27 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2018

Muhtemel Bir Yeni Dünya: Artemis

Andy Weir’in geçen yıl yayımlanan ve üzerine hâlâ konuşulan romanı Artemis son yıllarda bilimkurgu dalında yayımlanan değerli eserlerden biri oldu. Birçok eleştirmen tarafından Marslı’nın gölgesinde kaldığı söylenen roman yine de ilgi duyulabilecek kurgusu ve (muhtemel bir) geleceğe dâir yazarın öngörüleriyle öne çıkıyor.

Muhtemel Bir Yeni Dünya: Artemis

Yazılım mühendisi olan ve web tasarımla uğraşan yazar Andy Weir, yazdığı iki romanıyla bilimkurgu kategorisinde önemli işlere imza attı. Hızla çoksatar olan ve daha sonra filmi de çekilen romanı Marslı’dan sonra yayımladığı ikinci eseri Artemis, ilki kadar güçlü ve iddialı durmasa da yazarın tarzını devam ettirmeye kararlı olduğunu gösteriyor. İkinci romanında da muzip, zeki ve şakacı bir karakter tasarlayan Weir, bu sefer konuyu Ay’a taşıyor ve orada yeni bir hayat kuruyor. Oluşturduğu bu yeni evrenle Dünya arasındaysa bağlantılar kurmaya devam ediyor. Dünya’dan Ay’a doğru bir turizm akımını başlatan, kurduğu bu yeni evrende her topluluğa ayrı bir alan açan yazar, kutuplaşmaların meydana geldiği bu yeni hayatta ortak yaşam alanının ne denli zora girdiğini de gösteriyor. Bunları sadece bilimsel gelişimle ve yaşamın başka bir gezegene kayacağı şeklinde açıklamak tam olarak doğru durmuyor. Yazarın bu tür ipuçlarıyla insanlığın geleceğine dair düşüncelerini de ortaya koyduğu düşünülebilir. Zenginin her yerde zengin ve kolay yaşamın sırrının bu olduğu, herkesin kutuplaştığı ve her cemiyetin yalnızca kendinden olanı kabul ettiği bu yeni dünyada tüm sorunlara ve insanlara göz kırpan bir karakter olan Jazz Bahara, okura bu yeni dünyanın tüm köşebucağını gösteriyor. Onun aracılığıyla okur bu yeni dünyayla tanışıyor.

Roman, Ay’da kurulan ilk ve tek şehir olan Artemis’te geçiyor. Hemen anlaşılacağı üzere Artemis adını Yunan mitolojisinden alıyor. Artemis, bir başka önemli gezegen olan güneşi temsil eden Apollon’un kızkardeşi ve Ay Tanrıçası’dır. Ay’da kurulan bu şehirde insanlar “kubbe” adı verilen evlerde yaşıyor. İlk kubbenin adı da Ay’a çıkan ilk insan olan Amerikalı astronot Neil Armstrong’dan geliyor. Aynı zamanda Dünya’dan gelen turistlerin karşılandığı Apollo 11 Ziyaretçi Merkezi de adını Armstrong’un kullandığı uzay mekiğinden alıyor. Weir, bu bilgileri iç içe geçirip kullanıyor. Her şeyin bir şekilde sistemleştiği bu yeni şehirde her cemiyet de kendi yaşam alanını oluşturuyor. Araplar kaynak işlerini yaparken Macarlar metal işçiliğiyle ilgileniyor. Bu dağılımın içinde Müslüman bir Arap olan Jazz Bahara ise kendini bu katılaşmış kurallardan kurtulmaya adıyor. Yeni bir hayatı, özelinde zenginlikle dolu bir hayatı istiyor. Bu arzusu onu büyük bir kaosun içine sürüklüyor.

Kitabın ana karakteri Jasmine (Jazz) Bahara. Jazz’ın birçok özelliğiyle Marslı’nın ana karakteri olan Mark Watney’e benzediği görülüyor. İkisi de zeki, şakacı, küfürlü konuşmayı seven kişiliklere sahip. Her ne kadar kimi okurları rahatsız eden tavırlara sahip ve konuşması küfürlerle dolu olmasa da bunun karakterinin bir özelliği olduğu söylenebilir. Yazarın bu tercihi karakteri şekillendiriyor. Çok zeki bir çocuk olan Jazz, ailesinin ve diğer insanların beklentisini boşa çıkararak hamal olur. Oysa ondan beklenen herkes için büyük işler yapmasıdır. Sonunda herkes ondan umudunu keser ve o da kendini çok para kazanmasına yardım edecek işler yapmaya adar. Bunun için ilk olarak Artemis’in önemli bir geçim kaynağı olan turizme yönelir. Dünyadan gelen turistleri gezdirerek çok para kazanabileceğini düşünür, ancak bu işi yapmak için geçmekle yükümlü olduğu sınavda başarısız olur. Böylece tek planı da suya düşer. Bunun ardından nasıl zengin olabileceği hakkında düşünmeye devam ederken dünyayla Artemis arasında bir kaçakçılık ağına düşer. Dünyadaki mektup arkadaşıyla konuşur ve düşüncelerini geliştirmeye çalışır. Ancak onun sadece kaçakçılık olarak baktığı bu iş zamanla daha büyük bir komplonun parçası oluverir. Roman bu noktadan sonra artık sadece bilim-kurgu olmaktan çıkar ve polisiyeye doğru evrilir. Jazz’ın izini sürdüğü bu örgüt, onu büyük komploların içine iter. Weir’in bu romanıyla bilimkurguyla polisiye arasında bir yere konumlandığını söylemek mümkün. Özellikle romanın ilk bölümlerinden sonra geçiş derinleşir. Bu da iç içe geçen türlerde Weir için yeni bir halka demektir. Romandaki bu tür gelişimlere rağmen tasvirlerde ve anlatımda yer yer eksiklikler görülür.

Andy Weir, kendisine yöneltilen sorular üzerine çeşitli yazılar, makaleler yazar. Böylelikle aslında romanın içinde olmayan, ancak romandaki gezegeni ve hayatı daha iyi anlatan çeşitli ek bölümler oluşur. Bunlar romanın dışındadır ama perspektifiyle onu tamamlar, okurdaki boşlukları doldurur. Weir, kendisine sorulduğunda bu bölümleri sıkıcı bulduğu için romanına ilave etmediğini belirtir. Ancak kendisinin doğrudan bilgilendirme ve açıklama yapmak için yazdığı bu bölümler olmadan romana bakıldığında çeşitli eksiklikler ve anlaşılama(ma)ların söz konusu olduğu görülür. Yazar kendisini iyi ifade edemez. Ancak bu bölümler eklendiğinde ortaya daha anlaşılır bir roman çıkar. Bu anlamıyla Artemis’te eksikliklerin yazar tarafından da görüldüğü fark edilir. Onu kitap hakkında yazmaya iten bu anlaşılamama ve açıklama isteğidir. Böyle bir eksiklik hisseden yazarın eserine “olmuş” bir roman gözüyle bakmak da doğru olmayacaktır. Bu nedenle Weir’in romanı üzerinde daha fazla çalışması gerektiği düşünülebilir. Romanı aşan ve bir gelecek modeli üreten, bilimsel verileri değerlendiren ve bunlardan yola çıkan, olabildiğince sağlam temeller üzerine kurulmaya çalışılmış bu eser, birçok  eksikliğine rağmen yine de öngörüleriyle dikkat çekmeye devam ediyor.

Kitap içindeki önemli meselelerden biri neden-sonuç ilişkisindeki zayıflıktır. Andy Weir’in Artemis’te sunduğu nedenler ve oluşturduğu model Marslı’daki kadar açık, anlaşılır ve gerçekçi görünmez. Bu anlamda oluşan yeni dünyanın kusurlu olduğu söylenebilir. İnsanların neden Artemis’e taşındığına dâir ikna edici deliller yoktur. Yok olan bir dünya, yok olmakta olan bir dünya, kendi mucizelerini oluşturan yeni bir gezegen... Neden insanlar dünyadan vazgeçip Artemis’e taşınmak isteyebilir? Neden Artemis’te kolonileşme vardır ve hiçbir cemiyet kendilerine yabancı birini kabul etmez? Bunca şey değişmesine rağmen yeni insan aslında (yine) eski insan mıdır? Bu yeni gezegende gelişen serbest ekonominin boyutları nedir ve yönetimin gücü nasıl sağlanır? Birçok temel ve önemli soru kendine ikna edici bir cevap bulamaz. Yazar doğrudan kendi kurgusunun gelişimine devam etmek yerine bu sorulara da cevap vermeye çalıştığı, bir neden-sonuç ilişkisi kurmaya ağırlık vermeye çabaladığı için de (doğrudan) sorun büyür. Tüm bunlar Weir’in romanında eksiklik olarak gözükür. Üstelik Marslı’dan sonra yayımlanması da bu anlamda bir zayıflık olarak gözükebilir. Yazarların her yeni romanıyla yeni bir iddia ortaya koymak istedikleri –zira bu amaçla yazdıkları düşünülebilir- düşünüldüğünde Andy Weir’in Artemis ile kendi çizgisini ileriye taşıyamadığı söylenebilir. Güçlü yanları olan, bilimsel verilerden beslenen ve bir hayal olmanın ötesine geçebilecek roman bu eksiklikleriyle gölgelenir.

Andy Weir’in geçtiğimiz yıl yayımladığı ve İthaki Yayınları’ndan Türkçesi basılan Artemis isimli romanı yazarın bilimkurgu kategorisindeki ikinci eseri. Bu sefer hikâyesini Mars’tan Ay’a taşıyan Weir, burada da bir yaşama modeli üretir. Bilimsel verilerden yola çıkarak tasarladığı bu yeni dünya Weir’ın bu konuda ne kadar yetenekli olduğunu da gösteriyor. Artemis geçtiğimiz yıl bilim-kurgu kategorisinde önemli bir ödül olan Goodreads Choice Awards Best Science Fiction’ı da kazanarak yazarının bu konuda ne kadar iddialı olduğunu ortaya koydu.

0
4206
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle