
İlk sergisini 1993 yılında Milano’da açan İtalyan sanatçı Vanessa Beecroft, çıplak modellerle gerçekleştirdiği performanslarıyla ün kazanıyor. Ayrıca fotoğraf ve video çalışmalarıyla da tanınan Beecroft, toplumsal kimlik, cinsiyet ve çıplaklık üzerinden röntgencilik kavramına odaklanıyor.
Sanatı dahice ve güçlendirici olarak adlandırdığı kadar; seksist, provokatif ve rahatsız edici olarak da tanımlanan 1969 Cenova doğumlu sanatçı, çalışmalarını Los Angeles’ta sürdürüyor.
Yıllardır bir yere varmayan ve sonunda anlamsızlaşan dünya sorunları tartışmalarına Jonathan Tepperman yazdığı kitapla yeni bir bakış getiriyor. The Fix: How Nations Survive and Thrive in a World in Decline adıyla piyasaya sürülen kitap, dünyanın 10 ciddi problemini sorgulayıp bu sorunlara pratik çözümler getirmeyi hedefliyor.
Yolsuzluk, zorunlu göç, sosyal eşitsizlik, iç savaş ve doğal kaynakların tükenmesi gibi farklı ve sıraya konamayacak kadar önemli sorunlara ışık tutan kitabın her bölümü, daha önce farklı hükümetler tarafından denenmiş ve çözüme ulaşılmış gerçek olayları konu alıyor. Tepperman, dönemin olumsuz koşullarında bize güçlü ve araştırmaya dayalı verilerle desteklenen bir optimizm sunuyor.
Geçtiğimiz sene İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşan Youth filmiyle katıldığı pek çok festivalden ödülle dönen İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino, kariyerinin ilk dizisi için kamera arkasına geçmişti. Şubat ayı itibarıyla HBO’da yayımlanmaya başlayacak dizinin kadrosunda Jude Law ve Diane Keaton’ın yer alıyor olmasıyla hayli merak uyandıran diziden ilk fragman yayımlandı.
10 bölümden oluşması planlanan Young Pope dizisi hayali bir karakter olan Papa XIII. Pius’un görev başındayken karşılaştığı zorluklara odaklanacak. Vatikan’daki saray mensuplarıyla sık sık ters düşen Papa rolünde ise Jude Law’ı izleyeceğiz.
https://www.youtube.com/watch?v=dooZY7KSGj0
Batı Avustralya Üniversitesi’nden bir grup arkeolog, Kimberley Bölgesi’nin doğusunda yerli halk tarafından kayalara işlenmiş 250’den fazla sanat eseri ortaya çıkardı.
Mızraklı figürler ve balıkçı ağları gibi sembollerin yer aldığı kayalar, terk edilmiş doğu bölgesinde yer aldığı için Avrupalı akınından yüzlerce yıl boyu sağ çıkmayı başarıyor. 30,000 binden fazla imgenin yer aldığı çizimlerde Gwion figürleri adı verilen özel insan çizimleri de avlanırken resmedilmiş.
Üç aylık bir çalışmanın ürünü olan bu keşif, kaya sanatı arşivi açısından büyük önem taşıyor. Avustralya yerlilerinin hikayelerini aktaran bu figürler, kaybolmaya yüz tutmuş tarihlerine ışık tutuyor.
Kate Bush 2014 yazında Londra Hammersmith Apollo’da verdiği konserinin canlı kayıtlarını yayımlamaya hazırlanıyor. 22 gece süren performansının Before the Dawn ismiyle yayımlayacak şarkıcı, üç CD’den oluşacak kayıtları 25 Kasım’da paylaşıma açacak.
İki sahne şovu arasında tam 35 yıl olan Bush, önceki turunu 1979 senesinde Tour of Live başlığıyla yapmıştı. Sanatçı söz konusu uzun arayı böyle bir deneyimi tekrar etmeye dair herhangi bir arzu duymamasına bağlamıştı. 2014 senesinde tekrar sahneye dönmesinin ise oğlu Bertie sayesinde olduğunu belirten Bush “eğer Bertie olmasaydı, bunu bir daha asla yapmazdım, Bertie beni cesaretlendirdi ve korktuğum her an destek olarak sahneye yöneltti” açıklamasında bulundu.
Wonder Woman’ın yazarı, süper kahramanının queer olduğunu onayladı. Greg Rucka’nın DC Comics için yarattığı Wonder Woman karakteri 75. yılı şerefine tekrar yayımlanmaya başlamıştı. Karakterin yaratıcısı çizgi roman sitesi Comicosity’ye verdiği röportajda yıllardır merak edilen bir sorunun da cevabını verdi.
Themyscria’dan gelen savaşçı prenses Diana’nın çok “açık” şekilde başka kadınlarla gönül ilişkileri yaşadığını belirten yazar “bunu ne kadar belirgin yaptım bilemiyorum” dedi. “Karakterin ayağa kalkıp ben eşcinselim demesi gerekmez, bana göre bu kötü yazarlıktır” açıklamasında bulunan Rucka, kimsenin Wonder Woman için açık şekilde “straight” diyebileceğini asla düşünmediğini de sözlerine ekledi.
1970’lerin feminist avangart sanatına ışık tutan çalışmaların sergileneceği “Feminist Avant-Garde of the 1970s”, 7 Ekim- 15 Ocak tarihleri arasında Londra Photographers’ Gallery’de olacak.
48 kadın sanatçıya ait 150 eserin bulunduğu sergide; fotoğraf, kolaj, performans, film ve video çalışmaları yer alıyor. 1970’lerin hareketli atmosferini yansıtan çalışmalar, özellikle özgürlük, cinsiyet eşitliği, cinsel kimlik, toplumsal rol ve cinsel politika gibi kavramlara odaklanıyor.
Gabriele Schor ve Anna Dannemann’ın küratörlüğünü yaptığı sergide Cindy Sherman, Francesca Woodman ve Martha Rosler gibi dünyaca ünlü kadın sanatçılar yer alıyor. Sergide ayrıca Türk sanatçı Nil Yalter’in de toplum ve sanatta erkek hegemonyası ve seksizmi sorguladığı eserleri bulunuyor.
Tekrar televizyonlara dönmesi için gün saydığımız Twin Peaks dizisinden yeni teaser paylaşıldı. Teaser’da dizinin en az kendisi kadar efsaneleşmiş müziklerini yapan Angelo Badalamenti’yi piyanosunun başında görüyoruz. Dizinin müzikleri yayımlandığında dünyada satış rekorları kırmış ve Badalamenti’ye Grammy ödülü kazandırmıştı.
Gelecek yılın ilk yarısında Show Time’da yayımlanmaya başlayacak dizinin kadrosunda 90’lardaki ekibin yanı sıra, Michael Cera, Eddie Vedder, Naomi Watts, Trent Reznor ve Jennifer Jason Leigh de yer alacak.
https://www.youtube.com/watch?v=DHRARCb4APA
1984 yılında kurulan ABD’li grunge grubu Soundgarden’ın, 1991 yılında yayımladıkları üçüncü albümleri Badmotorfinger, yayımlanışının 25. yıl dönümü şerefine yeniden basılıyor. Loudwire’a konuşan grubun gitaristi Kim Thayil, albümün yeniden basımın 18 Kasım’da piyasaya sürüleceğini duyurdu.
Prodüktörlüğünü kariyeri boyunca Pantera, Overkill, Deftones ve Screaming Trees gibi gruplarla çalışmış olan Terry Date’in üstlendiği albüm, grunge akımının en önemli albümleri arasında gösteriliyor. Yayımlanmasından sonraki yıl gruba bir Grammy adaylığı getiren albümde Outshined, Jesus Christ Pose ve Rusty Cage gibi Soundgarden klasikleri yer alıyor.
1979 doğumlu Slovakyalı fotoğraf sanatçısı Andrea Koporova, çalışmalarına Avusturya’da devam ediyor. Kariyerine 2001 yılında başlayan Koporova, eserlerinde doğal renkleri dramatik ve karanlık bir dokuyla birleştiriyor.
Özellikle kendi yaşam alanlarında yakaladığı kadın portreleriyle duygulara odaklanan Koporova, insanı merkeze alan bir yaklaşım benimsiyor. Basit ve minimalist bir çizgide yakaladığı karelerde pastel renkler kullanan sanatçı, hayal ve estetiği doğal ışık kullanarak yansıtıyor.