
Henri Cartier-Bresson’un kendine özgü siyah beyaz fotoğraflarından oluşan koleksiyonu Henri Cartier Bresson: Photographe’ın yeni baskısı Fransa’da yayımlandı. 21. yüzyıl tarihini belgelediği için “yüzyılın gözü” lakabını alan sanatçı, ölümünden neredeyse yirmi yıl sonra, yeni nesil fotoğrafçıların ve sanatseverlerin odak noktası olmaya devam ediyor.
Henri Cartier Bresson: Photographe, 1970’lerde 35mm Leica fotoğraf makinesini çizim ve resim yapmak için bırakan ve “Fotoğrafa hiç ilgim yok” diyen Fransız fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson’ın, Çinhindi’de öldürülen savaş fotoğrafçıları Robert Capa ve 1956’da Süveyş Kanalı yakınlarında vurularak öldürülen David “Chim” Seymour da dahil birkaç meslektaşıyla birlikte kurduğu Magnum fotoğraf ajansından istifa etmesinden dört yıl sonra, 1926 ve 1978 yılları arasında çekilmiş 155 fotoğraftan oluşan bir setin 11. baskısı olarak sunuluyor.
Kitabın son baskısını yapan Fransız yayınevi Delpire’ı temsilen Catherine Philippot, Cartier-Bresson’un daha sonra çalışmalarını reddetmesine rağmen fotoğraf tarihinin önde gelen isimlerinden biri olmaya devam ettiğini belirtti. Catherine Philippot kitap hakkında şunları söyledi: “Kitabın bir süredir baskısı yok ama açıkça talep vardı, aksi takdirde bu baskıyı yayımlamıyor olurduk. Cartier-Bresson, fotoğraf tarihinin en önemli isimlerinden biri olduğu için büyülemeye devam ediyor.”
Cartier-Bresson, bazıları tarafından foto muhabirliğinin vaftiz babası olarak anılıyor. 1952 tarihli “The decisive moment” başlıklı makalesinde, fotoğrafçılığı kilit anı yakalamak için fiziksel bir yetenek olarak tanımladı. Kitap, kamerayı gözünün bir uzantısı olarak gören, ancak sonraki yıllarını daha önce gördüklerini ve filmde yakaladığı şeyleri küçümseyerek geçiren Cartier-Bresson’ın yakaladığı 50 yıllık tarihi ele alıyor.
Cartier-Bresson 1937’de Fransız haftalık dergisi Regards için George VI ve Elizabeth’in taç giyme törenini yazmak için İngiltere’ye gitti. Kraliyet ailesinden ziyade Londra sokaklarında bekleyen sıradan insanların fotoğraflarını çekti. İspanya iç savaşını ve 1944’te Paris’in kurtuluşunu belgeledi. 1948’de Mahatma Gandhi’yi suikasta uğramadan saatler önce fotoğrafladı. 1954’te Joseph Stalin’den sonraki hayatı kaydetmek için Sovyetler Birliği’ne davet edilen ilk batılı fotoğrafçı oldu. Bir noktada, Pablo Picasso, Albert Camus, Colette, Henri Matisse ve Alberto Giacometti’yi yakalayarak portrelere odaklanmaya karar verdi.
İngiltere’de yaşayan Amerika doğumlu fotoğrafçı Marilyn Stafford, ikinci dünya savaşından sonra Paris’te Cartier-Bresson ve Capa’ya akıl hocalığı yaptı. Ayrıca, o sırada kameradan çekinen Cartier-Bresson’u fotoğrafladı. Stafford şunu söyledi: “Capa ve Cartier-Bresson o zamanlar fotoğraf idolleriydi. Onlar tanrılardı.”
Cartier-Bresson, kamera kullandığı otuz yılda Avrupa, Amerika, Hindistan, Japonya, Meksika, Çin ve Sovyetler Birliği’ni dolaştı. Son yıllarını çizim ve resim yaparak geçirdi. Öldüğünde, tahminen yarım milyon poz geride bıraktı.
Henri Cartier-Bresson ölümünden bir yıl önce 2003’te verdiği bir röportajda şunları söyledi: “Herkes bana fotoğrafçılık hakkında soru soruyor ama ben bir fotoğrafçı olarak kariyerime inanmıyorum. Fotoğraf, deklanşöre basmak ve parmağınızı doğru anda aşağı çekmekle ilgilidir. Önemli olan çizim yapmak. Fotoğraf artık beni ilgilendirmiyor.”
Yayıncı Delpire & Co’nun direktörü Emmanuelle Kouchner, editörlerin yeni baskıdaki görüntülerin çoğaltılmasını iyileştirmek için Henri Cartier-Bresson Vakfı ile birlikte çalıştıklarını belirtti ve ekledi: “Bunun orijinal olarak Cartier-Bresson ile kendi görsel seçimiyle oluşturulmuş bir kitap olduğunu hatırlamak önemli. Sonunda çizim ve resim yapmaya başladı, ancak bunlar onun hatırlanmasını istediği fotoğraflardı.”
Kaynak: The Guardian
Künye:
1. Volcano of Mount Aso, Japon (1965), by Cartier-Bresson. Photograph- Fondation Henri Cartier-Bresson/Magnum Photos
2. Alicante, Spain (1933), by Henri Cartier-Bresson. Photograph- Fondation Henri Cartier-Bresson/Magnum Photos
3. Madrid, Spain (1933), by Henri Cartier-Bresson. Photograph- Fondation Henri Cartier-Bresson/Magnum Photos
4. Alberto Giacometti à la galerie Maeght, Paris (1961), by Cartier-Bresson. Photograph- Fondation Henri Cartier-Bresson/Magnum Photos
Japonya’nın en tanınmış auteur film yönetmeni Kore-eda Hirokazu imzalı Netflix dizisi The Makanai: Cooking for the Maiko House’dan görüntüler yayımlandı.
Dizinin yapımcılığını ve yardımcı yazarlığını üstlenen Kore-eda, dokuz bölümlük dizinin bazı bölümlerini de yönetiyor. Diziye Kore-eda’nın yanı sıra Kawamura Genki (Confessions, Villain, Your Name, Mirai) de yapımcılık yapıyor. Tsuno Megumi (Ten Years Japan), Okuyama Hiroshi (Jesus) ve Sato Takuma (Any Crybabies Around?) gibi yönetmenler de bireysel bölümleri yönetiyor. Dizi, Aiko Koyama’nın (Weekly Shonen Sunday) Maiko-San Chi No Makanai-San adlı mangasına dayanıyor. Manga, 65. Shogakukan Manga Ödülü’nü kazandı ve 2,7 milyonun üzerinde kopya satarak çok satanlar listesine girdi.
The Makanai: Cooking for the Maiko House dizisi, bir grup Maiko’nun (çırak geyşalar) birlikte yaşadığı bir evden Makanai (geleneksel bir aşçı) olmak için kırsal Aomori’den Kyoto’ya taşınan Kiyo’nun hikâyesini anlatıyor. Mori Nana, manganın kahramanı olan Kiyo’yu oynuyor. Deguchi Natsuki, Kiyo ile birlikte Aomori’den gelen ve bir Maiko olarak “yüzyılda bir kez gelen bir yetenek” olduğuna inanılan Sumire’yi canlandırıyor. Makita Aju, Maiko Evi’nin müdürünün lise kızı Ryoko’yu canlandırıyor. Matsuzaka Keiko, Maiko Evi’nin önceki yöneticisi olan Chiyo’yu canlandırıyor. Hashimoto Ai, en popüler Geiko olan Momoko’ya hayat veriyor. Matsuoka Mayu, Momoko’nun eski bir akranı olan ve Geiko’nun yoluna geri dönmeye karar veren Yoshino’yu canlandırıyor. Tokiwa Takako, Maiko Evi’nin müdürü ve Ryoko’nun annesi olan Azusa’yı oynuyor.
The Makanai: Cooking for the Maiko House dizisi 12 Ocak 2023’te dünya çapında Netflix’te yayımlayacak.
Kaynak: Variety
https://www.youtube.com/watch?v=KZLt86ZMxNA
Belçikalı indie rock grubu Balthazar’ın solisti Maarten Devoldere’nin Warhaus adlı solo projesinin 11 Kasım’da yayımlanacak yeni albümü Ha Ha Heartbreak’ten dördüncü teklisi “Time Bomb” yayımlandı.
Maarten Devoldere, yeni albümünün dördüncü teklisi olan “Time Bomb”da seride şu ana kadar oluşturduğu salgın, zarif ve retro çizgisini bozmadan zamanlı bomba metaforunu kullanıyor. Devoldere, içinde bulunduğu ilişkiyi bu nesnenin hem kaçınılmaz patlayışına hem de cazibesinin tehlikeliliği ile özdeşleştiriyor.
2004’ten beri Balthazar grubuyla tanınan Devoldere, 2016’da başlattığı Warhaus isimli tek kişilik projesiyle şu ana kadar We fuck a flame into being (2016) ve Warhaus (2017) isimli iki albüm çıkardı. Ha Ha Heartbreak, sanatçının kendi sound’unun gelişiminde yeni bir evre niteliği taşıyor. Warhaus’u şu ana kadar tanımlamış, Balthazar’a kıyasla solo şarkıcı-söz yazarı kıvamına daha yakın, Leonard Cohen ve Serge Gainsbourg eğilimindeki besteler, bu sefer daha ritmik bir destek buluyor. Sanatçının her zamankinden daha etkin narin, bariton vokalleri, sadece alışageldik soft rock ve alt-pop türevleriyle değil, soul gibi renklerle de harmanlanıyor.
Warhaus’un yeni albümü Ha Ha Heartbreak 11 Kasım’da Play It Again Sam desteğiyle, Türkiye’de GRGDN Müzik iş birliğiyle yayımlanacak. Albümün dördüncü teklisi “Time Bomb”u buradan dinleyebilir, klibini ise buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=1ODbpcQYy3U
Kadebostany “Lovelace” isimli 2022’nin son teklisini müzikseverlerle buluşturdu.
Guillaume de Kadebostany’nin 2021 yazında Atina’da bir gösteri sırasında tanıştığı Vassilina ile Paris’te kaydettiği “Lovelace”, Kadebostany’nin 2022’deki son teklisi olma özelliği taşıyor. Titiz elektrik ritimleri ve duygusal ses dokularıyla “Lovelace”, vokallerde yer alan Yunan şarkıcı Vassilina’nın sesiyle dikkat çekiyor. Folk ve maceracı elektronik müzik arasındaki boşluğu dolduran, ruha dokunan bir modern pop şarkısı olan “Lovelace” Paris’te müzik yaratmak için yapay zeka teknolojisi araçları geliştirme konusunda uzmanlaşmış bir stüdyo olan Sony CSL’nin stüdyosunda kaydedildi.
Kadebostany uzun zamandır beklenen ve 2023’ün başlarında yayımlamayı planladığı dördüncü albümünün hazırlıklarına devam ediyor.
Kadebostany’nin “Lovelace” isimli yeni şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Alternatif rock grubu Arctic Monkeys, The Car isimli yeni albümlerini Domino Recording ve Türkiye’de GRGDN Müzik etiketi ile yayımladı.
Prodüktörlüğünü James Ford’un üstlendiği, grubun yedinci albümü olan The Car, solist Alex Turner tarafından yazılmış on şarkıdan oluşuyor. Albüm, Suffolk’un Butley Priory stüdyosunda, Londra’daki RAK Studios’da ve Paris’te La Frette stüdyolarında kaydedildi. 2018 çıkışı bir önceki albümleri Tranquility Base Hotel + Casino’nun ardından gelen The Car, Arctic Monkeys’in diğer projelerine kıyasla daha çok orkestrasyonla farklı boyutta bir deneyim sunuyor. Albümü grubun resmi sitesinden satın alabilirsiniz.
Arctic Monkeys’in yeni albümü The Car’ı buradan dinleyebilirsiniz.
Albümün şarkı listesi:
“There’d Better Be A Mirrorball”
“I Ain’t Quite Where I Think I Am”
“Sculptures Of Anything Goes”
“Jet Skis On The Moat”
“Body Paint”
“The Car”
“Big Ideas”
“Hello You”
“Mr Schwartz”
“Perfect Sense”
Tel Avivli müzisyen Kutiman, on altıncı stüdyo albümü Open’ı müzikseverlerle paylaştı.
Kutiman, klasik soul ve psikedelik tarzları harmanladığı yeni albümü Open’ın haberini albümden “My Everything”, “Always Be Alone” ve “Believe in You” teklilerini yayımlayarak vermişti. Yeni albümüyle yarattığı dünyasında, toplumla yeniden bağlantı kuran müzisyen, köklerini kucaklıyor ve bilinmeyene kucak açıyor.
Kutiman’ın yeni albümü Open’ı buradan dinleyebilirsiniz.
Gülsün Erbil’in Londra’da Haringey bölgesindeki Tangmere House’da 1985-87 yılları arasında gerçekleştirdiği Eşitlik, Sevgi, Barış adlı mozaik resmi tarihi miras kabul edildi.
Gülsün Erbil’in Eşitlik, Sevgi, Barış adlı mozaik resminin yer aldığı binanın yıkılmasına karar verilmesinin ardından, Broadwater Farm Sakinleri Derneği (BFRA)’nin desteği ile eser bağımsız bir yapı olarak muhafaza edilmesine karar verildi. Gülsün Erbil bu eseriyle “tarihi miras” olarak kayıtlara geçen ilk Türk sanatçı oldu.
Sanatçının “British Heritage/İngiliz Mirası” olarak kabul edilen duvar resmiyle ilgili karar veren komisyon, eserle ilgili olarak renk, kompozisyon, görsel kullanımında teknik ve sanatsal yetkinliğin bulunduğunu, canlı bir kompozisyonda figüratif, soyut ve sembolik motiflerle barış, eşitlik ve uyumun evrensel değerlerinin yansıtıldığını belirtti.
Geçtiğimiz yıl Eurovision Şarkı Yarışması’nda birinci olan, İtalyan rock grubu Måneskin, “The Loneliest” isimli yeni teklisini yayımladı.
Şarkıda yeni bir tarzı benimseyerek konfor alanlarının dışına çıkan grup, “The Loneliest”ta seksenlerin klasik rock baladlarından esinleniyor. Damiano David’in vokalleri ve gitar soloları ile “The Loneliest” grubun şimdiye kadarki en savunmasız, duygusal parçası olma niteliği taşıyor.
Damiano David şarkı hakkında şunları söylüyor: “Sonunda hepiniz ‘The Loneliest’ı duyacağınız için çok heyecanlıyız. Bu şarkı benim için çok şey ifade ediyor, oldukça kişisel bir şarkı olmasına rağmen umarım hepiniz şarkıyla şahsi bir ilişki kurabilirsiniz. Dün gece Londra’da küçük sürpriz bir gösteri yaptık ve ‘The Loneliest’ı ilk kez canlı yayımladık, tepkiniz bizim için çok önemliydi! Dünyanın dört bir yanındaki konser ve festivallerde hayranlarımızla buluştuğumuz fırtınalı bir yıl geçiriyoruz, Japonya'dan Amerika'ya, Avrupa'ya ve ötesine turnelerimize ve yeni çıkışlarımızla 2023 yılını sabırsızlıkla bekliyoruz.”
Måneskin’in yeni teklisi “The Loneliest”ı buradan dinleyebilirsiniz.
2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Annie Ernaux oldu. İsveç Akademisi, Annie Ernaux’ya edebiyatının “ kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmalarını ve kolektif kısıtlamalarını ortaya çıkarmadaki cesareti ve objektif duyarlılığı” gerekçesiyle ödülün verildiğini duyurdu.
Ernaux’nun kitapları Can Yayınları tarafından yeniden Türkçede yayımlanmaktadır. Seneler (Çev.:Siren İdemen), Babamın Yeri (Çev.:Siren İdemen), Yalın Tutku (Çev.:Yaşar Avunç), Boş Dolaplar (Çev.:Siren İdemen) yazarın Türkçeye çevrilen kitaplarıdır.
Annie Ernaux; 1 Eylül 1940'ta, Lillebonne'da, işçi sınıfına mensup bir ailede doğdu; çocukluğunu Yvetot, Normandiya'da geçirdi. Mazbut bir sosyal çevrede büyüdü, edebiyat öğrenimi gördü ve uzun yıllar boyunca edebiyat öğretmenliği yaptı. Kişisel deneyimle toplumsal tarihi birleştiren unsurları daha ilk romanı Boş Dolaplar ile ortaya koydu. Toplumsal sınıf atlama, evlilik, kadın özgürlüğü, cinsellik, kürtaj, hastalık, yaşlılık ve ölüm gibi meseleleri kendi deneyimleri üzerinden aktarırken, arka planda daima toplumsal yaşam ve onu oluşturan kültürel, siyasi, tarihî olaylara yer vererek, başta Seneler olmak üzere, "toplumsal bellek" yazını olarak nitelenebilecek eserlere imza attı; birçok ödüle değer görüldü. Hâlâ Cergy'de yaşamaktadır.
My Neighbor Totoro’dan Spirited Away’e Studio Ghibli’nin 20 animasyon filmindeki yemek sahnesinden ilhamla hazırlan Studio Ghibli: The Unofficial Cookbook adlı yemek kitabı 25 Ekim’de yayımlanacak.
Yazar Minh-Tri Vo’nun hazırladığı, Lisa Molle-Troyer’ın çevirisini yaptığı kitap Insight Editions tarafından okurla buluşturulacak. Kitapta Studio Ghibli’nin 20 animasyon filmindeki pırıl pırıl bento kutularından dumanı tüten ramenlere ve cızırdayan kızartmalara ağız sulandıran sahnelerden ilham alınan tarifler yer alacak. Kitap sayesinde artık Ghibli hayranları kolay ve resimli tariflerle yemekleri kendileri de yapabilecekler. My Neighbour Totoro’dan şatafatlı bento kutusu, Kiki's Delivery Service’dan ringa balığı ve balkabağı turtası, Spirited Away'den kırmızı fasulye çörekleri, Ponyo’dan ramen ve daha pek çok tarif içerecek.
Ayrıca Studio Ghibli’den başka haberler de var. Ekim ayında Londra’da My Neighbour Totoro sahneye taşınacak. Uzun süredir beklenen Ghibli Tema Parkı, kasım ayında kapılarını açacak.
Studio Ghibli: The Unofficial Cookbook adlı yemek kitabı ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.