GÜNDEM
  • 26-03-2018

    J.K. Rowling’in davet edildiği Harvard Üniversitesi'nin mezuniyet gününde, başarısızlığın faydaları ile hayal gücünün önemi üzerine yaptığı konuşma Güzel Bir Hayat - Başarısızlığın Yararları ve Hayal Gücünün Önemi adı ile Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı.

    Onur Kaya’nın dilimize çevirdiği bu konuşmasında Rowling, başarısızlığa uğramayı göze almanın, klasik tüm başarı ölçütleri kadar, güzel bir hayat için elzem olduğunu; kendimizi başkalarının –özellikle bizden daha talihsiz olanların– yerine koymanın geliştirilmesi gereken benzersiz bir insani özellik olduğunu vurguluyor.

    ​Rowling'in paylaştığı hikâyeler ve genç mezunlara sorduğu kışkırtıcı sorular o günden beri birçok kişiyi "güzel bir hayat" yaşamanın ne anlama geldiğini düşünmeye teşvik etti. Rowling'in sözleri hayatlarının dönüm noktasında duran her yaştan insanı harekete geçmeye itiyor ya da onlara teselli sunuyor. Risk alıp belki bu yolda başarısızlığa uğrayarak ve hayal gücümüzü kullanarak hayatın karşımıza çıkardığı fırsatlara daha açık olabileceğimizin altını çiziyor.

    0
    0
    2388
  • 25-03-2018

    Deniz Aktaş’ın, “Yokyerler” adını verdiği ilk kişisel sergisi, 6 Nisan’dan itibaren artSümer’de ziyarete açılıyor. Sergide, Aktaş’ın, konstrüksiyon görüntüleri, doğadaki mevcudiyetlerine dair fikir yürütebileceğimiz ölü-doğa mitleri, antik bir imgenin günümüze kadar ulaşmış kalıntıları yer alıyor.

    Deniz Aktaş’ın çizimlerinde zaman durağan bir öge gibi dururken, mekân ise geçiciliğiyle öne çıkıyor ve bu durum; “zaman ve mekân” mefhumlarını, klişe okumaların dışında ele almamızı adetâ zorunlu kılıyor. Sanatçının, doğanın içinden ve onun bir parçası olarak seçtiği ve monokrom tekniğiyle bir belgelemekden ziyade yeniden inşa ederek ruh verdiği metruk mekânların olduğu kompozisyonlarına bakabilirsiniz.

    ​Deniz Aktaş’ın, “Yokyerler” sergisi, 12 Mayıs tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

    ​Kapak Görsel: DA-Yokyerler II, Kağıt üzerine mürekkepli kalem, 150x210cm, 2017

    0
    0
    2173
  • 25-03-2018

    Gerçeklik Açlığı: Bir Manifesto ile günümüzde edebiyatın nasıl olması gerektiğiyle ilgili birçok tabuyu yıkan David Shields’in sıradışı fikirleri ve türlerle oynayan farklı tekniğiyle yazının imkânlarını genişlettiği kitabı Edebiyat Hayatımı Nasıl Kurtardı, Everest Yayınları etiketiyle yayımlandı.

    Eleştiri ve otobiyografi türlerini ustalıkla birleştiren David Shields, edebiyatın hayatı yaşamaya değer ya da en azından katlanabilir kılma gücü üzerine düşünüyor. Okuduğu kitapların insanın yalnızlığına çare olup olamayacağını sorgularken, bir yandan da kendi tutarsızlıklarının, kişilik kusurlarının, kederlerinin ve derin umutsuzluğunun labirentlerinde dolaşıyor.

    ​Merve Pehlivan’ın çevirisini yaptığı bu kitap, Nabokov’dan magazin figürlerine, Proust’tan Örümcek Adam’a uzanan farklı üslubuyla okumak ve yazmak üzerine olağanüstü zekice, benzersiz bir kolaj sunuyor.

    0
    0
    4093
  • 25-03-2018

    6. Nilüfer Tiyatro Festivali, 27 Mart-29 Nisan tarihleri arasında 34 günde, 58 tiyatro topluluğu, 82 temsille Nilüfer’de izleyiciye kültür sanat dolu bir ay sunacak. Festivalde ayrıca 5 çocuk tiyatrosu da 11 temsil ile tiyatro tutkunlarının karşısında olacak. “YanYana Geliyoruz” sloganı ile yola çıkan 6. Nilüfer Tiyatro Festivali, Türkiye Tiyatrosu’na kıymetli katkılar sunmuş yazar Murathan Mungan’ın şarkıları ve Geyikler Lanetler oyunundan bölümlerle hazırlanan, Ali Düşenkalkar rejisi, şef İbrahim Yazıcı’nın müzik direktörlüğünde, Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncularının yer aldığı açılış etkinliğiyle tiyatro severlere “Merhaba” diyor.

    ​Bursa, Türkiye ve yurtdışından gelecek olan tiyatro topluluklarının sahne alacağı 6. Nilüfer Tiyatro festivalinde tiyatro oyunları dışında; üç okuma tiyatrosu, on dört atölye çalışması, bir konser ve bir sergi yer alıyor. Festivalde, Genco Erkal, Selçuk Yöntem, Cihan Ünal, Can Gürzap, Tilbe Saran gibi deneyimi yüksek oyuncuların yanı sıra, bağımsız, yeni dil arayışları olan tiyatrocular da oyunlarıyla sanatseverlerin karşısına çıkacak. Festival programına ve diğer detaylara http://www.nilufertiyatro.com/ adresinden göz atabilirsiniz.

    0
    0
    2779
  • 24-03-2018

    Arto Paasilinna’nın 41 dile çevrilen ve iki kez beyazperdeye uyarlanan romanı Tavşan Yılı, Domingo Yayınevi etiketiyle ve Cenk Pamay’ın çevirisiyle yeniden yayımlandı.

    İskandinav edebiyatının kült eserlerinden biri haline gelen ve devam romanlarıyla birlikte 7 milyon gibi bir satış rakamına ulaşan ve 41 dile çevrilen Tavşan Yılı, absürde uzanan bir değişme ve değiştirme öyküsü.

    ​Kitap ilk olarak 1991 yılında Simavi Yayınevi etiketiyle yayımlanmış ama yayınevinin kapanmasından sonra baskısız kalmıştı. Mizahi ama bir o kadar özgürleştirici öyküsüyle Tavşan Yılı şimdi yeniden raflarda.

    0
    0
    5620
  • 24-03-2018

    Tiyatronun Ustaları

    Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum! 

    Doğru söz delilik. 

    Bertolt Brecht


    “Onların” peşindeyim. Klişe üretmeyenlerin, boş laf söylemeyenlerin, sahneyi bir ego gösterisine dönüştürmeyenlerin, sulu espriler ya da ucuz etkilerle izleyiciyi tavlamayanların, yaşamdan kaçmayanların, zamanımızı çalmayanların, baştakilere yaranmak için kırk takla atmayanların peşindeyim. Beni güldüren, ağlatan, şaşırtan, yadırgatan, düşündüren, ezberimi bozan, belki de bir an durup kendime döndüren tiyatro ustalarının peşindeyim.

    Neden sahnedeler, ne yapıyorlar, ne söylemek istiyorlar? Ve işte şimdi, şu an onlarla aramda nasıl bir iletişim kuruluyor, nasıl bir enerji akıyor, ne hissediyorum? “Onları” yakalayamazsam, tiyatroda sıkıntıdan patlayabilirim, uyuyup kalabilirim, benim burada işim ne diye kendime kızabilirim… Her şeyin ucuz bir tüketime dönüştüğü bir ortamda hiç de kolay değil onları yakalamak. Tıpkı iyi bir roman okumanın, iyi bir film izlemenin de kolay olmadığı gibi.

    Diyelim ki bir izleyici ya da eleştirmenim. Sadece tiyatro tüketiminin tuzağına düşmemek de yeterli değil şüphesiz. Çünkü ben öyle bir ülkeden geliyorum ki tiyatronun insanca yaşayabileceğimiz barışçıl ve demokratik bir toplumu savunma gizilgücünün ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Acaba benim tiyatro ustalarım bana bu yolda ne söylüyorlar?

    Diyelim ki bir tiyatro yazarı, yönetmeni ya da oyuncuyum. Yaşamın akışındaki acıları, çatışmaları, haksızlıkları yüreğimde hissediyorum. Nefreti, şiddeti, yalanları, hile ve komploları görüyorum. Savaşın, sömürünün, sürgünün, adaletsizliğin, acının, yokluğun yarattığı bir karmaşa içinde yitip gitmek üzereyim. Çaresizlik mi? Hayır, ben tiyatrocuyum ve yaşamı bir yerinden yakalayabilirim, anlamak için çaba harcayabilirim, yaşamı okuyabilirim. Ama bu benim ülkemde hiç de kolay değil, çünkü yaşam çoğu zaman bütün acı, gülünç ve absürt yanlarıyla sanatı kat kat aşıyor. Bunu her gün yeniden ve yeniden yaşıyorum. Tam bir şeyi yakaladım dediğimiz anda olaylar öyle bir kasıp kavuruyor ki ortalığı, sözcüğün bittiği yerde buluyoruz kendimizi.

    Bir dönemin büyük oyunları da karanlığında gizlenen birer masalı andırmıyorlar mı? Öyleyse önemli olan bu masalı yeniden keşfetmemiz mi? Evet, benden önce yaşamış büyük ustalar var bana yol gösterecek, yazdıkları oyunlar yüzyılları aşıp, bugünlere gelmiş. Onlar acıyı, hüznü anlatıyorlar, karşı koymayı, direnmeyi. Onlar umudun sesi… Yazar, yönetmen ya da oyuncuysam onlardan da öğrenecek çok şey vardır mutlaka.

    Tiyatro, yaşamla arasındaki bu kıl payı kesişmeyi yakalamışsa mucizeler yaratabilir. İyi ama, nasıl? Bu acaba nasıl bir toplumda yaşadığımıza mı bağlı? Tüketim toplumunun uyuşukluğu içinde donup kalmışsak, tiyatro krizini aşmak için gerekli olan, Dario Fo’nun alaycı sözleriyle, “cadı avı” mıdır; tiyatrocuların korkmaları, sarsılmaları mıdır? Öyleyse baskıcı toplumlarda tiyatronun işi daha mı kolay? Böyle bir ayırım yapılabilir mi? Hayır, çünkü tüketim de, baskılar da bütün ülkelerde farklı dozlarda yaşanıyor. Eşitsizlik giderek artıyor, demokrasi anlayışı çöküyor, savaşlar ortalığı yıkıp yakıyor, yaşadığımız dünya kıyasıya harap ediliyor. Kendi ülkemdeki sorunlar başka ülkelerde yaşananlarla girift bağlantılar içinde gelişiyor.

    Öyleyse aslolan bütün sınırları aşan bir duyarlılık, empati, dayanışma duygusu ve direnme gücü değil mi? Tabii yürekten inanmak da gerekiyor yapılan işe, her tür dayatmaya karşı koyarak özgün olmak, anlamaya çalışmak ve yaşamın bunca kargaşalığı içinde kendi yolunu bulmak. Bu başarılmışsa mutlaka aynı heyecan, aynı duyarlılık, aynı sorgulayıcı bakış izleyicide de uyanacaktır.

    Şimdi bir oyun izleyeceğiz… Ne hissedeceğiz, ne düşüneceğiz? Acaba hüzünlenecek miyiz yoksa gülecek miyiz? Hoşumuza gidecek mi izlediklerimiz, yoksa anlamsız mı gelecek, neden? Kafamızdaki duvarları yıkacak mı, bize yeni bir güç, yeni bir umut verecek mi? Oyunun sonunda bütün bunları bizlere yaşatan tiyatrocuları büyük bir heyecan ve sevgiyle gönülden alkışlayabilecek miyiz?

    Şimdi söz izleyicide.

    ​Yazar, Eleştirmen, Akademisyen

    Profesör Dr. Zehra İpşiroğlu

    0
    0
    11841
  • 23-03-2018

    İclal Dikici’nin insan eliyle yaratılan teknolojinin, nasıl zamanla insanın kendisini esir alabileceğini anlattığı, Maria Brzozowska'nın resimlediği Teneke Uygarlığı, Tudem Yayınları etiketiyle yayımlandı.

    2012 Tudem Edebiyat Ödülleri Öykü Yarışması’nda birinciliğe değer görülen İclal Dikici, bilimkurgu ve fantastik öğelerden beslendiği bu kitabıyla dokuz yaş ve üzeri okurların dikkatini gelir eşitsizliği, temel hak ve özgürlükler gibi güncel toplumsal konulara çekiyor.

    ​Bambaşka dünyaların çocukları olan Atila ve Defne’nin hayatları, her cumartesi günü göz göze geldikleri dört yol ağzında bir çıkmaza girer. Kırmızı arabanın ani duruşuyla başlayan “zincirleme duruşlar”, yüzlerce aracı peşi sıra sürükleyerek, yepyeni bir yaşam biçimini, Otokent’i oluşturur. Çok geçmeden bu sıradışı kenti yönetmesi için bir başkan seçilir. Arabaların üst üste yığılmasıyla yükselen devasa oto-gökdelenler Otokent’i giderek yaşanmaz bir yere dönüştürür. Başkanın, on yaş ve üzerindeki araçları hurdalığa çektirme kararı yakında gerçekleşecek felaketlerin habercisidir. Toplumdaki ayrışma yüzünden içten içe kaynamaya başlayan Otokent sakinlerinin yaptıkları hataların bedeli ağır olacaktır.

    0
    0
    1658
  • 23-03-2018

    Dünyaca ünlü Brit-rock grubu Travis, “Travis performing their album ‘The Man Who’ in full + other hits” turnesi dahilinde ve Garanti Caz Yeşili Konserleri kapsamında, 8 Haziran’da Zorlu PSM’de olacak.

    ​1990 yılında başladıkları müzik hayatlarında Glosgow’dan samimiyetlerini tüm dünyaya yaymayı başaran, Why Does It Always Rain On MeSingLove will come through, Side ve Closer gibi hit parçaların sahibi Travis, büyüleyici performanslarını 8 Haziran’da Zorlu PSM Ana Tiyatro’ya taşıyor. Bu sene 18 yaşına giren The Man Who albümünün turnesi kapsamında İstanbul’a konuk olacak grup, The Man Who albümünde yer alan şarkılarının yanı sıra klasikleşen softrock hitlerini de müzikseverlerle buluşturacak.

    0
    0
    2236
  • 23-03-2018

    Arto Paasilinna’nın 41 dile çevrilen ve iki kez beyazperdeye uyarlanan romanı Tavşan Yılı, Domingo Yayınevi etiketiyle ve Cenk Pamay’ın çevirisiyle yeniden yayımlandı.

    İskandinav edebiyatının kült eserlerinden biri haline gelen ve devam romanlarıyla birlikte 7 milyon gibi bir satış rakamına ulaşan ve 41 dile çevrilen Tavşan Yılı, absürde uzanan bir değişme ve değiştirme öyküsü.

    ​Kitap ilk olarak 1991 yılında Simavi Yayınevi etiketiyle yayımlanmış ama yayınevinin kapanmasından sonra baskısız kalmıştı. Mizahi ama bir o kadar özgürleştirici öyküsüyle Tavşan Yılı şimdi yeniden raflarda.

    0
    0
    9
  • 23-03-2018

    REM Art Space, 5 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında Firdevs Kayhan ve M. Wenda Koyuncu küratörlüğünde “Düşüş: Koltuk Boşluğu” sergisine ev sahipliği yapacak. Sergi, farklı disiplinlerde üretilen fotoğraf, video, resim ve yerleştirmelerden oluşuyor.

    Sergide yer alan sanatçılar: Borga Kantürk, Müge Yıldız, Osman Nuri İyem, İrem Tok, Zeren Göktan, İlhan Sayın, Magnús Logi Kristinsson şeklinde sıralanıyor.

    ​​Albert Camus’nun Düşüş (La Chute/1956) kitabından ilhamını alan sergi, kitaba atıfla, korkular, sıkıntılar ve kaygılar arasında sıkışıp kalmış bireylerin direnme ve teslim olma pratiklerini kendi iç yaşantısında arayışlarını konu ediniyor. İlhan Sayın, karakalem desenlerinde medeniyetten matuf dünya hayatının, kırılgan, ölümcül ve geçici izlerini derin bir boşluğa bırakırken, Borga Kantürk’ün Koltuklar serisinden fotoğraflarına eşlik ediyor. Müge Yıldız, Bulgaristan’daki sanatçı programı sırasında gerçekleştirdiği, 1968 yapımı Amerikan filmi Swimmer’dan ilhamla yarattığı nomad yüzücü videosu yer çekimine karşı direnme metodlarını düşündürürken, İrem Tok’un demirden paletleri ve video yerleştirmesi Müge Yıldız’ın yüzücüsüne tersten bir cevapla karşılık veriyor. Zeren Göktan'ın Beklenmedik Hareketler serisinden, Arkabahçe ile Osman Nuri İyem’in “Gelecek size uzak gelecek, kayıt kayıt altında“ fotoğrafları yalnızlığı ve bir başınalığı savuşturmanın farklı bağlamlardaki imkânsızlığını kayda alıyorlar. İzlandalı performans sanatçısı Magnús LogiKristinsson ise “I tried my best to see my name there” isimli videosu ile antrenman yapmadan koşmaya kalkışan bir sanatçının bedensel değişkenliklerinin temsilini ifade ediyor. 


    Kapak Görsel: Zeren Göktan, arkabahçe 4, Beklenmedik Hareketler Serisi,2017

    0
    0
    2006
DAHA FAZLA
Geldanlage