
Kafka Kitap’ın yeni yetenekler keşfetmeyi ve edebiyatımıza özgün eserler kazandırmayı amaçladığı, bu yıl ilk kez düzenlediği Kafka İlk Kitap Ödülü, Barış Selim Uzun’un Kuzey Odanın Canavarları adlı romanına verildi.
Kuzey Odanın Canavarları’nın ödül alma gerekçesi “hayatın her alanının gözetlendiği bir evreni özgün bir anlatımla resmediyor” olması gösterildi. Ayfer Tunç, Deniz Yüce Başarır, Latife Tekin ve Sema Kaygusuz’un jüri üyeliği yaptığı, Mahir Ünsal Eriş’in ise jüri başkanlığını üstlendiği ödül, Barış Selim Uzun’un özgün anlatımı, derin karakter analizleri ve edebiyata taze bir soluk getiren yaklaşımı nedenleriyle tercih edilmişti.
Ödül 22 Mayıs 2025 akşamı Minoa Pera’da gerçekleştirilen bir ödül töreniyle sahibine takdim edildi. Kafka İlk Kitap Ödülü’nün jüri başkanı olan yazar Mahir Ünsal Eriş törende yaptığı konuşmada “Bu ödülle ulaştığımız romanlar önümüzdeki 10 yıl içerisinde okuyacağımız yazarları da belirliyor. Aslında bu bir yazar tecrübesi değil, bu bir okur tecrübesi. Bir okur olarak geleceğin yazarlarına yatırım yaparak önümüzdeki 10 yılın kütüphanesini belirlemeye çalışıyoruz. Kendi içinden sesini bulan ama sesini vermeyen yazarları keşfetmek gibi bir hedefimiz var. O yüzden böyle birtakım yetkin edebiyatçıları bir araya getirip ilk defa bir kitabı derleyip toplayan edebiyat heveslilerini okurla buluşturmak ve okura sunmak açısından çok önemli” diye konuştu. Kafka Kitap Genel Yayın Yönetmeni Şebnem Soral Tamer ise yaptığı konuşmasında “Ülkemizde yapılan ödüllerde genelde hep tanınmış yazarlara ödül veriyoruz fakat burada yeni bir sesi duyabilmek çok kıymetli. Barış Selim Uzun gibi yetenekli insanları bulmak köklü kurumların görevlerinden bir tanesi. Bu ödüller de o yazarları daha çok insanla buluşturabilmek için çok önemli kapılar. Bunu yapabildiğimiz için gerçekten çok mutluyum” diye duygularını belirtti.
Murat Fıratoğlu’nun yazıp yönettiği, aynı zamanda başrolünü üstlendiği Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, bugün (23 Mayıs) MUBI’de yayına girdi.
Dünya prömiyerini yaptığı 81. Venedik Film Festivali’nin Orizzonti (Ufuklar) Bölümü’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönen yapım, ardından Adana ve Ankara Film Festivali’nde En İyi Film dahil olmak üzere çok sayıda ödül kazandı. Film, mevsimlik işçi olarak çalışan Eyüp’ün 15 gündür yevmiyesini ödemeyen ustabaşı Hemme ile yaşadığı kavgayı ince bir mizahla anlatırken, bir yandan da karakterin öfkesini, hak arayışını evrensel bir emek öyküsüne dönüştürüyor.
Siverek’in kavurucu güneşinin altında geçen hikâye, Hemme ile yaşadığı gerilim sonucu onu öldürmeye karar veren Eyüp’ün iç dünyasındaki gelgitleri ustalıklı bir mizahla yansıtırken, onun karşısına çıkan karakterlerle günlük yaşamın içinde bilgece anlar, türlü saçmalıklar ve sıradan güzellikler buluyor. Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, izleyiciyi hem karakterin iç dünyasına hem de anlattığı bölgenin ruh iklimine dair derin bir yolculuğa çıkarıyor.
Vuslat’ın “Emanet/Troya” başlıklı yeni sergisi, Paolo Colombo küratörlüğünde, 25 Mayıs-25 Temmuz tarihleri arasında Troya Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Troya Kazısı Başkanı Prof. Rüstem Aslan ve Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük’ün davetiyle gerçekleşen sergi, Vuslat’ın yeni çalışmalarını izleyicilerin beğenisine sunacak. Homeros’un emaneti olan İlyada’dan aldığı ilhamla Vuslat bu sergide, izleyiciyi mit ve hafıza üzerine düşünmeye davet ediyor. Günümüz dünyasında yaşanan savaşların ve içerisinde kaldığımız kaosların bir bütün olarak kolektif hafızamızı nasıl şekillendirdiğini incelerken, 5000 yıl önceye dönüp bakıyor. Vuslat, ölüm korkusunun getirdiği yıkım, nefis mücadelesi ve sevgi kavramlarını sorguladığı eserleriyle bölgenin kültürel mirasını irdeliyor.
Güven, bağlılık, derin bir sadakat ve koruyuculuğun değerini ifade eden “emanet” kavramı Vuslat’ın sanat çalışmalarının odağında yer alıyor. 2023 yılında, köklerinden olan coğrafyada, Baksı Müzesi’nde gerçekleşen sergiyle Vuslat, “emanet” kavramı üzerine araştırmalarına başlamış, bu süreç eserlerine yansımıştı. Ardından “emanet”i 2024 yılında evine, yani İstanbul'a, MSGSÜ Tophane-i Amire'ye taşıyarak izleyicisiyle buluşturmuştu. Vuslat’ın yeni eserleriyle bu keşif, Troya Müzesi’nde yer alacak "Emanet/Troya”da kapsamını genişleterek evrenselleşiyor.
Künye:
1. İsimsiz I & II, 2023 Tuval üzerine yerel toprak ve taşlardan üretilmiş, yumuşak pastel ve doğal pigmentlerle karıştırılmış füzen, 210
2. Vuslat, Fotoğraf: Zeynel Abidin
3. Troya Müzesi, Çanakkale, Fotoğraf kredisi Osman Çapalov
Frances Stickley’nin yazıp Jessica Ciccolone’un resimlediği erken çocukluk döneminde arkadaşlık ilişkileri konusunu hayvanların dünyası üzerinden ele alan En İyi Arkadaşlarım adlı kitap Hülya Dayan’ın çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
5 yaş ve üzeri okurlara hitap eden bu kitap “en iyi arkadaş” kavramının hiçbir sınavla ya da yarışla sınanamayacağını da hatırlatıyor. Miniklerin duygu dünyasında dalgalanmalara neden olabilecek arkadaş paylaşımı sorununu içtenlikli bir anlatıya dönüştüren bu öykü; gerçek arkadaşlığın seçimlerden ziyade, sevgi ve emekle elde edilebileceğini gösteriyor.
Porsuk ile sincap birbirlerinden hiç ayrılmayan, sıkı fıkı iki arkadaştır. Aralarındaki sevgi gökteki yıldızlar kadar daimîdir. Ta ki yaz gelip de ormana yeni bir tilki taşınana dek. Tilki öyle samimi, öyle eğlenceli biridir ki herkes onunla zaman geçirmek için can atıyordur. Yaz mevsimi sona ererken, tilki sincaptan ''en iyi arkadaşı'' olmasını teklif eder. Sincap, porsuğun yanı sıra ikinci bir en iyi arkadaşa sahip olacağı için çok mutlu olmuştur. Oysa tilkinin arkadaşlık hakkındaki görüşü bambaşkadır...
Deneysel caz, çağdaş müzik ve post-rock arasında sınırları zorlayan Fransız topluluk Caravaggio, perküsyon topluluğu Strasbourg Percussions ile 27 Mayıs Salı akşamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda “RuptuR” başlıklı sahne projesini gerçekleştirecek.
RuptuR, müzik ile sahne sanatlarını tekil bir performansta buluşturuyor. Besteciler Benjamin de la Fuente ve Samuel Sighicelli tarafından tasarlanan bu kolektif yapıt, elektronik dokular, ışık ve perküsyonun bütüncül bir akışla iç içe geçtiği dört bölümlük bir ses evreni yaratıyor. Her bölüm, yaklaşık 17 dakika süren kesintisiz bir devinimle, izleyiciyi tek bir organizmaya dönüşen bu müzikal makinenin içine davet ediyor.
Performansta Caravaggio’yu Bruno Chevillon (elektro bas, elektronikler), Benjamin de la Fuente (keman, elektro gitar), Éric Échampard (davul, elektronik pad) ve Samuel Sighicelli (elektro org, analog synthesizer, sampler) temsil ederken; Strasbourg Percussions kadrosunda Théo His-Mahier, Lou Renaud-Bailly ve İstanbul doğumlu perküsyon sanatçısı Emil Kuyumcuyan yer alacak. Işık tasarımı Christophe Schaeffer, ses tasarımı Vanessa Court, teknik koordinasyon ise Laurent Fournaise imzası taşıyor.
Yaklaşık 75 dakikalık bu sahne deneyimi, mekân ve zaman algısını dönüştüren ritmik bir yapı üzerine kuruldu. Performans boyunca hipnotik tekrarlar, fiziksel tempolar ve duygusal yoğunluk bir arada işleniyor. Son bölümde ise bu ritmik yapı, yorgun düşmüş bir makine gibi aniden durarak izleyiciyi beklenmedik bir sessizlikle baş başa bırakıyor. RuptuR’un temelinde hem bireysel hem kolektif bir dayanışma, yaratıcı sorumluluk ve sezgisel bir yapım süreci yatıyor.
Künye: Ruptur, Musica 24 © Emma Rochefeuille
İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla düzenlenen, Troia’nın binlerce yıllık destanını iğneyle işlenmiş, dikişle anlatılmış görsel bir masala dönüştüren “Troia Destanı: Kumaşlarda Saklı Zaman” sergisi, 25 Temmuz’a kadar Bakırköy Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Boreas Kadın ve Sanat Derneği’nin, Homeros’un İlyada destanının 24 sahnesine, 24 eşsiz kırkyama eseriyle yeniden hayat verdiği “Troia Destanı: Kumaşlarda Saklı Zaman” sergisi, her biri el emeğiyle yaratılmış kırkyama eserlerinde sanat ve kültürel mirası buluşturuyor.
“Bazı hikâyeler vardır ki çağları aşar; dilden dile, gönülden gönüle aktarılır. Homeros’un ölümsüz eseri İlyada, böyle bir anlatıdır. Binlerce yıl önce Troia’nın surlarında yankılanan savaş naraları, aşkın ve ihaneti iç içe geçiren kader ağları, kahramanların sonsuzluğa uzanan izleri… Ve şimdi, Troia’nın destansı hikâyesi, “Troia Destanı: Kumaşlarda Saklı Zaman” sergisinde iğne ve ipliğin büyüsüyle yeniden doğuyor.
2018 yılı, Troia’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girişinin 20. yılı olarak tarihe geçti. Kültürel mirasımızın bu önemli dönüm noktasında Boreas Kadın ve Sanat Derneği, Troia’nın evrensel hikâyesini sanatın diliyle anlatma sorumluluğunu üstlendi. Kadınların üretkenliği, sanatın dönüştürücü gücü ve kültürel mirasın korunması fikriyle yola çıkan Boreas Kadın ve Sanat Derneği, ‘Troia Destanı: Kumaşlarda Saklı Zaman’ sergisinde İlyada destanının 24 sahnesine, 24 eşsiz kırkyama eseriyle yeniden hayat veriyor.
Kumaşların iplik iplik işlediği bu destan, yalnızca bir sanat sergisi değil; geçmişin dokusuna dokunma, mitolojik zamanların içinde bir yolculuğa çıkma fırsatı. Kırkyama, burada sadece bir el sanatı değil; zamana direnen bir anlatı biçimi, hafızanın desen desen işlenişi. Her dikişte bir savaşın yankısı, her motifte bir kahramanın gölgesi var. Aşil’in öfkesi, Hektor’un onuru, Helena’nın yazgısı ve Troia’nın kaderi… Hepsi, iğnenin ucunda yeniden şekilleniyor. Kumaş, bir kez daha tarih yazıyor.
Boreas Kadın ve Sanat Derneği’nin ilmek ilmek dokuduğu bu eserler, sadece geçmişin bir yansıması değil; kadın emeğinin, sanatın ve kültürel mirasın evrensel bir dile dönüşmesinin bir kanıtı. Bir zamanlar Homeros’un sözcükleriyle yankılanan destan, ‘Troia Destanı: Kumaşlarda Saklı Zaman’ sergisinde muhteşem bir sanat görseli olarak izleyici karşısına çıkıyor. Her düğüm, geçmişin hatırasına; her desen, Troia’nın efsanesine açılan bir kapı… Çünkü bazı öyküler silinmez, sadece farklı ellerde yeniden hayat bulur.”
Galeri Selvin, 40. yılını galerinin kurucusu Selvin Gafuroğlu’nun uzun yıllara yayılan titiz çalışmaları sonucu hazırladığı, alanında tanınan 50 sanatçının İstanbul’daki atölyelerine ve üretim süreçlerine ışık tutan “İstanbul’da 50 Sanatçı 50 Atölye” adlı kitap ile kutluyor.
Türk çağdaş sanatının 50 öncü isminin İstanbul’daki atölyelerine keşfe çıkaran kitap, her bir sanatçının biyografisi, sanata yaklaşımı, atölyelerindeki doğal ortamları ve çalışma alanlarından fotoğraflarını bir araya getiren önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.
Kitap Naile Akıncı, Mehmet Pesen, Adnan Çoker, Özdemir Altan, Devrim Erbil, Mehmet Güleryüz, Muhsin Kut, Mehmet Aksoy, Tomur Atagök, Neşe Erdok, Mustafa Pilevneli, S. Saim Tekcan, Nur Koçak, Seyyit Bozdoğan, Alaettin Aksoy, Ali İsmail Türemen, Ergin İnan, Halil Akdeniz, Koray Ariş, Can Göknil, Berna Türemen, Mustafa Altıntaş, Hüsamettin Koçan, Hanefi Yeter, Ekrem Kahraman, Bihrat Mavitan, Resul Aytemür, Yusuf Taktak, Şahin Paksoy, Nedret Sekban, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Murat Morova, Yunus Tonkuş, Nejdet Vergili, Rahmi Aksungur, Kezban Arca Batıbeki, Serpil Yeter, Bedri Baykam, Alev Ermiş Mavitan, Maria Kılıçlıoğlu, İrfan Önürmen, Temür Köran, Feridun Oral, Akın Yıldırım, Zerrin Tekindor, Mehmet Uygun, Mustafa Horasan, Filiz Öztürk Doğan, Serdar Tekebaşoğlu ve Malik Bulut’un Türk sanatına ve İstanbul’a bıraktıkları izleri ortaya koyuyor.
Türk çağdaş sanatı keşfetmek isteyenleri, sanatçıların yaratım süreçlerini izlemeye davet eden kitap Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı. “İstanbul’da 50 Sanatçı 50 Atölye” kitabının tasarımını Engin Kafadar üstlendi. Kitaba 2016 yılında hayata veda eden sanat tarihçisi, sanat eleştirmeni yazar ve akademisyen Prof. Dr. Kaya Özsezgin de metinleriyle güç veriyor.
Selvin Gafuroğlu, 2009 yılında başladığı bu özel kitap projesine dair şunları söylüyor:
“Galeri Selvin olarak, çağdaş sanatın gelişimine katkıda bulunmak için 40 yılı aşkın süredir bir dizi etkinlik düzenliyoruz. Bu kitap da bu misyonu yerine getirme adına önemli bir adım olarak karşımıza çıkıyor. Sanat ortamında farkındalık yaratmak ve kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarmak amacıyla bu projeye önayak olduk.
“İstanbul’da 50 Sanatçı 50 Atölye” kitabı, Türkiye için, İstanbul için ve dünya çapında sanatseverler için önemli bir kaynak olma yolunda ilerliyor. Bu çalışma, Türk plastik sanatlarının gelişimi için büyük bir adım olup, Türk sanatçılarını global sanat sahnesine daha da yakınlaştıracaktır.”
Pulitzer Ödüllü Elizabeth Strout’un anneler ve kızları arasındaki karmaşık bağları, sınıf ayrımının derin izlerini, hepimizin hayatımızın bir noktasında hissettiği yalnızlığı ve sanatın iyileştirici gücünü ele aldığı Benim Adım Lucy Barton, Elif Ersavcı’nın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Dışarıda ışıl ışıl Chrysler Binası, içeride, hastane odasında ise Lucy Barton ve beklenmedik ziyaretçisi. İki kadın beş gün beş gece boyunca aralıksız konuşuyor. Biri geçmişe tutunmak isterken, diğeri her şeyden uzaklaşmak istiyor. Birinin yüzünde çocukluk yıllarından kalma bir gölge, ötekinin ellerinde alışkanlıkla sakladığı bir suçluluk var. Her şey ne kadar anlatılırsa anlatılsın, bir parça hep eksik kalıyor; ne kadar yaklaşmaya çalışsalar da, aralarındaki mesafe bir türlü kısalmıyor. Beş günün sonunda sabahın ilk ışıkları Manhattan’a vururken, odadan çıkınca ikisi de başka hayatlara, başka yalnızlıklara dönecek. Ama bu iki kadının, Lucy ve annesinin paylaştıkları, konuştuklarından çok konuşamadıklarının yüküyle hatırlanacak.
Malou Airaudo, koreografik yaklaşımını ve Pina Bausch ile yaptığı çalışmalardan da etkilenerek oluşturduğu repertuvarından kesitleri paylaşmak üzere 20 Mayıs-13 Haziran tarihleri arasında Türkiye’de olacak.
Bir Şehir Tiyatrosu olarak 1970’lerin sonunda Pina Bausch yönetiminde başlayan Wuppertal Dans Tiyatrosu deneyimi günümüzde Pina Bausch Company adıyla devam ediyor. Pina Bausch, Alman dışavurumcu dansından hareketle II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da gündeme gelen yeni-dışavurumculuğun dans alanındaki en önemli temsilcisi olarak biliniyor. Topluluğun kuruluşundan itibaren Bausch ile yakından çalışan ve Wuppertal Tanztheater deneyiminin ardından uzun dans kariyeri boyunca dans etmeye, koreografiler yaratmaya ve eğitim vermeye devam eden Malou Airaudo 20 Mayıs-13 Haziran tarihleri arasında Türkiye’de olacak. İstanbul’da ve İzmir’de dersler verecek ve çeşitli etkinliklere katılacak. Airaudo’nun 6 günlük dans repertuvarı atölyesi 23-28 Mayıs tarihleri arasında çakSTÜDYO’da gerçekleşecek.
Airaudo 22-23 Mayıs tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bomonti Yerleşkesi’nde (Modern Dans Anasanat Dalı) dans öğrencileriyle çağdaş dans tekniği ve repertuvarı üzerine iki günlük bir atölye gerçekleştirecek; 24-25 Mayıs tarihlerinde oyunculara yönelik bir çalışma ile Stüdyo Des Vu’de olacak. Malou Airaudo 1-10 Haziran tarihlerinde ise VadiManasır’ın zeytin ağaçları arasında açık havada yoğun bir repertuvar ve yaratım atölyesiyle ilk kez İzmir- Seferihisar’da olacak.
Nakano Eskici Dükkânı’nın yazarı Hiromi Kawakami’nin okurlarını Japonya’nın en sıra dışı mahallelerinden birine davet ettiği romanı Mahallemdeki İnsanları, Alican Saygı Ortanca’nın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
NPR Yılın En İyi Kitabı Seçkisi, 2021 Shirley Jackson Ödülü Adayı olan romandaki bu mahallede herkesin bir hikâyesi var ve her biri bir diğerinden daha garip.
Bir hikâyeyi alın ve küçültün. O kadar küçültün ki avucunuza sığsın. Cebinizde taşıyın onu, sofranıza oturtun, uykunuzda bile yanınızda dursun. Kaybetmeyin sakın zira ne zaman ihtiyacınız olacağını bilemezsiniz.
Bu küçük öykülerle fazlasıyla tuhaf bir mahalle hayat buluyor. Kalabalık bir ailenin en küçük çocuğuna kim bakacak diye piyango çekiliyor, ihtiyar bir adamın iki gölgesi birbiriyle çekişiyor, bir apartman tüm sakinlerini küçük talihsizliklerle lanetliyor, küçük bir kız dikilecek heykelinin hayallerini kuruyor, amansız bir hastalığa yakalanan insanlar yavaş yavaş güvercine dönüşüyor, yerçekiminin kaybolmasıyla çocuklar havada süzülüyor.