Yazar ve sinemacı Benoît Bourreau’nun hazırladığı John Berger ile Susan Sontag’ın hikâye anlatıcılığı, birey-toplum ilişkisi ve fotoğraf üzerine sohbetlerinden oluşan Hikâye Anlatmak, Özge Çelik’in çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
İkilinin yirmi beş yıla yayılan dostluğunun bir dökümü bu kitap. Berger ile Sontag’ın iki söyleşisinin ve mektuplarının toplandığı bu kitapta kâh birbirlerine tatlı tatlı takılan kâh birbirlerinde yeni fikirler uyandıran ikilinin yirmi beş yıla yayılan müşfik ahbaplığının izlerini bulacak okur. Hikâye anlatıcılığı, birey-toplum ilişkisi ve fotoğraf üzerine tartışıyorlar, aktif dinleme sayesinde iki zihnin ne kadar zengin düşünce hatları yaratabileceğini kanıtlıyorlar.
“JOHN BERGER
Hikâye yazma, dinleme deneyimine bakarsak her hikâyenin kendince bir öznelliği var gibi geliyor bana. Bunun özellikle altını çiziyorum, çünkü söz konusu öznelliğin hakikate dayanan ile fantastik olanın bilfiil bir arada var olduğu bir alan sağladığı kanaatindeyim, zira öznellikten söz ediyoruz.
SUSAN SONTAG
“Ses” anlamında mı?
JOHN BERGER
Susan, sesi de mutlaka konuşalım, ama oraya gelmeden önce, hayır, ses değil bir tür öznellik anlamında. Öznellik üç unsurun, üç kişinin karışımıymış gibi geliyor bana: hikâye anlatıcısı veya yazarın, hikâyedeki baş karakterlerin ve öznelliklerinin, son olarak da dinleyicinin öznelliğinin karışımı. Üçü arasında halihazırda bir işbirliği var, bu işbirliği de hikâyenin öznelliğini meydana getiriyor.
SUSAN SONTAG
Bu söylediğin bana çok uzak, çünkü ben dinleyicinin de okurun da öznelliğini hissedemiyorum. Bir öykü yazıyorsam okunacağını düşünüyorum elbette, yazdıklarımın okunabileceğini düşünmesem yazmazdım, ama bunun nasıl olup da öykünün parçası haline gelebileceğini tahayyül edemiyorum.”