
Serkan Yüksel’in “İlerleme-Gerileme” başlıklı kişisel sergisi 30 Mart’a kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor.
Serkan Yüksel’in “İlerleme-Gerileme” sergi ismini Julio Cortazar’ın “Talimatlar Kitabı” adlı öykü kitabındaki İlerleme-Gerileme başlıklı kısa öyküden alıyor. Öyküde Cortazar, Macar asıllı bir bilim insanının sineklerle olan mücadelesini, onları yakalayacak bir sinek kapanı icat ederek gösteriyor. Kapanın icadıyla sineklerin keyifli yaşamı tatsız bir hâl alıyor ve böylelikle insanlık ve sinekler arasındaki nazik bağ kopmuş oluyor. Bu öyküden yola çıkan sanatçı, insanın doğa ile kurduğu ilişkinin karmaşıklığını ve doğaya olan etkilerini araştırıyor. Ayrıca, David Cronenberg’in 1986 yapımı Sinek filminden esinlenen Yüksel, yine bir bilim insanının göğüs kafesini andıran teleportasyon makinesi denemesindeki arızanın ardından sineğe dönüşmesini ve bu durumun toplumsal eleştirilere nasıl bir zemin hazırladığını inceleyerek toplumun ilerleme anlayışının ve teknolojinin doğaya olan etkilerinin sorgulanmasına odaklanıyor. Sanatçı, metaforik anlatımlar, ironi ve karikatürize durumlar kullanarak, içinde bulunduğumuz toplumu, güncel siyasi politikaları ve sosyopolitik dinamikleri eleştiriyor. Sinekler, insanlar ve doğa arasındaki ilişkiler üzerinden, toplumdaki ilerleme ve gerileme kavramlarını sorgulamaya yönlendiren sergi; nüfusun sürekli arttığı toplumlarda, doğaya bakış açısının ve ekonominin yansımalarını irdeleyerek izleyicileri düşünmeye davet ediyor.
Rebecca Solnit, kadınların gerçek hikâyeleri üzerinden, kadim bir hikâyeyi incelikli ve öfkesini kuşanmış üslubuyla anlattığı kitabı Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar, Asude Küçük’ün çevirisiyle 13 Mart’ta Minotor Kitap tarafından yayımlanacak.
Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar; hayatın birçok alanında kadınların nasıl susturulduğunu, ezildiğini, taciz ve tecavüze uğradığını, öldürüldüğünü gerçek hikâyeler üzerinden aktarırken bu karanlık tabloyu üreten sistem çarklarını gözler önüne seriyor. Solnit kadınların hikâyeleri aracılığıyla sarsıcı gerçekleri ortaya koymakla yetinmiyor, kadınların güven içinde yaşayabildiği, eşit, özgür bir dünya hayalini gerçek kılma yolunda umut da veriyor.
“Kadının adı sessizlik. Erkeğinki iktidar. Kadının adı yoksulluk.
Erkeğinki zenginlik. ‘Kadının’ diyoruz da, ona ait olan bir şey var mı gerçekten? Erkek ise her şeyin kendisine ait olduğunu iddia ediyor, kadın da dahil. İzin almadan ve bir bedel ödemek zorunda kalmadan kadına sahip olabileceğine inanıyor. Bu çok eski bir hikâye, yine de son yıllarda hikâyenin sonu değişmeye başladı… Ezber bozuldukça, değişmez sanılan düşünce kalıpları temelden sarsılıyor.”
Johanna Gustafsson Fürst’ün iki heykel serisi ile Dilek Winchester’ın video serisini ve metin temelli iki yerleştirmesini bir araya getiren “GLOSSOLALALA” başlıklı sergi Arter’de sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester’ın farklı mecraları kullanarak farklı yerlerde ürettikleri eserleri karşılaşma ve müzakere yollarıyla aynı zeminde bir araya getiriyor. Serginin başlığını oluşturan kurmaca “GLOSSOLALALA” sözcüğü, bilinmeyen, uydurmaca dillerde konuşma yetisi etrafında tanımlanan “glossolali” terimini hareket noktası olarak alıyor. Kendisi de türetilmiş bir sözcük olan “glossolali”, Yunancada “dil, lisan” anlamına gelen γλῶσσα (glōssa) ve “konuşmak, ses çıkarmak, gevezelik etmek” anlamına gelen λαλέω (laleō) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle 19. yüzyılda bir terim olarak kullanıma girdi. Herhangi bir anlam taşımayan, bununla birlikte dilin sessel karakterini vurgulayan GLOSSOLALALA başlığı, “glossolali” sözcüğünü değişime uğratarak serginin ses, tını ve ritim boyutlarının altını çiziyor. “GLOSSOLALALA” sergisi, genellikle ritmik veya şiirsel nitelikte olan bu özellikli dil kullanımını biçimsel ve varoluşsal bir düzleme taşırken, bir yandan da dil aracılığıyla izleyiciyi hem bölen hem de birleştiren farklılıklar üzerine düşünmeye davet ediyor.
Sergi, Johanna Gustafsson Fürst’ün Dünyanın Daha Yumuşak Bir Yüzeyine Ulaşmak İçin Tırnaklarımı Kemiriyorum ortak başlığı altında ürettiği iki heykel serisi ile Dilek Winchester’ın Okunmayanlar Üzerine Koreografiler adlı video serisini ve Solukdaş ve SSSSSAAA… adlı metin temelli iki yerleştirmesini aynı mekânda birlikte sunuyor. Dil içerisinde dil ötesini üretme ve dilsel olanı mekânsallaştırma fikirlerinden yola çıkan sergi, söz ve sözcükleri egemen dil ve dilsel şiddetin yanı sıra, gürültü, homojenlik, yabancılaşma ve aidiyet gibi temaların ışığında ele alıyor. “GLOSSOLALALA” sergisinde yer alan eserler, dilin sistemi dahil olmak üzere, hiçbir sistemin mükemmel olmadığına ve her sistemin çökebildiğine ya da hata verebildiğine vurgu yaparken, hareket, söz ve sözcükleri hegemonya karşıtı bir birliktelik alanı inşa etmenin araçları olarak yeniden konumlandırarak kendimizi dil içinde özgürleştirmenin imkânlarını sorguluyor.
“GLOSSOLALALA” sergisi, 12 Mayıs 2021 tarihinde Johanna Gustafsson Fürst ve Dilek Winchester ile sanat tarihçisi Glenn Peers’ı bir araya getiren çevrim içi diyaloğu devam ettiriyor. İsveç İstanbul Başkonsolosluğu ve İstanbul İsveç Araştırma Enstitüsü’nün iş birliğiyle gerçekleştirilen bu söyleşi, “Grafting the Hoped-for-We: Words as Autonomous Forces” [Umut-Edilen-Biz’i Nakşetmek: Özerk Güçler Olarak Sözcükler] başlığını taşıyordu. İki farklı coğrafyada yaşayan ve üreten sanatçılar arasındaki diyaloğa mevcudiyet kazandıran sergi, aynı zamanda sanatçıların süreç içerisinde kurdukları iş birliklerini de görünür kılıyor. Dilek Winchester’ın Okunmayanlar Üzerine Koreografiler serisi bağlamında davet ettiği performansçılar Gökçe Gürçay, Timuçin Gürer ve Irmak Kuyumcu, Divan şiirinden çeşitli parçaları bedenleri aracılığıyla yorumluyorlar. İstanbul’da yaşayan zanaatkârlar Artin Aharon, Ayşenur Arslanoğlu ve Zafer Atmaca ise Johanna Gustafsson Fürst’ün mektup yoluyla aktardığı düşüncelerini somut birer forma tercüme ederken, sanatçının heykeli ucu açık bir süreç ve bir müzakere alanı olarak konumlandırmasına katkıda bulunuyorlar.
Künye: GLOSSOLALALA Sergiden görünüm Küratör: Selen Ansen Arter, 2024 Fotoğraf: flufoto (Barış Aras and Elif Çakırlar)
Murat Menteş’in bir nevi edebiyat ve felsefe ansiklopedisi olan, ilk üç kitabı ile okurun beğenisini kazanan “Derde Deva Randevu” serisinin dördüncü kitabı Derde Deva Randevu No:4, Alfa Yayınları’ndan çıktı.
Enteresan bir antoloji olan bu serinin dördüncü kitabında Diogenes, İbn Haldun, Jane Austen, Tolstoy, Ahmet Rasim, Einstein, Hermann Hesse, Âşık Veysel, Marguerite Duras, Cemil Meriç, Tezer Özlü yer alıyor.
Söyleşi formatında düzenlenen kitapta, Murat Menteş’in sorularına cevaplar yazarların eserlerinden geliyor. Her söyleşi Hakan Karataş’ın çizgileriyle belgesel bir öyküye dönüşüyor. Seri okurun istediği kitaptan ya da sayfadan başlamaya uygun bir okuma sunuyor. Her bölümde ayrı bir yazarla buluşuluyor, konuşuluyor. “Derde Deva Randevu” dört kitabıyla zamanda yolculuk hissi yaşatan, okurun yazarlarla dostane yakınlık kurmasını sağlıyor.
İngiliz alternatif rock grubu Placebo, Blind’ın düzenlediği Blind Festival kapsamında 4 Ağustos’ta KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek. Konserin biletleri 12 Mart Salı saat 12.00’de satışa çıkacak.
Vokalist-gitarist Brian Molko ve basçı Stefan Olsdal’ın Molko’nun Deptford’daki odasında kırık gitarlar ve oyuncak enstrümanlarla uğraşmaya başlamalarının üzerinden çeyrek asırdan fazla bir süre geçtikten sonra çekirdek ikili, 2 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da sahne alacak. 13 milyonu aşkın albüm satan grup, doğduğu toprakları domine eden Britpop’a bir “antitez” görevi üstlendi ve İngiliz müziğinde güçlü bir değişimin önünü açtı. David Bowie, Robert Smith ve Michael Stipe gibi isimlerle iş birliği yapan ikili; Placebo, Black Market Music, Meds ve We Come In Pieces gibi albümlerle müzik tarihindeki yerini sağlamlaştırdı.
2006’da piyasaya sürülen ve 1.1 milyonun üzerinde satan Meds, hem Almanya’da hem de Fransa’da Platin statüsünü elde ederken İngiltere’de Altın plak olmaya layık görüldü. Placebo’nun yapımcı Dave Bottrill ile üç aydan uzun bir süre boyunca kaydettiği altıncı stüdyo albümü Battle For The Sun, Haziran 2009’da yayımlandı. Avrupa Billboard Listesinde 2 hafta boyunca 1 numarada kalan Battle For The Sun, 10 ülkede 1 numara ve 20 ülke içinde Top 5’e yükseldi. MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde 2009’da En İyi Alternatif Rock Grubu ödülünü aldı. Placebo, 20. yılını 7 Ekim 2016’da A Place For Us To Dream isimli retrospektif hit albümünü ve “Jesus’ Son”, “Life’s What You Make It” gibi hitleri içeren altı parçadan oluşan bir EP’yi piyasaya sürerek kutladı. İkili, albümün yayımlanmasından kısa bir süre sonra, 2017 yılında, “20 Years of Placebo” isimli bir dünya turuna çıktı. Grubun sekizinci ve son stüdyo albümü Never Let Me Go 25 Mart 2022’de yayımlandı.
Ayça Telgeren’in “Kırık Ufuk” başlıklı kişisel sergisi 7 Mart-27 Nisan tarihleri arasında Galerist’te sanatseverlerle buluşacak.
Ayça Telgeren’in yeni sergisi “Kırık Ufuk”, öngörülerin iyice bulanıklaştığı bir ortamda sanatçının bakışını yeniden gözden geçirme ihtiyacından doğuyor. Geleceğin muğlaklığı içinde ufku fiziksel ve metaforik anlamlarıyla bir bütün olarak ele alıp onu anlamlandırmaya çabalıyor. Sergiyi, hareket eden bir aks ile Passage Petits-Champs binasının girişinden başlatarak galerinin içinde dolaştıran sanatçı, mekânı bir beden gibi kurguluyor, ona birçok katmanda temas ediyor.
“Kırık Ufuk”, binanın zemin katında, İstiklal Caddesi'ne artık açılamayan ve böylelikle binanın geçit işlevinden arındırıldığı merdivenlerle başlayıp, birinci kata, sergi alanının girişindeki elektrik kapağına, oradan galerinin zeminine, duvarlarına ve hatta tavanına kadar sızıyor.
İzleyicinin göz merkezlilikten çıkıp tüm algılarımızı kullanarak binanın gövdesinde bir yolculuğa çıkacağı bu sergide beton heykeller, mürekkepli resimler, karakalem çizimler ve video çalışmaların feminen formları yer alıyor. İzleyiciler, bu bedende gezinirken, sanat ve mimari arasındaki sınırların bulanıklaştığı, ışık ve gölgenin, dokuların ve mekânsal düzenlemelerin etkileşimlerinin izlerini takip ettikleri, düşünmeye davet eden sürükleyici bir deneyimle kuşatılıyorlar. Her eser, izleyicilerin çevreleriyle ilişkilerini ve onun içindeki varlıklarını yeniden düşünmeye teşvik eden bir katalizör görevi görüyor. Sergi, izleyiciyi galeri alanının fiziksel sınırlarının ötesine taşıyarak mekânın her katmanıyla etkileşime geçmesini sağlıyor.
Künye:
1. Ayça Telgeren, Kırık Ufuk, 2024, Tuval üzerine marufle kağıt, çini mürekkebi ve suluboya, 68 x 140 cm
2. Ayça Telgeren, Tulya, 2024, Tuval üzerine marufle kağıt, karakalem ve toz allık, 140 x 220 cm
İngiliz çocuk ve gençlik edebiyatı yazarlarından Julia Green’in yaşamı savaşla altüst olan kentli bir çocuğa odaklandığı romanı Kırlangıç Bayırı Çocukları, Azade Aslan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Türkçede ilk kez bir eseri yayımlanan Green’in bu romanı 10 yaş ve üzeri okurlarına babasıyla savaştan kaçan bir kızın kırsalda yeni bir yaşam kurmasını anlatıyor. Modern yaşamın konforundan ve alışkanlıklarından çok uzak yeni bir coğrafyada yaşama tutunmayı lirik bir dille resmediyor. Mutluluk için gerçek ihtiyaçlarımızı düşündürürken, korkulara, kaygılara rağmen geleceği yeniden kurmanın ipuçlarını işaret ediyor.
Isabella ile babası, peş peşe patlamalarla aniden savaş alanına dönen Roma'dan kaçarlar. Annesini, ablasını ve haber alamadığı biricik arkadaşı Marta'yı geride bırakan Isabella, İskoçya taşrasındaki metruk dede evine vardıklarında şaşakalır. Elektriksiz, marketsiz, ıssız yaban ortama alışmaya çalışır. Telefon bulmaya giden babası geri dönmeyince yapayalnız kalır. Marta'ya mektuplar yazar, tek başına cesaretle direnir. Derken bir gün, doğanın sunduklarıyla yaşamaya alışık kardeşler Rowan ve Kelda'yla tanışır…
ALİKEV’in genç sanatçılara destek olmak üzere düzenlediği Genç Sanatçı Fonu’nun beşinci dönemi için başvurular başladı.
Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) tarafından özellikle sosyal ve ekonomik sermayeden yoksun, sivil toplum ve kültür sanat kurumlarında yeterince temsil edilmeyen genç sanatçıları desteklemek amacıyla kurulan Genç Sanatçı Fonu (GSF) bu yıl “merak” temasıyla düzenleniyor. Fona, 18 yaşından gün almış ve 30 yaşını geçmeyen kişiler resim, sinema, kısa film, belgesel, fotoğraf, heykel, video, grafik, geleneksel sanatlar ve yeni medya alanında eserleriyle 24 Mart’a kadar başvuru yapabilecek. Türkiye’de ikamet ediyor olmak şartıyla tüm illerden başvuru yapılabilirken, Hatay ve Eskişehir illerinden yapılacak başvurulara yüzde 10 kontenjanla öncelik tanınacak. Fon kapsamında, genç sanatçıların projelendirdikleri sanatsal çalışmalarını hayata geçirirken ihtiyaç duydukları finansal desteği karşılamak ve onları bilgi, beceri, yaklaşım düzeyinde desteklemek üzere atölye desteği sağlanacak.
Genç Sanatçı Fonu Yürütücüsü Şeyma Keskin, bu yılki temayla ilgili şunları söyledi: “Merak temasıyla çoklu krizler çağında ve telaşımızın aklımızı başımızdan aldığı bu günlerde bilinmeyene duyduğumuz ilginin peşine düşmek istiyoruz. Biliyoruz ki merakımız öğrenmek, anlamak, yepyeni ilişkilenme ve diyalog kanalları kurmaya vesile olma potansiyeli taşıyor. Merakımız sorularımıza yanıt vermeye yetmeyebilir, aradığımızı bulamayabiliriz ama merak duygusu keşfe, yola, yolculuğa çıkarır. Yeni ve alternatif yolları ancak böyle bulabiliriz. Kendini ve dünyayı keşfetmek üzere merak duygusunun peşinden gidenlerin üretimlerini heyecanla bekliyoruz.”
ALİKEV’in Genç Sanatçı Fonu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, mart ayı boyunca Dünya Kadınlar Günü’ne özel bir dizi etkinliği sanatseverlerle buluşturacak.
Pera Film “8 Mart 2020: Bir Günce” filminin çevrimiçi gösterimi; Pera Öğrenme “Güç Çiçeği Atölyesi”; Pera Klasikleri Minerva Duo klasik müzik dinletisi; “Bir Arada” konser serisi ise Türkçe pop müziğin kadın şarkılarını seslendiren Beats Band’in sahnesine Eda Baba’nın konuk olduğu konserle programda yer alıyor.
Pera Müzesi Film ve Video Programları (Pera Film), Dünya Kadınlar Günü’nü ödüllü film, 8 Mart 2020: Bir Günce’nin çevrim içi gösterimiyle kutluyor. Fırat Yücel ve Aylin Kuryel’in yapımcılığını üstlendiği film, 2020’deki Feminist Gece Yürüyüşü sırasında Taksim Meydanı’na bakan “Turistik Kameralar”ın karanlıkta bıraktıklarını keşfe çıkıyor ve İstanbul’da pandemi öncesi yapılan son kitlesel eylemin hafızasını kayda alıyor. 2023 İstanbul Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan 8 Mart 2020: Bir Günce filme özel yazar, akademisyen Begüm Özden Fırat’ın Fırat Yücel ve Aylin Kuryel ile gerçekleştirdiği söyleşi ise 4-11 Mart arasında Pera Müzesi’nin internet sitesinde izlenebilecek.
Pera Müzesi Öğrenme Programları (Pera Öğrenme) ise Dünya Kadınlar Günü kapsamında 8 Mart Cuma günü saat 19.30’da Güç Çiçeği Atölyesi düzenliyor. Yürütücülüğünü İris Bilen’in üstlendiği çevrim içi atölyede, “Gelecek Hatıraları” sergisini rehber eşliğinde gezen katılımcılar, turun ardından sosyal farkındalık içeren bir yolculuğa çıkıyor.
Pera Müzesi, klasik müziğin güncel yorumcularını sanatseverlerle buluşturduğu Pera Klasikleri’nin mart konserinde, flüt sanatçısı Nihan Atalay Curti ve viyolonsel sanatçısı Gözde Yaşar'dan oluşan Minerva Duo'yu konuk ediyor. İki kadın müzisyenin aynı sahneyi paylaştığı, Dünya Kadınlar Günü’ne ithaf edilen “Baroktan Günümüze Titreşimler” temalı konserde, Marin Marais’den Heitor Villa-Lobos’a pek çok bestecinin eserleri seslendirilecek. Konser, Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan bir seçkiyi sanatseverlerle buluşturan “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisinin yer aldığı salonda 9 Mart Cumartesi 19.30’da gerçekleştirilecek.
Pera Müzesi’nin Beats by Girlz Türkiye iş birliğinde düzenlediği “Bir Arada” konserleri, güncel müzik sahnesinin güçlü kadın seslerini dinleyicilerle bir araya getiriyor. 29 Mart’ta cuma günü 19.30’da Pera Café’de düzenlenecek Dünya Kadınlar Günü’ne özel konserde, 90’lar-2000’ler Türkçe pop müziğin kadın şarkılarını seslendiren Beats Band’in sahnesine, şarkıcı ve söz yazarı Eda Baba konuk oluyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde gerçekleşecek etkinlikler hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
2014 yılında yaşama veda eden Nobel Ödüllü yazar Gabriel García Márquez'in ölümünden neredeyse on yıl sonra kitaplaştırılan Ağustosta Görüşürüz adlı romanı dünyayla aynı anda Türkçede Emrah İmre’nin çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Márquez’in okurlarına beklenmedik bir hediyesi olan bu eser özgürlük, pişmanlık, kişisel dönüşüm ve aşkın gizemleri üzerine derin bir çözümleme sunuyor.
Lagünün durgun mavi sularının yanındaki bir otelde tek başına oturan Ana Magdalena Bach, otelin barındaki adamları seyrediyor. Yirmi yedi yıldır mutlu bir evliliği var, kocası ve çocuklarıyla kurduğu hayattan kaçmak için hiçbir nedeni yok. Yine de her ağustos ayında feribotla annesinin gömülü olduğu adaya geliyor ve bir geceliğine yeni bir sevgili buluyor. Salsa ve boleroyla dolu boğucu Karayip akşamlarında Ana, her yıl arzusunun ve kalbinde saklı korkunun iç bölgelerine doğru yolculuğa çıkıyor.