
Jasper Steverlinck, The Healing isimli yeni albümünün turnesi kapsamında 19 Eylül'de Zorlu PSM’de sahne alacak.
Jasper Steverlinck, The Healing albümü için 70’ten fazla konserden oluşan turnesi kapsamında İstanbul’da müzikseverlerle buluşacak. İsviçreli prodüktör Tom Oehler ile iş birliği içinde kaydedilen albüm, Steverlinck’in son yıllardaki kişisel iyileşme sürecine dair samimi bir bakış sunan on üç yeni şarkıdan oluşuyor. Albüm, kişisel eleştiri, büyüme ve nihayetinde özgürleşme sürecinin bir yolculuğunu dinleyicilere sunuyor. “Nashville Tears”ın dürüst ve kişisel duygusundan, “Till We Meet Again”in umut dolu finaline kadar, sanatçı dinleyicilerini içsel dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor.
Jasper Steverlinck albümle ilgili şunları söyledi: “Bu albüm bir gereklilikten doğdu. Şarkılar, aslında ilk kez anksiyete atakları yaşadığım bir dönemin yüksek sesle söylenmiş düşünceleriydi. Şarkılar tamamlandığında, ancak o zaman bir kalıp gördüm – bu benim iyileşme sürecimdi.”
Jasper Steverlinck’in yeni albümü The Healing’i buradan dinleyebilir, 19 Eylül'de Zorlu PSM’de gerçekleşecek konserin biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
Blasie Hofmann’ın yazdığı, Rémi Farnos’un resimlediği 11 yaş ve üzer okurlara dünyamız hakkında “olağanüstü” bilgiler veren popüler bilim kitabı Suyun Gizemleri, Gülüm Baltacıgil Gacoin’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
Kitabın baş kahramanı Naïa sunumu için rastgele bir konu olarak “su”yu seçer. Bu konu onu hiç ama hiç heyecanlandırmaz ama araştırmaya başladıkça, oyuna yavaş yavaş dahil olur. Biyoloji, coğrafya, felsefe, teoloji... Naïa, yaşamın olmazsa olmazı bu büyüleyici elementin tüm yönlerini keşfeder, Nobel Kimya Ödülü sahibi Jacques Dubochet başta olmak üzere, alanında uzman bilim insanlarıyla röportajlar yapar ve yeni edindiği bilgileri okurla paylaşır. Dünya’nın yüzeyinin %71’inin suyla kaplı olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya her yıl 3,5 milyon insanın kötü su kalitesine bağlı hastalıklardan öldüğünü ve 800 milyon insanın hâlâ içme suyuna erişemediğini?
“Bunca yıldır biliminsanlarının mesajı son derece net; Dünya'yı, suyu ve havayı kirletmeyi kesmeliyiz. Her yerde haykırılıyor: modern dünya kilden ayaklar üzerinde duran dev bir heykel gibi. Rüzgâr ekmeye devam edenler fırtına biçecek. Şimdilik tahtaya vurmakla yetiniyoruz. Ama suya sabuna dokunmamaya devam edersek -ne kadar ağlayıp sızlasak da- birçok masum insan Nuh adını taşıma ayrıcalığına sahip olmayan herkes gibi katlolacak!”
Müzik eğitimini Salzburg Mozarteum Üniversitesi’nde sürdüren genç piyanist İlyun Bürkev, keman sanatçısı Elvin Hoxha Ganiyev ile birlikte 15 Şubat Cumartesi günü CSO Ada Ankara’da konser verecek.
Konserde, Ludwig van Beethoven’ın Sonata No. 1 Op. 12’nin zarif ve incelikli dizeleri, Jules Massenet’in Thaïs Meditation’ının dokunaklı tınıları ve Ahmed Adnan Saygun’un Demet Suite op. 33 Prelüd ve Horon’un yerel renklerle bezenmiş ritimleri, ardından da Cesar Franck’ın Sonata for Violin and Piano in A Major’ın estetik yorumu ile Franz Waxman’ın Carmen Fantasie’nin dramatik atmosferi dileyicilerle buluşacak.
İlyun Bürkev konser öncesi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu güzel akşamda Elvin Hoxha’yla birlikte müziğimizle bir hikâye anlatacağız. Bu hikâyeyi dinleyicilerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Tüm Ankaralı müzikseverleri konserimize bekliyoruz.”
15 Şubat Cumartesi akşamı saat 20.00’de CSO Ada Ankara’da gerçekleşecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
xtopia bünyesinde gerçekleşen deneyimlerden biri olan, Elçin Arpaçay ve Dilara Başköylü tarafından yaratılan Netizens: Citizens of the Web, 11-16 Şubat tarihleri arasında Hope Alkazar’da sanatseverlerle buluşacak.
İnternetin dönüşümünü geçmişten bugüne katmanlı bir yolculukla ele alan Netizens: Citizens of the Web, dijital dünyanın insan yaratıcılığı ve teknolojik kontrol arasındaki dinamiklerini sorgularken, internetin sadece bir teknoloji değil, kolektif bir hafıza ve kültürel miras alanı olduğunu hatırlatıyor.
Sergi, Web 1.0’ın kişisel ve kaotik ruhundan Web 2.0’ın sosyal medya tarafından yapılandırılmış dünyasına ve Web 3.0’ın yapay zekâ ve merkeziyetsiz teknolojilerle şekillenen geleceğine uzanıyor. Ziyaretçiler, internetin ilk günlerindeki bireysel ifade alanlarını, Geocities gibi platformların sunduğu özgür ve el yapımı dijital estetiği hatırlarken, bugün algoritmalar tarafından yönlendirilen, tekdüzeleştirilmiş bir kullanıcı deneyimi içinde kendilerini nasıl konumlandırdıklarını yeniden değerlendirme fırsatı bulacak.
“Netizens”, interneti yalnızca bir araç olarak değil, bir kültür, topluluk ve kimlik alanı olarak görenlere bir övgü niteliği taşıyor. Sergi, şu soruları gündeme getiriyor: “Dijital dünyada gerçekten özgür müyüz? Bir Netizen olmak ne anlama geliyor? Geçmişin dijital hafızasını nasıl koruyabiliriz?”
Sergi kapsamında 15 Şubat’ta, sanatçılar projelerinin arka planını ve internetin sanata etkisini tartışacakları bir söyleşi-performans gerçekleştirecek.
Mek’an Sahne’nin Şamil Yılmaz’ın yazdığı, Cevriye Demir’in yönettiği aynı yaşlarda fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki kişinin bir otel odasında kesişen hikâyesini anlattığı yeni oyunu Tevafuk, 14 Şubat’ta Koma Sahnesi’nde prömiyer yapacak.
Tevafuk’un başrollerini Mehmet Berkay Baygın ve Erdinç Kılıç paylaşıyor. Aynı yaşlardaki, farklı toplumsal sınıflardan gelen biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu diğeri bir eskort, iki genç adam. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu. Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek gibi. Oyun, gerçeğe dönüşecek. Oyun, “gerçeğe” dönüşüyor. Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.
Tevafuk, 14 Şubat’taki gösteriminin ardından 22 ve 28 Şubat tarihlerinde Koma Sahnesi’nde gösterimlerine devam edecek.
Künye
Yazan: Şamil Yılmaz
Yöneten: Cevriye Demir
Oyuncular: Mehmet Berkay Baygın, Erdinç Kılıç
Yapım Desteği: Ilgın Sönmez
Mek’an Teftişörleri: Sezen Keser, Oğulcan Arman Uslu, Elif Aydın
Proje Asistanı: Yağmur Dursun
Işık Tasarım: Umut Sönmez
Fotoğraf ve Video: Özgür Demir
Afiş: Behiç Cem Kola
Dans Danışmanı: Gizem Yetik
Süre: 55 dk
Özel Teşekkür: Ilgım Öztekin, Gizem Yetik, Atölye Tez
Ólafur Arnalds ve Janus Rasmussen’in ortak projesi Kiasmos, Stagepass organizasyonuyla 23 Mayıs’ta Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak.
Modern klasik ve elektronik müzik sahnesinin önemli isimlerinden biri olan Ólafur Arnalds ve Faroe Adaları’ndan elektro-pop sanatçısı Janus Rasmussen, 23 Mayıs’ta İstanbul’da sahne alacak. Minimalist dokular ve duygusal yoğunlukla bezeli besteleriyle tanınan Ólafur Arnalds, bu projede elektronik müziğin derin atmosferleriyle kendi neo-klasik dünyasını ustalıkla harmanlıyor.
Ólafur Arnalds’ın piyano melodileri ve ambient müziğe olan tutkusu, Kiasmos’un temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Analog synthesizer’lar ve minimal techno ritimleriyle işlenen bu kompozisyonlar hem meditatif hem de hipnotik bir atmosfer yaratıyor. 2014 yılında yayımlanan Kiasmos albümü, sanatçının duygusal derinliğini elektronik müziğin modern unsurlarıyla birleştirerek büyük ses getirdi. “Looped”, “Burnt” ve “Held” gibi parçalar, Arnalds’ın müzikal vizyonunu gözler önüne serdi.
23 Mayıs Cuma saat 22.00’de Volkswagen Arena’da gerçekleşecek Kiasmos konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde gerçekleşen “Botter Sergileri” serisinin dördüncü sergisi “Solo Botter: Burhan Uygur”, 20 Mayıs’a kadar Casa Botter’de sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu’nun, asistan küratörlüğünü ise İrem Büşra Coşkun’un üstlendiği Solo Botter: Burhan Uygur” sergisi, resimleriyle anılar ve duygular arasında köprü kuran, hayatın her anını sanata dönüştüren Burhan Uygur’un pratiğine kapsamlı bir bakış sunuyor. Sergi, izleyicileri 1992 yılında kaybettiğimiz sıra dışı sanatçının hikâye anlatımındaki çok katmanlı yaklaşımı ve görsel şiirselliğini keşfetmeye davet ediyor.
Her şeyden ilham alabilen, yaşadığı her anın ve herkesin resmini yapabilen Burhan Uygur’un resimlerinde boyanın katman katman dönüşmesi, çizgilerin melankoli ve coşku arasında dans etmesi, yaşadığı anların ruhunu derin bir şiirsellikle yansıtıyor. Şiir ve edebiyattan da etkilenen, bu sanat dallarıyla da yakından ilgilenen sanatçı, resimlerinin içine yerleştirdiği notlar, dizeler ve şiirler ile anlatmak istediği hikâyenin görünmeyen bir yüzünü yansıtıyor. Burhan Uygur’un sanat pratiği, farklı malzemeleri ve teknikleri iç içe geçirerek her anın ruhunu yakalamayı hedefleyen deneysel bir yaklaşıma dayanıyor. Boyayı tüpten çıktığı hâliyle kullanmayı reddeden sanatçı, parmaklarıyla, avuç içiyle ve rastgele nesnelerle çalışarak renk ve dokuyu bir arada dönüştürür; böylece resimleri, anlamlar dünyasına kapı aralayan birer anlatı hâlini alıyor.
Burhan Uygur’un eşi Vesile Uygur sergi açılışında şunları söyledi: “Burhan ne zaman sergi açsa lapa lapa kar yağıyordu. Arabalar çalışmazdı ama, sağ olsun dostlar, arkadaşlar bizi yalnız bırakmazdı, bugünkü gibi. Herkese çok teşekkür ederim, çok sağ olun, ayaklarınıza sağlık. Herhalde Burhan’ın ruhu buralardadır, muhakkak bizi görüyordur.”
Japon yazar Hiyoko Kurisu’nun okurunu ruhsal keşif yolculuğuna davet ettiği hikâyelerinden oluşan kitabı Sihirli Şeker Dükkanı, Ahmet Can Aşkın’ın çevirisiyle Athica Books tarafından dünyayla aynı anda Türkçede yayımlandı.
Dünya çapında geniş bir okur kitlesine sahip, ödüllü yazar Kurisu okurlarına şu mesajı veriyor: “Lütfen kalbinizin, kitabın içerdiği gizemli deneyimlerle ısınmasına izin verin.” Bu kitap okuyanlara acı ve tatlı bir yolculuk sunarken, insan ruhunun derinliklerinde saklı kalan duyguları ortaya çıkarıyor.
Tapınağın arkasında bir anda ortaya çıkan Alacakaranlık Çarşısı, bu dünya ile öteki dünya arasındaki boşlukta var olan gizemli bir mekândır. Burası, insanların dertleri ve kaygıları nedeniyle varlıkları dengesizleştiğinde onları içine çeker. Çarşının içinde, insanları karşılayan tek yer ise “Sihirli Şeker Dükkânı”dır. Dükkânın sahibi olan Kogetsu, tuhaf güçlere sahip şekerler satar ve her şekerin ardında yatan anlamı keşfetmelerini sağlar. Bu şekerleri satın alan müşterilerin hayatları yavaş yavaş değişir.
Bariton Kartal Karagedik, çağımızın önemli piyanistlerinden Helmut Deutsch eşliğinde kaydettiği Prometheus başlıklı ilk albümünü Almanya merkezli plak şirketi Prima Classics etiketiyle yayımlandı.
Helmut Deutsch ile uzun süredir Prometheus albümü üzerine çalışan Kartal Karagedik, bu albümde daha önce İstanbul’da verdiği konserlerde de seslendirdiği mitolojik eserlere yeni bir boyut katarak dinleyicilere sunuyor. Albümün merkezinde, Schubert’in antik mitolojiden ilham alarak bestelediği ve yaratıcı hayatının özellikle yoğun bir dönemini yansıtan şarkılar bulunuyor. Karagedik bu eserleri Schubert’in arkadaşı ve şair Johann Mayrhofer’in etkisiyle şekillendirerek dinleyicilerle buluşturuyor. Albümün başlığı, tanrılardan ateşi çalarak insanlara getiren efsanevi Titan Prometheus’a atıfta bulunuyor. Karagedik için Prometheus, aydınlanma, özgürlük ve yaratıcı ilerlemenin yanı sıra otoriteye karşı durma cesaretini de simgeliyor.
Kartal Karagedik albümdeki eserler hakkında şunları söylüyor: “Bazı hikâyeler ve şarkılar vardır ki, yüzyıllar boyunca tekrar tekrar anlatılmalı ve söylenmelidir. Schubert’in müziği, sıklıkla işlediği mitler gibi, bu ebedi kategoriye ait.”
Kartal Karagedik’in Prometheus başlıklı ilk albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
Altın Tatlı’nın “Fairies and Faes” başlıklı kişisel sergisi 8-9 Şubat’ta HOPE Alkazar’da sanatseverlerle buluşacak.
“Fairies and Faes” sergisi, Altın Tatlı’nın son 1,5 yılda ürettiği seramik çalışmalarının yanı sıra film, heykel, fotoğraf, resim, enstalasyon, takı ve tasarım gibi farklı disiplinlerdeki eserlerini izleyicilere sunuyor. Sergide ayrıca Altın Tatlı’nın yazıp yönettiği iki kısa film de yer alıyor. Sanatçının önceki sergisi “Dazed Heroes”un devamı niteliğinde, uzun soluklu bir projenin parçaları olan bu filmler Carl Jung’un arketiplerinden ilham alıyor. İstanbul’un ortasında renkli bir bahçe yaratan “Faires and Faes” sergisi, sanatçının doğa ile kurduğu derin bağı ve animeye duyduğu hayranlığı disiplinlerarası bir şekilde sunuyor.
Tuba Kocakaya’nın artistik direktörlüğünü yaptığı sergide, Altın’ın sanatçı iş birlikleri de sergide önemli bir yer tutuyor. Arcadia Trinkets’ın sanatçısı Canberry, Goblin adıyla tanınan Yiğit Güney, Human Objects ekibinden Çağrı Avcı ve Arya Elvera, kılıç ustası Thomas Ward, grillz tasarımcısı Sera Boeno, heykeltıraş Yiğit Yılmaz ve yönetmen Zacharie Lanoue gibi isimlerle üretilen eserler, sergiye çok yönlü bir derinlik kazandırıyor. Serginin ışık tasarımı ise Müjgan Armağan ile Altın Tatlı tarafından yapıldı.
“Doğanın kucağında büyüyen Altın Tatlı’nın çocukluk yıllarında oynadığı oyunlar sıradan oyunlardan çok farklıydı. Bebekler ve arabalar yerine, tırtıllar, örümcekler ve kırkayaklarla dolu bir dünyayı tercih eden Altın, doğaya olan sevgisini, ‘Anime ve belgesel izleyen, resim yapan, içine kapanık bir çocuktum. Böceklerden korkmazdım, aksine hayrandım onlara’ sözleriyle ifade ediyor.
Yetiştiği toplumun muhafazakâr yapısından kaçışını ise queer animelerin büyülü dünyasında bulduğunu anlatıyor: ‘Orası benim için sihirli bir yerdi. Karakterler her zaman çok şık, queer ve doğadaki gibi özgürdü.’ Bu özgürlük ve dualite anlayışı, Altın’ın sanat pratiğinin temellerini oluşturuyor.”