’un, yapay zekâ teknolojilerini ve disiplinler arası sanat faaliyetlerini içeren, özelleştirilmiş dil ve konuşma egzersizleriyle iyileşme sürecine dayanıyor. Sinan Uygun’un, kızı Gökçe Uygun gözetiminde aynalama, tekrara dayalı mimik, motor hareketler, sözcük üretme gibi fiziksel ve sözel egzersizler ile dil tabanlı yapay zekâ uygulamaları aracılığıyla gösterdiği gelişimi adım adım belgeleyen performans, insan beyninin ve konuşma merkezinin nasıl işlediğine dair canlı bir deneyim sunuyor. Performansçı Selim Cizdan ile Sinan Uygun’un diyaloglarıyla başlayan ENDOPHASIA, görsel ve işitsel unsurlar kullanılarak sahnede Uygun’un dijital bir kopyasının oluşturulmasıyla devam ediyor. Bir belgesel film ile sanatsal süreci de kayda geçirilen proje, bireysel ve karşılıklı iletişimin farklı evrelerini somut şekilde izleyiciye sunuyor.
ENDOPHASIA başlıklı etkileyici transmedya performansı, 12 Ekim Cumartesi akşamı saat 20.00’de; 13 Ekim Pazar günü ise 14.00’te ve 18.00’de Arter’in performans salonu Karbon’da izleyicilerle buluşacak. ENDOPHASIA hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Çağdaş Latin Amerika edebiyatının sıra dışı kalemlerinden Elena Garro’nun Meksika Devrimi sonrasındaki toplumsal travmaları kolektif hafıza üzerinden ele aldığı romanı Geleceğin Anıları, Murat Tanakol’un çevirisiyle Delidolu’dan çıktı.
Anlatısındaki döngüsel zaman geçişleri sayesinde gerçeği hayalle, korkuyu rüyayla kesiştiren bir dünya yaratan Garro’nun romanı; zulüm ve inancı, tutku ve nefreti, birlik ve ihaneti, geçmiş ve geleceği, umut ve karamsarlığı bir arada yaşayan Ixtepec halkının anılarına tanıklık etmemizi sağlıyor. Kitap; arka planında 1910'lu yılların toplumsal ikliminden keskin manzaralar sunarken bir yandan da Meksika kadınlarının nasıl basmakalıp kimliklere, hatta kimliksizliğe mahkûm edildiğini gözler önüne seriyor.
“Savaşların ve yağmaların yorgunluğuyla uzun yıllar oradan oraya savrulan Ixtepec kasabasında, General Francisco Rosas ve askerlerinin yönetimi hâkim olur. Devrimin ardından siyasi düzen değişmiş, yaşanan toprak reformu sonrasında kasabalılar derin yoksulluğa ve karamsarlığa mahkûm edilmiştir. İşte böylesine karanlık bir dönemeçte kasabaya bir yabancı gelir ve devran değişmeye başlar...
Yabancının hiç olmadık birine âşık olması ve onunla Ixtepec'ten kaçması yakıcı ve yıkıcı olayların da ateşini körükler. Yeni düzenin din karşıtı karar ve eylemleri halkta karşılık bulamayınca huzursuzluk ve isyan kaçınılmaz olur. Asker ve halk arasında tırmanan gerilim, kasabanın seçkin ailelerinden Moncadaların çocuklarına kadar uzanır. Juan'ın askerler tarafından katledilmesi, Nicolás'ın mahkemede yargılanıp idamla cezalandırılması, Isabel'in ise General'e duyduğu aşk yüzünden hem ailesi hem de ahali tarafından hain kabul edilip dışlanması, taşları yerinden oynatır.
Kardeşi Nicolás'ı idamdan kurtaramayan Isabel, General'in kendisine verdiği sözü tutmamasının verdiği ıstırapla dönüşü olmayan bir kararın arifesindedir...”
Norveçli sinematik folk pop müzik grubu Kalandra, Epifoni organizasyonuyla 7 Şubat 2025 gecesi If Performance Hall Beşiktaş’ta konser verecek.
2011’in başında Norveçli/İsveçli dört müzisyen tarafından kurulan Kalandra, müziklerini masalların ilgi çekici kalıplarından ilham alarak yaptıklarını, hedeflerinin de seyircilerini fantastik müzikal manzaralar içinde büyüleyici bir yolculuğa çıkarmak olduğunu belirtiyor. Etkileyici sahne performanslarıyla da dikkat çeken grup, Nordik folk pop grubu Wardruna’nın “Helvegen” şarkısına yaptıkları cover ile YouTube’da 5 milyondan fazla izlenme sayısına ulaştı. “Brave New World” ve “The Waiting Game” adlı iki tekli yayımlayan ve HBO Nordic dizisi Beforeigners için iki parça besteleyen grup, son albümü A Frame of Mind’ı geçtiğimiz günlerde (13 Eylül) By Norse Music etiketiyle yayımladı.
7 Şubat 2025 gecesi If Performance Hall Beşiktaş’ta gerçekleşecek Kalandra konserinin biletleri 4 Ekim Cuma günü satışa çıkacak.
Ferda Art Platform, Belçikalı sanatçı Pierre Bergian’ın “Drawing Rooms” başlıklı kişisel sergisini 30 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Pierre Bergian’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Drawing Rooms”, sanatçının mimari mekânlar, ışık ve tarihin etkileşimini konu edinen en son eserlerinden oluşuyor. Bergian özgün üslubu ile resmettiği iç mekânlarda, 17. yüzyılda popülerleşmiş tarihsel “nadideler kabinesi” stilini, minimalizmin zarafeti ve kendi koleksiyoner kişiliği ile birleştirmeyi ve böylece geçmiş ile şimdiki zaman arasında çağdaş bir köprü kurmayı amaçlıyor. Aynı zamanda ciddi bir seramik ve mimari obje koleksiyonu edinen ve genç yaştan itibaren sayısız müze ve tarihi harabeler gezmiş olan sanatçı, bu objeler ve mekânların kendilerine has hikâyelerini de yarattığı boşluk hissi ile tekrar hayata geçirtiyor. Sergideki eserlerin bir kısmı sanatçı atölyelerine odaklanırken, bu mekânlar hem tarihsel dokuyu hem de yaratıcı sürecin kendisini sorgulayan bir anlayışla ele alınıyor. Eserleri aynı zamanda British Museum koleksiyonunda olan sanatçı, resimlerinde sıkça başvurduğu arkeolojik izler ve yapısal unsurlarla, mekânların çok yönlü hikâyelerini yansıtmayı başarıyor.
Künye:
1. Hommage a Rothko 2024 Oil and pencil on paper 57x76cm
2. Chambre méthaphysique 2021 Oil on panel 49x60cm
3. A studyroom of Lorenz Stoër 2024 Oil on panel 63x70cm
İtalyan edebiyatının ödüllü yazarlarından, psikanalist Luigi Ballerini’nin duyuları bloke edilmiş gençlerin öfkesini cesur bir direniş öyküsüne dönüştürdüğü distopik romanı Bloke 5, Tülin Sadıkoğlu’nun çevirisiyle ON8’den çıktı.
Ballerini, duyuların bile bloke edilebildiği teknolojik bir toplumu kurguluyor. Ailelerin, çocuklarını itaatkâr bireyler olarak yetiştirmek uğruna duyularını açıp kapatabildiği distopik bir dünyada, güven, özgürlük ve aidiyet kavramları üzerine düşündürüyor. Dokunma, tat alma, koku alma, duyma, görme... Tek tuşla etkinleştirilen nöral implantlar. Her “hata”da başka bir duyunun engellendiği Duyuhareket projesi. Hükümet'in, gençlerin tam itaatkâr bireyler olarak yetişmesi planına ebeveynleri de ortak etmesi...
"... Ne yazık ki burası dünya değil ve dünya da iyi durumda değil. Bizim gibi gençler koşullanmış halde yaşıyor; arzularını, gelecekteki kariyerleri ve önemli kişilerin çevresinde yer alma olasılığıyla takas ederek bastırmayı öğrenmişler. Anne babaları tarafından bedensel duyularıyla cezalandırılan gençler, artık kendi duygularını bile algılamaktan aciz görünüyor, arkadaşlığın ne olduğunuysa artık bilmiyorlar. Bir şeyleri değiştirmek için bir şey yapmak zorundayız..."
Yönetmen ve senarist Selim Evci’nin dördüncü uzun metraj filmi Savrulan Zaman, 5-12 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapacak.
Başrolünde Selim Evci ve Özge Gürel’in yer aldığı Savrulan Zaman, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal uzun metraj film yarışması bölümünde prömiyerini gerçekleştirecek. Modern zamanda insanın içsel çatışmalarını ve arayışlarını ilişkiler üzerinden ele alan filmin oyuncu kadrosunda Beste Bereket, Mine Teber, Derya Karadaş, Arın Kuşaksızoğlu, Erdem Şenocak, Nihan Okutucu, Şehnaz Bölen Taftalı ve Ümit Çırak gibi isimler de yer alıyor. Uzun süreli bir ilişkiden yeni ayrılan Alper’in (Selim Evci), iş yerinde yaşadığı beklenmedik bir olay sonucunda vicdani bir sorgulama sürecine girmesini konu alan film, bireyin kendini ve çevresini yeniden tanımlama çabalarını dramatik bir dille işliyor. Filmin kurgusu İranlı sinemacı Mastaneh Mohajer imzası taşırken, görüntü yönetmenliğini ise Cevahir Şahin üstleniyor.
Pi Artworks, MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü yeni mezunu 10 sanatçının eserlerinin yer aldığı “Yine Boya 2” başlıklı grup sergisini 12 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Pi Artworks, 2022’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi mezunlarıyla gerçekleştirdiği galeri-üniversite ilişkisini, “Yine Boya 2” sergisiyle devam ettiriyor. Can Aytekin ve Yasemin Nur tarafından düzenlenen “Yine Boya 2” sergisinde yer alan genç̧ sanatçılar arasında; Berrin Cirit, Ali Duman, Kardelen Erken, Kemal Köse, Murat Kosif, Ilgaz Gürün, Kerim Tıp, Albina Onay, Bahar Saruhan, Lale Yılmaz bulunuyor.
“Yine Boya 2” başlıklı grup sergisini 12 Ekim’e kadar Pi Artworks İstanbul’un Piyalepaşa’daki mekânında ziyaret edebilirsiniz.
Uta Seeburg’ün uygarlığın başlangıcından günümüze 50 yemeğin serüveniyle insanlığın; gelişimin ve ilerlemenin, geleneğin ve inancın, aidiyetin ve ayrımcılığın öyküsünü anlattığı kitabı Bir Mamut Nasıl Yenir? - 50 Lokmada İnsanlığın Tarihi, Ali Tacar’ın çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Seeburg; arkeolojik buluntular, tarihî belgeler ve bilimsel araştırmalar ışığında insanların beslenme kültürlerini, yeme alışkanlıklarını ve bunların toplumsal, ekonomik ve ekolojik etkilerini anlatıyor.
“‘Piknik’ kavramını İngiltere’de yaygınlaştıranın Fransız Devrimi’nden kaçan soylular olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya Romalı gladyatörlerin kölelerden de alt bir sınıfa ait olduklarından yalnızca tahıl yiyebildiklerini? Çinlilerin hot pot’u Moğollardan öğrendiklerini? Yemek insani bir ihtiyaç ve zevktir, fakat bunun yanında çağları ve kıtaları aşan toplumsal bir rolü de üstlenmiştir: Sofralar toplumsal huzuru sağlar, isyanlar çıkartır, gücü simgeler ve acımasız bir hiyerarşi tesis eder.”