
2013’ten itibaren İngiltere’de uygulanan “Kültürel Bağış Tasarısı”, vergi borcunu sanat eserleriyle takas etmeyi kapsıyor. Tasarıdan yararlanan birçok İngiliz iş adamı ve koleksiyonerin arasına, şimdilerde Damien Hirst’ün eski menajeri Frank Dunphy de katıldı. Frank ve Lorna Dunphy çifti £185,100 değerindeki vergi borçlarını, koleksiyonlarından 6 sanat eserini bağışlayarak ödedi.
Frank Dunphy’nin bağışladığı eserler Damien Hirst, Tracey Emin, Rachel Whiteread, Peter Blake, Michael Craig-Martin ve Gavin Turk’un çalışmalarından oluşuyor. Çifte ait yerel bir galeriye gönderilen işlerden en dikkat çekeni ise Gavin Turk’un çalışması. İlk bakışta siyah, büyük bir çöp poşetini andıran Dump isimli eser, gerçekte bronzdan yapılmış bir heykel. Tasarıdan yararlanan Frank ve Lorna Dunphy, ulusal bir galeride daha az yer kaplayacağı ve ziyaret edileceğini düşündüklerinden bağış için daha küçük bir galeriyi tercih ettiklerini belirtti.
2014 yılında İskoç sanatçı Katie Paterson’ın Norveç’te başlattığı Future Library projesi yazarları arasına ödüllü romanı Vejetaryen ile tanıdığımız Güney Koreli yazar Han Kang da katıldı.
Han Kang, Future Library için seçilen beşinci yazar oldu. Proje kapsamında yer alan yazarlar Margaret Atwood, David Mitchell, Türk romancı Elif Şafak ve İzlanda'lı yazar Sjón. Future Library için seçilecek 100 yazarın eseri saklı tutulacak ve Oslo’nun kuzeyinde bulunan Nordmark’a dikilen 1000 ladin ağacının kağıda dönüştürülmesiyle 2114 yılında yayımlanacak ve eserler ancak o zaman okunabilecek. Geleceğin kütüphanesi için kurulan bu ormanın bakımı ve 100 yıl sonra eserlerin basılması yine Future Library projesine ait olacak.
Paterson, proje için “100 yılı aşkın bir süre yaşayan, nefes alan, organik sanat eseri” tanımını kullanıyor. Proje hakkında ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz.
Jüri başkanlığını The Shape of Water’la geçen yıl Altın Aslan kazanan yönetmen Guillermo Del Toro'nun yaptığı 75. Venedik Film Festivali, bu yıl 29 Ağustos – 8 Eylül tarihleri arasında gerçekleşiyor. Bu sene festivalin açılışı, Ryan Gosling’in başrolünde oynadığı, La La Land filmi ile 2017'de En İyi Yönetmen dalında Oscar kazanan Damien Chazelle'in First Man filmi ile gerçekleşti. Ay'a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong'un öyküsünün aktarıldığı First Man’in galası eleştirmenlerden aldığı iyi yorumlarla son buldu. Açılış töreninde İngiliz aktris Vanessa Redgrave'e de Yaşam Boyu Başarı Ödülü verildi.
Berlin ve Cannes ile birlikte dünyanın en prestijli üç büyük film festivali arasında yer alan 75. Venedik Film Festivali'nde bu yıl 21 yapım büyük ödül olan Altın Aslan için yarışıyor. Festivalin yarışma kapsamında gösterilecek Jacques Audiard ve Olivier Assayas, Yunan Yorgos Lanthimos, Macar László Nemes, İngiliz Mike Leigh ve ABD'li Julian Schnabel'in son filmleri de merakla bekleniyor. Natalie Portman’ın, Brady Corbet'in müzik biyografisi olan Vox Lux filmindeki performansı ve Luca Guadagnino’nun 1977 yapımı kült korku klasiği olan, yılın en korkutucu filmlerinden biri olmaya aday filmi Suspiria’nın remake filmi de festivalin merakla beklenen filmleri arasında. 75. Venedik Film Festivali’nin Biennale College - Cinema bölümünde dünya prömiyerini dün gerçekleştiren Emre Yeksan’ın YUVA filmi ise bu yıl ülkemizden katılan yerli yapımlardan merakla beklediğimiz bir film. Mahmut Fazıl Coşkun'un Anons ve Deniz Tortum'un VR filmi Sel Yatağı da bu yılki festivalin, festival dışı bölümlerinde yer alan diğer yerli yapımlardan.
Sanat sineması için bir ekol oluşturan Venedik Film Festivali, son yıllarda oturan kimliği ile ana akım filmlerden deneysel sinema örneklerine, belgesellerden klasik başyapıtlara farklı türlerden filmlere ev sahipliği yapan bir festival hâline geldi. Arthouse anlatıma sahip ancak ana akıma da yakın bağımsız ve cross-over türde filmlerin, bu yıl festivalin üçte birini oluşturduğu görülüyor. Özellikle Cannes’nın Netflix filmlerine olan tutumuna karşı, Venedik Film Festivali'nin çeşitlilik politikasının yanında Netflix filmlerine açık olduğu görülüyor.
Dünyanın en ünlü ressamlarından Vincent van Gogh’un acı ve mücadele dolu yaşamı birçok film ve kitaba konu oldu. Son olarak, Vincent van Gogh üzerine uzmanlaşan gazeteci ve yazar Martin Bailey’nin yeni çıkan Starry Night isimli kitabı ise sanatçının bir süre tedavi gördüğü Fransa’nın kuzeyindeki Saint Paul de Mausole bakımevinin bilinmeyen yönlerini açığa çıkardı.
Sanatçı, kardeşi Theo’nun masraflarını karşıladığı özel bir odada tedavi görürken, bulunan belgelerde kendisiyle aynı bakımevinde kalan 18 erkek hastanın kaydına daha ulaşıldı. Belgeler arasında bakımevinin yöneticisi Peyron’un, hastalara uygulanan basit tıbbi tedavileri anlattığı kitabı ile hasta kayıtlarıyla eşleşen ölüm belgeleri de bulunuyor. Bailey‘nin edindiği kayıtlarda bakımevi koşullarının kınanacak kadar kötü olduğu resmî belgelerle doğrulanıyor. Kötü yemekler ve bakımsız odaların yanı sıra yaşlı hastaların “gübre yığını” adındaki saman yataklara yatırıldığından bahsediliyor. Peyron’un ifadelerine göre bu koşullarda tedavi gören Vincent van Gogh, kendisini zehirlemek için resim yaptığı boyaları ya da diğer hastaların ampul duyuna sakladığı parafinleri kullanıyordu. Ancak Peyron‘un, sanatçının boyalarını almak yerine onu hayata bağlayan resimlerine devam etmesi için daima teşvik ettiği de aynı kitapta yer alan bilgiler arasında. Vincent van Gogh’un betimlediği, dünyaca ünlü manzaraların birçoğu ise Saint Paul de Mausole bakımevinden izler taşıyor.
Dünyanın en ünlü ressamlarından Vincent van Gogh’un acı ve mücadele dolu yaşamı birçok film ve kitaba konu oldu. Son olarak, Vincent van Gogh üzerine uzmanlaşan gazeteci ve yazar Martin Bailey’nin yeni çıkan Starry Night isimli kitabı ise sanatçının bir süre tedavi gördüğü Fransa’nın kuzeyindeki Saint Paul de Mausole bakımevinin bilinmeyen yönlerini açığa çıkardı.
Sanatçı, kardeşi Theo’nun masraflarını karşıladığı özel bir odada tedavi görürken, bulunan belgelerde kendisiyle aynı bakımevinde kalan 18 erkek hastanın kaydına daha ulaşıldı. Belgeler arasında bakımevinin yöneticisi Peyron’un, hastalara uygulanan basit tıbbi tedavileri anlattığı kitabı ile hasta kayıtlarıyla eşleşen ölüm belgeleri de bulunuyor. Bailey‘nin edindiği kayıtlarda bakımevi koşullarının kınanacak kadar kötü olduğu resmî belgelerle doğrulanıyor. Kötü yemekler ve bakımsız odaların yanı sıra yaşlı hastaların “gübre yığını” adındaki saman yataklara yatırıldığından bahsediliyor. Peyron’un ifadelerine göre bu koşullarda tedavi gören Vincent van Gogh, kendisini zehirlemek için resim yaptığı boyaları ya da diğer hastaların ampul duyuna sakladığı parafinleri kullanıyordu. Ancak Peyron‘un, sanatçının boyalarını almak yerine onu hayata bağlayan resimlerine devam etmesi için daima teşvik ettiği de aynı kitapta yer alan bilgiler arasında. Vincent van Gogh’un betimlediği, dünyaca ünlü manzaraların birçoğu ise Saint Paul de Mausole bakımevinden izler taşıyor.
Uluslararası alanda üne sahip fotoğraf sanatçılarının bir araya geleceği Shanghai PhotoFairs, 21 Eylül’de başlayacak. Şanghay Sergi Merkezi’nde gerçekleşecek festivalin bu yıl beşincisi düzenlenirken, 20 Eylül’de koleksiyonerler için özel gösterim ve Gala Gecesi yapılacak. 23 Eylül ise festivaldeki fotoğrafları görmek için son gün.
Shanghai PhotoFairs; çağdaş sanat fotoğrafları, büyük ölçekli enstalasyonlar, hareketli görüntüler ve teknolojideki son gelişmelerle izleyici karşısına çıkacak. 16 ülke ve 50’den fazla galerinin katılımıyla gerçekleşecek fotoğraf festivalinde, ziyaretçileri dört kategori bekliyor olacak. 2016’da başlayan “Insights” bölümü, bu yıl Victor Wang 王宗孚 küratörlüğünde düzenlenirken fotoğraf gelişiminde önemli anlara ya da belirli konu başlıklarına dikkat çekecek. “Staged” başlığı altında video, resim, enstalasyon gibi birçok sanat dalının fotoğraf sanatıyla ilişkisi sorgulanacak. “Spotlight” bölümü ise festivale gelen koleksiyonerlerin çağdaş fotoğraf sanatında estetik noktaları görmeleri için sunumlar ve güncel fotoğraf sanatçılarının tanıtımına yer verecek. “Connected” ve “Converstation” başlıkları altında fotoğraf sanatına yönelik film gösterimleri ve paneller düzenlenecek.
Netflix'in ikinci Alman orijinal dizisi Dogs of Berlin, 7 Aralık 2018’de tüm dünya ile aynı anda Netflix üzerinden yayımlanmaya başlayacak. Dogs of Berlin kendi isteklerinin dışında bir ekip olarak görevlendirilen ve Berlin’in yeraltı dünyasıyla savaşırken, kendi insani zayıflıklıkları ve suç geçmişleriyle yüzleşmek zorunda kalan birbirinin zıttı iki polis dedektifinin hikâyesini anlatacak.
Fahri Yardım ve Felix Kramer’in başrollerinde olduğu Dogs of Berlin’in oyuncu kadrosunda Anna Maria Mühe ve Katharina Schüttler, Mohammed Issa, Deniz Orta, Katrin Sass, Sebastian Zimmeler, Alina Stiegler, Hannah Herzsprung, Antonio Wannek, Mišel Matičević, Jasna Fritzi Bauer, Constantin von Jascheroff ve Alman rap müziği sevenleri heyecanlandıracak birkaç sürpriz isim de bulunuyor.
Portekiz’de bulunan Serralves Müzesi’nde ilginç bir olay yaşandı. İngiliz sanatçı Anish Kapoor’un 1992’de ürettiği Descent into Limbo adlı çalışması bir ziyaretçinin içine düşmesiyle kaza mahalline dönüştü.
Descent into Limbo isimli çalışma, küp şeklinde bir yapıdan oluşuyor. Yapının içinde ise 2,5 metrelik bir koridor ile siyah, boş bir daire yer alıyor. Sonsuz inişi temsil eden boşluğun sergilendiği Serralves Müzesi’ne eseri görmek için gelen 60 yaşındaki İtalyan adam, çukurun içine düştü. Olayın ardından hastaneye kaldırılan adamın sağlık durumu iyiyken, kaza sonrası hasar gören eser tadilata alındı ve kapatıldı. Müze, gerekli onarımlar yapıldıktan sonra Descent into Limbo’yu uyarı levhası ile yeniden sergilemeyi planlıyor.
Yönetmen koltuğunda Call Me By Your Name, Melissa P. ve A Bigger Splash filmlerinden tanıdığımız Luca Guadagnino’nun oturduğu, 1977 yapımı kült korku klasiği ve yılın en korkutucu filmlerinden biri olmaya aday olan Suspiria’nın remake versiyonundan fragman paylaşıldı.
Daria Argento yönetmenliğindeki ilk Suspiria filmi, 98 dakikayken Luca Guadagnino yönetmenliğindeki yeni Suspiria filmi 152 dakika olacak. Amerikalı genç bir dansçı olan Susie Bannion’ın esrarengiz olaylarla karşılaştığı filmin başrol oyuncuları arasında Dakota Johnson, Tilda Swinton ve Chloë Grace Moretz yer alıyor. Yeni Suspiria filminin müziklerini ise Thom Yorke üstlenecek. Açılışını Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümünde yapacak olan film 8 Kasım’da vizyona girecek.
https://www.youtube.com/watch?v=BY6QKRl56Ok
Sanatın mücadeleyi ve insanlığı anlatması gerektiğini savunan Charles White, dünyayı değiştirmek için sanatını kullanan bir isim. Sanatçının eserlerini bir araya getiren ve daha önce Art Institute of Chicago’da sergilenen, “Charles White: A Retrospective” sergisi, 7 Eylül 2018 – 13 Ocak 2019 tarihleri arasında MoMa’da sanatseverlerle buluşacak.
Eylül ayında MoMa’da açılacak olan “Charles White: A Retrospective” sergisi, Afroamerikalılara yönelik propagandaları vurguladığı işleriyle bilinen White’ın eserlerine kapsamlı bir bakış sunacak. 30 yıllık bir süreçte oluşturulmuş kapsamlı bir retrospektif olan “Charles White: A Retrospective” sergisi, White’ın kariyerindeki tüm çalışmalarına yer verecek. Sanatçının 1930’dan 1979’a kadar ürettiği işlerinden oluşan sergide fotoğraf, resim, baskı, illüstrasyon kitap ve arşiv niteliğinde 100’ün üzerinde çalışma bulunacak.