27 EKİM, SALI, 2026

Kayıp Bir Kuşağın Acı Mizahı: “Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi”

1980’ler İngiltere’sinin toplumsal ve ekonomik çalkantılarla sarsılan sokaklarında gezinen iki gencin hayatları üzerinden bağımlılık, aşk, yoksulluk ve otorite şiddetini anlatan Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi tiyatro oyunu hakkında bir yazı.

title_image

Ara Sahne ile Mundial Yapım ortaklığıyla sahnelenen Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi, ikinci sezonunu Taksim’deki Fitaş Sahne’de açtı ve yeni sezonun ilk oyununu izleme fırsatı buldum. İngiliz oyun yazarı Ed Edwards’ın The Political History of Smack and Crack adlı metninden Zeynep Anacan’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan oyunu Uğur Uzunel yönetiyor, Neil rolünde Canberk Gültekin ve Mandy rolünde Gözde Mutluer oynuyor. Tek perdelik ve doksan dakikalık oyun, 1981 İngiltere’sinde uyuşturucu madde bağımlılığının içinden geçmeye çalışan iki insanın birbirine tutunarak ayakta kalma mücadelesini anlatıyor. Ancak anlattığı şey bir bağımlılık hikâyesi olmakla kalmıyor, o bağımlılığın kimin eliyle ve nasıl mümkün hâle geldiğini de soruyor.

Oyunun arka planında Thatcher dönemi duruyor. Kömürden çeliğe kamu sanayisi özelleştiriliyor, sendikalar zayıflatılıyor ve işsizlik 1982’nin ocak ayında üç milyonu aşıyor. Uyuşturucu madde de tam bu yıllarda Manchester ile Liverpool gibi sanayisi sökülmüş kentlere yayılıyor. Oyunun geçtiği 1981’de ise polise verilen şüpheli durdurma ve arama yetkileri özellikle siyah gençleri hedef alıyor, Brixton ve Moss Side isyanları birbiri ardına geliyor. Devletin bu maddeye karşı yürüttüğü o meşhur kampanya ise birkaç yıl sonra geliyor ve bağımlılığı bireysel bir zayıflık meselesine indirgeyip yoksulluğu tablonun dışında bırakıyor. Oyunun adındaki “politik tarih” ifadesi işte buradan geliyor. Metni yazan Ed Edwards’ın kendisinin de bir bağımlılık geçmişi olması ve uyuşturucu suçlarından üç buçuk yıl hapis yatmış olması da sahnedeki iddiayı dışarıdan bir gözlem olmaktan çıkarıyor. Oyun 2018’de Edinburgh Festival Fringe’da prömiyer yapıp Londra’da Soho Theatre’a taşınıyor ve Theatre503 Oyun Yazarlığı Ödülü’ne aday gösteriliyor.

  1. 1
  2. 2

Kendi Hikayesini Üçüncü Şahıstan Anlatmak

Oyunu farklı kılan ve öne çıkaran yönlerinden birisi, ana karakterlerin aynı zamanda büyük oranda üçüncü şahıs anlatımıyla kendi hikâyelerini anlatmaları oluyor. Oyunun başlarında garip ve itici bir etki yaratıyor olsa da ilerleyen dakikalarda buna alışılıyor ve hatta keyif vermeye başlıyor. Hikâye anlatıcılığı ile dördüncü duvarı tamamen yıktığını söylemek ise pek mümkün olmuyor. Oyun doğrudan bunu amaçlamıyor zaten ve bu da herhangi bir sorun yaratmıyor.

Oyunun bir diğer alametifarikası ise paralel kurguyla zamansal bir anlatı sunuyor oluşu. Karakterlerin hikâyelerini lineer işlemek yerine geçmişleri ile şimdileri arasında gelgitler yaparak anlatmayı tercih ediyor. Bu bazı seyirciler için ufak bir karmaşıklık ya da alışılmışın dışında olsa da hikâyeyi diri ve dinamik tutan bir tercih hâline geliyor. Sinemada fazlasıyla alışık olduğumuz bir anlatı biçimini sahnede görmek de ayrıca ilginç bir deneyim sunuyor. Uğur Uzunel’in yönetimi ise dağınık görünme riski taşıyan bu yapıyı, seyircinin kopmayacağı bir açıklıkta tutuyor.

  1. 1
  2. 2

İki Oyuncunun Doksan Dakikası

Canberk Gültekin ve Gözde Mutluer çifti harika bir performans sergiliyor. Doksan dakika boyunca durmak bilmeyen bir fiziksel performans ortaya koyup bedenlerini büyük oranda kullanıyorlar ve İlyas Odman’ın hareket tasarımı burada belirleyici oluyor. Ana karakterleri dışında pek çok yan karaktere hızlı geçişler yapıp ikna edici olmayı da başarıyorlar. Bu aslında oyunun biçimsel tercihinin doğal uzantısı oluyor, zira kendi karakterinden üçüncü şahıs olarak söz edebilen bir oyuncu aynı kolaylıkla başka bedenlere de girip çıkabiliyor.

Oyunun mizah seviyesine rağmen hikâyedeki dramı ve acıyı da başarıyla seyirciye aktarıyorlar. Oyun kara mizah türünde olduğu için komedi yönünün olayın gerçek dramını ve acısını yumuşattığını düşünmüyorum. Kaldı ki oyun ilerledikçe karakterlerin yaşadıklarının ağırlığı daha da ön plana çıkıyor. Mizah ile politik ağırlığın gayet yerinde bir dengeyle ilerlediğini söyleyebilirim.

  1. 1
  2. 2

Minimal Bir Sahne ve Neon Işıklar

Oyunun bir diğer başarılı yanı ise sahne kullanımı oluyor. Küçük, basit ve minimal sahne kurulumuna rağmen zekice dokunuşlar oyuna başarıyla hizmet ediyor. Polat Canpolat’ın tasarımında Manchester sokaklarını temsil eden fonlar yeterli oluyor ve üzerlerindeki Thatcher karşıtı afişler oyunun politik tezini arka planda sessizce taşıyor. Asıl farkı ise Eren Uğurhan’ın ışık kullanımı yaratıyor ve bu takdir edilesi oluyor. Özellikle tavandaki çubuk neon ledlerin oyundaki durumlara göre çeşitli renklere bürünmesi ve sahneye hizmet edişi oyuna bambaşka bir atmosfer katıyor.

Oyunun iyi bir uyarlama olduğunu gösteren şey ise İngiltere’nin politik tarihine değiniyor olmasına rağmen yabancılık hissettirmeden en iyi biçimde Türkçeleştirilmesi oluyor. Kullanılan argo kelimelerin yerelleştirilmesi, diyalogların karakterlere oturmakla birlikte kulağa çiğ ve yabancı gelmemesi iyi bir çevirinin varlığını fark ettiriyor. Elbette politik olan her şeyde olduğu gibi oyun, izleyiciyi kendi ülkesi bazında da düşündürmeyi başarıyor. Uzunel’in yönetiminde en çok takdir edilesi olan şey de tam burada ortaya çıkıyor. Politik soruları sahnenin merkezine alıyor ve bambaşka bir dönemi, bambaşka bir ülkeyi anlatırken seyirciye kendi şimdisini sorgulatmayı başarıyor.

Oyun bir noktada Trainspotting’i de akıllara getiriyor. Ancak aradaki fark önemli duruyor, zira o hikâyede politika büyük ölçüde arka planda kalırken burada doğrudan sahnenin ortasına yerleşiyor. Uyuşturucu kullanımının İngiltere’nin politik tarihindeki yıkıcı etkisi fazlasıyla vurucu bir biçimde anlatılıyor.

Oyuna dair gördüğüm tek olumsuz yan ise doksan dakikanın sonlara doğru verimli kullanılamıyor oluşu. Son yirmi dakika boyunca oyun bitiyor izlenimi yaratıp yaratıp bitmiyor ve devam ediyor. Doksan dakikalık bir oyunda on beş yirmi dakikalık bir sarkma, bir fazlalık hissi doğuyor. Bunun oldukça kişisel bir izlenim olduğunu da belirtmem gerekiyor, zira oyunun finale doğru biriktirdiği ağırlık başka bir seyirci için tam da bu süreyi gerektiriyor olabilir.

Tüm bunlara rağmen Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi, iki oyuncunun omzunda yükselen, minimal sahnesini ve ışığını akıllıca kullanan, mizahını acısından ayırmayan nitelikli bir iş olarak karşımıza çıkıyor. Bağımlılığı bir karakter zayıflığı olarak değil bir politika sonucu olarak sahneye koyması ise onu benzerlerinden ayırıyor.

Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi’ni 14 Kasım’da Oyun Atölyesi’nde, 20 Kasım’da Konak Belediyesi Güzelyalı Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde, 22 Kasım’da ise Ankara Atatürk Sanat Merkezi’nde izleyebilirsiniz.

0
101
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage