
Çağdaş sanatın en büyük isimlerinden biri olan Alman ressam, heykeltıraş ve baskı sanatçısı Georg Baselitz’in eserlerinden oluşan “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi, 16 Mart’a kadar Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Akbank’ın desteğiyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde devam eden “Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi, 16 Mart’a kadar uzatıldı. Sergi, Georg Baselitz’in son on yılda ürettiği 100’e yakın anıtsal eserini izleyicilerle bir araya getiriyor. Georg Baselitz’in altmış beş yıllık kariyerine ışık tutan sergi, Baselitz’in hayat boyu süren sanatsal evrimine derinlikli bir bakış sunuyor. SSM’nin tüm galeri alanları ve bahçesine yayılan sergi, yaşlanma ve zamanın geçiciliği gibi temalarla birlikte, kişisel ve kolektif hafızaya güçlü bir göndermede bulunuyor.
1980’lerden bu yana uluslararası sanat dünyasında derin izler bırakmış bir sanatçı olan Georg Baselitz, 20. yüzyılın ikinci yarısında Alman sanatına yeni bir kimlik kazandırdı. Eserleri kişisel deneyimlerinin yanı sıra Almanya'nın kolektif travması ve Nazi döneminin toplumsal bellekte bıraktığı derin yaralar tarafından şekillendi. Sanatçının 1969’dan bu yana kullandığı “baş aşağı” kompozisyon tekniği ile yaptığı tablolar, serginin neredeyse tamamını oluşturuyor. Bu yaklaşım, soyutlama ile figürasyon arasında bir yerde durmasını, gelenekselleşmiş tuval üzerine resim tekniğinde yeni bir açılımda bulunmasını mümkün kıldı.
“Georg Baselitz: Son On Yıl” sergisi, sanatçının çalışmalarında yıllar içinde belirginleşen, kararlı motiflerden oluşuyor ve özellikle insan figürü üzerindeki çalışmalarını öne çıkarıyor. Baselitz’in kendisinin ve eşi Elke’nin bedenlerini tasvir ettiği eserlerinde, yaşlanma ve zamanın geçiciliği işleniyor. Baselitz’in 1950’lerden bu yana çeşitli tekniklerde ele aldığı, Deutschbaselitz’te geçen çocukluğunu hatırlatan kartalları, mavi arka planlara işlenmiş bir seride geri dönüyor. Serinin 2024 tarihli son tablosu, ilk kez bu sergide ziyaretçi ile buluşuyor. Aynı şekilde, çocukluğundan beri resmettiği geyik motifi, kariyerinin başından beri eserlerine yön veren mitolojik ikonografinin bir parçası olarak yeniden ortaya çıkıyor. Serginin öne çıkan, baş aşağı figürlerin üzerine naylon çorapların kolajlandığı Springtime [İlkbahar] serisi ise, Dada kolaj sanatçısı Hannah Höch’ten ilham alıyor. Bu eserler, malzemenin kırılganlığı üzerinden zamanın geçiciliğini vurguluyor. Müzenin galerilerinde ve bahçesinde sergilenen anıtsal heykeller de resimlerin ikonografisi ve tarihsel temalarıyla bir bütünlük oluşturuyor.
Siyaset felsefecisi ve yazar Todd May’in insan yaşamının temel yapı taşlarından biri olan “özen”in tam olarak ne olduğu ve neden bu kadar önem taşıdığı sorularını odağına aldığı çalışması Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler, Bekir Aşçı’nın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Özenin ahlak, politika, kırılganlık ve doğayla ilişkisini sorgulayan May, modern dünyada neden ve nasıl önemsemek gerektiği konusunda okurlara rehberlik ediyor.
“Özen varoluşumuzun önemli veçhelerinden biridir. Özen olmaksızın kendimizle, başkalarıyla ve dünyayla aramızdaki ilişki ziyadesiyle rastlantısal hâle gelir ve bir amaçtan yoksun kalırdı; önümüze çıkan her faaliyete yüzeysel bir şekilde bağlardık kendimizi. Özen bizi dünyaya ve birbirimize bağlar. Fakat sıra özenin ne olduğunu sormaya geldiğinde cevaplanması zor felsefi sorulardan biriyle karşı karşıya kalırız. Todd May, bu zorlu soruyu düşünebilmek için gereken tüm desteği sağlıyor ve araştırmayı kolaylaştırdığı kadar keyifli de bir hale getiriyor.
Özenin ne olduğuna ve insan yaşamındaki ehemmiyetine dair kapsamlı açıklama ve örneklerle birlikte konuyu düşünmeye başlamak bir yana, May’in bilgece müdahaleleri ve üslubu sayesinde özen hakkındaki tartışmaya dahil olmak ve felsefe yapmayı deneyimlemek işten bile değil.
Özen ile ahlak/etik arasındaki; özen ile politika, özen ile yaşam karşısındaki incinebilirliğimiz ve insani olmayan çevre arasındaki ilişkileri düşünmek aynı zamanda kendimizle kuracağımız özenli bir ilişkinin de başlangıç noktası olacaktır. Dahası kendimiz ile dünyanın geri kalanı arasındaki ilişki ancak özen temelinde kurulduğunda gelecekle ilişkimiz de umut barındırabilecektir.” (Tanıtım metninden)
Caz müziğinin önemli isimlerinden Diana Krall, Epifoni organizasyonu ve All Things Live Middle East iş birliğiyle 1 Kasım’da İstanbul Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda sahne alacak.
Grammy ödüllü sanatçı Diana Krall, eşsiz vokali ve usta piyanistliği ile caz müziğine yön veren bir isim olarak tanınıyor. Kendine has tarzıyla caz, pop ve bossa nova türlerini harmanlayan Krall, dünya çapında milyonlarca albüm satışına imza attı. 10 yıl aradan sonra yeniden Türkiye’de konser vermeye hazırlanan sanatçının unutulmaz şarkıları ve canlı performansları, hayranlarına müzikle dolu bir gece vadediyor.
1 Kasım’da İstanbul Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleşecek Diana Krall konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Selçuk Artut’un son dönem eserlerinden oluşan “Hayalet Uzuvlar” başlıklı kişisel sergisi, 5 Nisan'a kadar Piyalepaşa’da bulunan Zilberman | Selected’da sanatseverlerle buluşuyor.
Selçuk Artut’un “Hayalet Uzuvlar” sergisi, görsel algının iç içe geçmiş karmaşık yapısına ışık tutuyor. Sergi görsel algı, alan ve beden arasındaki bilinç sınırlarını kırarak, yokluk ile varlık arasındaki kırılgan ilişkiyi keşfediyor. İsmini fizyolojik, psikolojik ve nörolojik bir fenomenden alan “Hayalet Uzuvlar”, ampute edilmiş bir bedenin algısının sınırlarını sorguluyor. Merleau-Ponty tarafından incelenen kavram, bedenin yalnızca fiziksel parçalardan oluşmadığını, aksine algı ve eylem yoluyla dünyada yer alan canlı ve dinamik bir varlık olduğunun altını çiziyor. “Hayalet uzuv” metaforuna dayanan sergi, görsel algıyı vücudun bir uzantısı olarak ele alıp öznel deneyimin oluşmasında algı ve bedenin rollerini irdeliyor.
“Hayalet Uzuvlar”, izleyiciyi algının çok katmanlı yapısında bir yolculuğa davet ediyor. İstikrarın, birliğin ve zamansızlığın arketipleri olarak kabul edilen geometrik desenler, kültürel ve entelektüel geçmişin hayalet kalıntıları olarak yeniden biçimleniyor. Sergi, nesnelerin yapıbozuma uğramış formlarını ortaya koyarak, orijinal bütünlüklerinin yankıları olan hafıza eserlerine dönüştürüyor.
Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz, Zilberman İstanbul’un izniyle.
Güzin Ayan’ın hayatın içindeki kısacık anlardan topladığı öykülerinden oluşan ilk öykü kitabı Olsa Olsa Dünya, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Bu öykülerde; insan olmanın dayanılmaz sancısına, aşkın yıkıcı tavırlarına, yaratma eyleminin hem öldüren hem de can veren hâllerine bulayarak var ediyor kahramanlarını Ayan. Yurdundan göçen yurduna dönüyor, evlatlar aileleriyle yüzleşiyor, tomar tomar kâğıtlar sahibini bulmak için sandıklarda bekliyor, kadınlar imgelerin peşinde, yazdıkça yazıyorlar.
“Kendimi daha nasıl oyalayacağımı bilmiyordum. Tramvayın sinyal düdüğünü duydum, kaç durak kalmış diye kapı üzerindeki durakları saydım. Yolum uzundu, bu yabancı ve suskun kalabalık içinde eve varana kadar daha çok oyalanacaktım. Hikâyemi kendime anlatamayacak, kendime yine geç kalacaktım.”
Azerbaycan merkezli elektronik müzik ikilisi Call It, İçindəki Balıq isimli yeni albümünü BBI Music Co. etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.
Phase42 (Javid) ve Unseen (Ilgar) tarafından Bakü’de kurulan grup, darkwave, synthwave, EBM ve post-punk unsurlarını harmanlayarak farklı bir atmosfer yaratıyor. Karanlık melodileriyle dikkat çeken grubun İçindəki Balıq albümü insanın en derin korkularıyla yüzleşmesini anlatan metaforik bir hikâyeye odaklanıyor. Albüm, akıntılar arasında kaybolmamak için mücadele eden bir balığın karanlık sulara inişini ve bilinmeze olan cesur yolculuğunu anlatıyor. Kimi zaman kaotik, kimi zaman hipnotik melodilerle bezenen bu albüm varoluşun en dip noktalarına inip yeniden doğmayı anlatıyor.
Call It’in İçindəki Balıq isimli yeni albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
İçindəki Balıq
“Nizam”
“İstəmsizcə”
“Bir gün”
“Oyan”
“İnsanlar”
“Dəli”
“Düşdü qaranlıqlar”
“İçindəki balıq”
“Xaos”
Künye:
Söz: Javid Habibli
Müzik: Javid Habibli, İlgar Salimli
Prodüktör: İlgar Salimli
Kapak Tasarımı: Khan Jafarli
Label: BBI Music Co.
Eldem Sanat Alanı’nın Eskişehir’de yaşayan ve üretimlerini burada sürdüren sanatçıları desteklemek, çalışmalarını görünür kılmak, araştırmaları canlı tutmak ve kapsayıcı diyalogları güçlendirmek amacıyla bu yıl ikinci kez düzenlediği LOKAL02 açık çağrısına başvurular başladı.
30 Mart’a kadar başvuru yapılabilecek çağrının bu yılki seçici kurulunda sanatçı ve akademisyen Prof.Dr. Hayri Esmer, kültür yöneticisi ve Hayy Açık Alan kurucu ortağı Saliha Yavuz, küratör ve SAHA Direktörü Serra Yentürk ile Sinopale Koordinatörü ve Hal Kolektif üyesi Yiğit Bahadır Kaya yer alıyor.
Değerlendirme sürecinin ardından seçilen sanatçılar, 21 Haziran - 21 Aralık 2025 tarihleri arasında Eldem Sanat Alanı Dalyancı Konağı’nda gerçekleşecek LOKAL02 sergisinde yer alma fırsatı bulacak.
LOKAL02’nin başvuru koşulları ile ilgili ayrıntılı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
Afiş Tasarım: Emirhan Arslan
Fotoğraf Kredisi: Barış Aras, Elif Çakırlar (flufoto)
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin Atlas Publishing Lab iş birliğiyle düzenlediği “Yazar-Editör Sohbetleri” serisi 27 Şubat akşamı Maxime Rovere ve Türker Armaner’i ağırlıyor.
“Yazar-Editör Sohbetleri” serisi iki felsefeci, yazar ve çevirmeni, Maxime Rovere ve Türker Armaner’i bir araya getiriyor. Buluşmada, felsefi düşüncenin edebi metinlerde ve düzyazıdaki varlığı, türler arasındaki bulanık sınırlar, yazma edimi ve felsefe çevirisi gibi konular ele alınacak.
27 Şubat Perşembe saat 18.00’de Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlik ücretsiz olacak ve rezervasyon alınmayacak. Etkinlik dili İngilizcedir.
Ceren Gündoğdu, uzun süredir üzerinde çalıştığı Işık Olur Gözlerin isimli ikinci stüdyo albümünü müzikseverlerle buluşturdu.
Geçtiğimiz yıllarda “Beni Affet” ve “Kapı” gibi şarkılarıyla beğeni toplayan Ceren Gündoğdu, Işık Olur Gözlerin albümünde nostaljik tınıları, derin sözleri ve etkileyici melodileri harmanlıyor. Albümün açılış şarkısı “Burdayım Ben”, sanatçının müziğe ve insani bağlara duyduğu inancı vurgularken, dinleyicilerine güçlü bir duygusal yolculuk vaat ediyor. Gündoğdu, Işık Olur Gözlerin albümünü “incinmiş kalplere bir ninni” olarak tanımlıyor.
Albümde yer alan 12 şarkıdan 11’inin söz ve müziği Gündoğdu’ya ait. Ayrıca albümde sanatçının annesine ait, 90’lardan günümüze ulaşan ve bugüne dek hiç yayımlanmamış özel bir şarkı olan “Sevdan Ateşten Gömlek” de yer alıyor. Bu albümde Ceren Gündoğdu’ya 20’yi aşkın müzisyen eşlik etti. Canlı enstrüman kayıtlarıyla oluşturulan albüm, modern prodüksiyon anlayışıyla insan dokunuşunu ve birlikte müzik yapma kültürünü onurlandırıyor. Prodüksiyonda Adi Rotem, Polen, Kaan Arslan, Özgür Akgül, Altuğ Öncü ve Gündoğdu’nun imzası bulunuyor. Albümde yer alan her şarkıya Taha Balta yönetmenliğinde klip çekildi. Görsel dünyasıyla da dikkat çeken albümün fotoğrafları ise Mesut Yazıcı’ya ait.
Ceren Gündoğdu’nun Işık Olur Gözlerin isimli ikinci stüdyo albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
Silva Bingaz’ın “Opus 3c” başlıklı kişisel sergisi 22 Mart’a kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
2001 yılından beri sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarında tarih yüklü ve çok katmanlı mikro coğrafyalarda çalışan Silva Bingaz, kenar yörelerdeki geçici ve güvenliksiz hayatları kayda geçirdi. Özellikle denize temas eden kentlerdeki insan, hayvan ve doğa ilişkilenmelerinin peşine düşen; kıyılara ve hiyerarşiden azade diğer alanlara mahsus savruluşlara ortak olan Bingaz, “Opus 3c” sergisinde 2017 yılında Letonya’yı ziyaretleri sırasında oluşturduğu bir fotoğraf serisini izleyicilere sunuyor. Seri, daha önce İstanbul ve Japonya’da gerçekleştirdiği kıyı serilerinin yoğunluğuna denk bir yük taşıyor. “Opus 3c”, ismiyle hem serinin önceki adımlarına referans veriyor hem de Bingaz’ın sergileme tercihlerinde sadık kaldığı müzikal takibine bir ipucu arz ediyor.
Silva Bingaz’ın 2015’teki “Balat” sergisinden sonra Öktem Aykut’ta gerçekleştirdiği ikinci kişisel sergisi olan “Opus 3c”nin sergi tasarımı Sevim Sancaktar ve Yavuz Parlar’ın imzasını taşıyor.
Künye: Silva Bingaz, Untitled (From the series Opus 3c) / İsimsiz (Opus 3c serisinden), 2017. Fine Art Print on Hahnemuhle Photo Rag Baryta Paper / Hahnemühle Photo Rag Baryta kağıdı üzerine Fine Art baskı, 80 x 120 cm