
Metal dünyasının önemli isimlerinden High On Fire, 16 Kasım’da Epifoni organizasyonuyla Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
61. Grammy Ödülleri’nde “Electric Messiah” adlı şarkısıyla “En İyi Metal Performansı” dalında Grammy kazanan grup, Türkiye’deki hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. 1998 yılında efsanevi Sleep grubunun gitaristi Matt Pike tarafından kurulan High On Fire; doom, sludge ve thrash metal öğelerini harmanlayan kendine özgü tarzı ve agresif enerjisiyle 2000’ler sonrası metal sahnesinin en önemli gruplarından biri hâline geldi. Snakes for the Divine, De Vermis Mysteriis ve Grammy kazanan Electric Messiah gibi albümleriyle eleştirmenlerden tam not alan grup, her konserinde seyirciye fiziksel ve zihinsel bir deneyim yaşatıyor.
Gecede sahneyi açacak isim ise Türkiye doom/sludge sahnesinin yükselen yıldızı Helak olacak. Yavaş tempolu, ağır riff’leriyle karanlığı iliklere kadar hissettiren grup; hem geleneksel doom etkilerini hem de çağdaş metal tınılarını harmanlayan tarzıyla dikkat çekiyor.
High On Fire konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Cheon Seon-ran’ın teknoloji ve yapay zekâ ile insanlık arasındaki ilişki, hayvan hakları, engellilik ve toplumsal dışlanmışlık gibi günümüz dünyasındaki meseleleri işlediği romanı Binlerce Mavi, Yuzu Kitap’tan çıktı.
Binlerce Mavi, Kore Bilim Kurgu Ödülü’nü kazanan ve milyonlarca okura ulaşan bir kitap. Lanetli Tavşan’ın yazarı Bora Chung bu kitabı “Aşk, şefkat ve fedakârlık üzerine çarpıcı bir hikâye...” olarak tanımlıyor.
“2035: Bir hipodromun gölgesinde, genç bir kadın hurdalıkta gökyüzünü seyreden bir robot bulur. Merakına yenik düşerek onu yanına alır. Birlikte, ömrü boyunca fazla çalıştırılan ve artık mezbahaya gönderilmek üzere olan Today adında bir yarış atını kurtarmaya karar verirler. Today’in yeniden mutlu olabilmesi için özel bir plan yaparlar: Ona hayatının en yavaş yarışını koşturacaklardır. Fakat bu sıradan bir yarış olmayacaktır. Yarışın hararetinde Coli, Today’in çok hızlı koştuğunu hisseder. Today acı çekmektedir ve yakında sakatlanacaktır. Sevdiği atı kurtarmak için Coli son bir cesurca fedakârlıkta bulunması gerekmektedir.”
kavla tiyatro’nun ilk oyunu dünyanın en mutlu insanı, 19 Ekim saat 20.30’da BahçeGalata’da prömiyerini yapacak.
Yazan ve yöneten Orçun Ertaman, tek kişilik bu komedide seyirciyi “dünyanın en mutlu insanı” ile buluşturuyor. Ahmet Kuntberk Alptemoçin’in rol aldığı oyunun hareket tasarımını İlyas Odman, ışık tasarımını Utku Kara, kostüm tasarımını ise Hilal Polat üstleniyor. Oyun, bireysel huzursuzluklarımızdan toplumsal düzene uzanan “mutluluk” fikrini, varoluş sorgusuna dönüştürüyor. dünyanın en mutlu insanı bir insanın kendi mutluluğu üzerine çıktığı içsel sorgulamayı anlatıyor. Oyunun kahramanı, bir gün uyandığında kendini “dünyanın en mutlu insanı” ilan ediyor. Neden mutlu olmadığını ararken, mutsuzluğun kişisel bir mesele değil — sistemin, düzenin, çağın bir yansıması olduğunu anlıyor. En sonunda, en büyük direniş biçimini buluyor: kendi varoluşunu ortaya koyuyor.
Metin ilk olarak, Civil Production’ın, Birileri.xyz ve Friedrich Naumann Foundation’ın iş birliğiyle İnsan Hakları Bildirgesi’nden yola çıkarak “emek” teması kapsamında kısa oyun biçiminde kaleme alındı. Bu kez, yeniden ele alınmış uzun versiyonuyla izleyiciyle buluşuyor. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazar & Yönetmen: Orçun Ertaman
Oyuncu: Ahmet Kuntberk Alptemoçin
Yönetmen Yardımcısı: Göktuğ Alemdar
Hareket Tasarımı: İlyas Odman
Işık Tasarımı: Utku Kara
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Aksesuar Tasarımı: Riyana Tufanova
Yaratıcı Yapımcı: Riyana Tufanova
Yürütücü Yapımcı: Serra Aybars
Görsel Sanat Danışmanı: Aslı Çelikel
Afiş Tasarımı: Mizgin Özel & Meltem Doğan
Fotoğraf & Video: Kadir Özer
Medya Planlama: Ceyda Cihan
Yaş sınırı: 13+
Süre: Yaklaşık 70 dakika, tek perde
Tür: Komedi
Gösterim Takvimi:
19 Ekim 20.30 — BahçeGalata (Prömiyer)
25 Ekim 20.30 — İBB Habitat Sahne
26 Ekim 20.30 — Kadıköy Oda Tiyatrosu
31 Ekim 20.30 — TheraPera
7 Kasım 20.30 — KOMA
14 Kasım 20.30 — BahçeGalata
21 Kasım 20.30 — CLAPHALL
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Arif Hikmet Koyunoğlu’nun geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet’e uzanan yaşamına odaklanan “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi Arif Hikmet Koyunoğlu 1893-1982” sergisi kapsamında 28 Ekim Salı, 20 Kasım Perşembe ve 25 Aralık Perşembe günü saat 17.00’de ücretsiz rehberli turlar düzenliyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminin sıra dışı mimarlarından Arif Hikmet Koyunoğlu’nun yaşamına ve üretimlerine odaklanan “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi Arif Hikmet Koyunoğlu 1893–1982” sergisi kapsamında rehberli sergi turları düzenliyor. Bu turlar, mimarın fotoğrafları üzerinden erken Cumhuriyet’in şehirleri, insanları ve kültürel dönüşümünü keşfetmeye davet ediyor.
Koyunoğlu’nun 1900’lerden itibaren, özellikle 1920’li ve 1930’lu yıllarda çektiği fotoğraflardan oluşan seçki, mimarın hem meslekî hem kişisel yaşamına dair ipuçları veriyor. Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ndeki öğrencilik yıllarından Erzurum’daki askerlik dönemine, Yeraltı Fotoğrafhanesi’ndeki çalışmalarından aile yaşamına uzanan kareler; Ankara, İstanbul, Bursa, Nevşehir ve Kırşehir gibi şehirlerin manzaralarını, mimarilerini ve insanlarını bir araya getiriyor.
89 yıllık hayatı boyunca galericilikten nakliyeciliğe uzanan 31 farklı meslek deneyimiyle dikkat çeken Arif Hikmet Koyunoğlu’nun fotoğrafları, yalnızca bir mimarın bakışını değil, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme sürecinin tanıklıklarını da yansıtıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü arşivlerinden derlenen sergi, rehberli turlar aracılığıyla ziyaretçileri erken Cumhuriyet yıllarının kent kültürüne ve mimarlık serüvenine davet ediyor.
Fabien Toulmé’nin haber röportaj tekniklerinden yararlanarak derlediği “Unutulmazlar” serisinin beş farklı yaşamın sessiz tanıklık ettiren ikinci cildi Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Desen Yayınları’ndan çıktı.
“Hakim'in Yolculuğu” üçlemesinin yaratıcısı Fabien Toulmé, bu kitabıyla İsviçre'den Brezilya’ya uzanarak değişik yaş ve sosyokültürel çevrelere ait beş cesur yüreğin kaderine boyun eğmeyişini anlatıyor. Korku ve nefretin tırmandığı bir çağda aile içi şiddet, kimlik arayışı, savaş gibi evrensel sorunlara dikkat çeken sanatçı, farklı yaşam biçimlerine karşı saygı duymaya ve hoşgörülü davranmaya teşvik ediyor.
İsviçre Alplerinde kayak yaparken karların yuttuğu Julie, ölüm kendisini almaya geldiğinde aklından neler geçiriyordu? Şiddet yanlısı sevgilisine zincirlerle bağlı olan Cyntia, kabuğundan kurtulmayı nasıl başardı? Rock yıldızlarına özenen Kevin'ın huzurevinde çalışırken hissettiği tarifsiz duygunun kaynağı neydi? Geç yaşında âdeta küllerinden yeniden doğan Bruno yazgısını değiştirmeye çalışırken hangi mücadeleleri verdi? Bir zamanlar mühendislik ve fotoğrafçılık yapan Bohdan, nasıl oldu da kendini bir anda ateş hattında buldu?
Alman çağdaş yazar Jörg Menke-Peitzmeyer’in yazdığı, Burak Çiçek’in yönettiği, Berfin Gümüş ve Burak Çiçek’in rol aldığı Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey, 18 Ekim’de Claphall Sahne’de, 30 Ekim’de Habitat Sahne’de, 9 Kasım’da Pax Sahne’de ve 30 Kasım’da ise Claphall Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Tiyatro Nom’un ilk oyunu Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey, izleyicilere hayatla, ölümle ve aradaki o kısacık ama dopdolu anlarla yüzleştiren interaktif bir tiyatro deneyimi sunuyor. Mehtap ve Celal, seyircilerle birlikte sahnede yaşamın anlamını, pişmanlıkları ve küçük mutlulukları keşfe çıkıyor. Bireysel bir yolculuğu ve varoluşsal bir sorgulamayı sahneye taşıyan oyun, zaman kavramı, kişisel hedefler ve ölümle yüzleşme gibi temalar etrafında şekilleniyor.
“Mehtap beklenmedik bir haber aldıktan sonra, kalan zamanını nasıl geçirmesi gerektiğini düşünerek, kendisi için anlam taşıyan bir ‘yapılacaklar listesi’ oluşturur. Bu liste, sadece belirli eylemleri tamamlamaktan öte, geçmişle ve çevresindekilerle bir hesaplaşma niteliği de taşır. Ona eşlik eden Celal, bu sürecin tanığı ve katılımcısı olarak sahnede yer alır. Mehtap ve Celal sahnede yalnız değildir, geçmişleri, akan zaman ve seyirci yanı başlarındadır. Seyirci, oyunun sadece pasif bir izleyicisi değil, aynı zamanda zaman zaman oyunun bir parçası hâline gelir.”
Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Oyuncular – Berfin Gümüş, Burak Çiçek
Yazar – Jörg Menke-Peitzmeyer
Çevirmen – Aytuğ Erdil
Yönetmen, Sahne Tasarımı – Burak Çiçek
Yrd. Yönetmen – Nilüfer Ada Soyugütmüş
Proje Danışmanı – Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar
Işık Tasarımı – Gökay Akgör
Işık Operatörü – İhsan Can Aksu
Asistan / Ses & Efekt Operatörü – Melike Nil Tuna
Afiş Tasarımı – Bilge Yıldız Abur
Fotoğraf – Ezo Şara Uray
Video – Kaan Akkaya
Yapım – Tiyatro Nom
Rob Boddice’in ağrı deneyimini tarih, felsefe, antropoloji, psikoloji, psikiyatri, nörobilim, politika, sanat ve edebiyat incelemelerinin perspektifinden ele aldığı Acının Tarihi, Akın Sarı’nın Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Acının Tarihi, salt bir tarih çalışmasının soru ve önermelerinden daha fazlasını imliyor. Boddice, bir yandan acıyı temsiliyete indirgeme çabalarını sorgularken, öte yandan da acının resmedildiği sanat eserlerini titizlikle inceliyor. Eski Yunancadan Latinceye, Arapçadan Çinceye dil bilimi ustalıkla sahaya süren yazar, bilim ve tıp tarihinden olguların tarihsel, toplumsal ve politik yansımalarını örnekler.
Ağrı hakkındaki bilgimiz nasıl üretilir, geliştirilir ve yayılır? Tıp tarihi, bilmenin tarihi olduğu kadar bilgiyi üretme ve yeniden üretme, biyopolitik ve biyokültürel bir müdahaledir de. Ancak Boddice, modern tıbbı sorgulamakla birlikte, hurafelere pabuç bırakmadan, bilimin içinden yanıtlar üretiyor. Plasebo ve özellikle COVID-19 bağlamında nosebo etkisinin, güncel ve tarihsel arka planını, bilimsel literatürü serimleyerek tartışır.
Boddice şu sorulara cevap buluyor: “Peki ağrıyla ilgili farklı biyolojik hassasiyet söylemleri, ırkçılık, kadın düşmanlığı, sınıfsal şovenizm, yaş ayrımcılığı ve türcülükle nasıl desteklenir? Ağrı nasıl ölçülebilir? Acı öznel midir, yoksa nesnel bir olgu mudur? Kederin öznelleştirilmesi ile ağrının ölçülebilir olması gayretleri ve celbetmeleri bize neyi anlatır? Ölçmenin tarihi aynı zamanda tahakkümün de kuruluşu olabilir mi? Sömürgeciliğin tarihindeki tıbbileştirme itkileri nelerdir?”
Brit ve Grammy ödüllü efsanevi grup Gorillaz, Pozitif Müzik ve Charm Music organizasyonuyla Pozitif Vibrations kapsamında 16 Temmuz 2026’da Bonus Parkorman’da müzikseverlerle buluşacak.
Müziğin sınırlarını yeniden tanımlayan Gorillaz’ın İstanbul konserinin biletleri 20 Ekim Pazartesi saat 12.00’de satışa çıkacak. 1998’de müzisyen Damon Albarn ve sanatçı Jamie Hewlett tarafından yaratılan Gorillaz; vokalist 2D, bas gitarist Murdoc Niccals, davulcu Russel Hobbs ve Japon gitar dehası Noodle’dan oluşuyor. Gerçekle sanalın iç içe geçtiği dünyasında hem görsel hem müzikal açıdan benzersiz bir deneyim sunan grup, global sahnede kültürel bir fenomene dönüştü. “Feel Good Inc.”, “Clint Eastwood” ve “On Melancholy Hill” gibi unutulmaz hitleriyle milyonların kalbini kazanan Gorillaz, İstanbul’da gerçekleşecek Pozitif Vibrations konserinde aynı zamanda 2026’da yayımlanacak yeni albümü The Mountain’dan da şarkılar seslendirecek. Albümde IDLES, Johnny Marr, Tonny Allen, Jalen Ngonda ve Anoushka Shankar gibi önemli isimlerle iş birlikleri yer alıyor.
“İnanç Sıçrayışları, Yazgı Yığınları / Leaps of Faith, Heaps of Fate” başlıklı sergi 18. İstanbul Bienali Paralel etkinliği olarak 23 Kasım’a kadar EskiYeni Sahaf’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Pınar Akkurt, Mustafa Avcı, Aydın Berk Bilgin, Merve Çaşkurlu, Başak Kaptan, M. Melis Bilgin Koen, Ece Ulutan, Zeynep Günsür Yüceil’in eserlerinden oluşan serginin küratörlüğünü Merve Çaşkurlu, M. Melis Bilgin Koen ve Orhan Kemal Koçak üstleniyor. Baskıresim, deneysel fotoğraf, hazır nesnelere müdahale, ses yerleştirmesi, yenilebilir yapıt ve performansların yer aldığı sergi, galeri mekânlarının hijyenik ferahlığına karşın nesneler ve yaşanmışlıklarla dolup taşan bir sahafın keşfedilebilirliğinin sunduğu alan ve katmanlardan faydalanıyor.
“Eskiyeni Sahaf, İstiklal Caddesi’nin kalabalığı, tantanası ve her-an-her-şey-olabilirliğinin yanı başında; yüzlerce hayattan derlenmiş objelerle dolu mekânında edebî metinler, kurgu kitaplar, sanat yapıtları, zanaat ürünleri, efemera ve gündelik yaşamın izlerini barındırır. Bir sanat galerisinin hijyenik nesnelliğiyle taban tabana zıt olsa da bu mekâna ruhunu veren; vazgeçilmiş, ertelenmiş ya da azat edilmiş yaşamların ve potansiyellerin bir aradalığından doğan kendine özgü kürasyonudur.
Sahaftaki her nesne, bir zamanlar bambaşka bir mekânda yerini, evini bulmuş —ya da hiçbir zaman tam anlamıyla alışamamış— başlı başına birer şahsiyettir. Şimdi ise bu capcanlı dükkânda, liminal bir alanda bir araya gelmiş; içeri giren her meraklıyla birlikte yeni olasılıkların potansiyeliyle heyecanlanan, sıkılan ya da kayıtsız kalan karakterler olarak karşımıza çıkarlar. Kimi zaman heyecanlı, kimi zaman miskin; üst üste, alt alta, yan yana bekleyişleriyle yeni yazgılarını bekleyen yığınlardır bunlar. Her ele alındıklarında, kendilerini yeni bir inanç sıçramasının eşiğinde bulurlar.
Sergi, ayrı yaşantılara sahip bu nesneleri birer karakter olarak yeniden ele alıp dönüştüren; onların kopuk, bağlantılı, umursamaz, zarif, kırılgan ve kesintili birlikte yaşamlarına alan açan sekiz sanatçının yapıtlarından oluşur. Çevresindeki nesnelerden bağımsız var olmayı reddeden bu yapıtlarla kurulan karşılaşmalar sırasında, nesneler karakterlere; sahaf dükkânı bir sahneye, ziyaretçiler ise katılımcılara dönüşür. Ziyaretçiler hem sahaftaki nesnelerle hem de sergideki yapıtlarla bütünlüklü bir duyusal temas kurar; onların aracılığıyla sahafın kendine özgü koreografisinin bir parçası hâline gelir.”
Künye:
1. Pinar Akkurt_karapinar atik tursulari
2. Aydin Berk Bilgin_SOĞURMA
3. Basak Kaptan_Birçok Mesafenin Sessiz Dostu_Parca 11
Gaye G. Özdamar’ın çocukları resimlerden harflere, alfabelerden duygulara uzanan bir serüvene davet ettiği kitabı El Yazısı, Seda Mit’in resimleriyle İlksatır Çocuk’tan çıktı.
El Yazısı, çocukları harflerin büyülü yolculuğuna çıkarıyor. Farklı diller, farklı yazılar, farklı insanlar ama hepsini birleştiren tek şey: Yazmak. Peki ya senin el yazın ne anlatıyor?
“Her harf bir hikâye, her yazı bir imza... çünkü yazı, insanın kendine attığı en güzel imzadır.”