
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Burgazada Caz Günleri, 31 Ağustos ve 1 Eylül’de iki gün üst üste Cennet Bahçesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
Burgazada’nın gelenekselleşen caz etkinliği Burgazada Caz Günleri, bu yıl dördüncü kez gerçekleşecek. Şehirden uzak, Burgazada’nın eşsiz atmosferinde gerçekleşecek festivalde Önder Focan Trio, Elif Çağlar Quartet ve DJ Barthez sahne alacak.
31 Ağustos ve 1 Eylül’de gerçekleşecek festivalin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
31 Ağustos Cumartesi:
19.00 / Etkinlik Alanı Açılış
20.00 / Önder Focan Trio
21.30 / DJ Barthez
1 Eylül Pazar:
18.00 / Etkinlik alanı açılış
19.00 / DJ Barthez
20.30 / Elif Çağlar Quartet
Eminönü’ndeki tarihi binasında 2007 yılından bu yana hizmet veren Türkiye İş Bankası Müzesi, kapsamlı renovasyon çalışmasının ardından “İş’in 100 Yılı” başlıklı kalıcı sergiyle kapılarını yeniden açtı.
Açıldığından bu yana 2 milyon 600 bin civarında ziyaretçi ağırlayan; 135 bini aşkın öğrenciyi birbirinden nitelikli atölye ve etkinliklerinde ücretsiz olarak misafir eden Türkiye İş Bankası Müzesi, beş ay süren yenileme çalışmaları sonucunda “İş’in 100 Yılı” kalıcı sergisiyle açıldı. Müze belgeler, fotoğraflar, filmler ve koleksiyon parçaları eşliğinde, 100. kuruluş yıldönümünü kutlayan İş Bankası’nın bir asırlık tarihini anlatıyor.
Yenilenen Türkiye İş Bankası Müzesi’nin küratörlüğünü, Zekâ, Dikkat ve İffet - İş’in 100 Yılı başlıklı kitabın da yazarı Doç. Dr. Y. Doğan Çetinkaya üstlenirken sergileme tasarımını Pattu Mimarlık yaptı. Binanın iki katına yayılan yeni sergi düzeninde giriş kat İş Bankası’nın kuruluş ve gelişim yıllarına odaklanıyor. Giriş katta 4 ana bölüm yer alıyor: “İktisadi Bağımsızlığın Bankası” bölümünde erken dönem belgeleri eşliğinde İş Bankası’nın kuruluş öyküsü; “İş Bankacısı”nda bankanın ilk yıllarında kısıtlı olan insan sermayesini nasıl eğittiği ve dönüştürdüğü; “Büyüme Sermaye Tasarruf”ta kumbaranın hız verdiği tasarruf kampanyalarının yatırımlara zemin oluşturacak birikimleri ortaya çıkarışı ve Anadolu’daki şube ağının yayılımı; “İştiraklerin Bankası”nda ise özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında sınai kalkınmada İş Bankası’nın üstlendiği öncü rol ve kömürden şekere, sigortadan cama uzanan geniş bir yelpazede faaliyet göstermek üzere kurduğu çok sayıdaki fabrika ve işletmenin detayları yer alıyor.
Müzenin üst katında ise teknolojik dönüşüme, günümüz bankacılığına ve kurumsal sosyal sorumluluk projelerine ağırlık veriliyor. Yazı ve hesaplamalarda kullanılan daktilolar, hesap makineleri ve ilk bilgisayarlar gibi koleksiyon parçaları aracılığıyla hem bankacılık alanında hem de gündelik hayatta deneyimlenebilen teknolojik dönüşüm ve gelişen dijital hizmet sunumu bu katta izleyiciye sunuluyor. İş Bankası’nın sürdürülebilirlik ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi ilkeleri doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar, girişimcilik ekosistemi yaratan programlar, bankanın kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, eğitim, çevre, spor ve kültür-sanat faaliyetleri ve geçmiş reklamlarının yer aldığı renkli bölümler de üst katta yer alıyor. “Ana Kasa” ve “Kiralık Kasa” daireleri ile orijinal fotoğraflarından esinlenilerek dekorasyonu yenilenen “Atatürk Salonu”nu da ziyaretçilerle buluşuyor.
Türkiye İş Bankası Müzesi, pazartesi hariç her gün 10.00 - 18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebilir.
Bill François’nın tabaklarımızın bize yaşadığımız dünya hakkında öğrettiklerini bilim, gastronomi ve tarihi bir araya getirerek anlattığı kitabı Dünyanın En Güzel Yemekleri – Tabaklarımızdaki Doğa Hikâyeleri, Ceylan Özçapkın’ın çevirisiyle Say Yayınları’ndan çıktı.
Bu kitap günlük yemeklerimizi oluşturan beklenmedik türleri masaya getiriyor. Sebzeleri renklendiren ispermeçet balinalarından insanlara uyum sağlayan buğdaya ve elmalı turtanın ardındaki Kazakistan’dan gelen ayılara kadar salatanın botanik bir bahçeye dönüştüğü ve limonlu tartın dünyadaki yaşamın kökenini ortaya çıkardığı doğal bir tadım turu vadediyor.
Bir menü gibi sunulan ve her yemeğin şaşırtıcı kökenlerini ortaya koyan François, okurunu doğanın gizli yönlerini keşfetmeye ve bitki ile hayvan âlemleri arasında bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor.
ENKA Sanat’ın yapım sponsorluğunu üstlendiği Işıl Kasapoğlu belgeseli Anlatmadan Yapamam, 4 Eylül Çarşamba akşamı saat 21.15’te ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda izleyicilerle buluşacak.
Işıl Kasapoğlu’nun hayatını mercek altına alan Anlatmadan Yapamam belgeseli, Kasapoğlu’nun tiyatroyla tanıştığı ilk günden bugüne dek dopdolu geçen sanat hayatını ve yer yer özel hayatından kesitleri izleyiciye sunuyor. Yapımcılığını Porte Film’in, yönetmenliğini Selçuk Metin’in, görüntü yönetmenliğini Emre Okur’un üstlendiği, danışmanlığını Serkan Keskin’in yaptığı belgeselde; Bülent Emin Yarar, Burhanettin Ünlü, Hakan Dündar, İzzettin Biçer, Sarp Aydınoğlu, Selçuk Yöntem, Serkan Keskin, Tansu Biçer, Tilbe Saran, Tülay Günal, Uğur Çınar, Zeynep Avcı ile yapılmış röportajlar da yer alıyor. Belgesel, “dünyayı tiyatro ile değiştirmeye kendini adamış” idealist bir yönetmenin 45 yıllık ilham dolu serüvenine ışık tutarken, bu alana yönelik bilgi, deneyim ve görüşlerini gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.
4 Eylül Çarşamba akşamı saat 21.15’te ENKA Açık Hava Tiyatrosu’ndaki belgeselin gösterimini, konservatuvar öğrencileri başta olmak üzere tiyatro alanına ilgi gösteren öğrenciler ücretsiz izleyebilecek. Gösterimin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Paris’in en köklü sanat kurumlarından Cité Internationale des Arts’da 20 yıl süreyle kiralanan Türkiye Atölyesi’nin 2025 yılı başvuruları açıldı.
Farklı disiplinlerdeki sanatçılara Paris’te üçer aylık dönemlerde yaşama ve çalışma fırsatı sunan program için 2 Ekim saat 17.00’ye kadar başvuru yapılabilecek. Görsel sanatlar, deneysel film, tasarım ve performatif sanatlar gibi çeşitli disiplinlerde çalışan sanatçılara açık olan program 2025 yılı boyunca ocak-mart, nisan-haziran, temmuz-eylül ve ekim-aralık dönemlerinde toplam 4 sanatçıyı ağırlayacak.
Programa davet edilecek sanatçılar Çelenk Bafra, Özer Dicle, Kevser Güler, Ayşegül Kurtel, Gamze Öztürk, Ulya Soley ve Rüçhan Şahinoğlu’ndan oluşan yedi kişilik seçici kurul tarafından açık çağrı yöntemiyle belirlenecek. Seçici kurul üyelerinin yapacağı ilk elemenin ardından ikinci aşamaya kalan sanatçılar, seçici kurul üyeleri ve İKSV ekibiyle sanat pratikleri ve Cité Internationale des Arts Türkiye Atölyesi’nde yapmak istedikleri projeleri konuşmak üzere görüşmeye davet edilecek. Programın başladığı 2009’dan bu yana Türkiye Atölyesi, Türkiye’den 51 sanatçıyı ağırladı.
Programa buradaki formu doldurarak, 2 Ekim saat 17.00’ye kadar başvuru yapabilirsiniz.
Başvuru şartları:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
Başvuru esnasında 40 yaşına basmamış olmak,
İngilizce veya Fransızca dillerinden en az birini iyi derecede bilmek,
Görsel sanatlar, deneysel film, tasarım ve performatif sanatlar gibi farklı disiplinlerde çalışmak.
Başvuru için gerekenler:
Çevrim içi başvuru formu
Özgeçmiş
Niyet mektubu
Sanatçı portfolyosu
Suat Derviş’in “Hatice Hatip” takma adıyla 1935’te kaleme aldığı, define avcılarının şehrin altını üstüne getirdiği polisiye romanı Kadıköy’de Muhakkak Bir Define Var, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Didem Ardalı Büyükarman, “Suat Derviş’in İstanbul Manzaraları” başlıklı yazısında bu romanı pek çok açıdan ele alır ve “Bizans döneminden 1930’ların İstanbul’una tarihi bir perspektif içinde İstanbul sokaklarında gezinirken bir yandan da yeni moda yaşamların ‘monden’ İstanbul manzaralarından, geçmişin kaybolmuş gizemli dünyasına tanıklık ediyoruz,” der.
Sıcak bir yaz gecesi, balodan erken dönen Kamuran, Moda Çayırı’na bakan evlerinin balkonunda, sanki ablasının sesini duyar. Tuhaf, ablası Handan, Almanya’da arkeoloji okumaktadır. İstanbul’da, hem de ailesinden habersiz ne işi vardır? Koşarak evden çıkar, sahile gider. Evet, yanılmamıştır; ablasının sesidir bu. Dahası Handan bir çuvalın içindedir, kaçırılmaktadır. Handan, İmparator Licinius’un hazinesini bulup kendisinin ve kardeşi Kamuran’ın canını kurtarabilecek mi?
“Vaktiyle Körler Memleketi denilen ve şimdi Kadıköy diye anılan yerde muhakkak bir define var. Evet, muhakkak bir define var! Profesörün büyük bir hakikat olarak kabul ettiği bir iddiaya, yani kızınız Handan Hanımefendi’nin iddiasına göre eski Kalkedon’un sınırları içinde, yani Haydarpaşa Caddesi’nin yarısından başlayarak tahminen Aziziye Sokağı’ndan eski Rum mezarlığına kadar bir kavis şeklinde olan bölgede ve oradan Bahariye ve Moda caddelerini geçerek Mühürdar Caddesi’ne kadar olan mahal dahilinde veyahut onun sınırlarına pek yakın olan mabetlerde mesela Rızapaşa’da, Mühürdar’da veya Moda Burnu’nda gömülmüş büyük bir define varmış.”
Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi (AIMA) tarafından, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle bu yıl onuncusu düzenlenen Ayvalık AIMA Müzik Festivali, 29 Ağustos Perşembe akşamı Cunda’da gerçekleşecek Trio Hera konseriyle devam ediyor.
İKSV’nin “Yarının Kadın Yıldızları” projesinde yer alan genç neslin önde gelen üç kadın müzisyeni, Elfida Su Turan (keman), Beliz Güney (viyolonsel) ve Lal Karaalioğlu (piyano) tarafından kurulan Trio Hera, Ayvalık AIMA Müzik Festivali kapsamında 29 Ağustos Perşembe akşamı Cunda Bekir Coşkun Kütüphanesi, Alibey Kültür Merkezi’nde konser verecek. Konser programı, müzik tarihinde derin izler bırakmış dört önemli bestecinin eserlerinden oluşuyor. Gecenin açılışı, klasik dönem müziğinin önde gelen isimlerinden Joseph Haydn’ın Sol Majör Piano Trio No. 39, Hob. XV:25 “Gypsy” adlı eseriyle yapılacak. Ardından Rus romantik döneminin büyük bestecisi Sergey Rahmaninov’un Sol minör Trio élégiaque № 1 adlı eseri yorumlanacak. Konserin ikinci yarısında, Sovyet dönemi bestecilerinden Dmitri Şostakoviç’in Do Majör Piano Trio No. 1, op. 8 adlı gençlik eseri yer alacak. Konserin finali ise çağdaş Türk bestecisi Fazıl Say’ın etkileyici eseri Space Jump ile yapılacak.
29 Ağustos Perşembe akşamı Cunda Bekir Coşkun Kütüphanesi, Alibey Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek Trio Hera konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul’un Balat, Fener, Ayvansaray, Hasköy, Tarlabaşı, Dolapdere, Kurtuluş ve Samatya gibi semt ve mahallelerindeki yıkıntı mekânlara odaklanan “Yıkıntılar Arasında” projesinin sergisi 12 Eylül’e kadar Barın Han’da sanatseverlerle buluşuyor.
Esin kaynağını Zabel Yasayan’ın aynı adı taşıyan kitabından alan “Yıkıntılar Arasında” projesi, Culture Civic desteğiyle bağımsız sanatçılardan oluşan bir sergiyle Barın Han’da izleyiciye sunuluyor. “Yıkıntılar Arasında”, İstanbul’un Balat, Fener, Ayvansaray, Hasköy, Tarlabaşı, Dolapdere, Kurtuluş ve Samatya gibi semt ve mahallelerindeki yıkıntı mekânların yıkımı üzerinde etkili olan politik şiddetin tarihsel, toplumsal, ekonomik ve siyasal sebeplerini ve boyutlarını araştırıyor. Araştırma, sergi ve söyleşi serisinden oluşan proje, ilk olarak farklı şiddet olayları sebebiyle yıkıma terk edilmiş mekânlar hakkında bilgi, belge toplama ve arşivleme çalışmasına dayanıyor. İkinci olarak ise yıkımı ele alan farklı disiplinlerden 11 sanatçının proje için ürettikleri eserlerinden oluşan bir sergi yapıyor. Son olarak da yıkımı, farklı disiplinlerden akademisyenlerin katılımı ile kamuya açık bir alanda tartışmayı hedefliyor.
Yürütücülüğünü Servet Kaplan’ın yaptığı projenin sergisinde; Anet Sandra Açıkgöz, Aşkın Ercan, Çisel Karacebe, Delal Eken, Eylem Ejder, Gonca Gezer, Nejbir Erkol, Ozan Özvatan, Rojhat Taşçı, Samim Kerem Sayın ve Umut Erbaş’ın eserleri yer alıyor. Resim, fotoğraf, video, ses, enstalasyon, performans gibi farklı sanat disiplinlerinden sanatçıları bir araya getiren sergi, yıkımlarla olan ilişkimizi sorguluyor. Proje, yıkımın bireyler ve topluluklar üzerinde yarattığı etkileri; zorla yerinden edilme, mülksüzleştirme ve kentsel dönüşüm olgularıyla inceliyor. Yıkımı sadece mekânsal bir yıkım olarak değil, zamanın, bedenin ve dilin yıkımı olarak nesiller arası aktarımın kesilmesi, kültürel mirasın ve hafızanın yok edilmesi olarak ele alıyor.
Bir dönem yaşam barındıran bu tekinsiz alanlarda, izi silinmeye çalışılan hafızanın izini, bireylerin ve toplulukların mekâna bıraktığı izlerden hareketle sürerek şiddet eylemlerinin sosyal, kültürel ve politik izdüşümlerini ortaya çıkarmayı hedefliyor. Proje, yıkıntılar arasında bir kent arkeoloğu gibi dolaşarak geçen yüzyıldan günümüze dek süreklilik arz eden şiddetin ve bizatihi tarihin en önemli metaforu olan yıkıntının, üzerini kazımayı ve karşı-belleği ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Tıpkı Benjamin’in Tarih Meleği gibi parçalanmış olanları yeniden bir araya getirmeyi hayal ediyor.
Michiko Aoyama’nın insanları hayattaki amaçlarına yönlendiren kütüphaneci Sayuri Komaçi’nin hikâyesini anlattığı Aradığın Şey Kütüphanede Saklı, İrem Akçay’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
31 dilde 2 milyondan fazla okura ulaşan Aradığın Şey Kütüphanede Saklı, çıkmaza girmiş ve bir parça ilhama ihtiyaç duyan herkes için iyileştirici bir hikâye anlatıyor. Tokyo’nun en esrarengiz kütüphanecisi Sayuri Komaçi tarafından sık sık sorulan ünlü soru: Ne arıyorsun? Sayuri, raflarındaki tüm kitapları okumuş bir kütüphaneci. Ama onu bilge kütüphaneci yapan şey bu değil; Sayuri kendisine kitap danışanların ruhlarını okuyabiliyor. Verdiği her sürpriz kitap tavsiyesiyle insanlara yeni dünyaların kapılarını aralıyor, onları nazikçe hayattaki amaçlarına doğru yönlendiriyor.
İşinden bıkmış genç bir kadın, eskici dükkânı açma hayalleri kuran bir muhasebeci, kariyeri ve ailesi arasında sıkışıp kalmış bir anne, kendisini tıkanmış hisseden bir sanatçı, emekli olduktan sonra amacını kaybeden bir adam... Hayatlarının dönüm noktasındaki bu beş insan, Sayuri ve onun tavsiyesi sayesinde beklenmedik kişisel birer yolculuğa çıkıyor; aradıkları cevapların aslında hep yanı başlarında, bir kitabın sayfaları arasında saklı olduğunu fark ediyor.
Nightwish grubunun eski üyeleri Marko Hietala ve Tarja Turunen, “Living the Dream Together” turnesi kapsamında, Epifoni organizasyonuyla 10 Nisan 2025 akşamı JJ Arena’da konser verecek.
Eski Nightwish basçısı/vokalisti Marko Hietala ve eski Nightwish vokalisti Tarja Turunen yeniden bir araya geliyor. Güney Amerika’da Marko Hietala’nın Tarja’ya özel konuk olarak katıldığı bir dizi gösterinin ardından, ikili şimdi de Avrupa’daki müzikseverlerle buluşacak. Eylül ayında Almanya’da başlayacak olan Avrupa turnesi, bu iki tanıdık sesin sahnede bir kez daha bir araya gelmesiyle dinleyicilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. İkili, bu turne kapsamında 10 Nisan gecesi İstanbul’da sahne alacak.
Tarja, kısa bir süre önce Best of Tarja - Living the Dream adlı ilk best of albümünü yayımladı. Konserde, hayranlarının favorileri ve kendi seçtikleri de dahil olmak üzere Best Of’ta da bulunan kariyerindeki şarkılardan bir seçkiyi seslendirecek. Marko Hietala ve Tarja Turunen, “Left On Mars” adlı şarkıda birlikte çalışarak, büyük beğeni topladı. Marko Hietala, Tarja’ya sahnede eşlik etmeden önce grubuyla birlikte kendi şarkılarını da seslendirecek. Yıllar sonra Marko Hietala ve Tarja Turunen bir kez daha “Wish I Had an Angel”, “Dead to the World” ve “The Phantom of the Opera” da dahil olmak üzere pek çok hit şarkılarını hayranlarıyla buluşturacak.
10 Nisan 2025 akşamı JJ Arena’da gerçekleşecek Marko Hietala ve Tarja Turunen konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.