03 NİSAN, PAZARTESİ, 2017

Önce Karanlık Vardı...

Bülent Çallı, nefes kesen bir tempoda, uzun bir hesaplaşmanın, zindana dönüşen bir muammanın hikâyesini anlatıyor. Çallı'nın geçtiğimiz günlerde raflarda yerini alan Duman Otel isimli romanı üzerine bir inceleme.

Önce Karanlık Vardı...

Sarayburnu’nda bir sahne ile açılıyor Duman Otel. “Eski bir fotoğraf makinesinin tepesinden ateşlenen magnezyum tozu ve potasyum klorat gibi gecenin içine patlayan bir şimşek”  zifiri karanlığı aydınlatıyor. Oysa her şeyden önce karanlık vardı. Karanlık, Emin’in zihninde hep var, olacak.

Felsefe bilen bir resepsiyon görevlisi Emin. Sultanahmet’te bir otelde gece vardiyasında çalışıyor. Ama otelin adı Duman değil. Kitaba adını veren “Duman” dedesinin kurduğu, daha sonra ailesinin işlettiği otelin adıymış... Dönemin ressamlarının, heykeltıraşlarının, antikacılarının, “entelijansının” çok sevdiği, lobisinde sergiler, davetler eksik olmayan Duman Otel, artık yok.  Esasında dedesi için sanattan pek anlıyor da denemezmiş. Anadolu tüccarı diye tarif edilebilecek bu beyefendi otelin lobisinde ve bazı odalarda konukların karşısına çıkan sanat eseri mobilyaları ve eşyaları kumar masasında tesadüfen tanıştığı yabancı tüccarlardan, satılmak üzere Portekize giden bir gemiden, yok pahasına satın almış. Kısa sürede otele gelip giden ve antikadan anlayan gezginlerin sayesinde mobilyaların hiç de öyle alelade mobilyalar olmadıkları ve binlerce poundluk değerleri ortaya çıkmış. Tesadüfen, dilden dile yayılan bu ün ve Emin’in annesinin lobideki küçük müzayede ve sergi organizasyonları ile Duman Otel en gözde konumunu almış. Belki de yazılacak tüm hikâye böyle başlıyor sayabiliriz, çünkü Fransa’dan gelen  sanatçı dostlardan biri tüm bu olaylar silsilesine vesile olacaktır.

Emin, çok özlediği bu otelde geçen çocukluk günlerini, Duman Otel’in kocaman kitaplığının bir benzerini, patronunu ikna edip yaptırarak yaşatıyor. Kitapları ve arada sırada onu terkedip ansızın geri gelen Chevrolet Impala’sını çok seviyor. Bir otelde yaşaması aslında rahatsızlık verici olan, bu nedenle herkesten gizleyerek beslediği faresi Hakikat’i de seviyor. Diğer resepsiyon görevlisi Erdem ile de pek sorunu yok. Bir de Türkan var. Ama Türkan bir kadın bedeni olmanın ötesine geçemiyor onun için.

"Metheksis, Anemnesis. Büyüklerimizin sözleri bunlar. İşte şimdi başka şeyler de geliyor aklıma."

Hatırlıyor Emin, hiç unutmuyor. Ya da hatırlıyor, unutsa da yeniden ve yeniden hatırlıyor...  Ölmüş annesini, geride kalan babasını, Galip’i...

Gülhane’deki esnaf lokantalarında sıçan yağı kullanıldığını hatırladığı için, gittiğinde hala kalmışsa  domates çorbası içmeyi tercih ediyor. Yemeğini yerken lokantacı Gazanfer ile teodiseyi masaya yatırıyor. Dünyadaki kötülüğün sorumlusu kim ya da ne onu bulmak ve hesaplaşmak istiyor. Belki de Tanrı'yı bulup ona sığınmak istiyor kim bilir... Okuyucuya da saygılarını sunuyor yazar sık sık. Sizin hayal gücünüze, yaşanmışlıklarınıza, acabalarınıza da yer bırakıyor Emin’in karanlıklarında.

Mesaileri genellikle sakin geçiyor, kitaplarla ve Hakikat’le... Ancak bir gece telefon çalıyor. Karşıdaki ses, patronu...Bir kadının geleceğini, ziyaretçi defterine kaydetmemesini ve ona yardım etmesini söylüyor.

Siyah saçlı, Venüs heykeli gibi (ideal!) bir kadın, Nurdan...  Kadının peşinde olduğu bir adam var. Emin yardım ediyor kadına ve beraber aramaya başlıyorlar. Ancak çalınan her kapıda başka bir adam var sanki karşılarında. Ya da yolların sonunda ikisinin de aradığı aslında aynı mı?

Hayatımın bir döneminde tesadüfen temas ettiğim Azmi Varan’dan çok konsantre olarak Eric Berne’in transaksiyonel analizi ile ilgili bilgi alma fırsatım olmuştu. İnsanların içinde aynı anda ebeveyn, yetişkin ve çocuk bireylerin var olduğunu sunmak dışında, yaşam seçimlerimizle ilgili bir yanılgımız olduğu konusunda da salık veriyordu. Buna göre yaşamdaki seçimlerimizde direksiyonda hep kendimizin olduğunu düşünmemiz aslında tam bir yanılgıdır. Yaşamla ilgili kararlarımız yıllar önce alınmıştır, uzun zaman önce, çocukluk dönemimizde yazılmıştır  ve bizler hiç farkında olmadığımız bu senaryoya göre hareket ederiz. Duman Otel'i bitirdiğimde aklıma direksiyonun gerçekten Emin’de olup olmadığı sorusu geldi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar Emin’de değildi sanki. Ancak finalde Emin'in içindeki çocuk, Tanrı ve kötülük hakkında sorularına tatmin olacağı cevaplar bulmaya ve nihayet sakinleşmeye başlamıştır (Acaba?).

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ikinci soru da neden Bülent Çallı’nın ilk kitabını henüz okumadığım oldu.  1974 Almanya doğumlu yazarla aynı okuldan, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezunmuşuz üstelik. Yazar 2009 yılında Paris’e yerleşmiş ve Şan eğitimi almış, sonrasında Snakeroot grubunda solistlik de yapmış.  

Evini arıyor Bülent Çallı ve diyor ki “ Bob Dylan’a sormuşlar: “Bob, nedir senin bu hallerin? diye. Bob Dylan cevap vermiş: “Olmam gereken yerden çok uzaklarda doğdum ve onun için de yuvama gidiyorum.” Benim durumum da aynı. Duman Otel yayımlandığı için ve sizler onu okuyunca, ben de evime bir adım daha yaklamış olacağım..”

1
2973
4
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Burcu Beldan
03.04.17
17:18
LOVE IT