05 KASIM, PERŞEMBE, 2026

“Sessizlik Çoğu Zaman Kendi Başına Bir İfade Biçimidir”

Itamar Vieira Junior ile sesi duyulmayanlara ses verdiği ve onların hikâyesini anlattığı romanı Eğri Saban üzerine konuştuk.

title_image

Dilini kaybettiğinde sesini de kaybedersin. Söylemek istediklerini, hatta söylemek istemediklerini bile dile getiremezsin. Hikâyeler anlatamaz, sesini yükseltemezsin. Brezilyalı yazar Itamar Vieira Junior, Eğri Saban romanında tam da bunu yapıyor. Sesi duyulmayanlara ses veriyor ve onların hikâyesini anlatıyor.

Yazarın ilk romanı olan eser, 2024 Uluslararası Booker Ödülü’nde kısa listeye kalan altı kitaptan biriydi. Ödülü Kairos kazandı ama bana sorarsanız Eğri Saban da kesinlikle ödülü alabilecek güçteydi. Romanın başkarakterleri Afro-Brezilyalı kız kardeşler Bibiana ve Belonísia. Hikâyeleri bir bavul ve bir bıçakla başlıyor. Bıçak Bibiana’nın dilini yaralarken Belonísia’nın dilini tamamen kesiyor. Bu olay kız kardeşlerin hayatlarında derin bir iz bırakıyor, aynı zamanda aralarında sözcüklerin ötesine geçen çok özel bir bağ kurulmasına neden oluyor. Roman boyunca köleliğin mirası, toprak mücadelesi, şiddet, toplumsal cinsiyet rolleri ve maneviyat iç içe geçiyor. Büyülü gerçekçilikle de kesişen anlatı, sesi bastırılan insanların hikâyelerini görmemizi sağlıyor. Roman kesinlikle harika ama aynı zamanda oldukça sıra dışı.

Itamar Vieira Junior, 1979’da Brezilya’nın Salvador kentinde doğdu. Coğrafya alanında yüksek lisans yapan ve Bahia Federal Üniversitesi’nde Etnik ve Afrika Çalışmaları alanında doktora derecesi alan yazar, özellikle kölelikten kaçan insanların ve onların soyundan gelen Afro-Brezilyalı quilombola topluluklarının mücadeleleri üzerine araştırmalar yürütmüştür. Eğri Saban, Portekiz’de 2018 LeYa Ödülü’nü, Brezilya’da ise Jabuti ve Oceanos ödüllerini kazanmıştır. Yazarın Salvar o Fogo ve Coração sem Medo adlı romanları da Eğri Saban ile başlayan “Toprak Üçlemesi”nin diğer kitaplarını oluşturuyor.

Itamar Vieira Junior ile kız kardeşlerin hikâyesini, dilin ve sessizliğin anlamını, Brezilya’nın kölelik geçmişinin bugüne uzanan izlerini ve edebiyatın farklı dünyaları anlama imkânını konuştuk.

Eğri Saban’ın merkezinde iki kız kardeş var. Bibiana ve Belonísia’nın hikâyesini iki kardeş üzerinden anlatma fikri nasıl ortaya çıktı? Aralarındaki bu derin bağı kurarken karakterlerin farklılıklarını nasıl ele aldınız?

Bu romanı yazma fikri çok uzun zaman öncesine dayanıyor. Fikri neredeyse yirmi yıl boyunca geliştirdim. Kalabalık bir aileden geliyorum ve aileyi toplumun bir mikrokozmosu, belki de bizi en derinden etkileyen yapı olarak görüyorum. Uzun yıllar kırsal bölgelerde çalıştım ve bir dönüşüme tanıklık ettim. Kırsal topluluklarda kadınlar giderek daha fazla toplumsal ve siyasal liderlik rolü üstleniyordu.

Bibiana ile Belonísia’nın kardeş olmaları, karakterlerin birbirleriyle kurdukları gerçek ve hayalî akrabalık bağlarıyla örülen bu hikâyedeki derin bağı daha da güçlendiriyor.

Romanın başındaki bıçak ve dilin kesilmesi sahnesi, eserin en güçlü imgelerinden biri. Dilini kaybetmek, aynı zamanda sesini ve kendini ifade etme yeteneğini kaybetmek anlamına geliyor. Bu imgeyi romanın tam merkezine yerleştirmenize ne yol açtı?

Dilin kaybı, Brezilya toplumundaki pek çok insanın ve daha geniş bir çerçevede bütün insanlığın içinde bulunduğu durumun metaforu. Ancak ben yalnızca sesin yokluğuyla değil, başka bir soruyla da ilgileniyordum. Konuşamadığımızda hayattaki arzularımızı ve isteklerimizi başka hangi yollarla ifade edebiliriz?

Belonísia konuşamasa da roman boyunca giderek daha güçlü bir ses kazanıyor. Sizce sessizlik bazen konuşmaktan daha güçlü bir ifade biçimine dönüşebilir mi?

Kız kardeşi evden ayrıldığında Belonísia, dünyayla iletişim kurmaya devam edebilmek için yeni yollar bulmak zorunda kalıyor. İşte o zaman babasının yanında, bedeninin de bir ifade aracı olduğunu, kendi başına bir sese dönüşebileceğini keşfediyor. Sessizlik çoğu zaman kendi başına bir ifade biçimidir ve bu şekilde yorumlanmalıdır.

Roman, köleliğin resmen kaldırılmasından çok sonra bile Afro-Brezilyalı toplulukların yaşadığı sömürüyü, eşitsizliği ve toprak mücadelesini anlatıyor. Eğri Saban’ı yazarken Brezilya’nın kölelik tarihiyle günümüz gerçeklikleri arasındaki ilişkiyi nasıl ele aldınız?

Brezilya’da kölelik yaklaşık dört yüzyıl sürdü ve Amerika kıtasının tarihini derinden şekillendirdi. Bugün hâlâ o dönemin mirasıyla yaşıyoruz. Çünkü kölelik, kıtamızdaki toplumların temellerini biçimlendiren tarihsel ve toplumsal bir güçtü.

Bunun izleri gündelik yaşamda, ırkçılıkta ve eşitsizliklerimizin devam ettiğini gösteren toplumsal göstergelerde hâlâ görülebiliyor. Tarihi bilen biri için bu bağlantıları fark etmek zor değil.

Bibiana kolektif bir mücadeleye katılırken Belonísia da evliliğinde karşılaştığı şiddete ve düşmanca tutumlara karşı çıkıyor. Romanda kadınların direnişini ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma mücadelesini nasıl kurguladınız?

Bibiana ve Belonísia farklı yollar izliyor ama ikisi de özgürleşmenin peşinde. Bibiana bu arayışını örgün eğitim ve örgütlü toplumsal hareketler aracılığıyla sürdürüyor. Belonísia ise çevresindeki dünyayla daha derin bir ilişki kurarak ilerliyor.

Sömürgeci dünya ataerkil bir dünyadır. Sömürgecilik projesi aynı zamanda ataerkil bir projedir. Sömürgeciliğin düşünce ve iktidar kalıplarını kırmayı amaçlayan her yaklaşım, tarih boyunca bu projenin kıyısına itilmiş insanlara ses vermelidir.

Eğri Saban, özellikle görünen ve görünmeyen dünyalar arasındaki ilişkide büyülü gerçekçilik unsurlarından yararlanıyor. Brezilya’nın kültürel ve manevi mirası, bu bölümleri oluştururken sizi nasıl etkiledi?

Birden fazla düşünce ve varoluş anlayışının, dünyayı bilmenin ve anlamanın farklı yollarının bulunduğuna inanıyorum. Bunların hiçbirinin diğerine zorunlu olarak üstün tutulması gerekmiyor.

Bu farklı bakış açılarını anlatıya dâhil ederek okuru, okuma deneyimi boyunca kendi kabullerini bir süreliğine askıya almaya ve dünyayı karakterlerin gözünden görmeye davet etmek istedim. Edebiyat, başkalıkla karşılaşmak için büyüleyici bir deneyim olabilir.

Bir antropolog olarak yazarlığınızın yanı sıra güçlü bir akademik geçmişiniz var. Antropoloji, kurmacanızdaki karakterleri, toplulukları ve toplumsal dünyaları yaratma biçiminizi nasıl etkiledi

Antropoloji ve edebiyat arasında yakın bir ilişki olduğuna inanıyorum. Her ikisi de belleği anlama yeteneğine, gözlem yapmaya ve hayal etmeye açık olmaya dayanıyor.

Bu anlayış yazma biçimimi gerçekten dönüştürdü. Karakterlerimi farklı dünyaları ve deneyimleri açığa çıkarabilen, kendi başlarına var olan özerk bireyler olarak görmeye başladım.

Eğri Saban, 2024 Uluslararası Booker Ödülü’nde önce uzun listeye, ardından kısa listeye kaldı. Romanın uluslararası alanda gördüğü ilgi, dünyanın dört bir yanındaki okurlara ulaşma yolculuğunu nasıl etkiledi? Bu deneyim, eserinizle ya da yazarlık kariyerinizle ilişkinizi değiştirdi mi?

Eğri Saban, Uluslararası Booker Ödülü’ne aday gösterilmeden önce de pek çok ödül kazanmış ve çeşitli dillere çevrilmişti. Bu uluslararası tanınmadan önce de romanı tanıtmak için Kolombiya, Almanya, Japonya, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiştim.

Bu yolculukta gizemli bir yan var. Çünkü romanı yazarken hikâyenin okurlarda nasıl bir ilgi uyandırabileceğini hiç düşünmemiştim. Buna Brezilyalı okurlar da dâhil.

Okurlarınızı heyecanlandıracak yeni bir kitap üzerinde çalışıyor musunuz?

Eğri Saban, sonradan “Toprak Üçlemesi” adını verdiğim serinin ilk romanı. Diğer iki roman, Salvar o Fogo (Ateşi Kurtarmak) ve Coração sem Medo, Brezilya’da ve başka ülkelerde yayımlandı.

Ateşi Kurtarmak, Eğri Saban’ın dünyasını genişletiyor ve Katolik Kilisesi’nin otoritesi altında yaşayan bir kırsal işçi topluluğunu öne çıkarıyor. Coração sem Medo ise topraklarından koparılan ve büyük şehre göç eden insanlara odaklanıyor.

Şu anda yeni bir proje üzerinde çalışıyorum ancak tamamlamak için henüz bir tarih belirlemedim.

Eğri Saban, Başak Bingöl Yüce’nin Türkçe çevirisiyle Türkiye’de yayımlanıyor. Romanınız başka bir dile geçtiğinde sizin için en önemli şey nedir? Türk okurların Eğri Saban’dan geriye en çok neyi almalarını istersiniz?

Bazen bir hikâyenin geçtiği bağlam, yer ve zaman hakkında biraz bilgi sahibi olmak, onu anlamamıza büyük ölçüde yardımcı olabilir. Ancak yeni bir şeyle, bize hemen tanıdık gelmeyen bir unsurla karşılaşarak şaşırmak da son derece zenginleştirici bir deneyim olabilir.

Bu, ortak insanlığımızın ufuklarını genişletmenin bir yoludur.

Geldanlage