
Hanzade Servi’nin günümüzün en büyük sorunlarından olan akran zorbalığını mizahi pencereden ele aldığı kitabı Zorbanı Nasıl Eğitirsin?, Rüya İğit’in çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Zorbanı Nasıl Eğitirsin?, hayatımızı başkalarının fikrine göre yaşamanın yersizliğine, aslolanın kendi fikrimiz ve mutluluğumuz olduğuna değiniyor. Servi, zorbalığın yetişkinlerin dünyasında da hüküm sürdüğünü gösterirken kontrolcü ebeveynliğin sebepleri ve sonuçları üzerine düşünmeye, tartışmaya davet ediyor. Sevdiği şeylerden, başkaları yüzünden vazgeçmemeye karar veren bir gencin aydınlanma hikâyesini anlatan Zorbanı Nasıl Eğitirsin?, zorbalığın ardında yatan nedenlere inip çözümü eğlenceli sularda arıyor.
“Bir “zorbadabunuz” varsa ne yapmalısınız? Her şeyi akışına bırakıp teslim olmak mı, yoksa bir şeyleri değiştirmek için mücadele etmek mi?
Uzun süredir zorbalığa maruz kalan Dora Fahir'in okula gitmemek için ürettiği bahaneler gerçeklik duvarına toslamak üzere. Yaşadığı sıkıntıyı ailesinden saklıyor ve içinde bulunduğu durumla tek başına mücadele etmenin yükü altında eziliyor. Kahramanımız kendince çıkış yolları ararken zorba çocuk, namı diğer Zorbadabu boş durmuyor. Dora Fahir artık emin, dünyaya zorbalanmak için gelmiş! Bu çıkmazın, bu karanlık tünelin bir çıkışı var mı acaba? Belki de tek çözüm her şeyi olduğu gibi büyüklere anlatmaktır. Ama o zaman da başkasını şikâyet etmiş bir kurbana dönüşecek. Hayat, daha on bir yaşındayken bu kadar karmaşık olmamalı...”
Kerem Pilavcı’nın yazdığı, Gülhan Kadim’in yönettiği ve Gülçin Kültür Şahin’in rol aldığı Aşk Bize Masal Olur oyunu, 15 Ocak’ta Fişekhane’de 25 Ocak’ta ise Alan Kadıköy’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Geçtiğimiz aylarda prömiyer yapan Aşk Bize Masal Olur, Aslı’nın aşk hayatını ve başından geçen acı tatlı anları konu alıyor. Gülhan Kadim’in rejisini üstlendiği, Kerem Pilavcı’nın kaleme aldığı, 2383yapım oyunu Aşk Bize Masal Olur, masallarla büyümüş Aslı’nın ergenliğinden 40’lı yaşlarına kadar olan aşk hayatını ve tökezlediğinde yola devam edebilmenin gücünü izleyiciye aktarıyor.
“Her masal anlatılmaya, her kalp kırığı hatırlanmaya değer. Peki unutmaktan korktuğumuz için mi, inanmaktan vazgeçemediğimiz için mi anlatıyoruz masallarımızı?
Rapunzel gibi saçlarını balkonundan sallandırdı, Uyuyan Güzel gibi derin bir uykuya daldı.
Ergenliğinden kırklı yaşlarına kadar yaşadığı aşkları masallarla süsleyen Aslı, yürüdüğü bu büyülü ve çetrefilli yolda mutlu sonları değil, tökezlediğinde devam edebilmenin gücünü anlatıyor. Çünkü masallarla büyüyen çocukların kuracağı cümleler hiç bitmez. Sonlara inanmazlar. Mutlu sonların hiç anlatılmayan ‘sonralarını’ yazar, yazar dururlar kafalarında.”
Aşk Bize Masal Olur oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Dijital Deneyim Müzesi, katılımcıları sesin derinliklerinde yolculuğa çıkaran “Gong Banyosu” etkinliğine ev sahipliği yapacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Hizmet ve İletişim Grubu iştiraki Kültür AŞ’ye bağlı Dijital Deneyim Müzesi’nde beden, zihin ve ruh dengesinin yeniden keşfedileceği “Gong Banyosu” başlıyor. Müzenin sürükleyici atmosferinde, eğitmenler eşliğinde farklı bir deneyim sunan “Gong Banyosu”, katılımcıların sesin iyileştirici gücünü derinlemesine hissetmesi için tasarlandı.
Gonglar, Tibet ve kristal kaseler gibi enstrümanların büyüleyici titreşimleri, 50 dakikalık bu immersive deneyimde, stresi eriterek katılımcıları dingin bir yolculuğa çıkaracak. Nefes ve meditasyon teknikleriyle zenginleştirilmiş bu seans, günün yorgunluğunu ve zihinsel yoğunluğu geride bırakmak isteyenler için benzersiz bir fırsat sunuyor.
“Gong Banyosu” biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Etkinlik Takvimi:
13 Şubat, Saat: 19.30 - Dilara Moran, Emine Boyner, Sanem Akanlı, Sedef Işıksel Irmak, Sevan Paylan
20 Şubat, Saat: 19.30 - Sedef Işıksel Irmak, Sevan Paylan, Sanem Akanlı
27 Şubat, Saat: 19.30 - Sedef Işıksel Irmak, Sevan Paylan
James Clavell’ın ilk kez 1975 yılında yayımlanan, 17. yüzyıl Japonya’sında geçen epik tarihi romanı Shōgun, Seda Çıngay Mellor’un yetkin çevirisiyle tam metin olarak Holden Kitap’tan çıktı.
Geçtiğimiz yıl Disney tarafından diziye uyarlanan ve Emmy dahil pek çok ödülün sahibi olan Shōgun ilk kez tam metin olarak Türkçede. Roman, Batı ile Doğu kültürlerinin çarpıştığı bir dönemde, bir İngiliz denizcinin Japonya’ya zorunlu inişi ve burada yaşanan karmaşık olaylar anlatılıyor. New York Times şöyle tanımlıyor: “Sadece okumuyorsunuz, onu yaşıyorsunuz.”
Shōgun, İngiliz gemisi Nautilus’un gemi enkazı sonucu Japonya’ya sürüklenmesiyle başlar. Geminin kaptanı John Blackthorne, Japon samurayları tarafından esir alınır. Başlarda düşman olarak görülen Blackthorne, zamanla Shogun’un en güvendiği adamlarından biri hâline gelir. Blackthorne, Japon kültürünü öğrenirken, aynı zamanda Batı teknolojisi ve düşünce yapısını da Japonya’ya tanıtmaya çalışır. Bu durum, geleneksel Japon toplumunda büyük bir çalkantı yaratır. Blackthorne, hem Japon samuraylarının karmaşık dünyasına dahil olur hem de ülkenin siyasi entrikalarının ortasında kalır. Roman, feodal Japonya’nın siyasi entrikalarını, samurayların şerefi ve sadakati kavramlarını, aşk ve ihanetin karmaşık örgüsünü detaylı bir şekilde anlatır. Blackthorne’un hem kendi kimliğiyle hem de iki farklı kültür arasında sıkışıp kalması, romanın ana izleğidir.
Kanadalı şarkıcı, söz yazarı, film müziği bestecisi ve piyanist Patrick Watson, 20 Mart akşamı DasDas’ta müzikseverlerle buluşacak.
“The Great Escape”, “Melody Noir”, “Lighthouse”, “Je te laisserai des mots” şarkıların yaratıcısı, efsane vokal Patrick Watson, 14 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da dinleyicilerle bir araya gelecek. Polaris Müzik Ödülü sahibi ve kendine özgü tarzıyla geniş bir hayran kitlesine ulaşan Patrick Watson, 20 Mart akşamı DasDas’ta dinleyicilerine unutulmaz bir gece yaşatacak.
20 Mart saat 21.00’de DasDas’ta gerçekleşecek Patrick Watson konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Hamra Abbas’ın yeni eserlerinden oluşan “Garden Reimagined” başlıklı kişisel sergisi 1 Şubat’a kadar Pilot Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.
Hamra Abbas’ın “Garden Reimagined” sergisi izleyicilere, bahçe fikrini hem tarihsel hem de kişisel hafızanın bir mekânı olarak yeniden düşünen bir dizi mermer kakma eser sunuyor. Yerinden edilme, kimlik ve zamanın akıp gidişi temalarını irdeleyen katmanlı ve hayal kurduran eserleriyle tanınan Abbas hem tarihi hem de çağdaş kaynaklardan ilham alarak titiz bir zanaat yaklaşımı kullanıyor. Sergi izleyicileri, bahçeyi kişisel bir deneyimin metaforu hem güzelliğin hem de kırılganlığın, büyümenin ve çürümenin bir alanı olarak düşünmeye davet ediyor. Lapis lazuli, serpantin, yeşim taşı gibi taşlarla titizlikle yaratılan eserler, izleyicileri tarih, hafıza ve doğanın karşılıklı etkileşimiyle ilgilenmeye davet ederek bir merak ve tefekkür duygusu uyandırıyor.
Berlin ve Boston da dahil olmak üzere ikamet ettiği pek çok şehirden ilham alan sanatçı, uzun yıllar boyunca kolay taşınabilir kâğıt, video veya performans gibi geçici ve hafif/taşınması kolay medyumları kullandı. Sanatçı, 2015 yılında ülkesi Pakistan’a döndükten sonra köklü bir değişim geçirdi. Mermer kakma (pietra dura) tekniğiyle ilgilenmeye başladı ve evine ve kültürel mirasına aidiyet hissi uyandıran, geçiciliğin kalıcılığa dönüştüğü önemli bir ifade biçimini benimsedi. Yarı değerli lapis lazuli kullanımı, Abbas’ın yaratım sürecinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl sanatçı, lapis lazuli ultra-marin pigmentini üretmek için 14. yüzyıldan kalma bir İtalyan tekniği öğrendi. Bu teknikle ürettiği pigmenti kullanarak hazırladığı Porters 1 adlı çalışması, sergi kapsamında izleyicilerle buluşuyor. Abbas, sanatsal pratiği boyunca ötekileştirilmiş insanların portrelerini yaratmaya devam ediyor.
Künye: Hamra Abbas, Garden 3, 2024, Marble, lapis lazuli, serpentine, jasper, calcite, granite, 300x180cm
Amerikalı yazar, senarist ve gazeteci Christopher Farnsworth’un tarih, biyoteknoloji, aksiyon ve macerayı harmanladığı sürükleyici romanı Ne Düşündüğünü Biliyorum, Mehmet Deniz Öcal’ın çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.
Farnsworth, macera ve gerilim türünün son yıllarda en çok dikkat çeken yazarlarından. “Nathaniel Cade” serisi ve Ne Düşündüğünü Biliyorum adlı romanıyla başlattığı “John Smith” serisi yayımlandığı günden bugüne yoğun ilgiyle karşılandı.
Ne Düşündüğünü Biliyorum’un baş kahramanı John Smith, kimileri için lütuf, kimileri için lanet sayılacak özel bir yeteneğe sahip: İnsanların zihinlerine erişebiliyor. Akıllarına takılan şarkıları, herkesten sakladıkları sırları, gizledikleri korkuları, unutamadıkları acı dolu anları bir bakışta okuyabiliyor. Çünkü CIA onu en güçlü ajanlarından biri hâline gelene dek ihtimamla yetiştirdi, yeteneklerini zorlayarak geliştirdi ama John gibiler tek yere bağlı kalamaz. Teşkilattan bir gece ansızın kaçtı ve şimdi özel danışman olarak çalışıyor, en büyük mücadelesi de kendisiyle. Tek derdi yeteneğinin karanlık potansiyelini kontrol altında tutmak ve beladan uzak kalmak. Yeni müşterisi milyarder yazılım gurusu Everett Sloan’ın teknoloji dehası eski çalışanını araştırması için John’u tutmasıyla işler fena karışıyor. John, güçlerini sonuna kadar kullanmanın hayatta kalmak için tek umudu olduğunu biliyor, bu kendi akıl sağlığını riske atmak anlamına gelse bile.
Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği Türkiye’nin ilk çağdaş sanat belgeseli Crossroads, MUBI’de gösterime girdi.
41. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışması’nda prömiyerini yapan Crossroads, Ankara Film Festivali ve Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Belgesel ödülünü kazandı. Seçkin Pirim, Gülay Semercioğlu, Candaş Şişman ve Sinan Logie’yi bir araya getiren belgesel, dört sanatçının sanatsal dönüşümlerini de kayıt altına alıyor. Sinan Yusufoğlu’nun senaryosunu yazdığı, Bulut Reyhanoğlu ve Vanessa Medini Arslan’ın hem kreatif hem ana yapımcılığını üstlendiği belgeselin yönetmen koltuğunda Mahmut Fazıl Coşkun oturuyor.
Türk görsel sanatının dünyada tanınan dört önemli isminin üretim pratiklerine ışık tutan belgesel, sanatçıların özgün estetik dünyalarını ve sanat yolculuklarını, gündelik hayatları ve şehirle kurdukları ilişki üzerinden anlatıyor. Geçmişi, geleceği, kaosu, kültürü, kenti ve farklı sanat disiplinlerini buluşturan kozmopolit şehir İstanbul’daki atölyelerinden çıkan eserler, şehrin büyüleyici sokaklarından dünyanın önemli sanat galerilerine ve müzelerine uzanıyor.
Okul romanlarıyla hem dünyada hem Türkiye’de milyonlarca okura ulaşan Andrew Clements’in başyapıtı olan “Bunun Adı Findel” serisinin devam kitabı Findel Gizemi, Brian Selznick’in resimleri ve Mine Kazmaoğlu’nun çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Çocukların ve öğretmenlerin unutulmazları arasına giren, çocuk edebiyatının modern klasiklerinden olan seri bu kitapla bir nesil sonra yeniden alevleniyor. Dijital çağda yaratıcı emeğin gasp edilmesine odaklanan Clements, cesaretle dayanışmayı öneriyor. Yapay zekânın da kolaylaştırdığı hak ihlallerine, korsan yayınlara ustaca dikkat çekiyor.
“Teknoloji tutkunu Josh, tüm ödevlerini birkaç tuşla çözebilir. Ancak, edebiyat öğretmeni Bay N sınıfta bilgisayar kullanılmasını kabul etmediği gibi, ödevleri de hep elyazısıyla ister. Rastlantıyla keşfettiği "findel"i, kankası Vanessa'yla paylaşan Josh, Bay N'nin sır gibi sakladığı geçmişinin peşine düşer. Her hamlede bambaşka gerçeklerle karşılaşan çocukları, çok sevdikleri bir yazar adına girişecekleri dijital bir mücadele beklemektedir…”
Alternatif müziğin önde gelen gruplarından Gevende, 11 Ocak Cumartesi akşamı DasDas sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Psikedelik folk ve caz rock tarzlarını bir araya getirerek farklı bir müzik deneyimi sunan gruba konserde Chromas eşlik edecek. Gevende, dinleyicilere hem ruhsal hem de müzikal bir yolculuğa davet ediyor.
11 Ocak Cumartesi saat 22.00’de DasDas’ta gerçekleşecek Gevende konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.