
Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 7 - 14 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ortak yapım marketi ve proje geliştirme platformu Antalya Film Forum’un Pitching platformlarına seçilen projeler belli oldu.
8 - 10 Ekim arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Antalya Film Forum, 10 - 12 Ekim tarihleri arasında çevrim içi olarak düzenlenecek. Antalya Film Forum’un Uzun Metraj Kurmaca Pitching, Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching ve Dizi/Kısa Dizi Pitching platformlarına seçilen projeler açıklandı.
Antalya Film Forum’da bu yıl Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’na 68, Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu’na 6, Dizi/Kısa Dizi Pitching Platformu’na 75 proje başvurdu. Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda yarışacak 8 projeyi yönetmen, yapımcı Ekin Çalışır, yönetmen-senarist Elif Refiğ ve Creative Europe MEDIA desk - Bulgaristan direktörü Kamen Balkanski’den oluşan seçici kurul belirledi.
Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda yarışacak projeler arasında; Deli Kan (yönetmen: Ahmet Emre Tanyıldız, yapımcı: Kerem Altuğ); Haw (yönetmen: Özcan Alper, yapımcılar: Kanat Doğramacı, Soner Alper, ortak yapımcı: Betal Özay); İsimsiz Eserler Mezarlığı (yönetmen: Melik Kuru, yapımcı Hilal Şenel); Kambur (yönetmen: Ahu Öztürk, yapımcı: Nazlı Pınar Aydın); Mardin’in En Güzel Kızı (yönetmen: Ali Kemal Güven, yapımcı: Seda Özkaraca); Onu Ellerinden Tanıdım (yönetmen: Ömer Çapoğlu, yapımcı: Nadir Öperli, İrem Akbal, ortak yapımcı: Ahmet Rıfat Şungar); Principe (yönetmen: Paolo Ferrante, yapımcılar: Alican Acar, Canberk Emre İpek) ve Teslimiyetin Tarihi (yönetmen: Tilbe Cana İnan, yapımcı: Aycan Aluçlu) yer alıyor. Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda, ana jüri tarafından belirlenecek iki projeden her biri 50 bin TL tutarında ödülün sahibi olacak. Ayrıca aynı platformda bir projeye Film Standartları Post Prodüksiyon Ödülü, bir projeye de Filmarka Ekipman Desteği verilecek.
Antalya’yı Türkiye ve dünya film endüstrisinin önemli merkezlerinden birine dönüştürmek amacıyla en az üçte ikisi Antalya’da çekilecek bir filme katkı sağlayan Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu’na başvuran projeler yönetmen-senarist Abdurrahman Öner, yönetmen-senarist Burcu Aykar ve yönetmen-senarist Çiğdem Vitrinel tarafından değerlendirildi. Böbreği Ağrıyan Kötü Bir Adam (yönetmen: Kayhan Başoğlu, senaristler: Kayhan Başoğlu, Farid Hasanov, yapımcı: Levent Özel); Eigengrau (yönetmen, senarist ve yapımcı: Ahmet Küçükkayalı, ortak yapımcılar: Selma Babajic, Ulrich Kunz) ve Erken Uyumayalım (yönetmen ve senarist: Aytaç Uzun, yapımcı: Onur Akkız) adlı projeler Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Pitching Platformu’nda verilecek 200 bin TL değerindeki ödül için ana jüri tarafından değerlendirilecek. Seçilen film aynı zamanda Fono Film tarafından verilecek Fono Film Post Prodüksiyon Ödülü’nün de sahibi olacak.
Özgün ve yaratıcı içerikleri desteklemeyi ve sektöre yeni isimler kazandırmayı amaçlayan Dizi/Kısa Dizi Pitching Platformu’na bu yıl beş proje seçildi. Netflix Grow Creative ekibinin Türkiye Yöneticisi Arya Su Altıoklar, Eccho Rights CEO’su Fredrik af Malmborg ve yönetmen, senarist Tunç Şahin’den oluşan seçici kurul tarafından; Azize ve Adsız (yaratıcılar: Erdal Rahmi Hanay, Nejat Cihan Yurdaün, yönetmen: Erdal Rahmi Hanay, yapımcılar: Ousama Rawi, Dalya Sulaiman); Bohem Kediler (yaratıcılar: Sinan Yusufoğlu, Mahmut Fazıl Çoşkun, yönetmen: Mahmut Fazıl Çoşkun, yapımcılar: Sinan Yusufoğlu, Mahmut Fazıl Çoşkun); Faili Meşhur (yaratıcı: Ozan Sertdemir, yapımcı: Burak Varlık); Hayat Kadını (yaratıcılar: Yusuf Emirdar, Uğur Karaman, yapımcı: Oğuzhan Akalın) ve Örümcek (yaratıcılar: Doğuş Algün, Kayra Babalık, yönetmen: Doğuş Algün, yapımcı: Burak Kaplan) projeleri seçildi. Dizi/Kısa Dizi Pitching Platformu’nun 150 bin TL değerindeki ana ödülü, Netflix’in dizi ve film endüstrisindeki yetenek havuzunu genişletmeye ve geliştirmeye yönelik yürüttüğü Grow Creative desteğiyle verilecek. Aynı zamanda bir proje, dizi yazarlığı alanında kariyerini geliştirmek isteyen yaratıcıları içerik geliştirme aşamasında uygulamalı eğitimlerle desteklemeyi hedefleyen Netflix Series-Lab Programı Katılım Ödülü’nün sahibi olacak. Platformda yer alacak projelerden biri de Color Up Renk Düzenleme Ödülü’nü kazanacak.
60. Antalya Altın Portakal Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Mustafa Boğa’nın “Havuzdaki Ilık Yeri Aramak” başlıklı kişisel sergisi 16 Eylül - 27 Ekim tarihleri arasında Adana’da yer alan KUN Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Sergide yer alan işlerde Mustafa Boğa’nın modern dünyayı işleyişindeki detaylar, sürekli imgeler üreten bir dünyada ayrıntıları yakalayarak kolektif bilinç dışını maddi dünyanın göstergelerinde yeniden görünür kılarken, doğup büyüdüğü Adana ve Akdeniz coğrafyasının iklimi, dokusuyla kurduğu bağlar, ilişkilenmeleri yeniden üç boyutlu yüzeyde yansıtıyor. Sanatçı her bir insanı her yönüyle kuşatan, karmaşık ve çelişik yanlarıyla devamlılığını bir şekilde sürdüren gündelik hayat içinden alıp çıkardığı imgeleri kumaş üzerinde dokuyor.
Mustafa Boğa işlerinde, imgeleri bazen sürreal bir tonda vererek hayata karşı bir yaklaşma biçimi sergiliyor. Her seferinde olduğundan farklı olan hayatın gündelikte sıradan bir şeye dönüşmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Sıradan olarak atfedilende fark edemediğimiz başkalıklar olabileceğinin altını çiziyor. Bu durumun dünyada var olma biçimimizi artırmakla beraber ona yaklaşmamızı önemli ölçüde etkilediğini vurguluyor. Sanatçının tekstil üzerine işlediği imgeler bu şekilde bir görünüm sunup duygulanım yaratırken çok kanallı video işte bu sıcaklığı devam ettiriyor. Toplumsalın yeniden nasıl üretildiğine yoğunlaşan sanatçı; kumaşı, ritüeli ve gündeliğin içinde az da olsa sıra dışı bir durumu temsil eden bir organizasyon olmasıyla ön plana çıkan, toplumsalın kendini gösterdiği bir sahne olan düğünlere yöneliyor.
Künye:
1. Dinner Table, 2023, Free Hand Machine Embroidery, 60x83 cm
2. Breakfast 1, 2023, Free Hand Machine Embroidery, 54x77 cm
3. Installation view of because our could be the beginning of a beautiful fairytale dreamed of four years, 2021, 15 Chanel Video Installation
Jeanette Winterson’ın üç anlatıcısı Handel, Sappho ve Picasso’yu büyük oranda tanınmaz hâle getirerek her birine adeta bambaşka bir hayat bahşettiği kitabı Sanat ve Yalanlar, Belgin Selen Haktanır’ın çevirisiyle Kafka Kitap’tan çıktı.
Sanat ve Yalanlar, basit bir anlatı değil. “Otobiyografi diye bir şey yoktur; sadece sanat ve yalanlar vardır.” diyor Winterson. Onun anlattığı üç hayat da kesinlikle sanat ve yalanlardan oluşuyor: Baştan sona iyi sanat ve dürüst yalanlar.
Handel bir cerrah, aynı zamanda rahiplik okuluna gitmiş ancak başarılı olamamış bir Katolik rahiptir. Elitist eğilimleri nedeniyle kendini Tanrı’nın adamı olmaya layık göremezken doktorluk da onu sosyal meseleleri irdelemeye iter... Kısacası mutluluğu bulamamıştır. Picasso ise erkek kardeşi tarafından tacize uğramış bir kadın sanatçıdır. Ailesi onu anlamak ve desteklemek bir yana, “karanlık ruh dünyası” sebebiyle buna kendisinin neden olduğunu düşünmektedir. Anlatıcıların yalnızca biri tarihte bildiğimiz hâliyle arz-ı endam eder: Sappho… Kendini şehvet düşkünü ilan eden ve dil ile şehvetin birliğini incelemeye adamış Antik Yunan şairi. Bu üç karakter, ölüm ya da sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen sembolik bir denize giden trende karşılaşırlar. Yol boyunca anlattıklarıyla sanat, cinsellik, din, toplumsal baskı, ataerkil düzenin tehlikeleri üzerine uzun ve okuyucu için unutması zor bir sohbet yaratacaklarındansa hiç haberleri yoktur…
“Geçmişimi, evimi iki merdiven birleştiriyor; biri benim kullandığım, diğeri başkalarının kullandığı merdiven. Özel merdivenim beni bebekliğimin bodrum katından içinde bir masa ve bir kitaptan başka bir şey olmayan ufak ve boş odalara götürür. Başkalarının kullandığı merdivense geniş zemin kattan yukarı doğru kendinden emin kıvrımlarla yükselir. Eski meşe ağacı parçalarından yapılmış. Başkalarına açık olan bu kolay yolun tek bir basamağı bile benim tarafımdan inşa edilmedi…”
DasDas ev sahipliğinde gerçekleşen İO Uluslararası Tiyatro Festivali, Türkiye’de ilk kez izleyici karşısına çıkacak Mesut Arslan imzalı Gılgamış oyunuyla devam ediyor.
Çağdaş tiyatro sahnesinin en yaratıcı yönetmenlerinden Milo Rau’nun La Reprise. Histoiré Du Théâtre (I) oyunu ile başlayan İO Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında, Gılgamış oyunu 15 ve 16 Eylül’de iki gece üst üste DasDas’ta izleyiciyle buluşacak. Bilinen metinleri farklı bir sahne tasarımı ve estetiği ile mekâna taşıyan yönetmen Mesut Arslan, Gılgamış ile sahnede büyüleyici bir dünya yaratıyor. Daphne Agten ve Layla Önlen’in rol aldığı oyunda izleyiciler mekânda oyuncuların peşi sıra dolaşıp hikâyeye eşlik ederken kimi zaman kendilerini oyuncularla birlikte sahnede buluyorlar. Bilindik sahne kurallarını ters yüz eden oyun hem dünden bugüne aktarılırken hem de bugünün diliyle yeniden oluşturuluyor.
Tiyatroyu daha geniş kitlelere ulaştırıp Türkiye’deki tiyatro üretimine katkı sağlamayı, yıl içerisinde prömiyerini gerçekleştirecek yerli yapımları ve birçok uluslararası tiyatro, dans performans gösterilerini Türkiye’de sanatseverlerle buluşturmayı hedefleyen DasDas, İO Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında ev sahipliği yapacağı yeni gösterileri önümüzdeki günlerde duyuracak.
15 ve 16 Eylül’de çok dilli olarak sahnelenecek Gılgamış oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Amerikalı sanatçı Melody Hesaraky’nin, “In Transit” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi, 18 Eylül - 17 Ekim tarihleri arasında Decollage Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Melody Hesaraky’nin 2020 yılından beri üzerinde çalıştığı serisi “In Transit”, insanın varoluşundaki yaratım sürecine, hareketle ve bedenle ilişkisine odaklanıyor. Disiplinlerarası bir yönetmen, tekstil tasarımcısı ve sanatçı olan Hesaraky, fotoğraf, illüstrasyon, karışık medya gibi pek çok türden eserlerini bu sergi ile izleyiciye sunuyor.
Sanatçının 2020 yılında başladığı, üç ayrı seriden oluşan yolculuğun ilk durağı olan “In Transit”, vücut sanatı eşliğinde karışık medya içeren fotoğraflardan oluşuyor. Fotoğraflar, insan bedenini ve bedendeki devinimi vurguluyor. Durgunluk içerisinde hareketin sihrini keşfeden eserler, dünyanın durmaksızın dönüşünün ve zamanın ritmik nabzının ortasında, hareketsiz kalmaya, hareketin şiirselliğinin tadını çıkarmaya ve oluş eyleminde teselli bulmaya çağırıyor. İllüstrasyon serisi The Most Gentle Touch, doğu - batı, siyah - beyaz, yaşam - ölüm gibi ikiliklerin arasında, “geçişte” kendini bulmayı ele alıyor.
Künye: In Transit, Photography, Mixed Media on Paper, 70w x 100h cm, 2021
Güney Koreli yazar Kim Young-ha’nın dokuz yıllık bir aradan sonra yayımladığı ve en iyi romanı olarak görülen, edebi gücünün özünü koruyarak bilim kurgu ve distopyaya selam durduğu eseri Veda, Betül Tınkılıç’ın Korece aslından çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Veda'nın hayatımızın şimdiden bir parçası olan, öngörülemez büyüme hızına sahip yapay zekâya karşı kalıplaşmış düşünceleri sorgulamaya yöneltiyor okuru. İnsan neslinin sonunu getirecek şeyin korkulduğu gibi yapay zekâ değil, aslında bizzat insanın hırsları ve doğaya verdiği zararlarla bizzat kendisi olduğunu vurguluyor.
Profesör Choi, bir yapay zekâ geliştirme kampüsünde robotlar ve hümanoidler üzerine çalışmaktadır. Oğlu Cheol’ü okula göndermek yerine evde bizzat eğitmekte, dış dünyayla iletişimine müsaade etmemektedir. Cheol, babası ve ikisi robot biri gerçek olmak üzere üç kediyle birlikte güvenli bir ortamda yaşıyorken dış dünyada yapay zekâ ve insanların çarpışmasından kaynaklanan bir kaos hâkimdir. Görevliler bir gün insan ya da hümanoid olduğuna dair herhangi bir kaydı olmayan Cheol’ü bir toplama kampına götürürler. Burada, artık kullanılmayan eski hümanoid ve robotlarla bir araya gelen Cheol, varlığına dair keşfettikleri karşısında kamptan kaçmaktan başka çaresi olmadığını anlar. Cheol ve arkadaşları bir noktada insana karşı robot denkleminde toplumca yargılanacaklardır. Peki kimdir gerçekten insan? Hayatın ötesindeki anlamın peşine düşecek olan?..
“Veda, Kim Young-ha’nın şimdiye kadar yayımladığı en iyi romanı. Başlangıçta sert bir şekilde vuran ve sonra yavaş yavaş hafifleyen, insan olmanın doğasında var olan nitelikleri takdir etmenizi sağlayan zekice yazılmış bir roman. Hikâyenin başında yazar, insan olarak kabul ettiğimiz nitelikleri acımasızca ortadan kaldırarak büyük bir boşluk yaratıyor, ardından ‘insanlığımıza’ yavaş yavaş hayret etmemizi sağlayan ustaca bir düzenekle hepsini teker teker geri veriyor. Okur, yazarın ciddi meselelerden geçip hikâyede serbestçe akmasına izin veren ustaca tekniğini takip ederken sonunda ölümle yüz yüze geliyor. Ölüm karşısında titreyip çıplak kaldığımızda, varlığımızın kaçınılmaz özüyle sert bir şekilde yüzleştiğimizde, ancak o zaman güzelleşiriz.” - Jeong Ah-eun, The Hankyoreh
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapacak olan, Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Kuru Otlar Üstüne’nin gösteriminden elde edilecek gelir, İhtiyaç Haritası aracılığıyla deprem bölgelerine aktarılacak.
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bu yıl, 6 Şubat’taki deprem felaketiyle büyük acıların yaşandığı bölgelere bir nebze yardımcı olabilmek amacıyla “İhtiyaç Haritası” ile iş birliği yapıyor. Bu iş birliği kapsamında 76. Cannes Film Festivali’nde Merve Dizdar’a filmdeki performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandıran Kuru Otlar Üstüne filminin bilet satışından elde edilecek gelir İhtiyaç Haritası’na aktarılacak. İhtiyaç Haritası’nın afet bölgesinde kurduğu Hatay Komünite Merkezi başta olmak üzere farklı konteyner kent ve alanlarda çocuklara ve gençlere yönelik kalıcı mekânlar kurularak çeşitli eğitim ve etkinlikler gerçekleştirilecek. Festival, İhtiyaç Haritası desteğiyle, proje sayesinde özellikle depremden etkilenen çocukların ve gençlerin psikososyal, bilişsel ve duygusal gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor.
22 Eylül Cuma 13:30’da gerçekleştirilecek olan, yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra başrol oyuncuları Merve Dizdar, Deniz Celiloğlu ve Musab Ekici’nin de katılacağı, Kuru Otlar Üstüne’nin Türkiye prömiyerinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Netflix, 29 Eylül’de yayımlanacak Cem Yılmaz imzalı Do Not Disturb filminin fragmanını ve ilk görsellerini paylaştı.
Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği Do Not Disturb, pandemi yüzünden işsiz kalan Ayzek’in sessiz sakin bir otelde iş bulduktan sonra başına gelenleri konu alıyor. Kara Komikler serisinde de yer alan Ayzek karakterinin dünyasına odaklanan filmin oyuncu kadrosunda; Cem Yılmaz, Ahsen Eroğlu, Celal Kadri Kınoğlu, Özge Özberk, Bülent Şakrak, Nilperi Şahinkaya, Mustafa Kırantepe, Zafer Algöz, Diren Polatoğlu, Seda Akman, Can Yılmaz ve Selen Şenay yer alıyor.
“Pandemi sebebiyle işsiz kalıp karaya dönen Ayzek, sessiz sakin bir otelde gece vardiyasında başladığı işinin ilk gecesinde konukların peşine takılarak umulmadık maceralara atılır. Hayatını bir düzene koyabilmek için attığı bu ilk adımda kendisini hiç beklemediği olayların merkezinde bulur.”
Yapımcılığını Öner F. Işık’ın üstlendiği, 29 Eylül’de tüm dünyayla aynı anda Netflix’te yayımlanacak Do Not Disturb filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=16N4_hjwnvU
Pelin Buzluk’un dostluk, dayanışma, direniş ve aşka dair öykülerinden oluşan yeni kitabı Yer Değiştiren Sular, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Her şeye rağmen gelen baharın, başkaldırıların, isyan içinde çaresiz katılıp kalmanın, bir arkadaşa omuz vermenin, ağaçları çatı bilmenin, sevgiliye doğru akan suların, ölümlü oluşumuzu hatırlamanın, aşka yeniden şans vermenin, arzuya kapılmanın, suç ortaklıklarının, yakada açan çiçeklerin, eksilen bedenlerin öyküleri.
“Kırlar çiçeklerle kaplıydı, dağlar yeşile boyanmıştı. Hiç yoktan bir sevinçle dolabilirdi insan. Otların arasına kendini bırakabilir, ulu ağaçlara yüz sürebilir, yüce kayalara, ziyaretlere varıp şükranla sırtını verebilir, niyaz dağıtabilirdi. Ama cesetler de eriyen karlarla birlikte, çözülüp çürüyerek, kokarak her yerden seslenmeye başladılar. Dere boylarında, uçurum diplerinde, derin bir mağaranın en soğuk köşesindeydiler. O bahar işte öyle bir bahardı.”
Anadolu ezgileri ve 70’lerin arabesk ruhunu, fütüristik ve saykodelik sound’ları ile harmanlayan Lalalar, En Kötü İyi Olur isimli yeni albümünü müzikseverlerle buluşturdu.
Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek, Mehmet Alican İpek’ten oluşan Lalalar, 2022’nin mayıs ayında yayımladığı ilk albümü Bi Cinnete Bakar’ın ardından, 9 şarkıdan oluşan En Kötü İyi Olur ile geri döndü. Anadolu coğrafyasının tükenmek bilmeyen mirasını 80’ler gençliğinin elektronik keşifleriyle bezeyen, rock müziğin en yabani tarzlarını dans edilebilir hâle getiren grup, ayağını gazdan çekmiyor ve tiranların gölgesi altında günümüz İstanbul müziği üzerindeki izinsiz deneylerine devam ediyor.
Lalalar’ın yeni albümü En Kötü İyi Olur’u buradan dinleyebilirsiniz.
En Kötü İyi Olur
1. “Avucunu Yalıyor”
2. “Grejuva”
3. “Aynı Bokun Mavisi”
4. “Hem Evimsin Hem Cehennemim”
5. “Şekerleme”
6. “Göt”
7. “Yaşamaya Bahane Ver”
8. “Yarın Yokmuş Gibi”
9. “Serüven 101"